Hukuki Net Hukuki NET | Forum | Mevzuat Anasayfa | Kaynaklar | Yazarlar | Dizin | Arama | Uyarlama | Giriş | Üye Ol
Teşebbüs
Ekleyen: Keziban Çolak | Tarih: 7-04-2007 | Kategori: Ceza Hukuku - Ceza Usul Hukuku | Okunma : 15310 | Not:
Keziban Çolak

E-mail:kezibancolak@gmail.com
BİRİNCİ BÖLÜM

GENEL AÇIKLAMA

5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 35. maddesinde düzenlenen teşebbüs bir suçun icra hareketlerine elverişli hareketler ile başlandıktan sonra failin elinde olmayan nedenlerden dolayı suçu tamamlayamaması şeklinde tanımlanabilir.
Her ne kadar 765 sayılı Türk Ceza Kanunun 61 ve 62’nci maddelerinde teşebbüs tanımlanırken tam ve eksik teşebbüs ayrımı kabul edilmiş olsa da kanun koyucu 5237 sayılı kanunu kaleme alırken bu ayrımı göz ardı ederek sadece eski düzenlemedeki eksik teşebbüsü teşebbüsün tanımı olarak benimsemiş ve teşebbüsün derecelerine göre verilecek cezayı belirleme konusunda yargıca geniş bir takdir yetkisi tanımıştır .
Bilindiği üzere bir suçun işlenmesinde üç temel aşama vardır; fail öncelikle suçu nasıl işleyeceğine dair düşüncelerini plan haline getirip, bu planı uygulamak için hazırlık yapmaya başlar. Bu aşama hazırlık aşaması olarak adlandırılır ve kural olarak bu aşamadaki hareketler cezalandırılmaz. Çünkü fail hazırlık hareketleri ile halen hukuk düzenince yasaklanan bir alana tecavüz etmemiştir. Hazırlık hareketlerini tamamlayan fail ikinci aşamada kast ettiği suçu gerçekleştirmek için elverişli vasıtalarla doktrinde icra hareketleri olarak adlandırılan bazı hareketler yapar.Bu hareketler sonucunda asıl suçu oluşturan netice ortaya çıkıp suç tamamlanmış olur .
Yukarıda saydığımız suçun aşamalarından ikincisi olan icra hareketleri aşaması ile ilgili olan teşebbüs bu hareketlerin failin elinde olmayan nedenlerle tamamlanmaması durumunda meydana gelir.
İKİNCİ BÖLÜM

TEŞEBBÜSÜN TARİHÇESİ, HUKUKİ NİTELİĞİ VE CEZALANDIRILMA NEDENLERİ

I- Tarihçe

Çağdaş ceza kanunlarında genel hükümler arasında düzenlenen teşebbüs uzun bir tarihsel gelişim sonucunda ortaya çıkmıştır. Gerek Yunan ve Roma Hukuklarında gerekse de Cermen ve Kilise Hukuklarında genel ve soyut bir düzenlemeye konu olmayan teşebbüs ilk defa ortaçağ İtalyan Hukukunda günümüzdekine benzer bir düzenlemeye konu olmuştur. Böylelikle hazırlık ve icra hareketleri arasındaki ayrım ilk defa teorik çalışmaların konusu olmuştur .
Günümüz ceza hukukunun benimsediği teşebbüs tanımı ilk olarak 1507 Alman Bamberg Ceza Kanununun 204’üncü maddesinde Schwarzenberg tarafından yapılmıştır. Buradaki haliyle aynen Carolina’nın 178’inci maddesinde de tekrarlanan teşebbüs diğer ceza kanunlarındaki düzenlemeler bakımından yol gösterici olmuştur. Bu düzenlemeler sayesinde suça teşebbüs suçun özel bir görünüş şekli olarak, tamamlanmış suç karşısında bağımsız bir ceza hukuku kavramı olması gündeme gelmiştir. Teşebbüs, Carolina madde 178’de “ her kim bir suçun tamamlanmasına yarayışlı olabilecek bir takım belirgin hareketlerle faaliyete geçer ve fakat başkaca nedenler failin iradesine rağmen, o suçun tamamlanmasını engelleyebilirse, böyle iradi faaliyet sonucu belirginleşen ancak yarıda kalan eylem cezalandırılır ” şeklinde düzenlenmişti.
765 sayılı Türk Ceza Kanununun 61 ve 62’nci maddelerinde düzenlenen teşebbüs, eksik ve tam teşebbüs olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmuştu. Düzenlemeye göre fail elinde olmayan nedenlerle icra hareketlerini tamamlayamazsa eksik; icra hareketlerini tamamlamış olmasına rağmen netice meydana gelmemişse tam teşebbüsten sorumlu olurdu.
Türk yasa koyucu 5237 sayılı yasayı düzenlerken yukarıda bahsettiğimiz ayrıma son vererek teşebbüsü sadece icra hareketlerinin elde olmayan sebeplerle fail tarafından tamamlanamaması olarak tanımlamıştır .
II- Teşebbüsün Hukuki Niteliği

Suçta ve cezada kanunilik ilkesi gereği ceza kanunlarının özel kısımlarında düzenlenmiş olan suçlar ancak suç tipinde öngörülmüş olan neticenin gerçekleşmesi halinde cezalandırılabilirler. Buna karşılık suç tipinde yer alan neticenin suçun icra hareketlerinin tamamlanmaması nedeni ile gerçekleşmemesi halinde de toplumsal barış bozulmakta ve bu hareketlerinin de cezalandırılması zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Bu zorunluluk da ancak kanunların genel kısımlarında yer alan hükümler sayesinde giderilmektedir. Ceza kanununun genel kısmında yer alan teşebbüse ilişkin hükümler tamamlanmış suçlara ait ceza kanununun özel kısımlarında yer alan hükümleri genişleten ve onları tamamlayan hükümlerdir. Bu nedenle teşebbüs iki kuralın bir araya gelmesinden oluşan bir suç şeklidir: Asli nitelik taşıyan tamamlanmış suça ilişkin hüküm ve tali nitelik taşıyan teşebbüse ilişkin hüküm . Böylelikle yasa koyucu tamamlanmış suça ilişkin hükmün belli kurallar altında teşebbüs aşamasında da uygulanmasına olanak sağlamıştır.

III- Teşebbüsün Cezalandırılış Nedeni

Teşebbüs aşamasında kalan fiillerin cezalandırılmasının asıl nedeni tamamlanmış suçların cezalandırılmasının nedeni ile ortaktır. Her iki durumda da genel olarak toplumsal barış ve düzen bozulmaktadır.
Teşebbüs aşamasında kalan fiillerin cezalandırılış nedeni konusunda doktrin tarafından öne sürülen görüşleri objektif ve sübjektif teoriler olarak ikiye ayırmak mümkündür .
Objektif teoriye göre, teşebbüs suç tipinde belirtilen hukuki yararı tehlikeye düşürdüğü için cezalandırılır.suç tipinde belirtilen netice gerçekleşmediği ve söz konusu suç tipi ile korunan hukuki yarar zedelenmediği için suç tipinde öngörülen cezada indirime gidilmesi zorunludur.
Sübjektif teoriye göre ise, bir suçun icrasına başlayarak tehlikeli kişiliğini ortaya koyan fail cezalandırılmalıdır. Bu teori dolayısıyla işlenemez suçlara teşebbüsü ve hazırlık hareketlerini de cezalandırmayı ön görür. Ceza da indirim yapılıp yapılmaması ise hakimin takdirine bırakılmıştır .
Teşebbüsün cezalandırılış nedeni belirlenirken yukarıda bahsettiğimiz her iki teorinin de birlikte dikkate alınması gerekmektedir. Çünkü teşebbüs aşamasında kalan suçtan dolayı fail hem kendi tehlikeli kişiliği; hem de hukuki yarar üzerinde meydana getirdiği tehlike nedeni ile cezalandırılmaktadır .

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

TEŞEBBÜSÜN ŞARTLARI

I- Kasıt

Teşebbüse ilişkin Türk Ceza Kanununun 35’inci madde hükmünde yürürlükten kalkan 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 61’inci maddesine sadık kalınarak “işlemeyi kastettiği suç” ifadesine yer verilmiştir. Dolayısıyla teşebbüs ancak kast ile işlenen suçlar için mümkündür, taksirle işlenen suçlarda teşebbüs söz konusu olamaz. Söz konusu kastın suçu teşebbüs aşamasında bırakmaya değil; suçu tamamlamaya yönelik olması gerekmektedir .
Suça teşebbüsün sübjektif unsurunu oluşturan kast bakımından tamamlanmış suç ile teşebbüs arasında herhangi bir fark yoktur .
Öncelikle kastın hangi suça yönelik olduğunun belirlenmesi önem taşır. Bu durumda ise belirli olmayan kast durumunda farklı düşüncelerin ortaya çıkması kaçınılmazdır. Doktrindeki bazı yazarlara göre belirli olmayan kastın varlığı halinde teşebbüse ilişkin kuralların uygulanması mümkün değildir. Bu yazarlara göre belirli olmayan kast ancak neticenin oluşması ile meydana gelir .
Doktrindeki diğer yazarlar ise –ki Yargıtay da bu görüşü kabul etmiştir- belirli olmayan kastın varlığı halinde de teşebbüsün mümkün olduğunu savunmaktadırlar.

II- Elverişli Hareketlerle Suçun İcrasına Başlanması

765 sayılı Türk Ceza Kanununda kullanılan “vesaiti mahsusa” diğer değişle “elverişli vasıtalar” ibaresi nedeniyle teşebbüsten bahsedebilmek için failin icra hareketlerini suç tipine uygun ve neticeyi gerçekleştirmeye olanak tanıyan araçları kullanarak başlaması gerekmektedir. Ancak bir aracın belirli bire suçu gerçekleştirmek açısından ne zaman elverişli olup olamadığı sorununun öncelikli olarak çözümlenmesi gerekmekteydi. Doktrinde bu konuda ileri sürülen görüşler iki ana başlık altında toplanabilirdi.
Sübjektif görüşe göre failin söz konusu vasıtayı kastettiği suçu gerçekleştirmeye yönelik olarak kullanması yeterli ve gereklidir. Ancak bu görüş bütün araçların fail açısından elverişli hale gelmesine olanak sağladığından dolayı kabul edilemez.
Objektif teoriye göre ise bir aracın elverişli olup olmaması onu kullananın yeteneği ile ilgili değildir. Eğer araç fail tarafından kastedilen diğer bir değişle istenen sonucu oluşturma yönünden objektif olarak yeterli ise bu aracı elverişli olarak kabul etmek gerekecektir. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu da objektif görüşü benimsemiştir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ise eski Türk Ceza Kanunundaki elverişli vasıta ya da kanuni deyimle “vesaiti mahsusa” yerine “elverişli hareketlerle icraya başlamaktan” söz etmektedir. Kanunun gerekçesinde de belirtildiği üzere suça teşebbüste kullanılan araç suçun kanuni tanımında öngörülen fiili meydana getirmeye elverişli olmalıdır. Ancak elverişlilik sadece kullanılan araç bakımından değil suçun konusu da dahil olmak üzere bütün fiil yönünden bulunmalıdır. O halde elverişli hareket kavramı eski kanunda yer alan elverişli hareket kavramını da kapsayan bir üst kavram olarak kabul edilmiştir. Böylelikle elverişli vasıta teşebbüs için ayrı ve bağımsız bir şart olmaktan çıkıp failin neticeyi gerçekleştirmek bakımından elverişli bir şekilde harekete geçip geçmediğini gösteren kanıtlardan biri haline getirilmiştir.
Gerekçede de özellikle üzerinde durulduğu gibi hareketin elverişli olması konu bakımından da elverişliliği gerektirir. Ancak konunun elverişliliği daha çok işlenemez suç kavramı ile ilgilidir ve bu konu daha sonra tarafımızca ele alınacaktır.
Failin teşebbüsten sorumlu tutulabilmesi için ilgili hüküm gereği yukarda bahsettiğimiz elverişli hareketler ile suçun icra hareketlerine doğrudan doğruya başlamış olması gerekir. Bu durum yani suçun icra hareketlerine doğrudan doğruya başlanması teşebbüsün objektif unsurudur. Şu halde hazırlık hareketlerinin ve icra hareketlerinin ayrımının yapılması ve hazırlık hareketlerinin neden cezalandırılmaya konu edilmediğinin açıklanması zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.
A- Hazırlık Hareketlerinin Cezalandırılmama Nedenleri

Doktrinde hazırlık hareketlerinin cezalandırılmamasının nedeni tehlikesizlik ve iradenin zayıflığı görüşlerine dayanılarak açıklanmaktadır.
Tehlikesizlik görüşüne göre; hazırlık hareketleri neticeye uzak olmaları yönünden işlenmesi kast edilen suç yönünden tehlike oluşturmayan davranışlardır.
İradenin zayıflığı görüşüne göre ise bu hareketlerin neticeye uzak olmaları nedeniyle failin iradesinin hangi suça yönelik olduğunun saptanması mümkün olmadığından bunlar cezalandırılamaz.
Genel kural bu olmasına rağmen 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda kanun koyucu bazı hallerde istisnai olarak hazırlık hareketlerini de cezalandırmıştır. Örneğin 765 sayılı Türk Ceza Kanunu madde 277’de (765 sayılı Türk Ceza Kanunu madde 436) fuhuş suçunu düzenlerken suça ilişkin hazırlık hareketlerini de cezalandırmıştır. Aynı şekilde kanun koyucu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu madde 214’de (765 sayılı Türk Ceza Kanunu madde 311) suç işlemeye alenen tahrik suçunu düzenleyerek asıl itibariyle bir hazırlık hareketi olan başkasını suç işlemeye alenen tahrik fiilini bağımsız bir suç olarak düzenleme yoluna gitmiştir.

B- Hazırlık Hareketleri -İcra Hareketleri Ayrımı

Hazırlık- icra hareketleri ayrımı sonucunun önemli olması yani cezalandırılan ve kural olarak cezalandırılmayan hareketleri belirleyecek olması nedeniyle ceza hukukunun tartışmalı konularından biridir.
Hazırlık ve icra hareketlerini ayırt etmek bakımından ileri sürülen görüşleri sübjektif, objektif ve karma teoriler olmak üzere üç ana başlıkta incelemek mümkündür.

1- Sübjektif Teori

Söz konusu teoriye göre; failin suç işleme iradesi veya tehlike hali göz önüne alınarak icra ve hazırlık hareketleri ayrımı yapılır. Faildeki suç işleme iradesinin açık ve kesin biçimde belirli bir neticeye yönelik olduğunun belirlenmesi durumunda icraya başlandığı kabul edilmektedir. Yapılan hareketler failin kastını şüpheye yer vermeyecek derece de ortaya koyuyor ise bu hareketler icra hareketleri; yapılan hareketler suç işleme kararından dönme ihtimalini henüz ortadan kaldırmamış yani suç işleme kastının varlığı konusunda bir şüphe bulunuyor ise artık hazırlık hareketleri olduğu kabul edilmelidir.Ancak bu teorinin en büyük zayıflığı iradenin nasıl tespit edileceği konusudur.Malum olduğu üzere insan iradesinin somut olarak gözlenmemesi oldukça zordur.

2- Objektif Teoriler

Ceza hukukunun failin cezalandırılabilmesi için sadece suç işleme kararı ile yetinemeyeceği düşüncesinden hareketle ortaya atılan bu teorilerin ortak noktası icra başlangıcını belirlemede failin sübjektif halini değil fail tarafından yapılan hareketleri objektif olarak esas almalarıdır. Bu görüşlerde birkaç farklı guruplar halinde ele alına bilir.
Şekli objektif teori, failin yaptığı hareket eğer suç tipinde unsur yada ağırlatıcı neden olarak yer alıyorsa icra, yer almıyorsa hazırlık hareketidir;
Maddi objektif teori, suç tipinde yer alan hareketlerle birlikte bu hareketlere doğrudan doğruya bağlı bulunan ve onunla bütünlük oluşturan hareketlerin yapılması halinde de icra hareketlerinin başladığı kabul edilir;
Hukuki yarar yönünden bir tehlike veya saldırı oluşturan hareketi icra hareketi başlangıcı kabul eden teori;
Nedensellik teorisi, hazırlık ve icra hareketleri arasındaki ayrımı suç tipinden gerçekleşmesinde esas alınan nedensellik bağına ilişkin ilkeye göre belirleyen teori;
Kronolojik teori; suç neticesine yakın hareketleri icra, uzak hareketleri ise hazırlık hareketleri kabul eden teori.

3- Karma Teoriler

İcra hareketlerinin başlangıcının objektif ve sübjektif teorilerle tatmin edici bir şekilde ortaya konulmadığının ileri sürenler tarafından karma teoriler benimsenmiştir. Bu teorilerinin savunucularına göre teşebbüs failin kendi suç planına göre kanuni tipini doğrudan doğruya gerçekleştirmek üzere giriştiği faaliyetle başlar.
Her ne kadar konu hakkında Yargıtay’ ın kararlarında bir istikrar bulunmamakta; yüksek mahkeme bazen maddi objektif, bazen şekli objektif bazen de sübjektif teoriye göre karar verse de doktrinde çoğunlukla benimsenen görüşe göre karma icra ve hazırlık hareketlerinin ayrımında karma teorilerin uygulanması kabul edilmektedir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
GÖNÜLLÜ VAZGEÇME
VE
ETKİN PİŞMANLIK

I- Gönüllü Vazgeçme

765 sayılı TCK gönüllü vazgeçmeyi madde 61/2 de düzenlemekte ve gönüllü vazgeçmenin ancak icra hareketlerinin failin isteyerek engel olmasıyla mümkün olacağını öngörmekteydi. Yani gönüllü vazgeçme ; icra hareketlerinin tamamlanmaması başka deyişle suçun eksik teşebbüs aşamasında kalması durumunda söz konusuydu. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunundaki düzenlemede ise failin icra hareketlerini tamamlamamış olması , hem de neticenin meydana gelmemesi hallerinde öngörülmüş, ve netice gerçekleşene kadar olan her aşamada failin suç yolundan dönmesini vazgeçme olarak kabul etmiştir.

A- Gönüllü Vazgeçmenin Cezalandırılma Nedeni

Gönüllü vazgeçmenin cezalandırılmama nedenlerini sübjektif, objektif ve suç politikası başlıkları altında incelemek mümkündür.

1- Sübjektif Teoriler

-İptal teorisine göre; fail vazgeçmekle kötü niyetinden dönmüş başka bir deyişle iptal etmiştir. İş bu nedenle fail cezalandırılmamaktadır.
-Butlan teorisine göre; suçu tamamlamama bakımından failin iradesi baştan bulunmadığı kabul edilmektedir bu nedenle icra hareketlerine başladıktan sonra vazgeçen fail iradesi ortadan kalktığından , yapılan hareketlerde icra hareketi olarak kabul edilmemektedir.
-Kastın zayıflığı teorisi, failin suç işleme kastı olmasına rağmen vazgeçmesiyle bunun yeterli yoğunlukta olmadığını ortaya koymaktadır. Bu nedenle fail cezalandırılmaz.
-Karine teorisi ise karine olarak kabul edilen failin icra hareketlerine başladıktan sonra vazgeçmesi durumunda ,failin baştan itibaren suçun tamamlanmasına yönelik iradesinin olmadığını ve zayıf irade nedeniyle failin cezalandırılmayacağını kabul eder.

2- Objektif Teoriler

İcra hareketlerine başladıktan sonra vazgeçen fail harekete geçirdiği koşulları ortadan kaldırmaktadır. Böylelikle ortada bir kurala aykırılık kalmamakta ve icranın varlığından bahsedilemeyeceğinden fail cezalandırılmaz.

3- Suç Politikası Teorisi

Gönüllü vazgeçme cezayı kaldıran kişisel nedenlerden olup vazgeçme durumunda faile ceza verilmemektedir. Suç politikası teorisine göre vazgeçen fail yasa koyucu tarafından ödüllendirilmektedir ve failin vazgeçmesi durumunda cezasız kalacağı konusunda teminat vermektedir.

B- Gönüllü Vazgeçmenin Belirlenmesi

Failin neticeyi gerçekleştirebilecek konumda olmasına rağmen ; mağdura acıması, vicdan azabı, tanrı korkusu vb iç etkenlerin varlığıyla , vazgeçmesi durumunda ancak gönüllü vazgeçmeden söz edilebilir.
Fail istese dahi icra hareketlerini tamamlayamayacak yada daha sonra tamamlamak amacıyla vazgeçmişse gönüllü vazgeçmenin varlığı kabul edilemez.

C- Gönüllü Vazgeçmenin Sonucu

Gönüllü vazgeçmenin sonucu olarak fail icra hareketlerine başladığı suç nedeniyle cezalandırılmamakla birlikte ; eğer failin o ana kadar yaptığı hareketler bir başka bir başka suş oluşturuyor ise failin bu suçtan sorumluluğu devam edecektir.
Örneğin A adam öldürmek için silah alıyor, daha sonra öldürmekten vazgeçiyor ancak taşıdığı silah ruhsatsız ise ; adam öldürmeye teşebbüsten sorumlu olmamasına rağmen ruhsatsız silah taşıma suçundan cezalandırılabilir.

II- Etkin Pişmanlık

Etkin pişmanlık failin icra hareketlerini tamamlamasına rağmen neticenin meydana gelmesini isteyerek önlemesi şeklinde tanımlanabilir. Etkin pişmanlık gerek 5237 sayılı TCK gerekse 765 sayılı TCK da genel hükümler içinde değil, özel hükümler içinde düzenlenmiştir.

BEŞİNCİ BÖLÜM

İŞLENEMEZ SUÇA TEŞEBBÜS
VE
TEŞEBBÜSE ELVERİŞLİ OLMAYAN ŞUÇLAR



I- İşlenemez Suça Teşebbüs

İşlenmez suç,failin bir suç tipini işlemek istediği halde suç konusunun bulunmaması nedeniyle başarısız kalması yanı suçun maddi konusunun bulunmaması ya da suçu işlemesi için kullandığı araçların elverişsiz olması nedeniyle işleyemediği suça denir.İşlenemez suçu hangi fiil oluşturacağını objektif teori sübjektif teori, Tehlike teorisi olmak üzere üç başlıkta incelemek mümkündür.


A- Objektif Teori

Hareketin cezalandırılabilmesi için korunan hukuki değeri tehlikeye düşürmesi ya da ana zarar vermesi gerekmektedir.Yani failin sadece suç işleme astının olması hareketi hukuka aykırılık için yeterli değildir.Bu teoriye göre elverişsizlik suçun konusunda yahut kullanılan araçtadır.Objektif teori gerek konu gerekse araç yönünden elverişsizliği mutlak ve nispi olarak ikiye ayrılmakla ,mutlak failin cezalandırılmamasını eğer elverişsizlik nispi ise failin teşebbüs hükümlerince sorumlu tutulacağını kabul etmektedir.Ancak teori objektif bir tehlike aramakta ve teşebbüsün çemberini çok fazla daralttığından dolayı eleştirilmektedir.


B- Sübjektif Teori

Bu teoriye göre neticenin önemi yoktur, çünkü failde suç işleme kastının varlığı failin sorumlu tutulması için yeterlidir.Ancak söz konusu teoride aşırılığa götürmesi nedeniyle eleştirilmektedir.

C- Tehlike Teorisi

Doktrince ve Yargıtay’ca kabul edilen tehlike teorisine göre yapılan hareketlerin bir tehlike oluşturup oluşturulmadığına bakılmaktadır.Eğer failin yaptığı hareket , suç konusu üzerinde herhangi bir tehlike arz etmiyorsa teşebbüs yoktur , aksi bir durumda fail cezalandırılabilir.

II- Teşebbüse Elverişli Olmayan Suçlar

Teşebbüse ait hükümler genel olduklarından bütün suçlara uygulanırlar. Fakat nitelikleri bakımından teşebbüse elverişli olmalarına rağmen, kanunun açık istisnai düzenlemesi nedeniyle teşebbüs durumunda dahi, tamamlanmış suç gibi cezalandırılan suçlarda vardır. Bunun yanı sıra nitelikleri gereği teşebbüse elverişli olmayan suç tipleri de vardır.
- Taksirle işlenen suçlar,
- Kastın aşılması suretiyle işlenen suçlar,
- Netice sebebiyle ağırlaşmış suçlar,
- Neticesi hareketlere bitişik suçlar,
- Cezalandırılabilme şartı içeren suçlar,
- İhmali suçlar.
ALTINCI BÖLÜM

GENEL DEĞERLENDİRME
VE
SONUÇ

Ceza kanununun genel kısmı tipe uygun, hukuka aykırı ve kusurlu hareket dediğimiz suç dışında; suçun tamamlanmamış olması, birden fazla kişi tarafından işlenmesi ve hareketin birden fazla kanun hükmünü ihlal etmesi ile de ilgilenir. Ceza doktrininde suçun özel gerçekleşme şekilleri olarak adlandırılan bu durumlardan teşebbüs incelememizin asıl konusunu oluşturmaktadır.
Tarihsel gelişimi göz önüne alındığında dünya hukukunda yaklaşık son 200 seneden beri kabul edilmiş olan teşebbüs tanımı temelini Carolina madde 178’den alır. İlgili hükme göre teşebbüs yukarıda açıkladığımız gibi failin suçu tamamlanmasına elverişli hareketlerle faaliyete geçmesi buna rağmen elde olmayan nedenlerle neticenin elde edilememiş olması durumun ifade eder.
Doğası gereği tali birer hukuk kuralı olan teşebbüse ilişkin hükümler; ancak ilgili asıl suça ilişkin ceza kanununun asıl kısmında yer alan hükümlerle birlikte uygulanır. Dolayısıyla teşebbüse ilişkin hükümler tek başına hukuki sonuç doğurmaktan uzaktırlar. Ancak asli nitelik taşıyan suç tipine ilişkin hükümle birlikte uygulanma imkanı bulurlar.
Her ne kadar teşebbüste suçun kanuni tanımında öngörülen tipik netice gerçekleşmemiş olsa da; ceza kanunlarının ana gayesi olan toplum düzen ve barışının korunması ilkesi tehlikeye düştüğü için ve fail hukuk düzenince koruma altına alınan yararlar üzerinde ve bu yararlara karşı bir tehlike yarattığı gerçeğinden hareketle modern ceza kanunları teşebbüs durumun cezalandırma konusu yapmışlardır.
Türk Ceza Kanununun ilgili hükmü uyarınca teşebbüsün varlığından bahsedebilmek için üç temel şartın gerçekleşmiş olması gerekir. Bunlardan ilki doktrin tarafından teşebbüsün sübjektif unsuru olarak adlandırılan failin suça ilişkin kastının varlığıdır. İkinci unsur ise doktrin tarafından teşebbüsün objektif unsuru olarak adlandırılan failin icraya elverişli hareketlerle doğrudan doğruya başlaması halidir. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’ndaki ilgili düzenlemeye nazaran daha geniş bir düzenlemeyi getiren 5732 sayılı Türk Ceza Kanununun teşebbüse ilişkin 35’inci madde hükmü gereğince failin gerek icrada kullandığı vasıtalar gerekse de ve özellikle gerekçede üzerinde durulduğu gibi konu bakımından da elverişliliğin mevcut olması gerekir. Teşebbüsün varlığı için gerekli olan son unsur ise icra hareketlerinin failin elinde olmayan nedenlerle sonlandırılmış olması halidir. Burada özellikle üzerinde durulması husus kanunun ilgili hükmünde de açıkça belirtildiği üzere icra hareketlerinin failin istemi dışında ve istemine ters olarak tamamlanmasının engellenmesi gerekmektedir. Aksi halin varlığı durumunda teşebbüsten değil eğer şartları varsa gönüllü vazgeçme ya da etkin pişmanlık kurumlarından söz edilebilir.
Teşebbüsün varlığından bahsedebilmek için yukarıda saydığımız unsurların varlığının yanı sıra öncelikle ve önemle belirtmek gerekir ki teşebbüse konu olacak suç tipinin yapısı gereği teşebbüsü elverişli olması ve de işlenemez bir suç olmaması gerekmektedir. Gerek işlenemez suç kavramı gerekse de suç tipinin teşebbüse elverişliliği konuları incelememizde ayrıca ele alındığı için burada tekrarında yarar görülmemektedir.
Sonuç olarak incelememizin başından beri belirttiğimiz gibi teşebbüs kurumu modern ceza doktrininin ve uygulamasının vazgeçilmez kurumlarından biri olup suç politikası gereği modern ceza kanunlarında cezalandırılan durumlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır.