Mustafa Mutlu: GÜLE GÜLE…

12106788_10153157506197966_5883889124536500600_n
Twitter fenomeni Fuat Avni önceki gün Cumhurbaşkanı’nın küçük oğlu “Babacığım Bilal”in, yüklü miktarda para ve silahlı korumalarla İtalya’ya kaçtığını iddia etti.
27 Eylül’de gerçekleşen bu “kaçma operasyonunu” da bizzat Dışişleri Bakanı Feridun Sinirlioğlu yürütmüş!
İşin ilginci; bu bu iddianın bir bölümü, yandaş medya tarafından da doğrulandı.
Yandaşların, “cumhurbaşkanlığı kaynakları”na dayanarak verdikleri haberlerde Bilal Erdoğan’ın “yarım kalan doktora çalışmasını tamamlamak üzere” İtalya’ya gittiği belirtildi.
Ancak başka kaynaklar, Bilal Erdoğan’ın 2007’de kaydolduğu o doktora programını, 2011’de bitirdiğini iddia etti.
Bu arada Bilal Erdoğan’ın karısını ve çocuklarını da yanında götürdüğü ortaya çıktı.
Hatta “Babacığım Bilal”in elinde çocuk arabasıyla Floronsa’daki bir turistik meydanda çekildiği iddia edilen fotoğrafı da sosyal medyaya düştü.
***
Peki; “Babacığım Bilal” üniversitede okumayacaksa, Türkiye’deki “fahri Milli Eğitim Bakanlığı” görevini yarıda bırakıp neden yurtdışına kaçtı?
Fuat Avni’ye göre Cumhurbaşkanı, çözüm süreciyle ilgili ‘vatana ihanet’ten yargılanabileceğine ilişkin dosyayı okuduktan sonra bu kararı vermiş…
Şimdilik seçim sonuçlarını bekliyormuş ama kendisinin de kaçması an meselesiymiş…
***
Bunlar karışık işler; ben anlamam…
Benim anladığım ve bildiğim tek şey var:
Eğer bir siyasetçi için bu tür laflar edilmeye başlanmışsa, dönüşü mümkün olmayan bir yola girilmiş demektir.
***
Tablo net:
Erdoğan, yüzlerce kez yasaları çiğnedi.
Mahkeme kararlarını umursamadı.
Muhaliflerini açıkça hedef gösterdi: İçeri attırdı, işsiz bıraktırdı. Gencecik çocukları öldüren polisleri kahraman ilan etti, “Talimatı ben verdim” dedi.
Kavga etmediği, aşağılamadığı kimse kalmadı.
Yani… Çok ama çok “ah” aldı.
Eskiden sevenleri sevmeyenlerinden fazlaydı; bu yüzden kurtarıyordu.
Ama artık yalnızlaşıyor; sevmeyenlerinin sayısı sevenlerini ikiye katlıyor.
Bu durumda “gidişi”nin normal yollardan olmayacağı çok açık…
Ya kaçacak…
Ya da…
Neyse…
Yazıp da giderayak hakkımda bir dava daha açmasına neden olmayayım!
***
Sadece bilin ki sorunumuz artık Recep Tayyip Erdoğan değil…
Ondan sonrasına kafa yormaya başlayın!
MAĞAZA !
“Babacağım Bilal”, Floronsa’da karısıyla çocuğuyla sonbaharın son güneşinin tadını çıkarırken, annesi de boş durmamış… Eşiyle birlikte resmi temaslar için gittiği Brüksel’in en lüks mağazalarının bulunduğu bir caddesini trafiğe kapattırmış… Sonra da stresini alışveriş yaparak atmış…
Saint-Josse Belediye Meclisi Üyesi Thierry Balsat, Belçika basınına verdiği demeçte, “Türk heyeti 6 makam aracıyla caddeyi kapattı. O içerideyken, ünlü Longchamp Mağazası’na kimsenin girmesine izin verilmedi. Mahallemiz bir saat felç oldu. Kınıyorum” demiş…
***
Emine Hanım sekiz yıl önce Levent’teki bir alışveriş merkezinde yeni açılan bir mağazayı kapatmıştı da… Başbakanlık, anında beni yalanlamıştı…
Şimdi artık gizlemeye bile gerek görmüyorlar.
Sekiz yıldaki gelişmeye bakın!

6 EKİM!
Dün, Türkiye’nin ilk kadın ilahiyat doçenti Bahriye Üçok’un öldürülüşünün 25’inci yıldönümüydü.
Üçok, 1988’in Kasım ayında katıldığı bir televizyon programında İslam’da örtünmenin ve oruç tutmanın zorunlu olmadığını savunmuştu.
Sen misin savunan?
Bu ülkenin gericileri dünyayı başına yıkmaya yemin etti.
Dediklerini de yaptılar.
Üçok’u, 6 Ekim 1990 günü evine gönderdikleri bir bombalı paketle öldürdüler.
Cinayeti İslâmi Hareket adlı örgüt üstlendi.
Üçok, “laiklik savunucusu bir ilahiyatçı”ydı.
Tıpkı Turan Dursun, Çetin Emeç, Muammer Aksoy, Uğur Mumcu, Necip Hablemitoğlu gibi onun da katilleri bulunamadı.
Kendisini rahmetle ve saygıyla anıyorum.
GÜNÜN SORUSU
Cemaatin gazetesi Zaman’ın Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı köşe yazısında tam “dik durmaktan”, “mücadele etmekten” söz ettiği gün, Fethullah Gülen’in emriyle görevinden ayrılmak zorunda kalmış!
Ertesi günkü veda yazısında da “sağlığının artık mücadeleye elvermediğini” belirtmiş. Sorum kendisine:
Sağlığın bir günde mi bozuldu?
BURS!
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yıllardır sümenaltı ettiği Sayıştay raporları, kamu kurum ve kuruluşlarında yapılan usulsüzlükleri gözler önüne seriyor.
Sayıştay denetçilerinin Kredi ve Yurtlar Kurumu’nda yaptığı denetimlerde, “ölülere” kredi verildiği ortaya çıkmış…
Eee; bu arkadaşlar kimin öğrencisi?
Hatırlayın; bunların eski ortağı Fethullah Gülen de eskiden seçim öncesinde müritlerine çağrıda bulunuyor ve “Ölülere bile oy kullandırın” diyordu!
***
Yiye yiye bitiremediniz beyler…
Bakalım siz hangi ülkelere kaçacaksınız?

156+135!
Abdullah Gül’e söylemek istediklerinizi yazıp mustafa0mutlu@gmail.com’a gönderin, yayınlayayım. Bugün sıra Yaman Kazancı’da:
“Abdullah Bey…
Duyduğumuza göre Tansu Çiller’le birlikte yeni bir parti kurmaya hazırlanıyormuşsunuz… Bu partiyle radikalleşen ve yıpranan AKP’nin boşluğunu doldurmaya talip olacakmışsınız. Siz bunları bırakın da önce Huber’de sizin ve aileniz için yapılan masrafları ödediğinizi belgeleyin. Kanlıca’daki 20 milyon liralık evi nereden kazandığınız paralarla aldığını açıklayın. Suudi Arabistan Kralı’nın makamınıza hediye ettiği elmasların nerede olduğunu söyleyin…
Yani şeffaf olun.”

GÜNÜN İSYANI
AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Özhaseki belediye başkanlarıyla yaptığı toplantıda, “Bütün kaynaklarınızı seçime ayırın. Oy sözü alarak yardım dağıtın, giderleri de ‘sosyal yardım’ olarak gösterin” demiş… İsyanım kendisine:
Bütün paralar seçime gittiği için kanalizasyonlar tıkanırsa; hacetimizi görmek için senin evine mi geleceğiz?

Aydınlık

Mustafa Mutlu: GÜLE GÜLE… – İlk Kurşun Gazetesi.

Orijinal haber kaynağı için; İlk Kurşun Gazetesi – İlk Kurşun Gazetesi

Author: Hukuk Haber

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir