1 / 2 Sayfa 12 SonSon
1 den 10´e kadar toplam 15 ileti bulundu.
  1. #1
    Kayıt Tarihi
    Apr 2008
    İletiler
    14
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı Şirket iflasında şirket sahibinin durumu

    benim şirketim eşimin üzerine idi,borçlarını ödeyemediğinden arabaları haczedildi ve şirket battı,birçok borçları ödendi ama hala bir bankaya kredi borcu var,bu bankada bir arabayı haczetti borcuna karşılık,şirketi fes edemiyoruz bankanın şerh koyması sonucu,iki yıldır da şirket faliyette değil,şirket iki ortaklı,şirket çalışmadığı halde vergi borcu çıkarmı,bankaya olan borcundan dolayı herhangi bir ceza gelirmi (borcu ödememiz imkansız),yada şirket sahibine herhangi bir ceza gelirmi..teşekkürler


  2. #2
    Kayıt Tarihi
    Apr 2008
    İletiler
    14
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı Re: Şirket iflasında şirket sahibinin durumu

    soru çokmu zordu yoksa yanıtlamaya gerekmi görmüyorsunuz..

  3. #3
    Kayıt Tarihi
    Sep 2007
    Nerede
    Ankara
    İletiler
    160
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı Re: Şirket iflasında şirket sahibinin durumu

    Alıntı TTekin rumuzlu üyeden alıntı İletiyi Göster
    benim şirketim eşimin üzerine idi,borçlarını ödeyemediğinden arabaları haczedildi ve şirket battı,birçok borçları ödendi ama hala bir bankaya kredi borcu var,bu bankada bir arabayı haczetti borcuna karşılık,şirketi fes edemiyoruz bankanın şerh koyması sonucu,iki yıldır da şirket faliyette değil,şirket iki ortaklı,şirket çalışmadığı halde vergi borcu çıkarmı,bankaya olan borcundan dolayı herhangi bir ceza gelirmi (borcu ödememiz imkansız),yada şirket sahibine herhangi bir ceza gelirmi..teşekkürler
    Şirketi tasfiye etmediğiniz sürece vergi borçları, gecikme cezaları ve faizleri işlemeye devam eder. Bankaya olan borçtan dolayı, bu borç icra takibine konu olduktan sonra mal beyanında bulunursanız şirket müdürü cezanın muhattabı olmaz, kamu alacağı dışındaki alacaklar için şirket borcundan dolayı şahsi mal varlığınıza gidilemez.

  4. #4
    Kayıt Tarihi
    Apr 2008
    İletiler
    14
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı Re: Şirket iflasında şirket sahibinin durumu

    çok teşekkür ederim

  5. #5
    Kayıt Tarihi
    Apr 2008
    İletiler
    307
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı Re: Şirket iflasında şirket sahibinin durumu

    Alıntı TTekin rumuzlu üyeden alıntı İletiyi Göster
    benim şirketim eşimin üzerine idi,borçlarını ödeyemediğinden arabaları haczedildi ve şirket battı,birçok borçları ödendi ama hala bir bankaya kredi borcu var,bu bankada bir arabayı haczetti borcuna karşılık,şirketi fes edemiyoruz bankanın şerh koyması sonucu,iki yıldır da şirket faliyette değil,şirket iki ortaklı,şirket çalışmadığı halde vergi borcu çıkarmı,bankaya olan borcundan dolayı herhangi bir ceza gelirmi (borcu ödememiz imkansız),yada şirket sahibine herhangi bir ceza gelirmi..teşekkürler
    şirket faaliyeti yoksa vergi borcu doğmaz.vergi boçlarınızdan sadece şirkete taahhüt ettiğiniz sermaye ile şahsen sorumlu olursunuz. yoksa tüm malvarlığınızla değil. bu konu daha önce ayrıntılı incelenmişti.

    .C.
    DANIŞTAY
    9. DAİRE
    E. 1998/843
    K. 1999/87
    T. 13.1.1999
    • KURUMLAR VERGİSİ MÜKELLEFİ ( İşi Terk Bildirimi Vermedikçe ve Tüzel Kişiliği Sona Ermedikçe Dönemi Faaliyetsiz Olarak Kapatsa Dahi Beyanname Vermesinin Gerekmesi )
    • BEYANNAME VERME ZORUNLULUĞU ( Kurumlar Vergisi Mükellefinin İşi Terk Bildirimi Vermedikçe ve Tüzel Kişiliği Sona Ermedikçe Dahi Beyanname Vermesinin Gerekmesi )
    • İŞİ TERK BİLDİRİMİ ( Bu Bildirimi Vermeyen ve Tüzel Kişiliği Sona Ermeyen Kurumlar Vergisi Mükellefinin Dönemi Faaliyetsiz Olarak Kapatsa Dahi Beyanname Vermesinin Gerekmesi )
    213/m.30,157,160
    ÖZET : Kurumlar vergisi mükellefleri işi terk bildirimi vermedikçe ve tüzel kişiliğini sona erdirmedikçe dönemi faaliyetsiz olarak kapatmış olsalar dahi beyanname vermeleri gerekir. Resen takdir sebebi bulunmakla birlikte şirketin vergiye tabi bir faaliyeti bulunmaması halinde matrah takdiri cihetine gidilmemesi icabeder.

    İstemin Özeti : Orman ve tarım ürünleri alım satımıyla uğraşan yükümlü şirketin dönem katma değer vergisi beyannamesini yasal ve ek sürede vermediğinden bahsile takdir komisyonu kararına dayanılarak resen takdir edilen matrah üzerinden 1995 Eylül dönemi için salınan kusur cezalı katma değer vergisinin kaldırılması istemiyle açılan davayı; olayda yükümlü şirket nezdinde yapılan yoklamada şirketin 1993 yılı Aralık ayından itibaren işyerini terk ederek gayrifaal duruma düştüğü, emtia alım satımı yapmadığı, işçi çalıştırmadığı, kira ödemediği, şirket yetkilisinin adresini irtibat adresi olarak kullandığı, 1993, 1994 ve 1995 yılları kurumlar vergisi beyannamelerini zuhulen vermediği hususları tespit edilmekle beraber hukuki varlığını sürdürdüğünden bahsile takdir edilen matrah üzerinden cezalı tarhiyat yapıldığının görüldüğü, beyanname verilmemesinin Vergi Usul Kanununun 30. maddesinde resen takdir sebebi olarak sayıldığı, kurumlar vergisi mükelleflerinin de işi terk bildirimi vermedikçe ve tüzelkişiliğini sona erdirmedikçe dönemi faaliyetsiz olarak kapatmış olsalar dahi beyanname vermeleri gerektiği, ayrıca anılan Kanunun 157 ila 160. maddelerinde işi terk ve diğer değişikliklerin mükellef tarafından vergi dairesine bildirilmesinin öngörüldüğü, yükümlü şirketin 1993 yılı Aralık ayından itibaren faaliyetini terk ettiği halde, vergi dairesine herhangi bir bildirimde bulunmadığı için olayın takdire sevkinde usul hükümlerine aykırılık olmadığı, olayda resen takdir sebebi bulunmakla birlikte şirketin vergiye tabi bir faaliyeti bulunmaması halinde matrah takdiri cihetine gidilmemesi icabettiği, nitekim şirketin faaliyeti bulunmadığı hususunda bir ihtilaf olmadığı gibi vergi dairesinin de şirketin faaliyetine devam ettiği ve kazanç elde ettiği yönünde bir tespit yapmadığı ve bir iddia da ileri sürmediği, teklif döneminde faaliyeti bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılan davacı şirket adına matrah takdir edilmesinde ve cezalı tarhiyat yapılmasında isabet olmadığı gerekçesiyle kabul eden ... Vergi Mahkemesinin 4.11.1997 tarih ve 1997/385 sayılı kararının; yükümlü şirketin işyeri adresini terk ettiği halde işi terk bildiriminde bulunmadığı, şirketin hiçbir ticari faaliyeti olmadığını kabul etmenin mümkün olmadığı, sözkonusu faaliyetin vergi dairesinin bilgisi dışında başka bir adreste de sürdürülebileceği, takdir komisyonu kararına dayanılarak yapılan tarhiyatın yerinde olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

    Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.

    Savcı ... Düşüncesi : İleri sürülen bozma nedenleri, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1 numaralı bendinde öngörülen nedenlerden hiçbirisine girmediğinden, temyiz isteğinin reddi ile hukuka ve usul hükümlerine uygun bulunan Vergi Mahkemesi kararının onanması gerekeceği düşünülmektedir.

    Tetkik Hakimi ...'nın Düşüncesi : İleri sürülen iddialar usule ve hukuka uygun Vergi Mahkemesi kararının bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığından temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

    Temyiz edilen ... Vergi Mahkemesinin 4.11.1997 tarih ve 1997/385 sayılı kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1. fıkrasında sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisinin bulunmadığı anlaşıldığından temyiz isteminin reddine, anılan Mahkeme kararının onanmasına 13.1.1999 tarihinde oybirliği ile karar verildi.


    T.C.
    DANIŞTAY
    VERGİ DAVA DAİRELERİ GENEL KURULU
    E. 2002/610
    K. 2003/319
    T. 13.6.2003
    • KANUNİ TEMSİLCİ SIFATINI TAŞIMAYAN ORTAK ( Kamu Alacağı Nedeniyle Ödeme Emri Tebliği - Dava Açma Süresi Geçtikten Sonra Düzeltme ve Şikayet Yoluna Gidilmesi/Mükellefte ve Matrahta Hata Bulunduğu İddiasının İncelenmesi Gereği )
    • ÖDEME EMRİ ( Kamu Alacağı/Kanuni Temsilci Sıfatı Taşımayan Ortağa - Dava Açma Süresi Geçtikten Sonra Düzeltme ve Şikayet Yoluna Gidilmesi/Mükellefte ve Matrahta Hata Bulunduğu İddiasının İncelenmesi Gereği )
    • DAVA AÇMA SÜRESİ GEÇTİKTEN SONRA DÜZELTME VE ŞİKAYET YOLUNA GİDİLMESİ ( Kamu Alacağı Nedeniyle Ödeme Emri Tebliği - Mükellefte ve Matrahta Hata Bulunduğu İddiasının İncelenmesi Gereği )
    • MÜKELLEF VE MATRAHTA HATA BULUNDUĞU İDDİASI ( Kamu Alacağı/Kanuni Temsilci Sıfatı Taşımayan Ortağa Ödeme Emri Tebliği - Dava Açma Süresi Geçtikten Sonra Düzeltme ve Şikayet Yoluna Gidilmesi/İncelenmesi Gereği )
    • DÜZELTME VE ŞİKAYET YOLUNA GİDİLMESİ ( Dava Açma Süresi Geçtikten Sonra/Kamu Alacağı Nedeniyle Ödeme Emri Tebliği - Mükellefte ve Matrahta Hata Bulunduğu İddiasının İncelenmesi Gereği )
    6183/m.Mük.35
    213/m.10,116,117,118,124
    6762/m.540
    ÖZET : Şirketten tahsil imkanı kalmadığı saptanan kamu alacağının, öncelikle kanuni temsilcilerin mal varlığından aranılması, buna rağmen tahsil edilememesi halinde, konulan sermaye ile sınırlı olmak üzere ortaklardan tahsili yoluna gidilmesi gerekirken, ilgili dönemde kanuni temsilci sıfatı taşımadığı ihtilafsız olan davacının takibata tabi tutulmasının, açık vergilendirme hatası olduğu, mükellefin şahsında ve matrahta hata yapıldığı sonucuna varıldığından, uyuşmazlığın düzeltme ve şikayet başvurusuna konu yapılabilecek nitelik taşıdığı gözetilmelidir.

    6183 sayılı Yasanın mükerrer 35 inci maddesinin gerekçesinden, Vergi Usul Kanunu kapsamına giren vergi ve buna bağlı alacakların ödenmesinden bu Kanunun 10 uncu maddesi uyarınca sorumlu olan kanuni temsilcilerin, diğer amme alacaklarının ödenmesinden de bu esaslara göre sorumlu olmalarının amaçlandığı anlaşılmaktadır. 6183 sayılı Yasayla, 1 inci maddesinde sayılan vergiler dahil tüm amme alacaklarının tahsil usulü düzenlendiğinden, mükerrer 35 inci madde vergi ve buna bağlı alacaklar için uygulanabilir görünse de, Vergi Usul Kanununun 10 uncu maddesinin özel nitelikli bir tahsil hükmü olan ikinci fıkrası zımmen veya açık olarak ilga edilmediği için vergi ve buna bağlı alacaklarda 6183 sayılı Yasanın mükerrer 35 inci maddesinin uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Nitekim Yasanın gerekçesinde de Vergi Usul Kanununun 10 uncu maddesine atıfta bulunulup, 35 inci maddenin diğer amme alacakları için getirildiği belirtilerek paralel bir düzenlemeyle bu ayrıma gidilmiştir. Bu durumda vergi ve buna bağlı alacaklarda kanuni temsilcilerin takibi için 213 sayılı Yasanın 10 uncu maddesinin uygulanacağı, 6183 sayılı Yasanın mükerrer 35 inci maddesinin ancak diğer amme alacakları için uygulanabileceği sonucuna varılmaktadır.

    Olay tarihinde 6183 sayılı Yasanın yürürlükte olan 35 inci maddesi gereğince, limited ortaklıkların ödenmeyen ve tahsil imkanı bulunmayan amme borçlarından dolayı ortakların vazettikleri veya vazını taahhüt eyledikleri sermaye miktarında doğrudan doğruya mesul ve bu Kanun hükümleri gereğince takibata tabi tutulacakları öngörülmüştür.

    Bu durum karşısında, şirketten tahsil imkanı kalmadığı saptanan kamu alacağının, öncelikle kanuni temsilcilerin mal varlığından aranılması, buna rağmen tahsil edilememesi halinde, konulan sermaye ile sınırlı olmak üzere ortaklardan tahsili yoluna gidilmesi gerekirken, ilgili dönemde kanuni temsilci sıfatı taşımadığı ihtilafsız olan davacının takibata tabi tutulmasının, açık vergilendirme hatası olduğu, mükellefin şahsında ve matrahta hata yapıldığı sonucuna varıldığından, uyuşmazlığın düzeltme ve şikayet başvurusuna konu yapılabilecek nitelik taşımadığı gerekçesiyle davanın reddi yolundaki ısrar kararı hukuka uygun görülmemiştir

    T.C.
    DANIŞTAY
    9. DAİRE
    E. 2000/2770
    K. 2002/3957
    T. 8.10.2002
    • TİCARİ FAALİYETİ OLMAYAN ŞİRKET ADINA ÖDEME EMRİ DÜZENLENMESİ ( Hukuka Aykırı Olduğu - Gayrifaal Olan Dönemler Hakkında Faaliyet Yapıldığı Hakkında Tesbit Olmaması - Cezalı Vergi Tarhiyatı Yapılamayacağı )
    • ÖDEME EMRİNİN DAYANAĞININ HUKUKA AYKIRI OLMASI ( Gayrifaal Şirket - Faaliyet Yapıldığı Hakkında Somut Tesbit Olmaması - Cezalı Vergi Tarhiyatı Yapılamayacağı - Ödeme Emirlerinin Hukuka Aykırı Olduğu )
    • FAALİYETİ OLMAYAN ŞİRKET ( Gayri Faal Olan Şirket - Adresini Terkettiği ve Faaliyeti Olmadığının Tesbit Edilmiş Olması - Cezalı Vergi Tarhiyatı Yapılamayacağı - Ödeme Emirlerinin İptali Gerektiği )
    6183/m.55
    ÖZET : Ticari faaliyeti olmayan şirketin adresini terkederek gayrifaal olduğu halde re'sen taktir yoluyla adına düzenlenen cezalı vergi tarhiyatları hukuka aykırı olup düzenlenen ödeme emirlerinin iptali gerekmektedir.

    İstemin Özeti: Yükümlü şirketten 1996.Şubat, Mart, Nisan ve Mayıs dönemleri için salınan kusur cezalı katma değer vergilerinin tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davayı; dosyanın incelenmesinden yükümlü şirketin ihtilaf konusu dönemlere ait katma değer vergisi beyannamelerini vermemesi üzerine adına re'sen kusur cezalı katma değer vergilerinin salındığı, ihbarnamelerin yükümlü şirketin bilinen adreslerine tebliğ edilememesi üzerine tebligatın ilanen yapıldığı, yükümlü şirket tarafından tarhiyata karşı açılan davaların süre yönünden reddedilmesi üzerine tarhiyatın kesinleştiği, bunun üzerine dava konusu ödeme emirlerinin düzenlendiğinin anlaşıldığı, olayda işi terk bildirimi bulunmayan yükümlü şirketin faal olmadığı yönündeki iddiasının ancak tarhiyat aşamasında ileri sürülebileceği, kaldı ki tarhiyatın kesinleştiği gerekçesiyle reddeden .... Vergi Mahkemesinin 30.5.2000 tarih ve 2000.244 sayılı kararının; ihtilaf konusu dönemde faaliyetlerinin bulunmadığının idarece saptandığı, bu durumun "böyle bir borçlarının olmadığı" şekline değerlendirilmesi icabettiği ileri sürülerek bozulması istenilmektedir.

    Savunmanın Özeti: Yasal dayanaktan yoksun olan temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

    Danıştay Savcısı ....'ün Düşüncesi: Uyuşmazlıkta, 1996 yılı Şubat, Mart, Nisan ve Mayıs dönemlerine ait katma değer vergisi beyannamelerini vermeyen yükümlü şirket adına takdir komisyonunca re'sen takdir edilen matrah üzerinden tarhedilen kusur cezalı katma değer vergisi ile hesaplanan gecikme faizinin tahsili için düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davayı reddeden mahkeme kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

    Dosyanın incelenmesinden, yükümlü şirketin bilinen adresinde mahalle muhtarı nezdinde 1.11.1995 ve 6.11.1996 tarihinde yapılan yoklamalarda "şirketin faaliyetinin bulunmadığı, adresten uzun zaman önce ayrıldığı, şirket yetkilileri ile irtibat kurulamadığı" hususlarının tespit edildiği, daha sonra şirket adına takdir komisyonunca ihtilaflı dönem için re'sen takdir edilen matrah üzerinden cezalı tarhiyat yapıldığı, ihbarnamelerin bilinen adreste tebliğ edilememesi üzerine ilanen tebliğ yapıldığı, kesinleşen kamu alacağının tahsili için dava konusu ödeme emrinin tanzim ve tebliğ edildiği anlaşılmıştır.

    6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanunun 58. maddesinde, kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın böyle bir borcu olmadığı, kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığını ileri sürerek itiraz edebileceği belirtilmiştir.

    Olayda, yükümlü şirketin ihtilaflı dönemde ticari faaliyetinin bulunmadığının yoklama ile tespit edildiği, idarece aksi yönde bir iddia ve tespit bulunmadığı, ayrıca dava konusu ödeme emri ile tahsil edilmek istenen cezalı tarhiyatın dayanağı takdir komisyonunca da hiç bir araştırma yapılmadan genel ifadelerle matrah takdir edildiği anlaşıldığından, mahkemece, yükümlü iddiaları 6183 sayılı Kanunun 58. maddesindeki "böyle bir borcu olmadığı" kapsamı içinde düşünülerek ihtilafın incelenmesi ve buna göre dava konusu ödeme emrinin iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddi yolunda verilen kararda isabet görülmemiştir.

    Bu nedenle, temyiz isteminin kabulüyle, temyize konu Mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

    Tetkik Hakimi ....'in Düşüncesi: Olayda yükümlü şirketin uyuşmazlık konusu dönemlerde faaliyetinin olmadığı yoklama ile saptanmış olup dava konusu ödeme emrinin dayanağı olan ihbarnameye karşı açılan davanın süre aşımı yönünden reddedilmiş olmasının yükümlü şirketin vergi borcu bulunduğunu göstermeyeceği, bu nedenle davanın reddi yolunda verilen Vergi Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

    6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 55. maddesinde, amme alacağını vadesinde ödemeyenlere, 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı, 58. maddesinde de kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde dava açabileceği hükme bağlanmıştır.

    Dosyanın incelenmesinden, davacı şirketin 1996 yılının muhtelif dönemlerinde katma değer vergisi beyannamelerini vermemesi nedeniyle düzenlenen beyana çağrı mektubunun tebliğ edilememesi üzerine şirketin adresinde mahalle muhtarı nezdinde düzenlenen 1.11.1995 ve 6.11.1996 tarihli yoklama fişlerinde şirketin gayrifaal olduğunun ve adresten ayrıldığının tespit edildiği, bunun üzerine takdir komisyonunca takdir edilen matrah üzerinden re'sen yapılan cezalı tarhiyata ilişkin olarak ilanen tebliğ edilen vergi ve ceza ihbarnamelerine karşı açılan davanın süre aşımı yönünden reddedilmesi üzerine kesinleşen amme alacağının tahsili amacıyla dava konusu ödeme emrinin düzenlendiği anlaşılmaktadır.

    Olayda, kurulduğu tarihten itibaren gayrifaal olduğu anlaşılan davacı şirketin, uyuşmazlık konusu dönemde vergiye tabi faaliyetinin olduğu yolunda yapılmış bir tespit bulunmadığından, salt ihbarnamelere karşı açılan davanın süre aşımı yönünden reddedilmiş olması dolayısıyla vergi borcunun varlığını kabule olanak yoktur. Çünkü, vergilendirmede esas olan vergilendirilecek bir faaliyetin bulunması ve vergiyi doğuran olayın gerçekleşmiş olmasıdır. Oysa, davacı şirketin ilgili dönemlerde vergiye tabi herhangi bir faaliyeti olduğu tespit edilmediğinden, Mahkemece ileri sürülen iddiaların, 6183 sayılı Kanunun 58. maddesinde belirtilen "böyle bir borcu bulunmadığı" kapsamında değerlendirilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle verilen kararda isabet görülmemiştir.

    Kaldı ki yükümlüden cezalı gelir vergisinin tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emirlerine karşı açılan davada aynı gerekçeyle verilen Mahkeme kararı da Danıştay Üçüncü Dairesinin 23.1.2002 tarih ve E: 2000.3291, K: 2002.147 sayılı kararıyla bozulmuştur.

    Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin kabulüne, .... Vergi Mahkemesinin 30.5.2000 tarih ve 2000.244 sayılı kararının bozulmasına 8.10.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.



    DANIŞTAY
    3. DAİRE
    E. 1998/1581
    K. 1999/2041
    T. 21.5.1999
    • NAKLİYECİLİK YAPAN MÜKKELLEFİN ARACININ İRADESİ DIŞINDA ELİNDEN ÇIKMASI ( Cezalı Vergi Tarhiyatı Yapılamayacağı - Taktir Kararının da Somut Tesbitlere Dayanması Gerektiği )
    • TAKTİR KOMİSYON KARARI ( Somut Tesbitlere Dayanması Gerektiği- Hiç Ticari Faaliyette Bulunmayan Mükellef Hakkında Taktir Yapılamayacağı - Nakliyecilik Yapan Mükellefin Taşıtının İradesi Dışında Elinden Çıkması )
    • KAPANIŞ DİLEKÇESİ VERİLMEMESİ ( Nakliyecilik Yapan Mükellef - Aracın Satıldığının Tesbiti - Taşıtın İradesi Dışında Elinden Çıkması - Hiç bir Ticari Faaliyette Bulunmayan Mükellef - Taktir Komisyonunca Somut Verilere Dayanılması Gerektiği )
    • ARACINI SATAN NAKLİYECİLİK YAPAN MÜKELLEF ( Faaliyetine Son Verdiğinin Bildirimini Yapmamış Olması - Aracın İradesi Dışında Elinden Çıkması - Ticari Faaliyette Bulunduğu Yönünde Tesbit Olmaması - Cezalı Vergi Tarhiyatı Yapılamayacağı )
    193/m.116
    213/m.30
    ÖZET : nakliyecilik yapan yükümlünün aracının 1.3.1995 tarihinden itibaren iradesi dışında elinden çıktığı belgelerle kanıtlandığından ve bu tarihten sonra aracı yeniden tasarrufu altına alarak nakliyecilik yaptığı tesbit edilmediğinden ticari faaliyeti bulunmadığının kabulü zorunludur.

    İstemin Özeti : 7.4.1994 tarihinden itibaren nakliyecilik faaliyetinden dolayı gerçek usulde gelir vergisi mükellefi olan ancak 1996 takvim yılına ilişkin gelir vergisi beyannamesini 1997 yılında aldığı çağrı yazısı üzerine boş olarak hayat standardı üzerinden ihtirazi kayıtla veren davacı adına takdir komisyonu kararına dayanılarak salınan gelir vergisi, fon payı geçici gelir vergisi ile bunlara bağlı olarak kesilen ağır kusur cezalarına ve ayrıca hesaplanan gecikme faizine karşı açılan davayı: dosyanın incelenmesinden davacının 7.4.1994 tarihinde satın aldığı kamyonu ile nakliyecilik faaliyetinde bulunmak üzere gerçek usulde mükellefiyet kaydını yaptırdığı, ancak aracın 17.4.1994 tarihinde kaza yaparak hasara uğradığı, bir süre sonra tamir ettirilerek 1.3.1995 tarihinde satması için bir şahsa vekalet verildiği ancak bazı kuşkular nedeniyle aynı gün içinde bu şahsın vekaletten azledildiği fakat bu arada aracın elden çıktığı, dolayısıyla faaliyeti olmadığı gerekçesiyle 1994 ve sonraki dönemlere ait beyannamelerin ancak çağrı yazısı üzerine 1997 yılında boş olarak ihtirazi kayıtla verildiği anlaşılmakta olup dava konusu tarhiyat süresinden sonra ihtirazı kayıtla verilen beyanname üzerine re'sen yapıldığından ve süresinde beyanname verilmemesi re'sen takdir nedeni olduğundan yapılan işlemde bu yönden yasaya aykırılık bulunmadığı, davacı hernekadar hayat standardı esasının uygulanmasının ancak faaliyette bulunması halinde mümkün olduğunu, oysa 1994 yılında kaza nedeniyle 1995 yılı ve sonrasında da arabasının iradesi dışında elinden çıkması nedeniyle nakliyecilik faaliyetinde bulunamadığını iddia etmekte ise de aracının 17.4.1994 günlü kazadan sonra ne kadar faaliyet dışı kaldığını ve tamirinin ne zaman bittiğim belgeleyemediği, iddia sahibi iddiasını ispat zorunda olduğundan aracın 1994 yılı içinde kısmen faal olduğunun kabul edilmesi gerektiği, geçici durumların işi bırakma sayılamayacağı yasada açıklandığından ve hayat standardı esasının hiç kazanç gösterilmemesi yada zarar beyanı hallerinde dahi uygulanması gerekli olduğundan tarh işleminde yasaya aykırılık bulunmadığı, aracın tamirat sonunda 1.3.1995 günü iradesi dışında elinden çıktığı ve halen kayıp olduğu iddiasına gelince, olayın hemen akabinde derhal resmi mercilere başvurularak elde edilecek olumsuz sonuca göre durumun saptanarak belgelenmesi mümkün iken bu yola gidilmediği, ayrıca davacı tarafından aracın elinden çıktığı dolayısıyla taşımacılık işini fiilen ve tümüyle bıraktığı beyan edilerek vergi kaydının sildirilmesi mümkün iken bunun da yapılmadığı, sonuç olarak kaza çalınma gibi arızi durumlar tek başına işin terk edildiğini gösteremeyeceğinden mükellefin faaliyetine devam ettiğinin kabulünün zorunlu olduğu, suresinde beyanname verilmemesi nedeniyle re'sen gelir vergisi tarh olunmasında yasaya aykırılık görülmediği, fon payının ancak beyannameye göre yapılan tahakkuklarda uygulanması gerektiğinden terkini gerektiği, geçmiş dönemlerle ilgili geçici verginin aslının aranamayacağı ancak bu vergiye gecikme faizi ve ceza uygulanması gerektiği, gelir vergisi ve geçici gelir vergisine bağlı olarak kesilen ağır kusur cezalarında yasaya aykırılık görülmediği gerekçesiyle kısmen kabul ederek tahakkuk eden gelir vergisi ile buna uygulanan ağır kusur cezasını aynen onayan, ağır kusur cezalı fon payı ile geçici gelir vergisi aslını kaldıran Manisa Vergi Mahkemesinin 31.10.1997 gün ve E:1997/236, K:1997/419 sayılı kararının; vergi dairesi tarafından cezalı geçici vergi ve fon payının aynen onanması gerektiği, davacı tarafından ise aracın 1994 yılında kaza nedeniyle, 1995 ve 1996 yılında ise zorunlu olarak elinden çıkması nedeniyle nakliyecilik faaliyetinde kullanılamadığı, söz konusu aracı satması için 1.3.1995 tarihinde vekalet, verdiği şahsı aynı gün vekaletten azletmekle birlikte aracın geri alınamadığı, 26.5.1997 tarihinde ... Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı şikayet başvurusu üzerine aracın başka bir şahsa satılmış olduğunun öğrenildiği, dolayısıyla ticari faaliyeti olmaması nedeniyle hakkında hayat standardı esasının uygulanamayacağı ileri sürülerek bozulması istemleridir.

    Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.

    Tetkik Hakimi : Süleyman Kurt

    Düşüncesi: Davacı tarafından, aracın 1994 yılında kaza nedeniyle 1995 ve 1996 yıllarında ise zorunlu olarak elden çıkması nedeniyle ticari faaliyette bulunulmadığı anlaşıldığından, hakkında Gelir Vergisi Kanunun mükerrer 116. maddesi hükmünün uygulanması mümkün olmadığı görüşüyle mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmüştür.

    Savcı : Ahmet Alaybeyoğlu

    Düşüncesi .: Davacının kanuni süresinden sonra "faaliyetsiz olduğu" yolundaki ihtirazi kayıtla verdiği yıllık gelir vergici beyannamesi üzerine yapılan tahakkuk ve takdir komisyonunca da aynen takdir edilen matrah esas alınarak kesilen ağır kusur cezasına yönelik davayı kısmen reddeden vergi mahkemesi kararı taraflarca temyiz edilmektedir.

    Dosyanın incelenmesinden, davacının nakliyecilik faaliyeti dolayısıyla gerçek usulde gelir vergisi mükellefi olduğu, 1.3.1995 tarihinde vekil tayın ettiği bir kişi tarafından söz konusu faaliyetinde kullandığı kamyon motorunun 6 Mart 1995 tarihli ve 378 sayılı ... Noterliğince düzenleme satış senediyle ... adındaki kişiye satıldığı anlaşılmıştır. "Bu durum aracın 1994 yılında kaza geçirdiği ve kullanılamaz duruma geldiği yolundaki davacı iddiasını da kanıtlar mahiyette olduğundan ve aksi yönde bir tespit mevcut olmadığından davacının 1995 yılı başından itibaren nakliyecilikle ilgili faaliyetinin mevcudiyetinden söz etmek mümkün bulunmamaktadır.

    Aracın davacı üzerinde kayıtlı olduğundan bahisle mükellefiyetinin devam ettiği kabul edilerek tarhiyat yapılması.gerçek gelirin vergilendirilmesi ilkesiyle bağdaşmayacağından bu konudaki davayı kısmen reddeden vergi mahkemesi kararının bozulması, vergi dairesi müdürlüğü temyiz isteminin ise reddi gerektiği düşünülmektedir.

    TÜRK MİLLETİ ADINA

    Hüküm veren Danıştay Üçüncü Dairesince işin gereği görüşülüp düşünüldü:

    Davacının 1996 yılı gelir vergisi beyannamesini vermemiş olması, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 30. maddesinin 2. fıkrasının 1. bendine göre re'sen takdir sebebi ise de; takdir komisyonlarınca matrah takdiri yapılırken inceleme ve araştırma yapılarak takdirin somut dayanaklarının gösterilmesi de gerekmektedir.

    Öte yandan Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 116. maddesinde belirtilen hayat standardı esasına göre tarhiyat yapılabilmesi için mükelleflerin ticari, zirai veya mesleki faaliyetleri sonucunda bir kar elde etmeleri yada bu faaliyetleri nedeniyle zararlı bulunmaları gerekmekte olup hiçbir ticari, zirai ve mesleki faaliyette bulunmamasına karşın vergi dairesindeki mükellefiyet kaydı herhangi bir nedenle silinmeyen mükellefler adına bu esasa göre tarhiyet yapılması mümkün değildir.

    Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden, davacının 1994 yılında kaza yapan aracının tamirini müteakiben motorunun satılması için bir şahsa 1.3.1995 tarihinde vekalet verdiği ancak birtakım şüpheler nedeniyle bu şahsı aynı gün vekillikten azlettiği, fakat buna rağmen aracını geri alamaması üzerine 26. 5.1997 tarihinde ... Cumhuriyet Başsavcılığına şikayet dilekçesi verdiği, savcılığın 10.10.1997 tarihli takipsizlik kararında belirtildiği üzere sözkonusu aracın motorunun vekalet verilen kişi tarafından 6.3.1995 tarihinde noterde düzenlenen satış senediyle satıldığı anlaşılmıştır. Bu durumda davacı tarafından, söz konusu aracın 1.3.1995 tarihinden itibaren iradesi dışında elinden çıktığı belgelerle kanıtlandığından ve davalı idare tarafından davacının bu tarihten sonra aracı yeniden tasarrufu altına alarak nakliyecilik faaliyetine devam ettiği yönünde herhangi bir tesbit yapılmadığından, davacının 1995 ve 1996 yıllarında nakliyecilikten dolayı ticari faaliyetinin bulunmadığının kabulü zorunludur. Bu nedenle dayanağı bulunmayan takdir komisyonu kararına göre yapılan cezalı tarhiyatta yasal isabet görülmemiştir.

    Açıklanan nedenlerle davacı temyiz isteminin kabulü ile Manisa Vergi Mahkemesinin 31.10.1997 gün ve E:1997/236, K:1997/419 sayılı kararının bozulmasına, vergi dairesi müdürlüğü temyiz isteminin reddine, temyiz aşamasında yapılan 3.469.400.-lira yargılama giderinin davalı vergi dairesi müdürlüğünden alınarak davacıya verilmesine 21.5.1999 gününde oybirliğiyle karar verildi.

  6. #6
    Kayıt Tarihi
    Sep 2007
    Nerede
    Ankara
    İletiler
    160
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı Re: Şirket iflasında şirket sahibinin durumu

    Alıntı ibrahimayk rumuzlu üyeden alıntı İletiyi Göster
    şirket faaliyeti yoksa vergi borcu doğmaz.vergi boçlarınızdan sadece şirkete taahhüt ettiğiniz sermaye ile şahsen sorumlu olursunuz. yoksa tüm malvarlığınızla değil. bu konu daha önce ayrıntılı incelenmişti.
    Vergi borcu doğmaz demeyelim de doğan vergi borcu dava ile iptal ettirilebilir diyelim bu kararlar uyarınca.

  7. #7
    Kayıt Tarihi
    Apr 2008
    İletiler
    307
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Smile Re: Şirket iflasında şirket sahibinin durumu

    Alıntı Av.Ceyda Çelik rumuzlu üyeden alıntı İletiyi Göster
    Vergi borcu doğmaz demeyelim de doğan vergi borcu dava ile iptal ettirilebilir diyelim bu kararlar uyarınca.

    vergi borcu ticari faaliyet varsa doğar. olayda hiç ticari faaliyet yani gelir getiren bir iş yapılmamışsa doğmaz.vergi daireleri hep aksini yapsalar da dava üzerine vergi borçları iptal oluyor. iptal nedeni vergi borcunun doğmamış olması değil mi?beyanname verme yükümlülüğü ile ilgili kararda açıkça var.

    T.C.
    DANIŞTAY
    9. DAİRE
    E. 1998/843
    K. 1999/87
    T. 13.1.1999
    • KURUMLAR VERGİSİ MÜKELLEFİ ( İşi Terk Bildirimi Vermedikçe ve Tüzel Kişiliği Sona Ermedikçe Dönemi Faaliyetsiz Olarak Kapatsa Dahi Beyanname Vermesinin Gerekmesi )
    • BEYANNAME VERME ZORUNLULUĞU ( Kurumlar Vergisi Mükellefinin İşi Terk Bildirimi Vermedikçe ve Tüzel Kişiliği Sona Ermedikçe Dahi Beyanname Vermesinin Gerekmesi )
    • İŞİ TERK BİLDİRİMİ ( Bu Bildirimi Vermeyen ve Tüzel Kişiliği Sona Ermeyen Kurumlar Vergisi Mükellefinin Dönemi Faaliyetsiz Olarak Kapatsa Dahi Beyanname Vermesinin Gerekmesi )
    213/m.30,157,160


    "ÖZET : Kurumlar vergisi mükellefleri işi terk bildirimi vermedikçe ve tüzel kişiliğini sona erdirmedikçe dönemi faaliyetsiz olarak kapatmış olsalar dahi beyanname vermeleri gerekir. Resen takdir sebebi bulunmakla birlikte şirketin vergiye tabi bir faaliyeti bulunmaması halinde matrah takdiri cihetine gidilmemesi icabeder. "
    1993 yılı Aralık ayından itibaren faaliyetini terk ettiği halde, vergi dairesine herhangi bir bildirimde bulunmadığı için olayın takdire sevkinde usul hükümlerine aykırılık olmadığı, olayda resen takdir sebebi bulunmakla birlikte şirketin vergiye tabi bir faaliyeti bulunmaması halinde matrah takdiri cihetine gidilmemesi icabettiği, nitekim şirketin faaliyeti bulunmadığı hususunda bir ihtilaf olmadığı gibi vergi dairesinin de şirketin faaliyetine devam ettiği ve kazanç elde ettiği yönünde bir tespit yapmadığı ve bir iddia da ileri sürmediği, teklif döneminde faaliyeti bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılan davacı şirket adına matrah takdir edilmesinde ve cezalı tarhiyat yapılmasında isabet olmadığı gerekçesiyle kabul eden ... Vergi Mahkemesinin


    bu açıdan değerlendirelim.teşekkürler.

  8. #8
    Kayıt Tarihi
    Sep 2007
    Nerede
    Ankara
    İletiler
    160
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı Re: Şirket iflasında şirket sahibinin durumu

    Alıntı ibrahimayk rumuzlu üyeden alıntı İletiyi Göster
    vergi borcu ticari faaliyet varsa doğar. olayda hiç ticari faaliyet yani gelir getiren bir iş yapılmamışsa doğmaz.vergi daireleri hep aksini yapsalar da dava üzerine vergi borçları iptal oluyor. iptal nedeni vergi borcunun doğmamış olması değil mi?beyanname verme yükümlülüğü ile ilgili kararda açıkça var.

    T.C.
    DANIŞTAY
    9. DAİRE
    E. 1998/843
    K. 1999/87
    T. 13.1.1999
    • KURUMLAR VERGİSİ MÜKELLEFİ ( İşi Terk Bildirimi Vermedikçe ve Tüzel Kişiliği Sona Ermedikçe Dönemi Faaliyetsiz Olarak Kapatsa Dahi Beyanname Vermesinin Gerekmesi )
    • BEYANNAME VERME ZORUNLULUĞU ( Kurumlar Vergisi Mükellefinin İşi Terk Bildirimi Vermedikçe ve Tüzel Kişiliği Sona Ermedikçe Dahi Beyanname Vermesinin Gerekmesi )
    • İŞİ TERK BİLDİRİMİ ( Bu Bildirimi Vermeyen ve Tüzel Kişiliği Sona Ermeyen Kurumlar Vergisi Mükellefinin Dönemi Faaliyetsiz Olarak Kapatsa Dahi Beyanname Vermesinin Gerekmesi )
    213/m.30,157,160


    "ÖZET : Kurumlar vergisi mükellefleri işi terk bildirimi vermedikçe ve tüzel kişiliğini sona erdirmedikçe dönemi faaliyetsiz olarak kapatmış olsalar dahi beyanname vermeleri gerekir. Resen takdir sebebi bulunmakla birlikte şirketin vergiye tabi bir faaliyeti bulunmaması halinde matrah takdiri cihetine gidilmemesi icabeder. "
    1993 yılı Aralık ayından itibaren faaliyetini terk ettiği halde, vergi dairesine herhangi bir bildirimde bulunmadığı için olayın takdire sevkinde usul hükümlerine aykırılık olmadığı, olayda resen takdir sebebi bulunmakla birlikte şirketin vergiye tabi bir faaliyeti bulunmaması halinde matrah takdiri cihetine gidilmemesi icabettiği, nitekim şirketin faaliyeti bulunmadığı hususunda bir ihtilaf olmadığı gibi vergi dairesinin de şirketin faaliyetine devam ettiği ve kazanç elde ettiği yönünde bir tespit yapmadığı ve bir iddia da ileri sürmediği, teklif döneminde faaliyeti bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılan davacı şirket adına matrah takdir edilmesinde ve cezalı tarhiyat yapılmasında isabet olmadığı gerekçesiyle kabul eden ... Vergi Mahkemesinin


    bu açıdan değerlendirelim.teşekkürler.
    Kararı anladım, ama vergi daireleri bu yönde hareket etmiyor, ticari faaliyet olmasa da vergi tahakkuk ettiriyor, uygulama bu şekilde. Dava sonucu bu borç iptal ettirilebilir ama bu doğmadığı anlamına gelmez.

  9. #9
    Kayıt Tarihi
    Sep 2007
    Nerede
    Ankara
    İletiler
    160
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Tanımlı Re: Şirket iflasında şirket sahibinin durumu

    Limited şirketlerde şahsi sorumluluk sermaye ile değil, sermaye oranındadır. Yani ortak borcun tamamından koymayı taahhüt ettiği sermaye oranında sorumlu olur, burada önemli olan sermayenin rakamsal tutarı değil yüzdesel oranıdır.

    HD 21 <> E: 2002/4528 <> K: 2002/5988 <> Tarih: 20.06.2002

    * LİMİTED ŞİRKETİN AMME BORÇLARI
    * LİMİTED ŞİRKET ORTAKLARININ SORUMLULUKLARI

    Limited şirket ortakları şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve 6183 sayılı Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar. Kısaca limited şirket ortağının sorumluluğu hisse oranında ve doğrudan doğruya sorumluluktur.

    (6183 s. AATUHK. m. 35)

    K A R A R

    Mahkemece, dairemize ait, 21.6.2001 gün ve 2001/4780-5011 Karar sayılı bozma ilamına uyulmuş ise de, bozma doğrultusunda işlem yapılmamıştır. Bozma ilamında açıklandığı üzere davacının limited şirket ortağı olarak koyduğu sermaye ile değil, sermaye payı oranında sorumlu tutulması gerekirken Kurumun borçlu Elit Gıda Limited Şirketi adına tahakkuk ettirilen prim ve gecikme cezası ile ilgili takiplerde toplam borcun 1.340.000.-TL.´den sorumlu tutulması suretiyle hüküm kurulması doğru değildir.

    Gerçekten, takip borçlusu Elit Gıda Limited Şirketi olup davacı Fevzi K. E. Gıda Limited Şirketinin % 55.22 hissesine sahip H. Gıda Limited Şirketinin 1/3 oranında hissedarıdır. Bu durumdan E. Gıda Limited Şirketinin takip ve dava konusu borçtan hisse oranına göre, davacının sorumlu olacağı açıktır. 4369 sayılı yasanın 21.maddesi ile değiştirilerek 29 Temmuz 1998 tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren, 6183 sayılı yasanın değişik 35.maddesine göre "limited şirket ortakları şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar" hükmü gereğince davacının sorumluluğu hisse oranında olduğundan mahkemenin hatalı yorum ve değerlendirme ile sonuca gitmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 20.6.2002 gününde oybirliğiyle karar verildi.

  10. #10
    Kayıt Tarihi
    Apr 2008
    İletiler
    307
    Dilekçeler Sözleşmeler
    0
    Dosya Yükleme
    0

    Smile Re: Şirket iflasında şirket sahibinin durumu

    Alıntı Av.Ceyda Çelik rumuzlu üyeden alıntı İletiyi Göster
    Limited şirketlerde şahsi sorumluluk sermaye ile değil, sermaye oranındadır. Yani ortak borcun tamamından koymayı taahhüt ettiği sermaye oranında sorumlu olur, burada önemli olan sermayenin rakamsal tutarı değil yüzdesel oranıdır.

    HD 21 <> E: 2002/4528 <> K: 2002/5988 <> Tarih: 20.06.2002

    * LİMİTED ŞİRKETİN AMME BORÇLARI
    * LİMİTED ŞİRKET ORTAKLARININ SORUMLULUKLARI

    Limited şirket ortakları şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve 6183 sayılı Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar. Kısaca limited şirket ortağının sorumluluğu hisse oranında ve doğrudan doğruya sorumluluktur.

    (6183 s. AATUHK. m. 35)

    K A R A R

    Mahkemece, dairemize ait, 21.6.2001 gün ve 2001/4780-5011 Karar sayılı bozma ilamına uyulmuş ise de, bozma doğrultusunda işlem yapılmamıştır. Bozma ilamında açıklandığı üzere davacının limited şirket ortağı olarak koyduğu sermaye ile değil, sermaye payı oranında sorumlu tutulması gerekirken Kurumun borçlu Elit Gıda Limited Şirketi adına tahakkuk ettirilen prim ve gecikme cezası ile ilgili takiplerde toplam borcun 1.340.000.-TL.´den sorumlu tutulması suretiyle hüküm kurulması doğru değildir.

    Gerçekten, takip borçlusu Elit Gıda Limited Şirketi olup davacı Fevzi K. E. Gıda Limited Şirketinin % 55.22 hissesine sahip H. Gıda Limited Şirketinin 1/3 oranında hissedarıdır. Bu durumdan E. Gıda Limited Şirketinin takip ve dava konusu borçtan hisse oranına göre, davacının sorumlu olacağı açıktır. 4369 sayılı yasanın 21.maddesi ile değiştirilerek 29 Temmuz 1998 tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren, 6183 sayılı yasanın değişik 35.maddesine göre "limited şirket ortakları şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar" hükmü gereğince davacının sorumluluğu hisse oranında olduğundan mahkemenin hatalı yorum ve değerlendirme ile sonuca gitmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

    O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 20.6.2002 gününde oybirliğiyle karar verildi.
    T.C.
    DANIŞTAY
    VERGİ DAVA DAİRELERİ GENEL KURULU
    E. 2002/610
    K. 2003/319
    T. 13.6.2003


    • KANUNİ TEMSİLCİ SIFATINI TAŞIMAYAN ORTAK ( Kamu Alacağı Nedeniyle Ödeme Emri Tebliği - Dava Açma Süresi Geçtikten Sonra Düzeltme ve Şikayet Yoluna Gidilmesi/Mükellefte ve Matrahta Hata Bulunduğu İddiasının İncelenmesi Gereği )
    • ÖDEME EMRİ ( Kamu Alacağı/Kanuni Temsilci Sıfatı Taşımayan Ortağa - Dava Açma Süresi Geçtikten Sonra Düzeltme ve Şikayet Yoluna Gidilmesi/Mükellefte ve Matrahta Hata Bulunduğu İddiasının İncelenmesi Gereği )
    • DAVA AÇMA SÜRESİ GEÇTİKTEN SONRA DÜZELTME VE ŞİKAYET YOLUNA GİDİLMESİ ( Kamu Alacağı Nedeniyle Ödeme Emri Tebliği - Mükellefte ve Matrahta Hata Bulunduğu İddiasının İncelenmesi Gereği )
    • MÜKELLEF VE MATRAHTA HATA BULUNDUĞU İDDİASI ( Kamu Alacağı/Kanuni Temsilci Sıfatı Taşımayan Ortağa Ödeme Emri Tebliği - Dava Açma Süresi Geçtikten Sonra Düzeltme ve Şikayet Yoluna Gidilmesi/İncelenmesi Gereği )
    • DÜZELTME VE ŞİKAYET YOLUNA GİDİLMESİ ( Dava Açma Süresi Geçtikten Sonra/Kamu Alacağı Nedeniyle Ödeme Emri Tebliği - Mükellefte ve Matrahta Hata Bulunduğu İddiasının İncelenmesi Gereği )
    6183/m.Mük.35
    213/m.10,116,117,118,124
    6762/m.540

    ÖZET : Şirketten tahsil imkanı kalmadığı saptanan kamu alacağının, öncelikle kanuni temsilcilerin mal varlığından aranılması, buna rağmen tahsil edilememesi halinde, konulan sermaye ile sınırlı olmak üzere ortaklardan tahsili yoluna gidilmesi gerekirken, ilgili dönemde kanuni temsilci sıfatı taşımadığı ihtilafsız olan davacının takibata tabi tutulmasının, açık vergilendirme hatası olduğu, mükellefin şahsında ve matrahta hata yapıldığı sonucuna varıldığından, uyuşmazlığın düzeltme ve şikayet başvurusuna konu yapılabilecek nitelik taşıdığı gözetilmelidir.

    6183 sayılı Yasanın mükerrer 35 inci maddesinin gerekçesinden, Vergi Usul Kanunu kapsamına giren vergi ve buna bağlı alacakların ödenmesinden bu Kanunun 10 uncu maddesi uyarınca sorumlu olan kanuni temsilcilerin, diğer amme alacaklarının ödenmesinden de bu esaslara göre sorumlu olmalarının amaçlandığı anlaşılmaktadır. 6183 sayılı Yasayla, 1 inci maddesinde sayılan vergiler dahil tüm amme alacaklarının tahsil usulü düzenlendiğinden, mükerrer 35 inci madde vergi ve buna bağlı alacaklar için uygulanabilir görünse de, Vergi Usul Kanununun 10 uncu maddesinin özel nitelikli bir tahsil hükmü olan ikinci fıkrası zımmen veya açık olarak ilga edilmediği için vergi ve buna bağlı alacaklarda 6183 sayılı Yasanın mükerrer 35 inci maddesinin uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Nitekim Yasanın gerekçesinde de Vergi Usul Kanununun 10 uncu maddesine atıfta bulunulup, 35 inci maddenin diğer amme alacakları için getirildiği belirtilerek paralel bir düzenlemeyle bu ayrıma gidilmiştir. Bu durumda vergi ve buna bağlı alacaklarda kanuni temsilcilerin takibi için 213 sayılı Yasanın 10 uncu maddesinin uygulanacağı, 6183 sayılı Yasanın mükerrer 35 inci maddesinin ancak diğer amme alacakları için uygulanabileceği sonucuna varılmaktadır.

    Olay tarihinde 6183 sayılı Yasanın yürürlükte olan 35 inci maddesi gereğince, limited ortaklıkların ödenmeyen ve tahsil imkanı bulunmayan amme borçlarından dolayı ortakların vazettikleri veya vazını taahhüt eyledikleri sermaye miktarında doğrudan doğruya mesul ve bu Kanun hükümleri gereğince takibata tabi tutulacakları öngörülmüştür.

    Bu durum karşısında, şirketten tahsil imkanı kalmadığı saptanan kamu alacağının, öncelikle kanuni temsilcilerin mal varlığından aranılması, buna rağmen tahsil edilememesi halinde, konulan sermaye ile sınırlı olmak üzere ortaklardan tahsili yoluna gidilmesi gerekirken, ilgili dönemde kanuni temsilci sıfatı taşımadığı ihtilafsız olan davacının takibata tabi tutulmasının, açık vergilendirme hatası olduğu, mükellefin şahsında ve matrahta hata yapıldığı sonucuna varıldığından, uyuşmazlığın düzeltme ve şikayet başvurusuna konu yapılabilecek nitelik taşımadığı gerekçesiyle davanın reddi yolundaki ısrar kararı hukuka uygun görülmemiştir

1 / 2 Sayfa 12 SonSon

Benzer Konular :

  1. Yanıt: 1
    Son İleti: 29-06-2012, 17:33:44
  2. İcralık, taksitleri devam eden, Şirket sahibinin askerliği
    Yazan: ömergibi Forum: Askerlik Hukuku
    Yanıt: 3
    Son İleti: 04-02-2011, 18:23:44
  3. Yanıt: 1
    Son İleti: 29-11-2008, 20:50:21
  4. Şirket iflasında aileden kalma miras
    Yazan: ayşe uysal Forum: Borçlar Hukuku
    Yanıt: 1
    Son İleti: 24-11-2008, 16:00:31
  5. Yanıt: 6
    Son İleti: 27-03-2008, 10:00:32

Bu sayfada bulunan kavramlar:

şahsi borçtan şirket hissesine haviz gelirmi

Forum

İnternet Araçları

İnternet Araçları

Yetkileriniz

  • Yeni konu açma yetkiniz yok
  • Konuya cevap verme yetkiniz yok
  • Dosya ekleme yetkisi yok
  • İleti düzenleme yetkisi yok
  •  



Hukuk Blog |  2014 tarihli Yasal Siteler Dizini |  Arabulucu |  Hukuk Kitapları |  Fiyat1 |  Alman Hukuku |  ISP Güvenlik AŞ. |  İş İlanları |  Ankahukuk |  Psikoloğum |  Taşınmaz ilanları |  Internet Rehberi |  Türkiye Portalı |  Site Ekleme |  Türkçe-İngilizce Sözlük |  Sihirli Kadın |  Sağlık |  Sanal Turk |  Satılık Düşecek Domainler |  Playbarn Levent |  Kral | 
Hukuki.Net’in Telif Hakları ve 2011-2014 yılları arası Marka Tescil Koruması Levent Patent tarafından sağlanmaktadır.
Hukuki.Net sunucusu yoğun trafiği yönetebilen CubeCDN teknolojisi kullanmaktadır.
Reklam Alanları: Sitenin 2011-2014 yılı reklam pazarlaması MEDYACİN İletişim Reklam Pazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi tarafından yapılmakta olup, reklam talepleri için Medyacin Ltd. Şti. ile iletişim kurmanız rica olunur.