Hukuki Net Hukuki NET | Forum | Mevzuat Anasayfa | Kaynaklar | Yazarlar | Dizin | Arama | Uyarlama | Giriş | Üye Ol
TTK Tasarısında Çekten Cayma Ve Ödeme Yasağına İlişkin Yapılan Değişiklikler ve Bunların Değerlendirilmesi
Ekleyen: Emel Tekten | Tarih: 6-02-2009 | Kategori: Borçlar - Ticaret - İcra İflas - Banka - Tüketici Hukuku | Okunma : 10278 | Not:
Emel Tekten

E-mail:emeltekten@gmail.com


Reklam
a. Tasarı m.799’da Yapılan Değişiklikler Kamuoyuna açıklanan ilk TTK Tasarısında (ön Tasarı), “Çekten cayma” kenar başlıklı m.799 düzenlemesi, yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK m.711 gibi üç fıkradan meydana gelmiştir. İlk iki fıkra hükmü, “çekten cayma”yı düzenlerken; üçüncü fıkra hükmü çekin rıza dışı elden çıkması karşısında muhatabın ödemesinin durdurulmasını (ödeme yasağı) kaleme almıştır. Ancak, sonraki Tasarılarda, ödeme yasağını düzenleyen fıkra 3 hükmü madde metninden çıkarılmıştır. Böylece, ödeme yasağı kapsamında öğreti ve uygulamada söz konusu olan görüş ayrılıkları, bu kurumun tamamen Kanundan çıkartılması suretiyle aşılmaya çalışılmıştır. Bu durum, madde gerekçesinde aynen, “Bu madde, 6762 sayılı Kanunun 711 inci maddesinden, dili güncelleştirilerek ve üçüncü fıkraya yer verilmeksizin Tasarıya alınmıştır. 6762 sayılı Kanunun “Keşideci çekin kendisinin veya üçüncü bir kimsenin elinden rızası olmaksızın çıkmış olduğu iddiasında ise muhatabı çeki ödemekten menedebilir.” şeklindeki hükmü CBA’nın 32 nci maddesinde yer almamaktadır. 6762 sayılı Kanun, maddenin üçüncü fıkrasını İBK. m.1119(3) hükmünden aynen aktarmıştır. Kaynak öğretide de tartışmalara yol açan, amaç ve faydası pek belirlenemeyen bu hüküm, Türkiye’de yanlış anlamalara neden olmuş ve çekin niteliğiyle bağdaştırılması mümkün olmayan bir uygulamanın yerleşmesine de sebebiyet vermiştir. Karışıklık yaratmaktan başka hiçbir yarar sağlamayan ve çekin değerini düşüren bu hüküm kaldırılmıştır” şeklinde ifade edilmiştir

b. Değerlendirme Bilindiği üzere, çekte ödeme yasağı kurumu, uygulamada en çok kötüye kullanılan kurumlardan birisi olmuştur . Şöyle ki, çeki düzenleyip rızası ile elden çıkarmasına rağmen bazı keşideciler, sırf hamilin bedeli tahsil edememesi için ya da çekin karşılığı bulunmadığı için, bankaya ödeme yasağı talimatı verebilmektedir . Bu durumda muhatap çeki ibraz eden hamile ödeme yapmamakta; hamil çek bedelini tahsil edememekte ve “geçici” bir mağduriyete uğramaktadır. Oysa ödeme yasağı, hukuki niteliği yönüyle, hüküm doğurması için bir mahkeme kararına ihtiyaç duyulmayan, “çekin rıza dışı elden çıktığı gerekçesine dayanması gereken” ve 6762 sayılı TTK m. 669’da öngörüldüğü gibi, “ihtiyati tedbir” benzeri nitelik taşıyan bir kurumdur . Hükümde, ödeme yasağı talimatı verildikten sonra yapılması gereken işlemler konusunda bir düzenleme bulunmadığından, sorun, öğretide tartışmalara yol açmıştır . Kurumun, ticari yaşamda bir gereksinimi karşılamakta olduğu şüphesizdir. Ancak ödeme yasağının kötüye kullanımını önlemenin yolu, öğretide haklı olarak ifade edildiği üzere, yasadaki tartışmalı ve belirsiz olan bütün maddeleri tümden Tasarı’dan çıkartmak değil, çözüm bulmaktır . Buna göre, ödemeyi yasaklayan keşideciye veya çeki rıza dışı elden çıkaran ve keşideciyi ödeme yasağı koydurmaya ikna eden hamile, ödeme yasağının konulduğu tarihten itibaren belli bir süre içerisinde çekin iptali veya şayet kimde olduğu biliniyorsa geri alma (istirdat) davası açma ve bu dava kapsamında mahkemeden bir ödeme yasağı kararı alması yükümlülüğü getirilmeli; aksi takdirde, ödeme yasağı talimatının geçersiz kalacağı Tasarı m.799 düzenlemesine eklenecek bir fıkra ile hüküm altına alınmalıdır . Ödeme yasağı kurumunun kaldırılması halinde, sorun çözüme kavuşmuş olmayacak; hatta bu durum daha büyük mağduriyetlere yol açacaktır. Şöyle ki, çeki rızası elinden çıkan hamil veya keşideci ödeme yeri mahkemesine başvurarak TTK md.730/b yollamasıyla çeklerde uygulanacak poliçelerin iptaline ilişkin TTK md. 669 v.d. gereği çek hakkında ödemeden men talebinde bulunacaktır. Mahkeme, hamilin bu talebini inandırıcı bulursa, ancak bu durumda ödemeden men kararı verir. Hamil bu kararı derhal muhataba sunmalıdır. Bu karar bir ihtiyati tedbir kararı olması sebebiyle kararın verilmesinden itibaren on gün içerisinde asıl dava açılmazsa mahkemenin vermiş olduğu karar hükmünü yitirir. Dolayısıyla hamil, bu kararın verilmesinden itibaren on gün içerisinde, eğer çeki elinde bulunduran kişi belli ise istirdat aksi takdirde bir iptal davası açmak zorundadır. Bu davalardan biri açılmışsa, bu durumda muhatap, muhakeme süresince ödeme yasağı kararı ile bağlıdır. Şayet, iptal davasının açılmasından sonra çekin kimin elinde bulunduğu belli olmuşsa, mahkeme hamile istirdat davası açması için süre verir . 

Buna göre, Tasarının yürürlüğe girmesinden sonra “ödeme yasağı” kurumunun kaldırılması nedeniyle yaşanabilecek sorunlar şunlar olabilecektir; Öncelikli olarak, Ticaret Kanunları hükümleri çerçevesinde çek bir havale niteliğinde olduğundan ve muhatap banka, çekin süresi içinde ibrazı halinde, TTK m.695/2 hükmü gereğince, muhatap bankanın karşılığı olan çeki ödeme yükümlülüğünden dolayı, çeki rızası dışında elinden çıkan lehtar veya hamil için, “ödeme yasağı” kurumunun olmaması nedeniyle, tek yol mahkemeden ihtiyati tedbir kararı talep etmek olacaktır. İhtiyati tedbir, HUMK’ ta m.101 ve 113 arasında düzenlenmiştir. Geciktirilmesinde tehlike veya önemli zarar olacağı anlaşılan hallerde mahkeme, bu tehlike veya zararı önlemek için ihtiyati tedbirin uygulanmasına karar verebilir . Üçüncü kişilerin haksız ihtiyati tedbir nedeniyle uğrayabilecekleri zarar ve ziyanı karşılamak için mahkeme, ihtiyati tedbire karar verebilmek için, ihtiyati tedbir isteyenin teminat göstermesine karar verebilir . Mahkeme, talebi haklı görürse, ihtiyati tedbir kararı verir. Görüldüğü üzere, ödeme yasağı talimatı herhangi bir şekle bağlı değilken, örneğin telefonla yapılan bir ihbar bile yeterli olabiliyorken, Tasarının yürürlüğe girmesi ile birlikte çeki rıza dışında elinden çıkaran hamil veya lehtar, bir an önce çekin ödenmesinin durdurulması için, mahkemeden ihtiyati tedbirin konmasını talep etmesi gerekecektir. Çek Kanuna göre, çek ibraz edildiği zaman karşılığı bulunması halinde, muhatap bankayı hamile ödeme yükümlülüğü altına sokmakta olmasından dolayı, ihtiyati tedbir kararı verilene kadar, çekin karşılığı ödenebileceğinden ihtiyati tedbir kararının pek de önemi kalmayacaktır. Bunun yanı sıra, ihtiyati tedbir talebi, HUMK’a göre mahkemeye öngörülen miktarda teminat yatıramamasından ötürü çek hamili veya lehtar, çekin ödenmesinin önüne geçemeyecektir. İkinci olarak, ihtiyati tedbir kararı alındıktan sonra, belli süre içerisinde keşideci veya hamil iptal davası veya istirdat davası açmak zorunda olduğundan, burada da karşımıza birtakım problemler çıkabilecektir. Öncelikle, iptal davasında, konunun iptale tabi olduğunu ispat etmek çok zor ve ekseriya imkânsızdır . Ayrıca, yetersiz sayıda hakimlerle, oldukça çok iş yüke sahip adliyelerde, bu tür davaların çoğalması sonucu, süre açısından kararların geç sonuçlanmasına ve dolayısıyla, ticari hayatta tıkanıkların yaşanmasına neden olacaktır. Yargıtay’ın, “ödeme yasağı kurumu” ile ilgili olarak, benimsemiş olduğu görüşe göre, “…TTK’nin 711/III. maddesi uyarınca ödemenin yapılmamış olması durumunda dahi, anılan madde çekin rızası dışında elinden çıkmış olduğunu iddia eden keşideciyi korumak amacıyla getirilen bir düzenleme olup, bu madde uyarınca muhatap bankayı çeki ödemekten men eden keşideci, tek taraflı olarak yaptığı bu işleme dayalı olarak çeki elinde bulunduran hamilin yasalar ile kendisine tanınan haklarını kullanmasına engel olamaz. İhtiyati hacze karar verilmesi için gereken şartlar İİK’nın m.257’de düzenlenmiş olup, yasal şartlar dikkate alındığında ödemeden men talimatı bulunması ihtiyati haciz kararı verilmesine engel değildir…” . Keşidecinin ödeme yasağı konulmasına ilişkin talebi karşısında muhatabın nasıl bir tavır alması konusunda öğretide savunulan baskın görüş, geçerli bir ödeme talebi ile karşılaşan muhatabın, çek bedelini ödemekten kaçınmakla birlikte, en azından iyi niyetli çek hamillerinin menfaatlerini korumak amacıyla hesapta bulunan karşılığı bloke bir hesaba aktarmak zorunda olduğu yönündedir . Böylece keşidecinin mevcut olan bu karşılık üzerinde tasarrufta bulunması engellenmiş olacak ve talimatın haksızlığının anlaşılması halinde, en azından çek bedelinin hamile ödenmesi sağlanabilecektir. Görüldüğü gibi, ne Yargıtay tarafından verilen kararların hiçbirisinde ne de öğretide konu hakkında ortaya konulan görüş ve değerlendirmelerde çözüm olarak “ödeme yasağını düzenleyen fıkra hükmünün” Kanundan çıkarılması savunulmamıştır. Bir defa, TTK Tasarısının diğer hükümlerinde olduğu gibi, ödeme yasağına yönelik m.799/III de yapılan değişiklik, esasen Tasarının TBMM’ye sevkinden önceki son aşamada gündeme gelmiş ve böylece Tasarı metninden çıkarılmıştır. Bu nedenle, yapılan değişiklik Tasarıyı hazırlayan komisyonun ortak yaklaşımı olmayıp, tamamen Tasarıya son halini verenlerin kişisel tercihini yansıtmaktadır . Tasarının 799’uncu maddesine ilişkin gerekçesinde yer alan “TTK md.711 hükmünün yanlış anlaşılmalara yol açtığı fikri” de, ayrıca açıklanması ve sorgulanması gereken bir husustur. Gerçekten KENDİGELEN’in de son derece yerinde olarak belirttiği gibi, TK 711/III kapsamında son dönemde geliştirilen doktrinel görüşlerin “yanlış” olarak değerlendirilmesi, Tasarının hazırlanmasındaki son aşamada kişisel bir görüşün ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Üstelik doktrinde savunulan ve giderek taraftar bulan bir fikrin, Tasarıda “yanlış” olarak nitelendirilmesi ve yapılan değişikliğe gerekçe olarak kullanılması da doğru bir yaklaşım değildir . Hükmün, çekin niteliği ile bağdaştırılması mümkün olmayan bir uygulamanın yerleşmesine sebebiyet verdiği iddiası da, çek uygulamasına yönelik Türkiye gerçeğini dikkate almamaktadır. Eğer TTK’daki çeke ilişkin hükümler uygulama açısından yeterli olsaydı, ayrıca bir ÇekK’ya ihtiyaç duyulmaz; zaman içerisinde bu Kanunda değişiklikler yapılmazdı. Ödeme yasağı, “çekin paraya eş değerde bir ödeme aracı olması”, “üzerinde yazılı düzenleme tarihinden önce muhatap bankaya ibraz edilebilmesi” ve “ibrazında karşılık var ise muhatapça ödenmesinin zorunluluk arz etmesi” gibi kendine özgü nitelikleri dikkate alınarak ve bu niteliklerin bir gereği olarak Kanuna konulmuş son derece önemli bir kurumdur . Bu hüküm sayesinde, mahkemeye gidip ihtiyati tedbir niteliğinde bir ödeme yasağı kararı alınmadan, muhataba ulaştırılacak bir beyanla muhatabın çek bedelini ödemesinin durdurulması imkânı verilmektedir. Böylece mahkemeden bir ödeme yasağı getirilinceye kadar geçecek süre içinde çekin paraya çevrilebilme tehlikesinin önüne geçilebilecektir . Ancak çeki muhataba ibraz eden hamil iyi niyetli ise, bir başka deyişle meşru hamil durumundaysa, ödeme yasağı konulmuş olması çekin karşılıksız kalması olgusuna engel olmayacaktır. Ödeme yasağı konulan çekin hamili tarafından muhatap bankaya ibraz süresi içinde ibraz edilmesi durumunda, ilgili banka tarafından çekin arkasına, ödemeden kaçınmayı gerektiren hal şerh düşülüp, tarih atılarak ve yetkililer tarafından imzalanarak belirtilmek zorundadır . Banka için bu davranışları yapmak TTK’nın 720 ve ÇekK’nun 13 üncü maddesi gereğince zorunluluktur. Aksine davranış halinde banka için cezai sorumluluk doğacaktır . 

c. Öneriler Olması gereken, Tasarıyı hazırlayanların, önemli bir ihtiyaca cevap verdiği tartışmasız olan mevcut TTK 711/III hükmündeki boşlukları giderecek bir düzenleme yapmaları ve böylece uygulamaya da bir anlamda yön vermeleridir . Bu açıdan, yapılması gereken, öğretide de isabetle belirtildiği gibi Tasarının 799 ncı maddesinin kenar başlığının “Çekten cayma ve ödeme yasağı” olarak düzeltilmesi ve maddenin yeniden kaleme alınmasıdır. Buna göre; maddenin üçüncü fıkrası, “Keşideci çekin kendisinin veya üçüncü bir kişinin elinden iradesi dışında çıkmış olduğu iddiasında ise muhatabın çeki ödemesini önleyebilir. Muhatap kendisine yöneltilmiş olan ödeme yasağı konulması istemi karşısında çek bedelini meşru hamil lehine derhal bloke bir hesaba alır. Keşideci ya da çeki rızası dışında elinden çıkardığı iddiasında olan üçüncü kişi, muhatabın uygulamasına yönelik ödeme yasağı talebinden sonra, belli süre içerisinde mahkemeye başvurarak çekin ödemesinin durdurulması ve çekin kimin elinde olduğu bilinmiyorsa iptal; çekin kimin elinde olduğu biliniyorsa istirdat isteminde bulunması gerekir. Aksi halde çek bedeli muhatap tarafından, çeki ibraz süresi içinde ödenmek üzere ibraz etmiş olan meşru hamile ödenir. Hukuka uygun olmayan ödeme yasağının konulmasının sonuçlarına keşideci katlanmak durumundadır” şeklinde kaleme alınması son derece yerinde olacaktır. SONUÇ “TTK Tasarısında çekten cayma ve ödeme yasağına ilişkin yapılan değişiklikler ve bunların değerlendirilmesi” isimli bu çalışmada, halen Komisyonda bulunan TTK Tasarısının çeke ilişkin 799 uncu maddesinde yapılan değişiklikleri ve bunların değerlendirilmesi açıklanmaya çalışıldı. Tasarının “Çekten cayma”, başlıklı 799’ncu maddesi, yürürlükteki 6762 sayılı TTK 711’nci maddesinin ilk iki fıkrasını aynen içermekte olup, keşideci açısından önemli bir ihtiyaca cevap verdiği tartışmasız olan ödeme yasağı kurumu( TTK md.711/3), her ne kadar kötü yönde kullanımlara imkân verse de, çekteki kısa ibraz süreleri göz önüne alındığında, bu fıkranın md.799 hükmünden çıkartılmasının doğru olmadığı düşüncesindeyim. Kanaatimce, TTK Tasarısının 799’ncı maddesinin kenar başlığı “Çekten cayma ve ödeme yasağı” şeklinde düzeltilmesi ve fıkra hükmünün “ödeme yasağı” kurumunun kötüye kullanımını engellemek amacıyla yeniden düzenlenmesidir. Çünkü yapılacak bu değişiklik çekin niteliği gereği bir ihtiyaçtır. Tasarının henüz yasalaşmamış olması, bu konuda Tasarının yürürlüğe girmesiyle, ticari hayatta yaşanabilecek mağduriyetlerin önüne geçilebilmesi için hala fırsat olduğunu göstermektedir.