Hukuki Net Hukuki NET | Forum | Mevzuat Anasayfa | Kaynaklar | Yazarlar | Dizin | Arama | Uyarlama | Giriş | Üye Ol
Tahsil (Eda) Davası
Ekleyen: Kaval | Tarih: 16-04-2006 | Kategori: Makale | Okunma : 5930 | Not:
Kaval




Profil >

 “TAHSİL (EDA) DAVASI”

 

Av.Talih Uyar

 

            Tahsil davası, “alacaklının, temel borç ilişkisine dayanarak, alacağını borçludan alabilmek (tahsil etmek) için açtığı bir normal  a l a c a k  d a v a s ı”dır.

 

            I-Alacaklı, borçlusu hakkında icra dairesine yaptığı genel haciz yolu ile ilamsız takibe, borçlunun süresi -yedi gün- içinde itiraz edip takibi durdurması üzerine,  “itirazın kendisine tebliğinden itibaren bir yıl içinde” mahkemeye başvurup “itirazın iptali davası”nı açmazsa, bu süre geçtikten sonra (İİK. mad. 67/IV)  -alacağın dayandığı temek borç ilişkisinin bağlı olduğu zamanaşımı süresi içerisinde-  t a h s i l  (e d a)  d a v a s ı  dediğimiz bu davayı açabilir.[1]

 

            Doktrinde, bu davanın, alacaklı tarafından “itirazın kendisine tebliğinden itibaren     b i r  y ı l  i ç i n d e  açılabilip açılamayacağı” tartışma konusu olmuştur. Bir görüşe göre,[2] ‘alacaklı itirazın kendisine tebliğinden itibaren bir yıl içnde de  -“itirazın iptali” ve “icra inkar tazminatı” isteminde bulunmadan- eda (tahsil) davası açabilir…’ diğer bir görüşe göre[3] ise, bir yıllık süre içinde açılan dava teknik anlamda itirazın iptali davasıdır, tahsil (eda) davası bir senelik süre geçtikten sonra açılabilir’.

 

            Yüksek mahkeme (özellikle; 11. Hukuk Dairesi)[4] birinci görüşü benimseyerek “bir yıl içinde tahsil davasının açılabileceği gibi, bir yıldan sonra da zamanaşımı süresi içinde -hatta zamanaşımı geçtikten sonra dahi- her zaman bu davanın açılabileceğini” belirtmiştir.

 

            II-Borçlu hakkında yapılan genel haciz yolu ile ilamsız takibe süresi geçtikten sonra itiraz ederse, acaba alacaklı, borçluya karşı “tahsil (eda) davası” açabilir mi?

 

            Bir görüşe göre[5] itirazın hiç yapılmamış,  g e ç  y a p ı l m ı ş  ya da icra mahkemesince kaldırılmış olması faraziyelerinde alacaklının (inkar tazminatı da istemesine olanak verecek) bir itirazın iptali davası açması, ortada iptal edilecek itiraz bulunmadığı için tamamen gereksiz ve yararsız ise de, bu faraziyelerde alelade bir eda davası açmakta alacaklının pek yerinde çıkarı olabilir… Gerçekten eda hükmü, aynı zamanda alacağın varlığı hakkında tesbit hükmünü de içereceğinden, alacaklı böylece hakkını kesin hükme bağlamış olacaktır…” buna karşın katıldığımız diğer bir görüşe göre,[6] borçlunun süresinde itiraz etmemesi nedeniyle icra takibi kesinleşmiş olan alacalının artık, aynı alacak için eda (tahsil) davası açmasında hukuki yararı yoktur. Çünkü, alacaklı dava açsa bile, dava sonucunda alacağı ilamı da icraya koyacak ve borcun ödenmemesi halinde haciz isteyebilecektir. Oysa, burada ilamsız icra takibinin kesinleşmiş olması nedeniyle alacaklının haciz isteme yetkisi doğmuş durumdadır. Yani, alacaklı, dava ile erişebileceği amaca, esasen ulaşmış durumdadır. Bu nedenle, alacaklının, buna rağmen alacak davası açmasında korunmaya değer bir hukuki yararı yoktur…”.

 

            III-“Tahsil (eda) davası”nın diğer özellikleri ve doğurduğu sonuçlar şunlardır:

 

            a)Bu dava, genel hükümlere göre  y e t k i l i  (HUMK. mad. 9 vd.) ve  g ö r e v l i  (HUMK. mad. 1-8)  o l a n  m a h k e m e d e  açılır.

 

            b)Bu dava,  n i s b i  h a r ç  yatırılarak açılır. Davacı (alacaklı), icra dairesinde takip talebinde bulunurken yatırmış olduğu binde beş peşin harcı, bu davayı açarken yatırması gereken harca mahsup edebilir (Harçlar K. mad. 29/III).[7]

 

            c)Bir dava sonucunda, mahkeme tarafların vekilleri için  n i s b i  a v u k a t l ı k  ü c - r e t i n e  hükmeder.

 

            d)Bu dava sonucunda mahkeme, alacağın davalıdan tahsiline karar verirken ayrıca  -dava dilekçesinde talep edilmişse- davalı ile borçlunun temerrüde düşürüldüğü tarihten itibaren  f a i z e  de hükmeder.[8] [9]

 

            e)Bu dava sonucunda mahkeme ayrıca  i n k a r  t a z m i n a t ı n a  hükmedemez.[10]

 

            f)Bu dava sonucunda verilen hüküm kesinleştikten sonra, taraflar için artık  k e s i n  h ü k ü m  (HUMK. mad. 237) teşkil eder. Davada haksız çıkan taraf, aynı alacak için tekrar mahkemeye başvurup dava açamaz.

 

            g)Bu dava sonucunda mahkemeden alınan ilam  a y r ı  t a k i p  k o n u s u  yapılabilir. İtirazla durmuş olan icra dosyasına konularak, ilam gereğince işlem yapılması istenemez. Başka bir deyişle alacaklı, bu dava sonunda aldığı ilam ile, “önceki  -ilamsız- takibe” devam edemez. Çünkü, bir yıl içinde dava açılmadığı takdirde, ödeme emrinin hükmü düşer.[11] Alacaklının mahkemeden alacağı ilamı icra dairesine verip, borçluya “icra emri” göndertmesi, yani borçlu hakkında “ilamlı takip” yapması gerekir.[12]

 

            Yüksek mahkeme;  t a h s i l  (e d a)  d a v a l a r ı  ile ilgili olarak;

 

            -“Dava dilekçesinde hem ‘alacak’ hem de ‘itirazın iptali’ istenmiş olması halinde, mahkemece davacıya açtığı davanın ‘alacak davası’ mı ‘itirazın iptali davası’ mı olduğu hususunun açıklattırılması gerekeceğini, her iki istek hakkında yani hem ‘alacağı tahsiline hem de itirazın iptaline’ karar verilemeyeceğini”[13]

 

            -“Hakemde ‘itirazın iptali davası’ açılamayacağını ancak, hakemde açılan itirazın iptali davasının ‘tahsil (alacak)’ davası olarak sonuçlandırılabileceğini”[14]

 

            -“İtirazın iptali davasında, dava açılırken tahsil talebinde de bulunulmuşsa, itirazın iptali davasının şartları oluşmadığından, davanın normal bir ‘tahsil davası’ olarak görülüp sonuçlandırılması gerektiğini”[15]

 

            -“Davacı – alacaklının yaptığı icra takibinin icra mahkemesince iptal edilmiş olduğundan bahisle, açmış olduğu itirazın iptali davasına, davacının asıl amacı gözetilerek ‘alacak davası’ olarak bakılması gerekeceğini”[16]

 

            -“ ‘Alacağın tahsiline’ yönelik davada ‘itirazın iptaline ve takibin yürütülmesine’ karar verilemeyeceğini”[17]

 

            -“İİK.nun 67/I’deki bir yıllık süre geçtikten sonra ‘itirazın iptali ve alacağın tahsili’ istemiyle açılan davaya  -‘usul ekonomisi’ gerekçesiyle- ‘tahsil (alacak) davası’ olarak bakılamayacağını”[18] [19]

 

            -“Ortada geçerli bir icra takibi bulunmadıkça ‘itirazın iptali’ istenemeyeceğinden, dava ekonomisi de nazara alınarak, alacaklının açtığı itirazın iptali davasına ‘alacak davası’ olarak bakılması gerekeceğini”[20]

 

            -“Başlangıçta ‘itirazın iptali’ biçiminde açılan davanın, borçlunun iflas etmesi sonucunda takibin düşmesi ve iflas idaresinin de alacağı kabul etmemesi sebebiyle zorunlu olarak alacak davasına dönüşmüş olacağını”[21]

 

            -“ ‘İtirazın iptali’ şeklinde açılan davada ‘tahsile’ ilişkin hüküm kurulamayacağını”[22]

 

            -“Borçluya ödeme emri gönderilmeden ve borçlunun itirazı bulunmadan açılan ‘itirazın iptali’ davasına ‘alacak davası’ olarak bakılması gerekeceğini”[23]

 

            -“Taraflar arasındaki sözleşmede ‘yabancı paranın aynen ödeneceği (iade edileceği)’ açıkça belirtilmemişse, yabancı para olarak tahsil kararı verilemeyeceğini”[24]

 

            -“Dava dilekçesinde ‘alacağın tahsili’ ile birlikte ‘inkar tazminatı’nın da talep edilmiş olmasına rağmen, dilekçe içeriğinde ‘itirazın iptali’ ile ilgili bir istek bulunmaması halinde, davanın ‘alacak davası’ olduğu kabul edilip ayrıca inkar tazminatına hükmedilemeyeceğini”[25]

 

            -“İcra mahkemesince (tetkik merciince) iptal edilmiş olan icra takibiyle ilgili olarak açılmış olan ‘itirazın iptali’ davasına ‘alacak (tahsil) davası’ olarak bakılması gerekeceğini”[26]

 

            -“Yabancı para alacağının tahsiline ilişkin davada, ‘döviz alış kuru’nun değil, ‘döviz satış kuru’nun esas alınacağını”[27]

 

            -“Tarafları taciz olan ‘tahsil davaları’nda ‘itirazın iptali’ davalarında olduğu gibi ticari defterler üzerinde inceleme yapılarak uyuşmazlığın çözümlenebileceğini”[28]

 

            -“ ‘İnkar tazminatı’ da isteyerek ‘itirazın kaldırılması’ dileğiyle mahkemede açtığı davada daha sonra ‘davasının tahsil davası olduğunu’ açıklayan davacının bu istemi doğrultusunda davaya ‘tahsil davası’ olarak bakılması gerekeceğini”[29]

 

            -“ ‘Keşide yeri’ni taşımadığı için ‘çek’ niteliğinde bulunmayan belgedeki alacak ciro yoluyla başkasına (hamile) geçemeyeceğinden, hamil tarafından açılan tahsil davasının reddine karar verilmesi gerekeceğini”[30]

 

            -“Davalılar arasındaki sözleşmede, tarafların adi ortak oldukları açıkça düzenlenmeyip, ortaklardan birinin sadece ‘kar ortağı’ olduğu belirtilmiş ve bu ortağa diğeri tarafından adi ortaklığı idare ve temsil yetkisi verilmemişse, davalıların adi ortak olduklarının kabul edilemeyeceğini ve bu nedenle davalılar hakkında açılan tahsil davasının husumet yönünden reddi gerekeceğini”[31]

 

            -“Açılan ‘tahsil’ (ya da ‘itirazın iptali’) davası sırasında, davalı tarafından ‘olumsuz tesbit davası’nın açılmış olduğunun öğrenilmesi üzerine, ya bu davanın sonucunun beklenmesi veya görülmekte olan dava içinde savunma olarak ileri sürülen hususu isbat etmesi için imkan tanınması gerekeceğini”[32]

 

            -“İcra mahkemesinin (tetkik merciinin) ‘itirazın kaldırılması’ talebi hakkında verdiği kararın ‘kesin hüküm’ teşkil etmeyeceğini, ‘alacağın tahsili’ davasına bakan mahkemenin icra mahkemesinde (tetkik merciinde) imza konusunda yaptırılmış olan bilirkişi incelemesi ile yetinerek karar veremeyeceğini”[33]

 

            -“İcra mahkemesindeki (tetkik merciindeki) ‘itirazın kaldırılması’ isteminden vazgeçilmiş olmasının genel hükümlere göre açılacak ‘alacak davası’nın görülmesini engellemeyeceğini”[34]

b e l i r t m i ş t i r …



[1] ÇAĞA, T. Ödeme Emrine İtirazın İptali Davasına Dair (BATİDER, 1976, C:VIII, S:3, s:23 vd.) – ÇAĞA, T. Yine Ödeme Emrine İtirazın İptali Davasına Dair (BATİDER, 1979, CX, S:2. s:369) – KURU, B. İcra ve İflas Hukuku, C:1, s:285, 291 – POSTACIOĞLU, İ. İcrada İnkar Tazminatı Üzerine Düşünceler ve Bazı İhtilaflı Noktalar (BATİDER, 1978, C:IX, S:4, s:964 vd.) – POSTACIOĞLU, İ. Ödeme Emrine İtirazın İptali Mevzuunda Bazı Zaruri Açıklamalar (BATİDER, 1980, C:X, S:4, s:972 vd.)

[2] ÇAĞA, T. agm. (1976), s:23 vd. – ÇAĞA. T. agm. (1979), s:371 vd. – Aynı görüşte: ÖZKAN, Y. İcra İflas Hukukunda İtirazın İptali Davası, s:92 – DEYNEKLİ , A. / KISA, S. itirazın İptali Davaları, s:106 – Ayrıca bknz: Yuk. § 1. “İTİRAZIN İPTALİ DAVASI”, dipn. civarı “s: ”

[3] POSTACIOĞLU, İ. agm. (1978), s:964 vd. – POSTACIOĞLU, İ. agm. (1980), s:972 vd. – Aynı görüşte: KURU, B. age. s:290 vd. – BERKİN, N. İcra Hukuku Rehberi, s:44 – Ayrıca bknz: Yuk. § 1. “İTİRAZIN İPTALİ DAVASI”, AÇIKLAMA:   “s: ”

[4] Bknz: 11. HD. 11.6.1990 T. 4527/4651; 10.5.1986 T. 1729/2410; 31.5.1985 T. 3035/3414 (İleride; İçt. No: )

[5] UMAR, B. Medeni Yargılama ve İcra-İflas Hukukunun Uygulama Yönünden Önemli Bazı Sorunları (İzmir Bar. D. 1983/2, s:52) – UMAR, B. Postacıoğlu’nun 538 sayılı Kanuna Göre Yazdığı “İcra Hukuku Esasları” Kitabının Tahlili (İHFM. 1968/3-4, s:347)

[6] KURU, B. Hukuk Muhakemeleri Usulü, C:1, s:889 – KURU, B.  İcra ve İflas Hukuku, s:302

[7] KURU, B. İcra ve İflas Hukuku, C:1, s:292, dipn. 33 – POSTACIOĞLU, İ. İcra Hukuku Esasları, s:183

[8] Bknz: 13. HD. 10.3.1988 T. 363/1370 (İleride; İçt. No: )

[9] YÜKSEL, K. İtirazın İptali  ve Alacağın Tahsili Davalarının Açılış Şekli, Süresi ve Doğurduğu Sonuçlar Bakımından Uygulamada Çıkan Boşluk Hakkında Bir İnceleme (Ad. D. 1988/3, s:22)

[10] Bknz: 19. HD. 15.11.1994 T. 1257/10950; 7.7.1994 T. 6833/7449; 3.2.1994 T. 679/812 vb.

[11] BELGESAY, M. R. Değişen Maddeler Şerhi, s:47

[12] Bknz: 11. HD. 10.5.1986 T. 1729/2410; 31.5.1985 T. 3035/3414 (İleride; İçt. No: )

[13] Bknz: 11. HD. 1.7.2004 T. 2003-13075/7384; 24.4.2001 T. 1454/3591; 19. HD. 20.5.1997 T. 3711/5187 vb.

[14] Bknz: 19. HD. 14.12.2000 T. 5610/8669

[15] Bknz: 19. HD. 11.5.2000 T. 220/3629

[16] Bknz: 12. HD. 9.3.1999 T. 1479/1703

[17] Bknz: 15. HD. 14.1.1998 T. 1997-5408/61

[18] Bknz: HGK. 26.11.1997 T. 19728/998; 11. HD. 15.3.1988 T. 1987-7571/1612

[19] Karş: HGK. 21.11.1997 T. 19-667/905; 19. HD. 13.6.1997 T. 1996-10116/6148; 5.6.1997 T. 3851/5869 vb.

[20] Bknz: 15. HD. 24.6.1997 T. 2959/3248; 19. HD. 18.9.1995 T. 217/7152

[21] Bknz: 15. HD. 23.9.1996 T. 3577/4646

[22] Bknz: 19. HD. 12.10.1995 T. 725/8300

[23] Bknz: 19. HD. 13.9.1995 T. 449/6921; HGK. 30.6.1993 T. 13-474/502

[24] Bknz: 19. HD. 30.3.1994 T. 1442/3011

[25] Bknz: 19. HD. 3.11.1994 T. 1993-10310/10424; 7.7.1994 T. 1993-6833/7449

[26] Bknz: 19. HD. 25.10.1994 T. 1993-10323/9966; 16.3.1994 T. 1993-2187/2486

[27] Bknz: 19. HD. 15.9.1994 T. 1993-7780/7957

[28] Bknz: 11. HD. 15.6.1988 T. 10/4014; 25.3.1987 T. 8048/1719

[29] Bknz: 11. HD. 1.6.1988 T. 1833/3937

[30] Bknz: 11. HD. 3.5.1988 T. 3166/2926

[31] Bknz: 11. HD. 29.3.1988 T. 1987-7401/1841

[32] Bknz: 11. HD. 11.5.1987 T. 1032/2826

[33] Bknz: 11. HD. 23.11.1983 T. 5024/5181

[34] Bknz: 12. HD. 18.12.1979 T. 5418/6709



Bu makale Sayın Av.Talih Uyar’ın izniyle Hukuki.Net'te yayınlanmaktadır. Eserin her türlü hakkı Yazar’ın kendisine aittir. İzinsiz başka yerde yayınlanamaz.  Bu makale;

http://www.talihuyar.com/index/redirect.asp?id=48&type=dw linkinden alınmıştır.

Forum