<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?>

<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/">
	<channel>
		<title>Hukuki.NET Forumları - Blogs</title>
		<link>http://www.hukuki.net/blog.php</link>
		<description>Hukuk Forumları</description>
		<language>TR</language>
		<lastBuildDate>Thu, 17 May 2012 02:36:52 GMT</lastBuildDate>
		<generator>vBulletin</generator>
		<ttl>10</ttl>
		<image>
			<url>http://www.hukuki.net/images/misc/rss.jpg</url>
			<title>Hukuki.NET Forumları - Blogs</title>
			<link>http://www.hukuki.net/blog.php</link>
		</image>
		<item>
			<title>Uluslararası Adalet Divanı ve BM Güvenlik Konseyi Arasındaki Yetki Çatışması</title>
			<link>http://www.hukuki.net/entry.php?17-Uluslararası-Adalet-Divanı-ve-BM-Güvenlik-Konseyi-Arasındaki-Yetki-Çatışması</link>
			<pubDate>Thu, 07 Jul 2011 21:35:17 GMT</pubDate>
			<description>Uluslararası hukukta devletlerin üzerinde yer alacak kurumlar olmadığından dolayı; aynı olay üzerinde farklı organların yetkilerinin örtüşmesi veya...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Uluslararası hukukta devletlerin üzerinde yer alacak kurumlar olmadığından dolayı; aynı olay üzerinde farklı organların yetkilerinin örtüşmesi veya üst üste gelmesine bazen de çatışmasına neden olmaktadır. <br />
<br />
             Bunun en tipik örneği ise Uluslararası Adalet Divanı ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi arasındadır. Güvenlik Konseyi siyasal karar verirken, Adalet Divanı da yargısal karar verirken aynı konu üzerinde karar vermek zorunda kalabilirler. Bu durumda kararlar arasında örtüşme de olabilir, çatışma da olabilir. Örtüşme halinde bir sorun olmamasına rağmen çatışma halinde uluslararası hukukta ne olacağı tartışmalıdır.<br />
<br />
            Uluslararası Adalet Divanı; Birleşmiş Milletlerin temel yargı organıdır. Uluslararası Adalet Divanı, bağımsız olup hiçbir organın yetkisine tabi değildir. UAD; sadece devletlerarası problemlerle ilgilenen evrensel bir mahkemedir. Ayrıca Divan talep üzerine mütalaa da vermektedir. Mütalaalar yargı kararları gibi bağlayıcı olmamakla birlikte önemlidir. Ayrıca mütalaar bağlayıcı olmadığından dolayı, Divanın bu kararları yetki çatışmasına uygun değildir. Dolayısıyla Divan'ın sadece devletlerle ilgili ve bağlayıcı kararları sonucu yetki çatışması ortaya çıkmaktadır.<br />
<br />
            Güvenlik Konseyi ise; BM andalaşmasına göre, uluslararası uyuşmazlıkların çözümünde asıl yetkili organdır.<br />
<br />
            Güvenlik Konseyi ve Adalet Divanı arasındaki temel sorun, her iki organın da aynı konu üzerinde bağlayıcı kararlar alabilmeleri ve kararların da birbirleriyle örtüşmemesi durumunda ortaya çıkar. Bunun nedeni ise BM mevzuatında yetki paylaşımının açıkça belirtilmemesidir. Bu yüzden Uluslararası Hukukta  hangi organın hangi yetkilerinin olduğuna dair tartışmalar devam etmektedir. <br />
<br />
            Güvenlik Konseyi; uluslararası hukuku tehdit eden her türlü olaya karşı kendiliğinden, devletlerin talebi üzerine veya diğer organların çağrısı üzerine karar alabilir. Burada Güvenlik Konseyi'ne konu bakımından çok geniş bir takdir yetkisi verilmiştir. UAD'na da bir konu bakımından bir yetki sınırlaması getirilmediğinden ender de olsa bazen bu iki organ konu bakından sınırlanmadığı ve yetki paylaşımının yapılmadığından dolayı aynı konu için farklı kararlar verebilir.<br />
<br />
           Güvenlik Konseyi'nin tavsiye kararlarının bağlayıcılığı olmadığından eğer Divan'ın yargı kararı varsa, yargı kararlarına uymak zorunlu olduğundan Divan kararı uygulanır. Ancak Güvenlik Konseyi'nin bağlayıcı bir kararına karşılık, Divan'ın da bunun aksi bir yargı kararı varsa yetki çatışması ortaya çıkar.<br />
<br />
            Aslında Birleşmiş Milletler Şartı'nın 36. maddesi, organlar arasında çatışma olabileceğini kabul etmiş ve bu uyuşmazlığın önlenmesi için taraflarca önceden kabul edilmiş bütün usülleri gözönünde tutacağını ve Konsey'in hukuki uyuşmazlıkları Divan'a sunması gerektiği belirtilmektedir:<br />
<br />
Birleşmiş Milletler Şartı madde 36;<br />
1. Güvenlik Konseyi, 33. Madde'de belirtilen nitelikte bir uyuşmazlığın ya da benzeri bir durumun herhangi bir evresinde, uygun düzeltme yöntem ya da yollarını tavsiye edebilir. <br />
2. Güvenlik Konseyi, bu uyuşmazlığın çözülmesi için taraflarca önceden kabul edilmiş olan tüm yöntemleri gözönünde tutacaktır. <br />
3. Güvenlik Konseyi bu Madde'de öngörülen tavsiyelerde bulunurken, genel kural olarak, hukuksal nitelikteki uyuşmazlıkların taraflarca Uluslararası Adalet Divanı Statüsü hükümlerine göre Divan'a sunulması gerektiğini de gözönünde tutacaktır. <br />
<br />
            Ancak Konsey bunu, Divan tarafından önceden verilmiş olası kararların gözönüne alınması biçiminde yorumlamaktadır. Tarihi yorum methodunu kullanarak şartı hazırlayanların kodifikasyon çalışmaları sırasında güttüğü amaca bakılmalıdır. Birleşmiş Milletler Şartının 36. maddesinin hazırlık çalışmaları ise Konsey'in yetksini sınırlandırmak olmadığını doğrulamaktadır.<br />
<br />
            Güvenlik Konseyi, olası bir yetki çatışmasını engellemek için Divan'ın görüşmekte olduğu konuyu gündeminden çıkarabilir; fakat böyle bir şey yapma zorunluluğu yoktur. Ayrıca Konsey, Divan'dan önce karar vermek için, Divanın henüz gündemine almadığı bir konuyu gündemine alabilir. Güvenlik Konseyi'nin bu yetkisi kötü niyetle kullanılmaya açıktır, zira yargı organları siyasi organlara karşı yavaş işlediğinden, Güvenlik Konseyi bir olaya önce müdahale ederek gündemine alacak ve böylece Divan'ı safdışı bırakabilecektir. Divan'ın ise böyle bir takdir yetkisi yoktur. Divan önüne gelen olayı siyasi bir denetim yapmadan görmek zorundadır. Divan; ancak ağır sebeplerin varlığı halinde mütalaa vermekten kaçınabilir.<br />
<br />
             Birleşmiş Milletler Şartı 36 maddesinin 3. fıkrasında Güvenlik Konseyi'nin uyuşmazlıkların barışcıl çözüm çabalarında hukuki sorunların  Divan'a götürmesi gerektiğini gözönüne alacağını belirtmiştir. Maddeden de anlaşılacağı üzere; ''gözönüne alacak'' derken Güvenlik Konseyi'nin böyle bir şey yapma zorunluluğunun olmadığını anlayabiliriz. Mayıs 1946'da Arnavutluk sahilinden geçen İngiliz mayın gemilerine açılan ateş sonucu açılan ''Corfu Boğazı'' davasında Güvenlik Konseyi BM Şartı 36/3'ü uygulamıştır.<br />
<br />
           ''Lockerbie'' davasında ise; ABD havayollarına ait bir Pan Am 103 tipi yolcu uçağının 1988 yılında havada patlamasıyla vuku bulan kaza sonucu bir çok Amerikan ve İngiliz vatandaşı hayatını kaybetmişti. ABD ve İngiltere bu olaydan iki Libya'lıyı sorumlu tutmuş ve yargılanmak üzere iade edilmelerini istemişti. Libya ise Sivil Havacılığın Güvenliğine Karşı Kanunsuz Hareketlerin Önlenmesi Sözleşmesi'nin 18. maddesindeki  ''iade et veya yargıla'' maddesini iade etmeyerek yargılamak istemiş ve suçluları iade etmemişti. Bunun üzerine 1992 yılında Güvenlik Konseyi oybirliği ile aldığı bir kararda, Libya'nın ABD ve İngiltere'nin taleplerini yerine getirmesini; iki sanığı bu iki ülkeden birine teslim etmesi, ilgili tüm bilgileri ifşa etmesi ve uygun bir tazminat ödemesini istedi. Bu talepler Libya tarafından reddelince, ABD, İngiltere ve Fransa konuyu bir kez daha Güvenlik Konseyi'ne getirerek, teröristlerin İngiltere'ye ya da ABD'ye teslim etmediği gerekçesiyle Libya'ya karşı silah ambargosu, uçuş yasağı ve bazı diplomatik yaptırımlar öngören bir karar alınmasını sağladı. <br />
<br />
              Buna karşı Libya, 1992 yılında Uluslararası  Adalet Divan'ına başvurarak bu yaptırım kararının durdurulmasını istedi. Divan ise bu isteği BM Şartı'na göre bir devletin haklarının ihlal edilmesi sonucunu doğuran bir Güvenlik Konseyi kararına karşı, Uluslararası Adalet Divanı'nın ancak bu karara ''hukuki'' inceleme yapabilme yetkisinin olduğunu kabul etmişti. Buna göre esesa, yani kararın içeriğine ilişkin bir düzeltme veya inceleme yapılamazdı.<br />
<br />
           Divan, bu davada bir konu hakkında ilk önce Güvenlik Konseyi karar vermişse, bu karara Divan'ın uyması gerektiğini kabul etmiştir. Buna karşın ilk kararı Divan'ın vermesi durumunda -ki yargısal süreç yavaş işlediğinden bunun olma ihtimali azdır- Konsey Divan'ın almış olduğu karara uyacaktır. Çünkü; konsey kararları da  Divan kararları da Birleşmiş Milletler Şartı'na göre aynı hiyerarşik konumda yer almaktadır. Buradaki asıl ölçüt önce karar verenin kararının üstün tutulacağıdır. Oysa pratikte Güvenlik Konseyi kararları daha üstün niteliktedir. Divan'ın Lockerbie davasındaki kararı bunun kanıtıdır.<br />
     <br />
              Divan'ın Lockerbie davasında Konsey kararlarını üstün görmesine karşın, Konsey kararları da emredici hukuk kurallarına; yani ''jus cogens''e aykırı olamaz. Eğer Divan'ın veya Konseyin jus cogens'e aykırı bir kararı varsa bu iki organdan biri diğerinin kararını gözden geçirmelidir. <br />
<br />
               Böylece Divan, Güvenlik Konseyi kararlarını Lockerbie davasındaki içtihadına göre denetleyebilir. Ancak bunun için Güvenlik Konseyi kararlarının jus cogens'e veye Birleşmiş Milletler Şartı'na aykırı bir karar alması gerekmektedir. Bu bakımdan Divan her zaman Güvenlik Konseyi kararlarını denetleyemez.<br />
<br />
               Birleşmiş Milletler Şartında Divan'ın açıkça Güvenlik Konseyi'nin kararlarını denetleme yetkisinin verilmemesi, bu denetimi engellemez. Çünkü; Şart'ta denetleyememe hakkında da bir hüküm olmadığından; kanunların açıkça yasaklamadığı durumlarda ''yasaklanmayan şey hukuka uygundur'' ilkesi gereğince denetim yapabilecektir. Ancak pratikte pek de mümkün görünmemektedir. Zira, Adalet Divan'ı hakimlerinin seçiminde Güvenlik Konseyi'nin de önemli bir etkisinin olduğu ve hakimlerin genellikle Kuzey Amerika ve Batı Avrupa ülkerinden, tarafsız olmaları gerekmesine rağmen pratikte bu ilkenin pek de uygulandığını savunmak güçtür.<br />
<br />
               Bundan dolayı Divan, daha önce Konsey tarafından ele alınmış bir soruna ilişkin olarak hukuka uygunluk denetimi yapabilir. Böyle bir durumda Divan, soruna ilişkin Konsey kararını değerlendirecek ve hukuka uygunluğunu yargısal yetkilerine dayanarak yapacaktır. Eğer Divan ve Konsey kararları arasında bir uyuşmazlık olursa ve Birleşmiş Milletler Şartı'nda konuya ilişkin açık bir hüküm yoksa, Divan kararının yargısal ve nihai karar olarak üstün sayılması gereklidir.<br />
<br />
              Olası bir yetki çatışmasının en belirgin örneklerinden biri Bosna ve Yugoslavya arasındaki sorundur. Bosna-Hersek 1993 yılında Uluslararası Adalet Divan'ına saldırı ve soykırım suçundan ötürü başvurmuştu; böylece meşru müdafaa hakkını kullanabilecekti. Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 1991 yılında Yugoslavya'ya karşı silah ambargosu kararı almıştı. Meşru müdafaa hakkının kullanılması için ise bu ambargonun kalkması gerekliydi. Ancak Divan, Konseyin 2 yıl önce almış olduğu karara aykırı bir akrar almak istememiş ve böylece yetki çatışmasını engellemek istemişti(!) <br />
<br />
             Ancak Divan, bu davada soykırım suçundan dolayı devletin değil, bireylerin işlediği soykırım suçunu kabul etmiş, ayrıca Yugoslavya'ya bireylerin bu fiillerini durdurma yükümlülüğüne sokmamıştır. Oysa Birleşmiş Milletler Şartı'na göre; devletler, soykırımın önlenmesi ve cezalandırılması için sorumludur. Ancak Divan, yetki çatışmasını engellemek için(!) Konsey'in daha önce almış olduğu karara aykırı bir karar almaktan çekinmiştir.<br />
<br />
            Sonuç olarak Divan ve Güvenlik Konseyi kararları arasında bazen yetki çatışmaları ortaya çıkmaktadır. Uluslararası organlar ise bunu mevcut siyasi yapıya göre şekillendirmekte, kimi zaman Güvenlik Konseyi'nin kararlarını üstün tutmakta, kimi zaman da Divan kararlarını üstün tutmaktadır. Ancak Divan'ın yargısal, Konsey'in ise siyasi bir organ olması; uluslararası alanda da siyasi mekanizmanın iç hukuktakinin tersine yargısal işlemlerden üstün olmasını sağlamış bu nedenle de Güvenlik Konseyi kararlarının üstün olduğu görüşü daha baskın çıkmıştır. Kanaatimce bu yanlıştır. Zira siyasi kararlar çoğu zaman taraflı olabilmekte, haklıyla haksızı iyi ayırt edememektedir. Yargısal kararlar ise olayın hukuki boyutunu inceleyip; jus cogens'e, insan haklarına, BM Şartı'na ve diğer uluslararası sözleşmeleri esas alınarak karar verilir. Ancak yargısal organların da bu konuda bazen siyasi kararlar gibi 'yanlı' kararlar verdiği görülmektedir. <br />
<br />
            Bunun çözümü uluslararası mevzuattaki bu boşluğu doldurmak, Güvenlik Konseyi ve Adalet Divanı'nın yetkilerinin sınırlarını net olarak çizmekten geçer. Ancak, kanaatimce bu Güvenlik Konseyi üyelerinin zararına bir düzenleme olur. Öyle ki günümüzde Güvenlik Konseyi ile Adalet Divanı arasında çıkan bir yetki çatışması sonucu, genellikle Güvenlik Konseyi'nin kararları üstün tutulmaktadır. Güvenlik Konseyi ise menfaati bulunan konularda eğer üyeler arasında bir anlaşma sağlarsa bu konuya el atmakta ve Divan'ın karar almasını engellemektedir. Eğer böyle bir düzenleme yapılarak yetkilerin sınırları çizilirse Güvenlik Konseyi daha önce olduğu gibi her konuda yetkili ve etkin organ sayılamayacaktır. Bu, uluslararası  hukuku ve Birleşmiş Milletleri yönlendiren ülkelerin, özellikle de Güvenlik Konseyi üyelerinin işine gelmemekte ve bu düzenlemeyi yapmaktan çekinmektedirler. Zira bu onların zararına olan bir düzenlemedir.<br />
<br />
<br />
Kaynakça: <br />
<br />
Ünal, Şeref ; Uluslararası Hukuk, Ankara, 2005<br />
Sur, Melda ; Uluslararası Hukukun Esasları, İzmir, 2010<br />
Pazarcı, Hüseyin ; Uluslararası  Hukuk, Ankara, 2010<br />
Göçer, Mahmut ; Uluslararası Adalet Divanı ile Güvenlik Konseyi Arasında Yetki Çatışması<br />
Pazarcı, Hüseyin ; Bosna-Hersek Sorununda Uluslararası Yargının Rolü<br />
Kaya, İbrahim ; Terörle Mücadele ve Uluslarası Hukuk<br />
Aral, Berdal ; Soğuk Savaş Sonrasında Siyasallaşan Uluslararası Hukuk ve Başlıca Mağdurları<br />
<br />
<a href="http://www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem23/yil01/ss62.pdf" target="_blank">www.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem23/yil01/ss62.pdf</a><br />
<a href="http://www.usakgundem.com/makale/6/uluslararası-anarşiye-giden-yol-uluslararası-hukuk-açısından-önleyici-meşru-müdafaa-hakkı.html" target="_blank">http://www.usakgundem.com/makale/6/u...faa-hakkı.html</a><br />
<br />
Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapabilirsiniz.<br />
<b>Musa Yıldırım Kaya </b></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Musa Yıldırım Kaya</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.hukuki.net/entry.php?17-Uluslararası-Adalet-Divanı-ve-BM-Güvenlik-Konseyi-Arasındaki-Yetki-Çatışması</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Avukatın şirket yöneticiliği</title>
			<link>http://www.hukuki.net/entry.php?15-Avukatın-şirket-yöneticiliği</link>
			<pubDate>Mon, 21 Feb 2011 15:25:04 GMT</pubDate>
			<description>---Alıntı (Orjinalinden Av.Derviş Akkuş)--- 
Avukatlık mesleği ile bağdaşan şirketlerde ortaklık yapılabilir.Lâkin,yetkili müdür olması mümkün...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><div class="bbcode_container">
	<div class="bbcode_quote">
		<div class="quote_container">
			<div class="bbcode_quote_container"></div>
			
				<div class="bbcode_postedby">
					<img src="http://www.hukuki.net/images/misc/quote_icon.png" alt="Al&#305;nt&#305;" /> <strong>Av.Derviş Akkuş</strong> rumuzlu üyeden alıntı
					<a href="showthread.php?p=402796#post402796" rel="nofollow"><img class="inlineimg" src="http://www.hukuki.net/images/buttons/viewpost-right.png" alt="İletiyi Göster" /></a>
				</div>
				<div class="message">Avukatlık mesleği ile bağdaşan şirketlerde ortaklık yapılabilir.Lâkin,yetkili müdür olması mümkün değildir.Saygılarımla.</div>
			
		</div>
	</div>
</div></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Derviş Akkuş</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.hukuki.net/entry.php?15-Avukatın-şirket-yöneticiliği</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İnternet üzerinden 2. el satışlarda vergi</title>
			<link>http://www.hukuki.net/entry.php?11-İnternet-üzerinden-2-el-satışlarda-vergi</link>
			<pubDate>Wed, 01 Dec 2010 12:18:27 GMT</pubDate>
			<description>---Alıntı (Orjinalinden Av.Mehmet Toprak)--- 
Muhtelif eşyanını e-ticaret sitesi üzerinden satışı ile ilgili soruna değinmek istiyorum. 
Somut olayda...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><div class="bbcode_container">
	<div class="bbcode_quote">
		<div class="quote_container">
			<div class="bbcode_quote_container"></div>
			
				<div class="bbcode_postedby">
					<img src="http://www.hukuki.net/images/misc/quote_icon.png" alt="Al&#305;nt&#305;" /> <strong>Av.Mehmet Toprak</strong> rumuzlu üyeden alıntı
					<a href="showthread.php?p=392611#post392611" rel="nofollow"><img class="inlineimg" src="http://www.hukuki.net/images/buttons/viewpost-right.png" alt="İletiyi Göster" /></a>
				</div>
				<div class="message">Muhtelif eşyanını e-ticaret sitesi üzerinden satışı ile ilgili soruna değinmek istiyorum.<br />
Somut olayda vergi idaresinin araştırdığı husus, kazanç ve irad elde edilmesine yol açan faaliyetin ticari aaliyet sayılmasını gerektiren, devamlılık unsrunu taşıyıp taşımadığından ibarettir. <br />
Faaliyetin devamlılığından kasıt, daimilik olmayıp devamlılık niyetidir. <br />
Devamlılık niyetinin tespitinde, bir işyeri açmak, ilan ve reklam vermek, eleman çalıştırmak gibi dış göstergelerden yararlanılır. <br />
Ancak faaliyetin gayrı resmi surette yürütülmesi halinde, süreklilik kastının bulunup bulunmadığın tespiti için, faaliyetin ticari bir organizasyonu gerektirecek hacme sahip olup olmadığı araştırılır. Bu bağlamda bir takvm yılı içerisinde yapılan işlemlerin sayısı ve parasal büyüklüğü yani hacmi devamlılık kastının yani ticari bir organizasyonun varlığının göstergesi olarak kabul edilir. Bu durumda faaliyetin esnaf muaflığı kapsamına giren yani işyeri açmaksızın motorlu araç kullanmaksızın ufak tefek değeri düşük eşyalar olup olmadığı da önem taşıyacaktır.<br />
Alım satım faaliyetlerinin devamlılık unsurundan yoksun olması halinde ticari kazanç gelir türünün elde edildiğindne söz edilemez. Yine faaliyetin niteliğine göre diğer kazanç ve iratlar gelir türüne giren bir kazanç ve irad elde edilip edilmediği de araştırılır. <br />
Satış faaliyetini yapan kimse kendisine ait eşyalarını bir kereleğine elden çıkarıyor ise değer artış kazancı elde edildiği kabul edilecektir. Eşyaların alış fiyatı ile satış fiyatı arasındaki fark üzerinden vergilendirilmesi söz konusu olacaktır. Ancak eşyalar hediye gelmiş ise bu durumda değer artışından da söz edilemeyeceğindne vergilendirme söz konusu olmayacaktır. Bu halde ayrıca istisna tutarı ( 2009 yılı için 7.600 TL) üzerindeki kısım için beyanname verilecek istisnanın altında kalan kısım vergilendirilmeyeceğinden beyanna me de edilmeyecektir. Yine bu halde gelir vergisi ödnse dahi KDV ödenmesi gerekmeyecek, fatura kesilmesi de söz konusu olmayacaktr. Zira sürekllik taşıyan bir faaliyet söz konusu olmadığından satcının KDV mükellefiyeti de söz konusu olamayacaktır. <br />
Eğer somut olayda olduğu gibi başkasına ait eşyanın satışına aracılık söz konusu ise bu durumda arızi ticari faaliyet söz konusu olduğundan satışa aracılık eden kimse sadece aracılık nedeni ile elde ettiği bir komisyon geliri söz konusu ise bu kısım için arızi ticari kazanç elde etmiş sayılacaktır. Bu halde de istisna tutarı (2009 yılı için 17.900 TL) altında kalan tutar içingelir vergisi ödenmesi gerekmediğinden beyanname verilmeyecektir. İstisna tutarını aşan bir kazanç söz konusu ise o kısım için vegi beyannamesi verilecektir. Ancak bu halde dahi süreklilik unsuru taşına bir faaliyetten söz edilemeyeceğinden KDV mükellefiyeti söz konusu değildir. Mükellefin fiş fatura vb kesmek defter tutamak vb yükümlülükleri yoktur.<br />
Somut olaya döncek olur isek, olayımızda memur arkadaşımız sadece bir yıl, sadece bir defalağına bir arkadaşının eşyalarının satrışı işine aracılık etmiş. Somut olayda idarece satış sayısı ve kazanç ve iratların toplam tutarının yğksekliği dikkate alınarak  faaliyetin sürekli olduğu kannatine varıldığı anlaşılıyor. Bu durumda mükelelfin gerçek usulde gelir ve kdv mükelefiyeti açılması, buna ilişkin defter ve belge tasdik ettirmemek, vergi levhası tasdik ettirmemek alış ve satışlarında belge almamak, saklamamak, ibraz etmemek vb nedeni ile usulsüzlük - özel usulsüzlük cezaları yanında gelir ve kdv aslı ve vergi ziyaı cezalarına muhatap kalamsı söz konusu olacaktır. <br />
Bu noktada idarenin mükellef ile empati kurması gerekmektedir. Her ne kadar bir takvim yılı içerisinde birden fazla satış söz konusu ise de bu satışların aynı kişinin muhtelif eşyasının bir defada ancak farklı kimselere satılaı surei ile gerçekleştiği ortada. Mükellefin memur oluşu ve sonraki dönemlere herhangi bir faaliyette bulunmayışı bir arkadaşına yardım etmek niyeti ile hareket ettiği yani ticari faaliyetinde devamlıık katının bulunmadığını ortaya koymaktadır.<br />
Anlatılan dar kapsamlı bilgi kapsamında benim görüşüm bu yönde .  Kanımca memur arkadaşımız eğer kendisine sadece görüşmeye davet yazısı gelmiş ve henüz incelemeye başlama yazısı tebliğ edilmemiş ise  bir SMMMM ile iritbata geçerek, salt arkadaşının eşyalarının satışından kazandığı aracılık kazancı için pişmanlıkla arızi ticari kazanç satırını doldurmak sureti ile gelir vergisi beyannamesi vermeli. Tabi görüştüğü SMMM daha ayrıntılı ve basit bir çözüm bulacaktır.<br />
Saygılarımla.</div>
			
		</div>
	</div>
</div></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Mehmet Toprak</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.hukuki.net/entry.php?11-İnternet-üzerinden-2-el-satışlarda-vergi</guid>
		</item>
		<item>
			<title>LTD şirket Devri</title>
			<link>http://www.hukuki.net/entry.php?10-LTD-şirket-Devri</link>
			<pubDate>Wed, 01 Dec 2010 11:30:54 GMT</pubDate>
			<description>---Alıntı (Orjinalinden abdulalim)--- 
ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNDE,hisseleri devir ettiklerini , devir ettiklerinin tesbiti ile davalı adına tescil...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><div class="bbcode_container">
	<div class="bbcode_quote">
		<div class="quote_container">
			<div class="bbcode_quote_container"></div>
			
				<div class="bbcode_postedby">
					<img src="http://www.hukuki.net/images/misc/quote_icon.png" alt="Al&#305;nt&#305;" /> <strong>abdulalim</strong> rumuzlu üyeden alıntı
					<a href="showthread.php?p=382726#post382726" rel="nofollow"><img class="inlineimg" src="http://www.hukuki.net/images/buttons/viewpost-right.png" alt="İletiyi Göster" /></a>
				</div>
				<div class="message">ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNDE,hisseleri devir ettiklerini , devir ettiklerinin tesbiti ile davalı adına tescil ve ilana karar verilmesi/ veya devir işlemin tesbiti ile hükmen tesciline karar verilmesini vb  benzer taleblerle dava açılabilir ancak davanın  kabul edilme-<br />
si için, pay devri sözleşmesinin yazılı olarak yapılması ve imzaların noterden onaylanması gerekir(Tk 520/V) aksi halde geçerli olmaz(1) her iki taraf verdiklerini sebesiz zenginleşmeye göre geri alabilirler ,ayrıca pay devrinin ltd. şirketine bildirmek ve pay defterine kaydedilmek şartıyla hüküm ifade eder pay defterine kaydedilmesi içinde 3/4 ortakların buna muvafakat etmiş olmaları ve bunlarda esas sermayenin 3/4 sahib olmaları gerekir ,(2)aksi taktirde açılan davalar red olunmakta.<br />
(1)11HD 2002/247-3983 29.04.2002;aynı yönde 11hd 2002/5608-16404 14.11.20028(www hukuk türk mevzuat içtihat bilgi bankası)<br />
(2)11HD 2007/1550 2008/2845 10.03.2008 ve diger kararlarıda bu yönde (www hukuk türk mevzuat içtihat bankası)</div>
			
		</div>
	</div>
</div></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Mehmet Toprak</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.hukuki.net/entry.php?10-LTD-şirket-Devri</guid>
		</item>
		<item>
			<title>6000 sayılı yasa ve yararlanma şartları</title>
			<link>http://www.hukuki.net/entry.php?9-6000-sayılı-yasa-ve-yararlanma-şartları</link>
			<pubDate>Wed, 10 Nov 2010 09:59:01 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Öncelikle 30 Haziran 2010&#8242;da yürürlüğe giren 6000 sayılı kanunun amortisman ve personel giderlerini tazminat harici tutan maddelerini aşağıya...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Öncelikle 30 Haziran 2010&#8242;da yürürlüğe giren 6000 sayılı kanunun amortisman ve personel giderlerini tazminat harici tutan maddelerini aşağıya alıntılamak istiyorum.<br />
.<br />
<div style="text-align: center;">ASKERİ MAHKEMELER KURULUŞU VE YARGILAMA USULÜ KANUNU<br />
İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE<br />
DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN<br />
Kanun No. 6000 Kabul Tarihi: 19/6/2010<br />
.</div><b>MADDE 11</b> &#8211; 30/5/1949 tarihli ve <a href="http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/932.html" target="_blank"><font color="#5c7a99"><b>5401 sayılı Askeri Öğrencilerden Başarı Gösteremiyenler Hakkında Kanunun</b> </font></a>3 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan &#8220;öğrencilere&#8221; ibaresinden sonra gelmek üzere &#8220;, personel ve amortisman giderleri hariç,&#8221; ibaresi eklenmiştir.<br />
.<br />
MADDE 12 &#8211; 5401 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.<br />
<b>&#8220;GEÇİCİ MADDE 3 &#8211;</b> Bu maddeyi ihdas eden <b>Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce askeri öğrencilikten çıkarılanlardan</b> kendilerine tahakkuk ettirilen borçlarını ödemiş yahut taksitlendirmiş olanlar ile yargılamaları devam edenler veya kesin hükme bağlanmış olanlar, üç ay içerisinde müracaat etmeleri halinde 3 üncü madde hükmünden yararlandırılır.&#8221;<br />
<b>.</b><br />
<b>MADDE 15 &#8211; </b>27/7/1967 tarihli ve <b><a href="http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/416.html" target="_blank"><font color="#5c7a99">926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununun </font></a>18 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi</b> aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.<br />
&#8220;a) Sağlık sebepleri dışında ilişikleri kesilenlere, personel ve amortisman giderleri hariç, Devlet tarafından yapılan masraflar, sarf tarihinden tahsil tarihine kadar geçen süre için kanuni faizi ile birlikte hesaplanarak ödettirilir.&#8221;<br />
<b>.</b><br />
<b>MADDE 17 &#8211;</b> <b><a href="http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/416.html" target="_blank"><font color="#5c7a99">926 sayılı Kanunun </font></a>68 inci maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendinin</b> ikinci cümlesinde yer alan &#8220;kesilenlere&#8221; ibaresinden sonra gelmek üzere&#8221;, personel ve amortisman giderleri hariç,&#8221; ibaresi eklenmiştir.<br />
<b>.</b><br />
<b>MADDE 18 &#8211; <a href="http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/416.html" target="_blank"><font color="#5c7a99">926 sayılı Kanunun </font></a>115 inci maddesinin birinci fıkrasının </b>son cümlesinde yer alan &#8220;hesaplamada&#8221; ibaresinden sonra gelmek üzere &#8220;personel ve amortisman giderleri hariç,&#8221; ibaresi ve bu cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümleler eklenmiştir.<br />
&#8220;İntibak eğitimi sırasında yapılan masraflar ödemeye dahil edilmez. Ayrıca, intibak eğitimi sırasında yapılan tedavi masrafları ile vefat edenlerin cenaze masrafları, Devlet tarafından karşılanır.&#8221;<br />
.<br />
<b>MADDE 19 &#8211; 926 sayılı Kanuna aşağıdaki ek geçici maddeler eklenmiştir.<br />
.<br />
EK GEÇİCİ MADDE 90 &#8211;</b> Bu maddeyi ihdas eden <b>Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce askeri öğrencilikten ayrılan veya ilişikleri kesilenlerden,</b> kendilerine tahakkuk ettirilen borçlarını ödemiş yahut taksitlendirmiş olanlar ile yargılamaları devam edenler veya kesin hükme bağlanmış olanlar, üç ay içerisinde müracaat etmeleri halinde <b>18 inci, 68 inci ve 115 inci maddelerin hükümlerinden yararlandırılır.&#8221;<br />
</b>.<br />
<b>MADDE 24 &#8211;</b> <a href="http://www.mevzuat.gov.tr/Metin.Aspx?MevzuatKod=1.5.2955&amp;MevzuatIliski=0&amp;sourceXmlSearch=" target="_blank"><font color="#5c7a99">2955 sayılı Kanunun (</font></a><b><a href="http://www.mevzuat.gov.tr/Metin.Aspx?MevzuatKod=1.5.2955&amp;MevzuatIliski=0&amp;sourceXmlSearch=" target="_blank"><font color="#5c7a99">Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanunu)</font></a> </b>45 inci maddesinin yedinci fıkrasında yer alan &#8220;ilişikleri kesilenlere,&#8221; ibaresinden sonra gelmek üzere &#8220;personel ve amortisman giderleri hariç,&#8221; ibaresi eklenmiştir.<br />
.<br />
MADDE 25 &#8211; <a href="http://www.mevzuat.gov.tr/Metin.Aspx?MevzuatKod=1.5.2955&amp;MevzuatIliski=0&amp;sourceXmlSearch=" target="_blank"><font color="#5c7a99">2955 sayılı Kanuna (<b>Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanunu) </b></font></a>aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.<br />
<b>&#8220;GEÇİCİ MADDE 10-</b> Bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce askeri öğrencilikten ayrılan veya çıkarılanlardan ödemelerini tamamlamış olanlar ile borçlarını taksitlendirenler, yargılamaları devam edenler veya kesin hükme bağlanmış olanlar, üç ay içerisinde müracaat etmeleri halinde 45 inci madde hükmünden yararlandırılır.&#8221;<br />
<b>.</b><br />
<b>MADDE 30</b> &#8211; 28/5/1988 tarihli ve <b><a href="http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/765.html" target="_blank"><font color="#5c7a99">3466 sayılı Uzman Jandarma Kanununun </font></a>5 inci</b> maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan &#8220;ilişkileri kesilenlere&#8221; ibaresinden sonra gelmek üzere &#8220;, personel ve amortisman giderleri hariç,&#8221; ibaresi eklenmiştir.<br />
MADDE 31 &#8211; 3466 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.<br />
<br />
<b>&#8220;GEÇİCİ MADDE 5-</b> Bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce askeri öğrencilikten ilişikleri kesilenlerden, kendilerine tahakkuk ettirilen borçlarını ödemiş yahut taksitlendirmiş olanlar ile yargılamaları devam edenler veya kesin hükme bağlanmış olanlar, üç ay içerisinde müracaat etmeleri halinde 5 inci madde hükmünden yararlandırılır.&#8221;<br />
<b>.</b><br />
<b>MADDE 35 &#8211;</b> 11/5/2000 tarihli ve <b><a href="http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/1120.html" target="_blank"><font color="#5c7a99">4566 sayılı Harp Okulları Kanununun </font></a>38 inci</b> maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan &#8220;çıkarılanlara,&#8221; ibaresinden sonra gelmek üzere &#8220;personel ve amortisman giderleri hariç,&#8221; ibaresi eklenmiştir.<br />
.<br />
<b>MADDE 36 &#8211;</b> <a href="http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/1120.html" target="_blank"><font color="#5c7a99">4566 sayılı Kanuna <b>(Harp Okulları Kanunu)</b></font></a> aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.<br />
&#8220;<b>GEÇİCİ MADDE 3</b> &#8211; Bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce askeri öğrencilikten ayrılan veya çıkarılanlardan ödemelerini tamamlamış olanlar ile borçlarını taksitlendirenler, yargılamaları devam edenler veya kesin hükme bağlanmış olanlar, üç ay içerisinde müracaat etmeleri halinde 38 inci madde hükmünden yararlandırılır.&#8221;<br />
<b>.</b><br />
<b>MADDE 42 &#8211;</b> 11/4/2002 tarihli ve <b><a href="http://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k4752.html" target="_blank"><font color="#5c7a99">4752 sayılı Astsubay Meslek Yüksek Okulları Kanununun </font></a>31</b> inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan &#8220;okuldan çıkarılanlara,&#8221; ibaresinden sonra gelmek üzere &#8220;personel ve amortisman giderleri hariç,&#8221; ibaresi eklenmiştir.<br />
MADDE 43 &#8211; <a href="http://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k4752.html" target="_blank"><font color="#5c7a99">4752 sayılı Kanuna </font></a>aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.<br />
<b>&#8220;GEÇİCİ MADDE 3-</b> Bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce askeri öğrencilikten ayrılan veya çıkarılanlardan kendilerine tahakkuk ettirilen borçlarını ödemiş yahut taksitlendirmiş olanlar ile yargılamaları devam edenler veya kesin hükme bağlanmış olanlar, üç ay içerisinde müracaat etmeleri halinde 31 inci madde hükmünden yararlandırılır.&#8221;<br />
.<br />
MADDE 46 &#8211; Bu Kanunun;<br />
a) 26 ncı maddesi 1/8/2010 tarihinde,<br />
b) Diğer hükümleri yayımı tarihinde,<br />
yürürlüğe girer.<br />
MADDE 47 &#8211; Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.<br />
.<br />
<font color="#ff0000"><b>**************************************************  ***************</b></font><br />
.<br />
<b>***Şu halde kanundan yararlanabilecek olanların mutlaka öğrenci iken başarısız olma, disiplin notunun düşmesi v.s. sebeplerle okuldan çıkarılmış olması ya da istifa etmiş olması şartı var. Mezun olup subay veya astsubaylığa nasbedildikten sonra her ne şekilde olursa olsun orduyla ilişiği kesilenleri bu kanun KAPSAMIYOR.</b><br />
<b>.</b><br />
<b>***Borçlarını ödemiş, taksitlendirmiş, henüz hiçbir ödemede bulunmamış, hakkında kesinleşmiş yargı kararı olan ve üstteki açıklamaya uyan herkes personel, amortisman ve intibak eğitimi masraflarının düşülmesini talep edebilecektir.</b><br />
<b>.</b><br />
<b>*** Kanun, personel, amortisman ve intibak eğitimine ait masrafların kimden / hangi merciden talep edileceğine ilişkin bir açıklama getirmemiştir. Kanaatimce öğrenci son ayrılmış olduğu okulun bağlı olduğu komutanlığa / komutanlık saymanlığına başvurmak durumunda. Bu başvurunun yanısıra yargılaması tamamlanmış, hakkında kesin hüküm bulunanlar için MSB&#8217;na da başvuru gerektiği düşüncesindeyim. Zira tazminata ilişkin tüm evrakları ve takibatları MSB&#8217;nın uhdesinde. Eğer yargılama henüz devam ediyorsa Mahkemeye verilecek dilekçenin yanısıra ilgili okul komutanlığına da başvuruyu zorunlu görüyorum.</b><br />
.<br />
<b>*** Kanunun yayım tarihi 30.06.2010 olmakla ve kanunun tanıdığı süre 3 ay olmakla başvuruların en geç 30 Eylül 2010 tarihinde idarenin elinde olacak şekilde yapılması gerekecektir.</b><br />
<b>.</b><br />
<b>*** Başvuru mutlaka yazılı olmalı. Başvuru tarihi ve başvurunun içeriği ispatlanabilir durumda olmalı. Noterlerin resmi kurumlara ihtarname, ihbarname çekme yasağı olduğundan ispat açısından elden yazılı olarak yapılması en uygun yöntem olacaktır. Başvuru dilekçesinin bir sureti yanımızda olduğu halde yapacağımız başvurularda, elimizdeki nüshaya evrak kayıt  tarih ve numarasını işletmeliyiz.</b><br />
<b>.</b><br />
<b>*** Ödemeleri devam eden yahut ödemelerini tamamlamış olanlar mutlaka amortisman, personel ve varsa intibak eğitimine ait giderlere işlemiş FAİZLERİN de düşürülmesini istemeliler.</b><br />
.<br />
<b>*** Yiyecek ve Barındırma giderleri içinde mevcut olup idarenin çoğunlukla içeriğini ibraz etmediği bu gider kalemlerinde gizli amortisman giderleri mevcut. Başvuru esnasında Yiyecek ve Barındırma giderlerinin ayrıntılı dökümünü talep etmek ve içeriklerinde bulunan amortismana tabi eşyaya ait maliyetlerin düşürülmesini istemek gerektiği kanısındayım.</b><br />
 <br />
<b>*** Süresi içinde başvuramamaş olanlar eğer ki borçlarının tamamını ödedilerse &quot;kanunların ani etkisi&quot; ilkesi gereği ve başvuru için tanınan sürenin hak düşürücü süre olması sebebiyle bu kanundan yararlanamayacaklar,</b><br />
 <br />
<b>*** Süresi içinde başvurmamış olup halen taksitlerini ödemeye devam edenlerin yürürlükteki kanundan yararlanabilecekleri kanaatindeyim.</b></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İlknur Sezgin Temel</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.hukuki.net/entry.php?9-6000-sayılı-yasa-ve-yararlanma-şartları</guid>
		</item>
		<item>
			<title>İşe İade Davaları</title>
			<link>http://www.hukuki.net/entry.php?6-İşe-İade-Davaları</link>
			<pubDate>Wed, 29 Sep 2010 10:56:32 GMT</pubDate>
			<description>*İŞE İADE DAVALARI* 
 
 
*Yazan: Av. İlknur SEZGİN TEMEL* 
 
  
*GİRİŞ:* Bu çalışmamda işe iade davaları hakkında bilinmesi gereken pratik bilgileri,...</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore"><div style="text-align: center;"><b><font color="#800080">İŞE İADE DAVALARI</font></b></div><br />
<br />
<div style="text-align: right;"><b>Yazan: Av. İlknur SEZGİN TEMEL</b></div><br />
 <br />
<b>GİRİŞ:</b> Bu çalışmamda işe iade davaları hakkında bilinmesi gereken pratik bilgileri, kısaca mevzuattaki düzenlemeleri ve en sık sorulan soruların yanıtlarını bulabilirsiniz. Açıklamaların anlaşılırlığını sağlamak amacıyla örnekleme yöntemi kullanılmıştır.<br />
 <br />
<b>I- </b><b>MEVZUATTAKİ DÜZENLEMELER</b><br />
 <br />
1- <b>GÖREVLİ MAHKEME:</b> Kuşkusuz İş Mahkemesidir. İş Mahkemesi bulunmayan yerlerde İş Mahkemesi sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemesidir. Örn: Ankara&#8217;nın Elmadağ ilçesinde işyeri olan bir işçi için görevli mahkeme İş Mahkemesi sıfatıyla Elmadağ Asliye Hukuk Mahkemesidir.<br />
 <br />
2- <b>YETKİLİ MAHKEME</b>: 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunun 5.maddesine göre işverenin ikametgahı sayılan yer mahkemesi (Ticaret Sicil Kaydının bulunduğu yer) veya işçinin işini yaptığı işyerinin bulunduğu yer mahkemesi yetkili. Bu düzenlemeye aykırı yetki sözleşmeleri geçersizdir. Örn: Merkezi İstanbul&#8217;da olan bir işletmenin bünyesindeki fabrika Ankara&#8217;nın Kazan ilçesinde ise, fabrikadaki iş akdi geçerli bir sebep olmaksızın feshedilen işçi davasını İstanbul&#8217;daki iş mahkemelerinde açabileceği gibi, Kazan Asliye Hukuk Mahkemesinde de açabilir.<br />
 <br />
<b>II- </b><b>İŞE İADE DAVASININ KOŞULLARI:</b><br />
 <br />
1- <b>İşyerinde 30 veya daha fazla işçi çalışıyor olmalı.</b> İşverenin aynı işkolunda birden fazla işyerinin bulunması halinde, işyerinde çalışan işçi sayısı, bu işyerlerinde çalışan toplam işçi sayısına göre belirlenir. Örn: Mağazalar zinciri bulunan bir işletmede her mağazadaki işçi sayısı otuzdan az olsa da, tüm mağazalardaki toplam işçi sayısı otuz veya daha fazla ise iş akdi geçerli bir sebep olmaksızın feshedilen işçi bu davayı açabilir. Uygulamada ne yazık ki otuz işçinin tespiti yukarıdaki örnek kadar basit olmuyor. İşverenlerin otuz işçinin altında kalabilmek için muvazaalı yan şirketler kurdukları bilinen bir gerçek. Hal böyle olunca otuz işçinin varlığının tespiti yargılama aşamasında fazlaca uğraştırıyor ve davaların uzamasına sebep oluyor. Aşağıda da değineceğim gibi, böyle bir davanın temyizi safhasında Yargıtay kararını kesin olarak vermek durumunda olduğu halde, otuz işçinin tespitine ilişkin araştırma yeterli görülmediğinde dosya mahkemesine iade edilebiliyor. Bu ise yargılamanın ve hükmün kesinleşmesinin en az bir yıl daha uzamasına sebebiyet verebiliyor.<br />
 <br />
2- <b>Davayı açacak olan işçi en az altı aydır o işyerinde çalışıyor olmalı.</b> Altı aylık kıdem, aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde geçen süreler birleştirilerek hesap edilir. Örn: Kazan&#8217;daki fabrikada şantiye şefi olan işçi, fabrikada dört ay çalıştıktan sonra İstanbul&#8217;daki merkeze proje sorumlusu olarak getirilir ve iş akdi beş ay sonra feshedilirse altı aylık sürenin tespitinde her iki işyerindeki toplam kıdemi dikkate alınacaktır.<br />
 <br />
3- <b>İşçi ile işveren arasında belirsiz süreli iş sözleşmesi bulunmalı.</b> İşverenlerin kıdem tazminatı ve iş güvencesi hükümlerini ekarte etmek kastıyla, objektif unsurları bulunmasa dahi süresi belirli iş sözleşmesi akdettikleri ve her yıl iş sözleşmelerini yine süresi belirli sözleşmeler olarak yeniledikleri bir Türkiye gerçeği. Bu sebeple sözleşmenin niteliğinin yargılama esnasında net bir şekilde ortaya konulabilmesi gerekmekte. Mevsimlik işçiler de, eğer ki belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışıyorlarsa bu davadan yararlanabilirler. İş akitleri, mevsim sonunda değil, iş akdi askıda iken işveren tarafından yeniden çağırılmadıkları / işe başlatılmadıkları bir sonraki mevsim başında feshedilmiş sayılır ve aşağıda açıklayacağım dava açma süresi de yeni mevsimde işe başlamadıkları günden itibaren başlar.<br />
 <br />
4- <b>İş akdi işveren tarafından feshedilmiş olmalı.</b> <b>İşveren fesih bildirimini yazılı olarak yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır.</b> İş akdi işçi tarafından feshedildi ise işçinin bu davadan yararlanma hakkı bulunmamakta. Bazen iş akdinin kimin tarafından feshedildiği çok net olarak ortaya konulamamaktadır. Böyle durumlarda da yine İş Hukuku hüküm ve prensipleri çerçevesinde olayı kendi içinde değerlendirmek gerekir.<br />
 <br />
5- <b>Fesih geçerli bir sebebe dayanmamalı.</b> Geçerli fesih sebepleri kanunda aşağıdaki gibi düzenlenmiştir;<br />
* İşçinin yeterliliği veya davranışları geçerli bir fesih sebebidir. Bu sebeple yapılan fesihlerde işçinin savunmasının alınması şarttır.<br />
* İşletmenin, işyerinin veya işin gerekleri sebebiyle iş akdinin feshi.<br />
 <br />
Üstteki sebeplerle yapılan fesihler geçerli fesih sebepleri olup bu sebeplerle iş akdi feshedilen işçinin işe iade davası açma koşulları oluşmamıştır. İşletmenin, işyerinin veya işin gerekleri sebepleriyle yapılan fesihlerde Yargıtay işçi çıkarmayı son çare olarak aramakta, bununla beraber işverenin yönetim hakkını da gözetmektedir. Örn: Türk yemekleri lokantalar zinciri olan işveren, konsepti değiştirip Çin Lokantasına geçmek istediğinde mutfaktaki çalışanların iş akitlerini geçerli bir sebeple (elbette tazminat ve işçilik haklarını ödeyerek) feshedebilir. İş akitleri sona erdirilen aşçılar işe iade davasında işverenin bu konsept değişikliğinin gerekip gerekmediğini mahkemeye taşısalar dahi Hakim işverenin yönetim hakkını bu hususta sorgulayamaz, &#8220;gerekmediği&#8221; konusunda hüküm veremez.<br />
 <br />
6- <b>İşletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili ve yardımcıları ile işyerinin bütününü sevk ve idare eden ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleri bu davadan yararlanamaz.</b> Davacı işçinin işyerindeki pozisyonunun yine bu hüküm çerçevesinde titizlikle incelenmesi gerekir. Örn: Bazı işletmelerde unvanı &#8220;Fabrika Müdürü&#8221; olduğu halde, işe işçi alıp çıkarma yetkisi bulunmayan İşveren vekilleri olabileceği gibi, tüm bu yetkiler Muhasebe Müdürü unvanı altında çalışan işçide toplanmış da olabilir. Bu sebeple özellikle idari kadrolardaki bir işçi söz konusuysa tüm yetkileri titizlikle araştırılmalı, gerekirse tanık anlatımlarına başvurulmalıdır.<br />
 <br />
<b>III- </b><b>FESİH BİLDİRİMİNE İTİRAZ / İŞE İADE DAVASI</b><br />
İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde İşe İade Davası açabilir. Taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlık aynı sürede özel hakeme de götürülebilir.<br />
 <br />
Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.<br />
 <br />
Her ne kadar İş K. 20. maddesi davanın seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde sonuçlandırılacağı ve Mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay&#8217;ın bir ay içinde <b>kesin olarak</b> karar vereceğini düzenlenmişse de bu sürelere uyulmaması hali &#8211;ki genellikle mahkemelerin iş yükü sebebiyle uyma imkanı bulunmaz- davanın salahiyetini etkiler mahiyette değildir.<br />
 <br />
İşverence geçerli sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı mahkemece veya özel hakem tarafından tespit edilerek feshin geçersizliğine karar verildiğinde, işveren, işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorundadır. İşçiyi başvurusu üzerine işveren bir ay içinde işe başlatmaz ise, işçiye en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat ödemekle yükümlü olur.<br />
 <br />
Mahkeme veya özel hakem feshin geçersizliğine karar verdiğinde, işçinin işe başlatılmaması halinde ödenecek tazminat miktarını da belirler. Bu belirleme kaç aylık ücret karşılığı ödenecek tazminatı belirlemeye yönelik olup, hükümde işverenin ödeyeceği miktar bulunmaz.<br />
Kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için işçiye en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer haklarının ödenmesine hükmedilir ancak burada da ödenecek miktar bulunmaz, sadece kaç aylık ücret ve diğer hakların ödeneceği hüküm altına alınır.<br />
İşçi işe başlatılırsa, peşin olarak ödenen bildirim süresine ait ücret (İhbar tazminatı) ile kıdem tazminatı yapılacak ödemeden mahsup edilir. İşe başlatılmayan işçiye bildirim süresi verilmemiş veya bildirim süresine ait ücret peşin ödenmemişse, bu sürelere ait ücret tutarı ayrıca ödenir.<br />
İşçi kesinleşen mahkeme veya özel hakem kararının tebliğinden itibaren on işgünü içinde işe başlamak için işverene başvuruda bulunmak zorundadır. İşçi bu süre içinde başvuruda bulunmaz ise, işverence yapılmış olan fesih geçerli bir fesih sayılır ve işveren sadece bunun hukuki sonuçları ile sorumlu olur.<br />
 <br />
<b>IV- </b><b>PRATİK OLARAK İŞE İADE DAVALARI</b><br />
 <br />
Bu bölümde adım adım işe iade davasının sürecini ve sonuçlarını soru cevap şeklinde anlatmaya çalışacağım;<br />
 <br />
- <b>İşe iade davasını / akdin geçerli bir sebep olmaksızın feshedildiğinin tespiti davasını ne zaman açabilirim?</b><br />
 <br />
İş akdi işveren tarafından geçerli bir sebep olmaksızın veya fesih sebebi gösterilmeksizin feshedilen işçi için bir aylık dava açma süresi fesih bildiriminin kendisine ulaştığı gün başlar. Örn: Sözleşme 6 Ağustos&#8217;ta feshedilmişse bir aylık dava açma süresi 6 Ağustos&#8217;ta başlar ve sonraki ayın aynı tarihli gününde mesai saati bitiminde son bulur. Bu örneğe göre işçi en geç 6 Eylül&#8217;de davasını açmış olmalıdır. Sonraki ayda aynı tarihi taşıyan bir gün mevcut değilse dava sonraki ayın son gününe kadar açılmış olmalı, son gün tatil gününe rastlıyorsa tatili takip eden ilk iş günü mesai saati bitimidir. (HUMK m.161) Örneğin 31 Ocak&#8217;ta iş akdi feshedilen işçi için dava açabileceği son gün 31 Şubat&#8217;ın mevcut olmaması sebebiyle 28 ya da 29 Şubat olacaktır.<br />
 <br />
- <b>Dava Dilekçesinin sonuç bölümünde neyi talep etmem gerekiyor?</b><br />
 <br />
İşçi dava dilekçesinde feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini taleple birlikte davanın kesinleşmesine kadar boşta geçen en fazla dört aylık ücreti ile işverenin süresi içinde işe başlatmaması hali için sekiz aya kadar iş güvencesi tazminatına karar verilmesini de talep edecektir.<br />
 <br />
- <b>İşveren maaşımı sigortaya düşük bildirmiş. Boşta geçen süre ücreti ile işe başlatmama tazminatında hangi ücretim dikkate alınacak?</b><br />
 <br />
Dava Feshin Geçersizliğinin Tespiti Davası olduğundan ücretinin bordroda gösterilenden ya da SGK&#8217;na bildirilenden farklı olduğu iddiasında olan işçinin bu iddiası davada dinlenilmez ve gerçek ücretinin araştırılması yapılmaz. İşverenin işe başlatmaması durumunda kaç aylık ücret tutarında tazminat ödeneceğine hüküm verilir ancak bunun miktarı kararda belirtilmez. Gerçek ücretin miktarı işverenin işe başlatmaması halinde açılacak eda / alacak davasının konusudur.<br />
 <br />
- <b>Mahkeme feshin geçersizliğine ve işe iademe karar verdiğinde işe iademi sağlamak için işverene ne zaman başvurmalıyım?</b><br />
 <br />
İşe iade davası kesinleşmediği sürece işverene başvuru yapılamaz. Kesinleşmeden yapılan başvuru geçersizdir. Taraflar duruşmada hazır bulunmuşlar ve karar yüzlerine karşı tefhim edilmişse dahi, İş K. M. 21&#8217;de genel usul hukukundan farklı bir düzenleme mevcut olup, kesinleşen kararın davacı işçiye tebliğinden itibaren sürenin başlayacağı düzenlenmiştir. 8 günlük temyiz süresi tefhim veya karar duruşmasında hazır bulunmayan taraf için kararın tebliği ile başlar. Süreyi uzatmak için davalı taraf genellikle karar duruşmasına gelmez. Tefhim veya tebliğden itibaren 8 gün içinde temyiz yoluna başvurulmuş olması kararın kesinleşmesini engeller. Eğer temyize başvurulmadıysa tefhim veya tebliğ tarihinden sekiz günlük sürenin sonunda karar kesinleşmiş olur. Bu kesinleşmenin davacıya tebliğinden itibaren on işgünü içinde davacı işçinin işverene işe iade için başvurması gerekir. Eğer karar temyiz edilmişse, -kural olarak Yargıtay&#8217;ın vereceği karar kesin olmak durumunda olduğundan- Yargıtay&#8217;ın onama kararının işçi veya vekille temsil edilmişse vekiline tebliği tarihinden itibaren on işgünü içinde işverene başvuru zorunludur.<br />
 <br />
- <b>İşe başvuru için on işgününü nasıl hesaplayacağım?</b><br />
 <br />
İşgünü hesabında cumartesi günleri çalışılıyor olsa dahi Cumartesi, Pazar, Resmi ve Dini bayram günleri ile genel tatil günleri hesaba katılmayacaktır. Örn: İşe İade Davasının 31 Aralık 2009 günü kesinleştiğini varsayalım, 1 Ocak 2010 genel tatil günü, 2 Ocak 2010 Cumartesi, 3 Ocak 2010 Pazar günlerine denk geldiğinden süre 4 Ocak 2010 Pazartesi günü işlemeye başlayacak, sonraki hafta tatilleri süreden sayılmayacak ve işçinin işe iade için işverene başvurabileceği son tarih 15 Ocak 2010 olacaktır. İşçinin tatil günleri içinde de işverene başvurması mümkündür.<br />
 <br />
- <b>İşverene işe iadem için nasıl / hangi yolla başvuracağım?</b><br />
 <br />
Başvurunun yazılı veya sözlü olarak yapılması mümkünse de, ispat açısından noter kanalıyla yapılacak bir bildirimin çok daha uygun olacağı kanaatindeyim.<br />
 <br />
- <b>İşveren noterden gönderdiğim işe iade talebimi aldığında beni en geç ne zaman işe başlatmak zorunda?</b><br />
 <br />
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki işe iade davasını kazanmış ve süresi içinde işverene başvurmuş olsanız ve kanunda işe başlatma zorunluluğundan bahsedilse dahi işverenin sizi işe başlatma zorunluluğu yok. Eğer başlatacaksa başvurunuzun onun eline ulaştığı tarihten itibaren bir ay içinde bunu gerçekleştirmeli.<br />
 <br />
- <b>İşveren beni bir ay içinde işe başlatmazsa İş Mahkemesinin &#8220;işe iade kararını&#8221; icraya koyarak dört aylık ücret ve 8 aylık ücretim tutarındaki iş güvencesi tazminatımı talep edebilir miyim?</b><br />
 <br />
<br />
Hayır. İş Mahkemesinin işe iadeyle birlikte ücret ve tazminat alacaklarına ilişkin verdiği karar tespit niteliğinde bir karar olduğundan bu karar ilamlı icraya konularak alacaklar talep edilemez. Alacaklarınızın tahsili için deneyebileceğiniz birkaç yol mevcuttur. İlamsız takip yoluyla kendi hesapladığınız tutarı icraya koyabilirsiniz, işveren buna itiraz edip takibi durdurursa İş Mahkemesinde itirazın kaldırılması davası açabilirsiniz. Bir diğer yol direkt olarak İş Mahkemesinde alacak davası açmaktır. Özellikle şu durumlarda İş Mahkemesinde eda/alacak davası açılmasını zorunlu görüyorum:<br />
<ul><li style="">SGK&#8217;na bildirilen ücret ile gerçek ücretiniz arasında fark varsa,</li><li style="">İş akdinizin geçersiz bir sebeple feshedildiği tarihten sonra ayrıldığınız işyerinde sizinle aynı nitelikteki işçilerin ücretlerine zam yapılmışsa,</li><li style="">Yine iş akdinizin geçersiz bir sebeple feshedildiği tarihten sonra işyerinizde yeni bir Toplu İş Sözleşmesi (TİS) yapıldıysa.</li><li style="">İşten ayrıldığınız tarihten sonra Asgari Ücrette artış olduysa</li><li style="">Kıdem ve ihbar tazminatı ve/veya başkaca işçi alacaklarınız varsa</li></ul>Hesaplanacak olan dört aylık boşta geçen süre ücreti, iş güvencesi tazminatı, almadıysanız ihbar ve kıdem tazminatlarınız son ücret üzerinden hesaplanmak durumunda olduğundan İş Mahkemesinde dava açmanız zorunludur.<br />
 <br />
- <b>Kararın kesinleşmesinden sonra on işgünü içinde işverene işe başlatması için başvurmazsam ne olur?</b><br />
 <br />
Kişi dava esnasında başka bir işe girmiş olabilir veya başka sebeplerle önceki işyerinde işe başlamak istemiyor olabilir. Böyle bir durumda işe başlatmak için işverene on işgünü içinde başvurulmazsa, işverence yapılmış olan fesih geçerli bir fesih sayılır ve işveren sadece bunun hukuki sonuçları ile sorumlu olur. Burada karıştırılmaması gereken husus, geçerli feshin aynı zamanda haklı fesih anlamına gelmediğidir. İşveren geçerli bir sebeple feshetmiş sayılsa dahi, bu fesih haklı bir fesih değilse ( İş Kanunu m. 25&#8217;deki durumlar söz konusu değilse) kıdem, ihbar ve diğer işçilik alacaklarını ödemekle yükümlüdür.<br />
 <br />
- <b>İşveren süresi içinde işe başlamam için beni davet ettiği halde işe başlamazsam herhangi bir hak talep edebilir miyim?</b><br />
 <br />
Mahkemenin işe iadeye ilişkin kararı kesinleştikten sonra işverenden işe iadesini isteyen işçi bu talebinde samimi olmalıdır. Salt bazı haklarını elde etmek için başvurmuş olmamalıdır. Yargıtay işçinin süresi içinde işe iade yönünde başvurusunun ardından, işverenin daveti üzerine işe başlamamış olması halinde, işçinin gerçek amacının işe başlamak olmadığının kabul edilmesi gerektiği görüşündedir. Bu durumda işverence yapılan fesih, 4857 Sayılı İş Kanunu&#8217;nun 21/5. maddesine göre geçerli bir feshin sonuçlarını doğurur. Bunun sonucu olarak da işe iade davasında karara bağlanan işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süreye ait ücret ve diğer haklarını işçi talep edemez. Ancak, geçerli sayılan feshe bağlı olarak işçiye ihbar ve koşulları oluşmuşsa kıdem tazminatı ödenmelidir.<br />
 <br />
- <b>İşverenin işe başlamam için süresinde yaptığı davet üzerine ne kadar zamanda işe başlamam gerekir?</b><br />
 <br />
Bu konuda yasada bir açıklık bulunmamakla birlikte işçinin &#8220;makul bir sürede&#8221; işe başlaması gerekmekte. Bu makul süre Yargıtay&#8217;a göre işçinin işe daveti içeren bildirim anında işyerinin bulunduğu yerde ikamet etmesi durumunda en fazla 2 gündür. İşçinin işe iadeyi içeren tebligatı işyerinden farklı bir yerde alması halinde ise, 4857 Sayılı İş Kanunu&#8217;nun 56. maddesinin son fıkrasında izinler için öngörülen en çok 4 güne kadar yol süresi makul süre olarak değerlendirilmektedir. Bu durumda işçinin en fazla 4 gün içinde işe başlaması gerekmektedir.<br />
 <br />
- <b>İşe iade davam devam ederken işveren beni işe başlatırsa herhangi bir alacağım söz konusu olabilir mi?</b><br />
 <br />
Dava esnasında işveren işçiyi işe başlatırsa mahkemenin &#8220;İşe iade&#8221; ve &#8220;iş güvencesi tazminatına&#8221; ilişkin talepler konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına hükmetmesi gerekirse de &#8220;boşta geçen süre ücreti ve diğer alacak haklarının&#8221; hüküm altına alınması gerekir.<br />
 <br />
- <b>Süresi içinde işverene başvurdum fakat işveren beni önceki çalıştığım işyerinden farklı bir işyerinde göreve başlatmak istiyor? Buna hakkı var mı, işe başlamalı mıyım?</b><br />
 <br />
Böyle bir durumda, eski işyerine davet edilmeyen işçinin bu davete icabet etmemesi mümkündür. İşçi kabul etmezse, bu işe iadeyi istemediği biçiminde yorumlanamaz. İşveren de geçerli bir davet yapmış sayılmaz.<br />
 <br />
- <b>İşveren beni işe başlatmazsa iş akdim ne zaman feshedilmiş sayılacak ve alacaklarım için faiz hangi tarihten itibaren işleyecek?</b><br />
 <br />
Böyle bir durumda iş akdi işverene işe başlatmak için tanınan bir aylık süre sonunda feshedilmiş olacaktır. Hal böyle olunca işe başlatmadığı tarihteki ücret esas alınacak olup, faiz de işe başlatmadığı tarihten itibaren hesaplanacaktır.<br />
 <br />
- <b>İşe başlatılmazsam Kıdem Tazminatım hangi ücret üzerinden hesaplanacak ve o tarihe kadar olan süre kıdemimden sayılacak mı?</b><br />
 <br />
İşe başlatmama durumunda iş akdi yukarıda da belirttiğim gibi başlatmama tarihinde feshedilmiş sayılacağından son giydirilmiş brüt ücret de başlatmama tarihindeki ücret olacaktır. Ancak kıdem tazminatına esas olacak kıdemin hesabında iş akdinin geçerli bir sebep olmaksızın feshedildiği tarih ile işe başlatılmadığı tarih arasındaki tüm günlerin kıdemden sayılması imkanı bulunmamaktadır. Yargıtay sadece boşta geçen süre ücretine hükmedilen zaman kadar kıdemin sayılacağını içtihat etmektedir. Örn: işe iade davasında işçi lehine 4 aylık boşta geçen süre ücretine hükmedilmişse, geçerli sebep olmaksızın yapılan fesih tarihinden sonraki sadece 4 ay kıdemden sayılabilecektir. Başka bir ifadeyle; İş akdi 01.01.2010 tarihinde feshedilen işçi için işe iade davasında 4 aylık boşta geçen süre ücretine hükmedilmiş ve işverenin işe başlatabileceği son tarih 01.10.2010 tarihi ise, 01.10.2010 tarihindeki brüt giydirilmiş ücret üzerinden hesaplama yapılacak ancak kıdeme esas süre 01.05.2010 tarihine kadar hesaplanacaktır.<br />
 <br />
- <b>İş akdim feshedilirken işveren ihbar tazminatımı ödediyse, işe yeniden başlamam halinde bu aldığım parayı iade etmek zorunda mıyım?</b><br />
 <br />
Evet, işveren iş akdini fesih önellerini peşin ödeyerek feshetmişse ve/veya kıdem tazminatı ödemesinde bulunmuşsa, işe iadesine karar verilen ve yeniden işe başlayan işçinin iş akdi baştan beri feshedilmemiş sayılacağından ve akdin feshine bağlı olan alacakları için alacak hakkı doğmamış olacağından bunları iadeyle yükümlüdür. İşveren boşta geçen süre ücretine ait borcunu ödemiş olduğu ihbar ve/veya kıdem tazminatından mahsup edebilir.<br />
 <br />
- <b>İşe iade edilmemem halinde ödenecek tazminattan gelir vergisi, damga vergisi gibi kesintiler yapılacak mı?</b><br />
 <br />
Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü, işe iade edilmeme halinde işverenin ödemesi gereken tazminatın GVK 61, 94, 103 ve 104. Maddeleri çerçevesinde ücret olarak değerlendirilmesi gerektiğini, bu sebeple gelir vergisine tabi tutulması gerektiğini, ayrıca yapılan ödemelerden damga vergisinin kesilmesi gerektiğini beyan etmişse de açılan davalar mevcut olmakla henüz Danıştay&#8217;ca bu konuda verilmiş bir karar bulunmamaktadır.<br />
 <br />
<br />
<div style="text-align: center;">*************************************************</div><br />
 <br />
 <br />
 <br />
 <br />
<font color="#800080"><b>&quot;İşe İade Davaları başlıklı makalenin tüm hakları yazarı Av. İlknur SEZGİN TEMEL'e ait olup makale, yazarı tarafından </b><a href="http://ilknurtemel.av.tr/makalelerim-2/ise-iade-davalari/" target="_blank"><b>http://ilknurtemel.av.tr/makalelerim-2/ise-iade-davalari/</b></a><b> adresinde yayınlanmıştır</b></font><br />
<font color="#800080"><b>Bu ibare eklenmek şartıyla, makaleden Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa uygun kısa alıntılar yapılabilir, ancak yazarının izni olmaksızın makalenin tamamı başka bir mecraya kopyalanamaz veya başka yerde yayınlanamaz.</b></font></blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.İlknur Sezgin Temel</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.hukuki.net/entry.php?6-İşe-İade-Davaları</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma (cmk 134)</title>
			<link>http://www.hukuki.net/entry.php?4-Bilgisayarlarda-bilgisayar-programlarında-ve-kütüklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-(cmk-134)</link>
			<pubDate>Thu, 08 Apr 2010 18:59:07 GMT</pubDate>
			<description>Av. Emrah YAVUZCAN  
 
	Bir şahsi bilgisayarı incelediğimizde, o bilgisayarı kullanan kişinin özel verilerine ulaşmamız kuvvetle muhtemeldir....</description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Av. Emrah YAVUZCAN <br />
<br />
	Bir şahsi bilgisayarı incelediğimizde, o bilgisayarı kullanan kişinin özel verilerine ulaşmamız kuvvetle muhtemeldir. Dolayısıyla şahsi bilgisayar, özel hayatın önemli bir unsuru niteliğindedir. Kullanıcının günlüğü, düşünceleri, fotoğrafları ve birçok özel verisinin depolandığı bu bilgisayar, işlenen bir suç ile ilgili önemli delilleri de tarafımıza sunabilir. Bilgisayarlar programları ve kütüklerinde arama, gizli verilerin ortaya çıkarılması saikıyla, kişinin temel hak ve özgürlüklerine doğrudan müdahalede bulunularak yapılacaktır. İşte bu noktada 1982 Anayasası&#8217;nın 20. maddesi önem arz etmektedir. &#8220;Özel hayatın gizliliği&#8221; başlıklı 20. madde aynen şöyledir:<br />
<br />
	&#8220;Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. <br />
<br />
Milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kağıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hakimin onayına sunulur. Hakim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.&#8221;<br />
<br />
Hürriyeti kısıtlayıcı tedbirlere ancak çok zorunlu hâllerde başvurmak ve kesin ihtiyaç ölçüsünde kısıtlama yapmak; bu yetkilerin ancak sonuncu bir çare olarak kullanılmasını benimsemek ve bunun koşullarının belirlenmesi gerekmektedir. <br />
<br />
Bilgisayar vasıtasıyla işlenen suçlarda veyahut işlenen sair bir suç hakkında delile rastlanılması mümkün ise ilgili şahısların kullanmış olduğu ilgili bilgisayarları incelemek ve delilleri ortaya çıkarmak, yerinde bir davranıştır. Kanuni düzenleme, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu&#8217;nun birinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü bölümü olan arama ve elkoyma içerisinde yer alan &#8220;bilgisayarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma&#8221; konusunda yapılmıştır. Kanun koyucunun bu düzenlemesi, gelişen teknolojinin ceza muhakemesine olan katkısından ibarettir.<br />
<br />
A. Ceza Muhakemesi Kanunu<br />
<br />
Konu hakkındaki temel taş olan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu&#8217;nun 134. maddesi aynen şu şekildedir:<br />
<br />
&#8220;Madde 134 - (1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması halinde, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine hâkim tarafından karar verilir.<br />
(2) Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması halinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için, bu araç ve gereçlere elkonulabilir. Şifrenin çözümünün yapılması ve gerekli kopyaların alınması halinde, elkonulan cihazlar gecikme olmaksızın iade edilir. <br />
<br />
(3) Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoyma işlemi sırasında, sistemdeki bütün verilerin yedeklemesi yapılır.<br />
<br />
(4) İstemesi halinde, bu yedekten bir kopya çıkarılarak şüpheliye veya vekiline verilir ve bu husus tutanağa geçirilerek imza altına alınır.<br />
<br />
(5) Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoymaksızın da, sistemdeki verilerin tamamının veya bir kısmının kopyası alınabilir. Kopyası alınan veriler kâğıda yazdırılarak, bu husus tutanağa kaydedilir ve ilgililer tarafından imza altına alınır.&#8221;<br />
<br />
Maddenin birinci fıkrası Anayasa ve Siber Suçlar Sözleşmesi&#8217;ne uygun yapılandırılmış olup, &#8220;başka bir delil elde etme imkanının bulunmaması&#8221; ön şart olarak düzenlenmiştir. Yalnızca soruşturma evresinde başvurulabilen bu tedbir ile başka türlü elde edilemeyen delil elde edilmiş olacaktır. Bu tedbire yalnızca soruşturma evresinde başvurulabileceği üzere, hakim veya mahkeme tarafından re&#8217;sen tedbirin uygulama alanı bulması mümkün olmayıp, Cumhuriyet savcısının istemi gerekmektedir. Özel hayata gizliliğe doğrudan müdahale edilen bu yönteme başvurulabilmesi, diğer tüm olanaklara başvurulmuş olması ve fakat son çare olarak bu yola başvurulmasının zorunlu olmasına bağlı olup, tedbirin konulmasına ancak hakim tarafından karar verilebilir. <br />
<br />
Maddenin ikinci fıkrası şifrenin çözülememesi durumunu açıklığa kavuşturmaktadır. İlgili fıkra uyarınca bilgisayarın kendisinde, programlarında, kütüklerinde veyahut işletim sisteminde şifreleme mevcut olup, bu şifrenin çözülememesi ve nihayetinde gizli olan verilerin incelenememesi durumunda fiziksel olarak bilgisayarın kendisine, harici belleklere veyahut sair araç ve gereçlere elkonulabileceği belirtilmiştir. Elkoyma işlemi geçici nitelikte olup, şifrelemenin çözümlenmesi ve kopyalamanın yapılmasının ardından bu tedbire son verilir. Kanun koyucu elkoyma işlemi bakımından süre limiti koymamış olup, gerekli işlemlerin yapılmasının ardından &#8220;gecikme olmaksızın&#8221; şeklindeki ibare ile durumu açıklığa kavuşturmuştur. Tüm bu işlemlerin de makul sürede yapılması gereği tartışmasızdır.<br />
<br />
Maddenin üçüncü fıkrasında elkoyma işlemi esnasında, sistemdeki verilerin tümünün yedeklemesinin yapılması gereği belirtilmiştir. Uygulamada gözlemlenen bariz hata, yedeklemenin elkoyma işlemi sırasında değil, elkoyma işlemi sonrasında yapılmasıdır. Adli inceleme için gerekli kopyaları alan adli bilişim uzmanının bu yedekleme işlemini nerede yapacağı yönünde bir teamül gelişmemiştir. Şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bu bilgisayarın parçaları dolayısıyla yedekleme esnasında her zaman laboratuar ortamı müsait olmayabilir. Fakat elkoyma işleminden sonra çıkartılacak bir yedek sağlıklı olmayacak ve soruşturma evresi için akıllarda soru işareti bırakabilecektir. Bu yüzden elkoyma esnasında derhal &#8220;kriptografik hash değeri&#8221;  hesaplanmalı ve manipülasyona izin verilmeyerek bu verilerin bütünlüğü korunmalıdır.<br />
Maddenin dördüncü fıkrasında, yedeklemesi yapılan sistemdeki verilerin bir kopyasının, istek üzerine şüpheli veya vekiline verileceği düzenlenmiş ise de &#8220;vekil&#8221; kelimesi ile kastedilen aslında &#8220;müdafi&#8221;dir. Kovuşturma evresinde olduğu gibi soruşturma evresinde de şüpheli veya sanığı savunan avukatın sıfatı &#8220;müdafi&#8221;dir. <br />
<br />
Beşinci fıkra, soruşturma esnasında sistemin tümünün yedeklenmesinin yerine, zaman kazanmak adına yalnızca esaslı noktaların kağıda dökülmesini düzenlemiştir. İstisnai bir durumu oluşturan bu yöntem yalnızca soruşturma ile ilgili olarak bilgisayar programlarında veyahut kütüklerinde bulunan çok önemli, nokta delillerin elde edilmesi halinde kullanılabilir. Bu esnada veri kayıplarının ve endişelerin önüne geçmek için verilerin &#8220;hash değeri&#8221; hesaplanarak yazdırılabilir. Kanaatimizce kağıt tasarrufunu sağlamak ve işlemi hızlandırmak için kağıt yerine CD veyahut sair bir taşınan bellek kullanılmalıdır. <br />
<br />
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu&#8217;nun 134. maddesinin gerekçesi şöyledir:<br />
<br />
&#8220;MADDE 134 - Madde, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve geçici elkoyma konularını düzenlemektedir. Bireye ait kişisel bilgiler üzerindeki hak, temel insan haklarından olduğundan hakkın kısıtlanabilmesi için yasal düzenleme gerekeceği açıktır. <br />
<br />
Ancak bilgisayarlardaki kayıtların gerçeğin açığa çıkarılması yönünden, ceza davasında delil, iz, eser ve emare oluşturacağı ortadadır. Bu itibarla madde hem bu olanağı sağlamak ve hem de bireysel yararları saklı tutmak amacıyla bilgisayar program ve kütüklerinde arama yapılmasını aşağıdaki belirli koşullara tâbi kılmış bulunmaktadır;<br />
<br />
1. İki yıl veya daha fazla hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren cürümler hakkında yapılan soruşturmalarda bilgisayarda, bilgisayar programlarında ve bilgisayar kütüklerinde arama, kopyalama ve aygıta geçici olarak elkoyma yapılabilir. <br />
<br />
2. Bunun için, söz konusu işleme başvurulmasının zorunlu olması yani bunun bir &#8220;ultima ratio&#8221; çare oluşturması gereklidir. <br />
<br />
3. Bu husustaki kararın mutlaka hâkim tarafından ve gizli olarak verilmesi gerekir. Bu karar, soruşturma evresinde sulh ceza hâkimi tarafından gizli olarak verilecektir. <br />
<br />
4. Arama sonucu, suçla ilgili bilgi metin hâline getirilecektir. <br />
<br />
5. Bilgiler şifreye bağlanmış ise ve bu nedenle giriş yapılamıyorsa, çözümün yapılabilmesi için araç ve gereçlere, aygıta geçici olarak elkonulabilir. Çözümden hemen sonra bilgisayardaki bilgilere zarar vermeden aygıtın ilgilisine hemen geri verilmesi gerekir. <br />
<br />
Dikkat edilmelidir ki, bu maddenin amacı 107 nci maddeden farklıdır. 107 nci maddede bilgisayar işlemekte iken içeri girilmekte ve ilgilinin bundan haberi olmamaktadır. Bu maddede ise, durağan hâldeki aygıtta araştırma, arama yapılmaktadır. <br />
<br />
Maddenin öngördüğü geçici elkoyma işlemine itiraz edilebilecektir.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
B. Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği<br />
<br />
	25832 numaralı, 01.06.2005 tarihli Resmi Gazete&#8217;de yayımlanan Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği&#8217;nin 17. maddesi &#8220;Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma&#8221; başlığını taşımakta olup, şu şekildedir:<br />
<br />
&#8220;Madde 17 - Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması hâlinde, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine hâkim tarafından karar verilir.<br />
<br />
Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması hâlinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için, bu araç ve gereçlere elkonulabilir. Şifrenin çözümünün yapılması ve gerekli kopyaların alınması hâlinde, elkonulan cihazlar gecikme olmaksızın iade edilir. <br />
<br />
Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoyma işlemi sırasında, sistemdeki bütün verilerin yedeklemesi yapılır. Bu işlem, bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütükleri ile çıkarılabilir donanımları hakkında da uygulanır.<br />
<br />
İstemesi hâlinde, bu yedekten elektronik ortamda bir kopya çıkarılarak şüpheliye veya vekiline verilir ve bu husus tutanağa geçirilerek imza altına alınır.<br />
<br />
Bilgisayar veya bilgisayar kütüklerine elkoymaksızın da, sistemdeki verilerin tamamının veya bir kısmının kopyası alınabilir. Kopyası alınan verilerin mahiyeti hakkında tutanak tanzim edilir ve ilgililer tarafından imza altına alınır. Bu tutanağın bir sureti de ilgiliye verilir.&#8221;<br />
<br />
	Bu madde, 5271 sayılı CMK madde 134 ile paralellik taşımakla birlikte, &#8220;bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütükleri ile çıkarılabilir donanımları&#8221; da kapsamıştır. Böylece kanunda kullanılan &#8220;şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütükleri&#8221; ibaresi genişletilmiştir. Fakat yeterli olmayan, eksik kalan düzenlemenin hafıza kartları, el bilgisayarları, cep telefonları, taşınır bellekler, yazıcı ve fakslar, modemler ve sair elektronik veri barındırıcılarını da kapsaması gerekirdi. Uygulamada &#8220;bilgisayar&#8221; dan anlaşılan ve çoğunlukla tek başına elkonulan bilgisayar kasası, yalnızca bilgisayarın bir birimi olup, tamamı değildir. Tek başına suç vasıtası sıfatını haiz olamayacak bilgisayar kasası yerine, bilgisayara ait tüm birimlerin incelenmesi veyahut zaruri durumda elkonulması gerekmektedir.<br />
<br />
C. Suç Eşyası Yönetmeliği<br />
<br />
	Yine 25832 numaralı, 01.06.2005 tarihli Resmi Gazete&#8217;de yayımlanan Suç Eşyası Yönetmeliği&#8217;nin &#8220;Teslim alınmayacak suç eşyası&#8221; başlıklı 9. maddesi konuyla ilintili olup, şöyledir:<br />
<br />
&#8220;Madde 9 - Cumhuriyet başsavcılığı, adalet emanet dairesine tevdi edilen eşyadan, kıymetli maden veya taşlardan mamul, antika vesair vasıfları dolayısıyla fazla değerde bulunanların, memleket dahilinde tedavül etmeyen paralar ile emre veya hâmile yazılı kambiyo senetleri, emtiayı temsil eden belgeler, hisse senetleri, tahviller ve aynen muhafazası gerekmeyen mütedavil paralara ait tutanakların, emanet dairesinde mevcut kasada iyi bir şekilde muhafazası için gereken tedbirleri alır. Bu maksatla bankada kasa kiralamak zorunluluğu doğarsa, durum Adalet Bakanlığına bildirilir ve alınacak talimat dairesinde hareket edilir. Her iki hâlde de emanet memurluğunca kasaya giren ve çıkan eşya için giriş ve çıkış tarihlerini ve çıkış sebeplerini gösterir bir defter tutulur. Bu defter kasa içerisinde durur, kasa en az iki kişi tarafından açılır, kapanır. Bu göreve emanet memurundan başka kimin katılacağı Cumhuriyet başsavcılığınca tayin edilir. <br />
<br />
             Bilgisayar, bilgisayar kütükleri ve bu sisteme ilişkin verilerin asıl ya da kopyaları, ses ve görüntü kayıtlarının bulunduğu depolama aygıtları gibi eşya, bozulmalarını engelleyecek, nem, ısı, manyetik alan ve darbelerden korunmalarını sağlayacak uygun ortamda muhafaza edilir. <br />
<br />
             Diğer eşya, bu iş için tahsis olunan yerlerde türlerine ve yıllarına göre tasnif edilmiş şekilde muhafaza edilir. <br />
<br />
             Emanet dairesinde, soruşturma ve kovuşturma sonuna kadar saklanması sırasında bozulacak veya değerlerini açık bir şekilde kaybedecek olan yahut muhafazaları zor olması itibarıyla, emanet dairesinde saklanması mümkün olmayan eşya hakkında; özel düzenleme bulunmayan hâllerde, soruşturma evresinde sulh hâkiminden ve kovuşturma evresinde yargılamayı yapan mahkemeden; soruşturma veya kovuşturma sonu beklenmeksizin satılmalarına veya 16 ncı maddede yazılı mercilerden birine yahut uygun görülen başka bir mercie teslim edilmelerine karar verilmesi istenir. Bu kabilden eşya, verilecek karar doğrultusunda ve kararda gösterilen mercilere teslim edilir veya satılır. Satış ve tevdi için yapılan masraflar cezaya veya güvenlik tedbirine mahkûm edilen sanıktan alınmak üzere kovuşturma giderlerinden karşılanır. Eşyanın satılması hâlinde, satış bedeli, bu Yönetmeliğin tedavül eden paralar hakkındaki 12 nci maddesi hükümleri doğrultusunda emanet memurluğunca saklanır.&#8221;<br />
<br />
	Yapısı gereği sabit diskler ve diğer elektonik materyaller ısıya, neme ve sarsıntıya karşı hassastırlar. Bu madde ile elkonulan bilgisayar, bilgisayar kütükleri, bu sisteme ilişkin verilerin asıl ya da kopyalarının ve depolama aygıtları gibi eşyaların bozulmalarını engellemek için uygun ortamlarda muhafaza edileceği düzenlenmiştir. Emanet dairesi / deposunda saklanması mümkün olmayan eşyaların sulh hâkiminden, soruşturma sonu bekletilmeksizin satılmasına veyahut uygun görülen farklı bir mercie teslim edilmesine karar verilmesi talep edilir ve neticede verilen karar uygulanır.<br />
<br />
D. Siber Suçlar Sözleşmesi<br />
<br />
Avrupa Konseyi (AK) Suç Sorunları Yürütme Komitesi'ne bağlı (European Committee on Crime Problems) Siber Uzayda Suçlar Uzmanlar Grubu'nun (Committee of Experts on Crime in Cyber-space) 1997 yılında çalışmalarını başlattığı iş bu Siber Suç Sözleşmesi, 8 Kasım 2001'de Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nde onaylanmış ve 23 Kasım 2001'de Macaristan'da imzaya açılmıştı. Avrupa Konseyi ülkelerinin yanı sıra Kanada, Japonya, Güney Afrika ve Amerika&#8217;nın da imzaladığı bu metin , sözleşmeye taraf olan ülkelerin siber suçlara verdiği önemi gözler önüne sermektedir. Türkiye&#8217;nin henüz taraf olmadığı Siber Suçlar Sözleşmesi&#8217;nin &#8220;Saklanan bilgisayar verilerinin aranması ve bunlara el koyulması&#8221; şeklindeki 4. başlığı olan, şu şekilde düzenlenmiştir:<br />
<br />
Madde 19 - Saklanan bilgisayar verilerinin aranması ve bunlara el konulması<br />
<br />
1. Taraflardan her biri, yetkili mercilerinin kendi ulusal sınırları içinde aşağıdakileri arama ya da bunlara benzer şekilde erişim sağlama konusunda yetkili olabilmeleri için gerekli olabilecek yasama işlemlerini ve diğer işlemleri yapacaktır:<br />
<br />
a. Bir bilgisayar sistemi ya da bu sistemin parçası ve bunlarda saklanan bilgisayar verileri,<br />
b. Bilgisayar verilerinin saklandığı cihazları.<br />
<br />
2. Tarafların her biri, yetkili mercilerinin paragraf 1 (a) uyarınca belirli bir bilgisayar sisteminde ya da bu sistemin bir parçasında arama yapması ya da bunlara erişim sağlaması söz konusu olduğunda, ayrıca aranan verilerin kendi ulusal sınırları içindeki başka bir bilgisayar sisteminde ya da bu sistemin bir parçasında saklandığına dair gerekçeleri bulunduğunda, söz konusu mercilerin arama ya da erişim işlemlerini bu sistemi kapsayacak şekilde genişletebilmelerini sağlamak üzere gerekli olabilecek yasama işlemlerini ve diğer işlemleri yapacaktır.<br />
<br />
3. Taraflardan her biri, yetkili mercilerinin kendi ulusal sınırları içinde paragraf 1 veya 2 uyarınca erişilen bilgisayar verilerine el koyma ya da bunları başka şekillerde koruma altına alınması konusunda yetkili olabilmeleri için gerekli olabilecek yasama işlemlerini ve diğer işlemleri yapacaktır. Bu işlemler arasında, aşağıdakilerin yapılabilmesine yönelik yetkilerin sağlanması bulunacaktır:<br />
<br />
a. Herhangi bir bilgisayar sistemine ya da bu sistemin bir parçasına veya bilgisayar verilerinin saklandığı cihazlara el konulması ya da bunların benzer şekilde koruma altına alınması;<br />
b. Bu bilgisayar verilerinin kopyalanıp alıkonulması;<br />
c. Söz konusu saklı bilgisayar verilerinin doğruluğunun muhafaza edilmesi;<br />
d. Erişilen bilgisayar sistemindeki söz konusu verilerin erişilemez kullanılamaz hale getirilmesi ya da silinmesi.<br />
<br />
4. Taraflardan her biri, yetkili mercilerinin ilgili bilgisayar sisteminin işleyişi hakkında ya da bu sistem içindeki bilgisayar verilerinin korunması için kullanılan önlemler hakkında bilgi sahibi olan herhangi bir kişiye, paragraf 1 ve 2'de belirtilen işlemlerin yapılabilmesi için gerekli bilgileri makul şekilde vermesi yönünde talimat vermesi için gerekli olabilecek yasama işlemlerini ve diğer işlemleri yapacaktır.<br />
<br />
5. İşbu maddede sözü geçen yetki ve usuller Madde 14 ve 15'e tabi olacaktır.<br />
<br />
	İş bu sözleşmeye taraf olan ülkelerin, bu normları kendi iç hukuklarına uyarlaması gerekmekte olup, sözleşmede bu husustan sıkça bahsedilmiştir.<br />
<br />
	Maddenin birinci fıkrasında yetkili mercilerin arama ya da erişim sağlama konusunda yetkili olabilmeleri için &#8220;bilgisayar sistemi, bilgisayar parçası ve bunlarda saklanan bilgisayar verileri&#8221; cümlesi ile yetinilmemiş olup, &#8220;bilgisayar verilerinin saklandığı cihazları&#8221; na yer verilmiş ve böylece CMK&#8217;da bahsetmiş olduğumuz eksiklik giderilmiştir. Bilgisayar belirli komutlara göre veri işleyen ve depolayan bir makine  olduğu üzere, tüm fiziksel parçaları kapsam dahilindedir. Sözleşmenin birinci maddesi daha genel bir tanım öngörmüş olup, makineye ait tüm fiziksel donanımı değil, bilgisayar verilerinin saklandığı cihazlardan bahsetmiştir. Daha doğru bir tanımla, uygulamada da kolaylık yaratılmış olup, tüm bilgisayarı külliyen aramak ve koşulları oluştuğunda elkoymak yerine, yalnızca HDD veyahut DVD&#8217;lere aynı işlem uygulanabilecektir. Maddenin ikinci fıkrası da bilgisayar sisteminin bağlı olduğu diğer sistemleri de kapsayarak, somut anlamı genişletmiştir.<br />
<br />
	Maddenin üçüncü fıkrası, söz konusu bilgisayar verilerine elkonulması, bu verilerin koruma altına alınması ve saklanmasını düzenlemiştir. Böylece taraf ülkelerin yasama yetkileri, maddede düzenlenen şekil ile düzenlenecektir.<br />
<br />
	Maddenin dördüncü fıkrasında &#8220;adli bilişim uzmanı&#8221; devreye girmiştir. Madde metnine konu edilen uzman kişiye, birinci ve ikinci fıkradaki işlemlerin yapılabilmesi için gerekli bilgileri makul şekilde vermesi için talimat verilmesi dolayısıyla gerekli yasal düzenlemenin yapılması gerekliliği belirtilmiştir. Ülkemizde bu husus kolluk kuvvetleri tarafından uygulanmakta olup, yeterli sayıda adli bilişim uzmanı bulunmamaktadır.<br />
<br />
	Maddenin son fıkrasında ise yetki ve usullerin aynı sözleşmenin 14. ve 15. maddelerine tabi olacağı belirtilmiştir.	<br />
<br />
E. Yargıtay Kararı<br />
<br />
	Konuyla ilgili T.C. Yargıtay 11.Ceza Dairesi&#8217;nin 16.04.2007 tarihli, E:  2005/6376, K: 2007/2551 nolu kararı  şu şekildedir:<br />
<br />
Bilgisayar sistemine zarar vermek suçundan sanık M.Ü&#8217;nün yapılan yargılaması sonunda: Beraatine dair Adana 5. Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 25.11.2004 gün ve 2003/741 Esas, 2004/1570 Karar sayılı hükmün süresi içinde Yargıtay'ca incelenmesi katılan vekili tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığının onama isteyen 18.07.2005 tarihli tebliğnamesi ile daireye gönderilmekle incelerek gereği görüşüldü:<br />
<br />
Sanığın suç tarihinde kendi adına kayıtlı bilgisayar adresinden virüs göndererek katılan M.E.'in, yetkilisi olduğu E. İnşaat Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketi'ndeki bilgisayarların sistemine zarar verdiğinin iddia olunması, sanığın ise &lt;kendisinin daha önce söz konusu şirkette satış ve pazarlama müdürü olarak çalıştığını, ancak bu şirketteki bilgisayarlara e-mail yoluyla virüs göndererek zarar vermediğini ve suçu kabul etmediğini&gt; savunması, katılanın, &lt;adı geçen şirketin sahibi ve genel müdürü olduğunu, olay tarihinden önce şirkette müdür ve tercüman olarak çalışan sanığın, kendisinin yol açtığı hesap açığını kapatmak için kendi e-mail numarasından virüs göndererek şirkete ait bilgisayarların sistemlerine zarar verdiğini ve şikayetçi olduğunu&gt; belirtmesi, tanık Ş. K.'ın, &lt;kızkardeşi olan sanığın daha önce söz konusu şirkette çalıştığını, daha sonra işinden ayrıldığını, şirkete ait bilgisayar sistemine zarar verdiğine dair bilgisinin olmadığını, sanık olan kızkardeşini isteyen katılanın evlenme isteği kabul edilmeyince annesini iteklediğini, bu olaylar nedeniyle karakola müracaat edildiğini,&gt; diğer tanık S. U.'ın, arkadaşı olan sanığın, üç kardeşin ortak olduğu E. İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nde pazarlama müdürü olarak görev yaptığı sırada, kriz nedeniyle ortaklardan ikisi tarafından işten çıkarıldığını, diğer ortak katılanın işe tekrar dönmesini istemesine rağmen, onun kabul etmediğini, bu nedenle iftira etmiş olabileceklerini, bilgisayara zarar verdiğini görmediğini beyan etmesi, Ç. Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdür Yardımcısı Bilirkişi Yrd. Doç. Dr. B. M.'ın, 06.08.2004 günlü raporunda, &lt;dava dosyasının ekinde mevcut diskete, 21.03.2002 tarihinde şirket ana bilgisayarından bilirkişi bilgisayar teknisyeni İ. Ç. tarafından tespit edilerek kaydedilen ve içinde VBS/Haptime.gen@MM virüsünü barındıran 26 KB büyüklüğündeki SZSCS.HTM isimli dosyanın virüs içermesi nedeniyle disketin orijinalliğini bozmamak için kopyasını alıp söz konusu dosyanın kaynak kodu üzerinde yaptığını belirttiği incelemede, öncelikle bilirkişi İ.Ç.'ın 25.03.2002 tarihli raporunda dökümünü verdiği e- postanın yazıcı çıktısının 02.03.2002 tarihli olup bilirkişi tespitinden önce yazdırılmış olduğunu, söz konusu e-posta çıkışlı olmakla E..... İnşaat Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketi'ne ait <a href="mailto:aedltd@m.com">aedltd@m.com</a> adresine 03.01.2002 tarihinde gönderildiğini, gönderenin &lt;m c&gt; olarak görüldüğünü, ancak &lt;Kimden&gt; alanına yazılan bu isim, adres defteri veri tabanından otomatik olarak alınarak buraya yazıldığını ve bu veri tabanını bilgisayarı kullananların el ile değiştirebilmelerinin mümkün olduğunu, kaynak kodu içinde yaptığı aramada, bilirkişi İ.Ç.'nin raporunda ve dava dosyasında muhtelif yerlerde sanığa ait olduğu söylenen <a href="mailto:mcde@y.de">mcde@y.de</a>, <a href="mailto:mcde70@y.de">mcde70@y.de</a>, <a href="mailto:mcde71@y.de">mcde71@y.de</a> e-posta adreslerinin hiçbirine rastlayamadığını, kişilere ücretsiz e-posta adresi veren sitelerden biri olan Y. internet sitesinin people.y.com arama sayfasında, M.Ç. kelimelerini aratarak <a href="mailto:mcde70@y.de">mcde70@y.de</a> e-posta adresinin olduğunu tespit ettiğini, bu e-posta adresinin adı ve soyadı alanlarına M.Ç. girilerek Almanya Y. ücretsiz e-posta adresi sağlayan servis sağlayıcısından alındığını, bu adresin kendisine ait olup olmadığının sanıktan, aynı adresle ilgili daha detaylı kimlik bilgisi için de, ancak y.de internet sitesi yöneticilerinden sorularak öğrenilebileceğini, ancak bu adresin izine virüslü SZSCS.HTM dosyasında rastlanılamadığını, bunun yerine sadece bir yerde &lt;Kimden&gt; alanında veri tabanından otomatik olarak alınarak yazılan &lt;m c&gt; bilgisine rastlanıldığını, söz konusu e-postada bulunan VBS/Haptime.gen@MM virüsü ile ilgili antivirüs firmalarından olan M. şirketinin sitesinden elde ettiği bilgilere göre bu virüsün, kendisini web sayfası dosyalarına ekleme, .DLL ve .EXE uzantılı sistem dosyalarını silme, web sayfaları halinde hazırlanmış e-postaların içinde kendisini otomatik olarak yayarak bulaştırma özelliklerine sahip bir virüs olduğu, Microsoft Outlook Express isimli e-posta programı kullanılarak gönderilen e-postalar aracılığıyla gizlice kendisini yaymaya çalıştığı, ayrıca, bulaştığı bilgisayarın çalıştığı tarihteki günün ve ayın toplamı 13 ise aktifleşerek sistemde bulunan, .DLL ve .EXE uzantılı sistem dosyalarını silerek sisteme zarar verdiğini, buna göre, e-posta ile gönderilen virüsün özelliğinden dolayı, hiçbir ekli dosyayı çalıştırmaya gerek kalmadan okunur okunmaz 03.01.2002 tarihinde bilgisayar sistemine bulaşmış olması gerektiğini, şirketinin ilk keşif istediği tarih olan 20.03.2002 tarihine kadar, 12.01.2002 Cumartesi, 11.02.2002 Pazartesi ve 10.03.2002 Pazar günleri virüsün çalışarak sistem dosyalarını sileceğini, sisteme ait olan dosyalar silindikçe de sistemin açılmasının zorlaşacağını ve bir süre sonra da hiç açılamaz hale geleceğini, virüs içeren bir e-posta veya e-postaların E. İnşaat Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketi'nin bilgisayarlarına virüs bulaştırması sonucu doğacak zararın, şirketin gönderdiği e-postalar aracılığıyla başka adreslere virüs göndererek başka bilgisayarlara zarar vermesi ve kendi bilgisayarlarının sistem dosyalarını silerek çalışamaz duruma getirip iş ve zaman kaybına neden olması olduğunu, virüslü veya virüssüz bir e-postayı gönderen bilgisayarı bulmanın mümkün olduğunu, e-postayı gönderen bilgisayarın IP numarası, e-postayı gönderen sunucu bilgisayarın IP numarası, gönderici ve alıcı adreslerinin, e-posta almayı ve göndermeyi sağlayan e-postanın sunucu bilgisayarlarının tuttuğu günlük kayıtlarında saklandığını, servis sağlayıcı firmaların bir süre sonra bu kayıtların olduğu dosyaları silebildiğini, bu bilgilerin servis sağlayıcı firmalardan resmi yollarla istenilerek öğrenilebileceğini, bu davada 03.01.2002 tarihinde saat 16.19'da E. İnşaat Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketi'nin <a href="mailto:aedltd@m.com">aedltd@m.com</a> e-posta adresine virüslü e-posta gönderilerek bilgisayar sistemlerine zarar verilmesinin söz konusu olduğunu, M. şirketinin günlük kayıtları mevcutsa gönderici e-posta adresini, e-postanın yazılıp yola çıkarıldığı ilk bilgisayarın IP numarasını ve IP numarasının sahibi servis sağlayıcı firmanın isminin bulanabileceğini, servis sağlayıcı firmadan da, günlük kayıtları mevcutsa verilen tarih ve saat için bu IP numarasının kullanıcısının öğrenilebileceğini, şayet e-postanın yola çıkarıldığı sistemin IP numarası M. şirketinden öğrenilemezse ve e-postayı gönderen adres <a href="mailto:mcde70@y.de">mcde70@y.de</a> olarak bulunursa Y. şirketinden, başka bir adres çıkarsa o e-posta adresini sağlayan servis sağlayıcıdan, bu adresi kullanan kişinin sistemde kayıtlı kimlik bilgileriyle, mevcutsa günlük kayıtlarından bu adres aracılığıyla e-posta gönderip almak için sisteme erişildiğindeki tarih ve saatler ile erişilen IP numaralarının öğrenilebileceğini ve bu kullanıcı telefonla bağlanan bir ev kullanıcısı ise bağlanılan telefon numarasından kimliğinin kolaylıkla bulunabileceğini, sonuç olarak, sanığın E. İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin bilgisayarlarına virüs gönderdiğinin kesin olmadığını, ancak virüs bulaştıran e-postanın gönderildiği kaynağın araştırılması gerektiğini, e-posta nedeniyle bulaşan virüsün bilgisayar sistemi bozarak iş ve zaman kaybına neden olduğunu, virüslü e-postayı gönderen bilgisayarın tespit edilmesinin, e-postanın yola çıkarıldığı bilgisayarın IP numarasının bulunmasıyla mümkün olabileceğini açıklaması karşısında, gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi açısından; öncelikle e-posta yolu ile virüs göndererek sistemine zarar verilmiş bir bilgisayarda incelemenin, olayın hemen akabinde yapılması ya da inceleme yapılacak bilgisayarın veya bilgisayara ait veri içeren ünitelerin, olaydan sonra inceleme yapılana kadar hiç kullanılmaması gerektiği, incelenecek bilgisayarın diskine bazı bilgilerin yazılması, değişmesi veya silinebilmesini önlemek ve söz konusu diskin bütünlüğünü sağlamak için bilgisayarda virüslü dosya üzerinde inceleme yaparken ilk işlem olarak, söz konusu dosyanın birebir (sector-by-sector) yedeğinin alınması (yani incelemenin orijinal dosya üzerinde yapılmaması), daha sonra ikinci olarak alınan birebir yedeğin değiştirilip değiştirilmediğini tespite yarayacak zaman ve bütünlük kontrolü imkanı sağlayan değerin (hash) belirlenmesi, bir e-postanın kimden geldiğinin tespiti için de, ilk olarak e-postayı gönderen IP adresinin bulunması (örneğin; şikayetçiye gelen e-postanın seçeneklerinden e-posta üst bilgisinin belirlenmesi ve bu üst bilginin uzman kişiler tarafından incelenmesi veya şikayetçiye gelen e-postanın göndericisinin ya da alıcısının e-posta sunucusunun sahibi şirkete belirtilen tarih ve saatte bahse konu e-postanın hangi IP adresinden gönderildiğinin sorulması ile), daha sonra da bulunan IP adresinin belirtilen tarih ve saatte hangi abone tarafından kullanıldığının ve o abonenin açık adres ve kimlik bilgilerinin talep edilmesi, bulunan IP adresini kullanan abonenin sanıkla bağlantısının araştırılması gerektiği hususları da göz önüne alınarak, bilgisayardaki virüslü dosya veya dosyaların orijinallerinin korunup korunmadığı, birebir yedeklerinin alınıp alınmadığı hususlarının araştırılması, e-posta veya e-postaları gönderenin IP adresinin bilirkişi raporları doğrultusunda tespiti, bulunacak adresin sanıkla ilgisinin belirlenmesi, olay tarihinde katılan dışındaki diğer şirket ortakları ile Y.Ç.'nin tanık sıfatı ile dinlenmeleri ve toplanan deliller bir bütün halinde değerlendirildikten sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde beraatine hükmolunması,<br />
<br />
Sonuç: Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK. nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 16.04.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>Av.Emrah Yavuzcan</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.hukuki.net/entry.php?4-Bilgisayarlarda-bilgisayar-programlarında-ve-kütüklerinde-arama-kopyalama-ve-elkoyma-(cmk-134)</guid>
		</item>
		<item>
			<title>Adminin blogundan ilk yazı</title>
			<link>http://www.hukuki.net/entry.php?1-Adminin-blogundan-ilk-yazı</link>
			<pubDate>Sun, 14 Mar 2010 12:22:19 GMT</pubDate>
			<description><![CDATA[Sadece hukukçulara, özel üyelere ve hukuki net yönetim kuruluna tahsis edilecen "bloglar" bölümüne hoşgeldiniz. 
  
Bildiğiniz gibi blog kelimesinin...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote class="blogcontent restore">Sadece hukukçulara, özel üyelere ve hukuki net yönetim kuruluna tahsis edilecen &quot;bloglar&quot; bölümüne hoşgeldiniz.<br />
 <br />
Bildiğiniz gibi blog kelimesinin Türkçe'deki karşılığı &quot;Günlük&quot; olup, bloglar son 4-5 senedir internet dünyasına damgasını vurmuş, bireyler kişisel yazılarını ve düşüncelerini bloglarında yayınlamaya başlayarak internetin gelişiminde büyük rol oynamışlardır. <br />
 <br />
Blog yazmanın internetin gelişmesi dışındaki bazı faydalarını kritik edersek bloglar;<br />
 <br />
1- Bireysel haberciliği teşvik eder, <br />
2- Dış dünyaya karşı kayıtsız kalmamayı, <br />
3- Toplumsal duyarlılığı<br />
4- Olaylara karşı analiz yeteneğini<br />
5- Özgüveni <br />
6- Bilgiyi paylaşmayı öğrenmeyi<br />
 <br />
de ifade eder.<br />
 <br />
Web günlükleri, hukukçular açısından da yukarıdaki yararlarına ek olarak, yeni haberleri, yeni yorumları ve düşünce tarzlarını ve herşeyden önemlisi &quot;Olan hukuk&quot; ile &quot;Olması gereken hukuk&quot; arasındaki farkları ortaya koymaya yarar.<br />
Örneğin ben (hukuki.net admini) bu blogumda idam cezasının ilkelliği konusunda bir yazı yazdığımda, ona bir yorum ekleyerek empati yapan bir kişinin yorumu bu konuda &quot;olan&quot; ile &quot;olması gereken&quot; arasındaki muhakeme yeteneğini arttırır.<br />
 <br />
Bu husuta bir söyleşi:<br />

<object class="restrain" type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="326" data="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-8386725835819388997">
	<param name="movie" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-8386725835819388997" />
	<param name="wmode" value="opaque" />
	<!--[if IE 6]>
	<embed width="400" height="326" type="application/x-shockwave-flash" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=-8386725835819388997" />
	<![endif]--></object>
<br />
 <br />
Şu an için sitedeki görevlerimin aksamaması amacıyla bana ait bu özel blog yazımı kısa tutmak ve gerisini diğer BLOGCULARA bırakmayı yeğliyor, katılımda bulunanlara teşekkür ediyorum.<br />
Saygılarımla<br />
Hukuki.Net admin (Kimliği belirsiz biri)</blockquote>

]]></content:encoded>
			<dc:creator>admin</dc:creator>
			<guid isPermaLink="true">http://www.hukuki.net/entry.php?1-Adminin-blogundan-ilk-yazı</guid>
		</item>
	</channel>
</rss>

