PDA

Tam Sürüm Bilgisini Göster : Hukuki Net üye ve misafirleri, bu yaz ilaç yapacağız






Sayfalar : [1] 2

sakar
24-03-2010, 11:34:11
Bu konuyla ilgili daha önce açılmış olan başlık, hatalı sıralamalar, tekrarlanmış mesajlar sebebiyle yeniden açılmaktadır.Öncekileri de nasıl sileceğimi bilemiyorum.
Bu konuyu açan ve anlatacakları olan sakar; ne kendisi, ne de hiçbir akrabası aktar veya aktarlara ot satan değildir.Amacım; bir halk ilacıyla ilgili olarak, yaşanmışları, yaşadıklarımı ve ilacını yapacağımız otla ilgili çeşitli kaynaklardaki bilgileri biraraya getirerek, bazılarının kullandığı halde, başka ne işe yaradığını bilemeyenlere fikir verebilmek, bana göre "paha piçilmez" nitelikteki ilacın yapımı hakkında da bilgi vererek; isteyenlerin yapmasını sağlamak.
İşin ciddiyeti hakkında bir fikir verebilmek için, aşağıya, kullanacağımız otun tıbbi özelliklerinin açıklandığı İngilizce bir metin ekliyorum.Umarım, biri; bu metni Türkçe'ye tercüme ederek ekleme yapar.
Ekleyeceğim metni aldığım site; yazdırma ve kopyalamaya izin vermemektedir.Aktardığım metin harf harf deftere, sonra da bilgisayarda yazılarak dosya haline getirilmiştir.Birkaç harf hatası olabilir.
İnternette (hypericum triquetrifolium turra) diyerek arama yaptığınızda, maltawildplants sitesine girerek yazının aslını, başka bilgileri ve ayrıca toplayacağımız otun fotoğraflarını görebilirsiniz.
İlgili sitenin ot ile ilgili dediklerine "referans" verdiğine de dikkât ediniz.
Okuduğunuz metinde geçen "Antiproliferative" ifadesine ve açıklamasına bilhassa dikkatinizi çekerim.Bu metinde anlatıldığı kadarıyla bile "mükemmel" olan ot hakkında, yine de eksik bilgi olduğunu ve bunun da ne olduğunu, ileride ekleyeceğimi de belirtirim.İşte, otun tibbî özelliklerinin anlatıldığı metin:
---------------
MEDİCİNAL PROPERTİES


The fact that the plant has hypericin, it gives it a wide range of medicinal properties, but the most important are the antiviral and antimicrobial properties amongst others. A full list research and studies (mostly medical and pharmacological) about the related species H. Perfaratum can be followed in the link section below.Despite interesting, such content is too vast to place on this plant profile on H.crispum. A table of the medicinal properties of hypericin and other main constituents of the plant are tabled below.
Antianemic :Pertaining to factors or substances that prevent or correct
anaemic conditions.
Antibacterial :A substance that destroys bacteria or suppresses their growth
or reproduction.
Antidepressant :inhibitors
Antiherpetic :Used against Herpes disease.
AntiHİV :Agents used to treat aids and/or stop the spread of the HIV
infection.These do not include drugs used to tread symptoms
or opportunistic infection associated with aids
Anti-inflammatory:An agent which counteracts or suppresses inflammation.
Antiproliferative:Counteracting a process of proliferation (=the reproduction
or multiplication of similar forms, especially of cells morbid
cysts)
Capillariforticant:Used to strengthen (fortifies) the blood capilleries
Hepatoprotective:Protects the liver
Sedative : A medication with tranquilising properties.Most sedatives
(tranquillisers) can also promete sleep.
Hypericin and pseudohypericin exhibit anti-HIV activity. Intense phototoxicities limit the use of injectable drug; studies stil going on in Israel.Specific medical/pharmalogical properties are given in the study/research abstracts below.Hypericum triquetrifolium Extract exhibits Anti-inflammatory activity in the rat.
-------------
mwp sitesinde gezinirken; bu ot hakkında, VİTİLİGO hastalığıyla ilgili cümleyi de atlamayın.
Devamı var...

sakar
24-03-2010, 11:56:09
Yaklaşık yirmi yıl kadar önce; "Ali dayı" dediğimiz bir balıkçı arkadaşla deniz kenarındaki "balıkçı damı"nda konuşurken şöyle dedi:"Hocam, ilaç denizinde yaşıyoruz ama; birçok hastalığı da çekmeye devam ediyoruz.Şu gördüğün -Tavşan gölgeliği denen otu göstererek- ot şekerin, şeker yarası dahil bütün yaraların, üstelik yanığın birebir ilacıdır.Tarifini vereyim, hazırla.Hazırlanması uzun sürdüğü için evinde hazır bulunsun" der ve tarifi anlatır.Hatta ikna olmam için şöyle bir olayı da anlatır:"Birgün buraya taze balık almak için İzmir'in bir sahil ilçesinin savcısı geldi.Misafir olarak gelmişler.Sohbetimiz sırasında "eşinin şeker hastası" olduğundan bahsetti.Mevsiminde olduğu için, ben de ona "Savcım şu otlardan topla, eşiniz çayını içsin.Şekeri normale gelecek.5-6 ay kullanırsa, tamamen şekerden kurtulacak" der.Savcı otu toplar ve gider.Ertesi yıl aynı savcı yine gelir, elinde bir paketle:"Ali dayı, sağol.Bu hediyeyi hanım gönderdi, selamı var." Gelen, bir takım elbiselik kumaştır.
Ali dayı bunları anlattı ya; içimden inanmak gelmedi.Tıbbın yapamadığı şeker tedavisi, şeker yarası ve yanık ilâcı..."He" dedim geçtim.
Ta ki; 31 Ağustos 2009 yılına kadar...
Bu hikâye böyle başladı.Devamı var...

sakar
24-03-2010, 19:20:25
31 Ağustos 2009 da benim külüstürü tamir için sanayi çarşısındayım.Beklerken, başka biri geldi.Sohbet ediyoruz.Söz nereden geldi bilmiyorum, adam dedi ki; "Bende prostat vardı.Bir arkadaş ottan ilaç tavsiye etti.İster yağından bir çay kaşığı, istersen bir çay bardağı çayından iç demişti.Şu anda 64 yaşındayım ve bendeki prostat 15 yaşındaki çocuk kadar.Doktorlara desen, adamı döverler.Kardeşim Almanya'da, geçenlerde "idrar yoları iltihabı sebebiyle" gittiği doktor ona demiş ki;"bol bol cennet elması ye." Aynı ilacı eşim de kullandı.İçinde ne kadar pislik varsa attı.Biraderimin ise; dizi ile kasık arası, iç bölgesindeki tedavi edilemeyen kaşıntısı bu ilaçla geçti.Baldızın yüzündeki "temre" de bu yağla geçti.Sürdüğü yer gençleşip, dirileşince; yüzünün her tarafına sürdü ve şu anda 34 yaşında olmasına rağmen, genç kız cildi vardır, haberin olsun." Bu anlatma işinden az sonra, başka biri daha geldi.İlk gelen "bu, bana ilacı tarif eden arkadaş" deyince; söz ikinci adamın oldu.
Söz ilaçtan devam ettiği için, ikinci gelen anlatmaya başladı:
"Kanser oldum.Tavsiye edilen ilacı içerek kurtuldum.Yanımdaki adam öleli dört yıl oldu.Kanserden ölmemem üzerine; doktorlar birkaç ayda bir, beni çağırıp muayene etmeye başladılar.Bu, birçok defa tekrar etti.Niye beni çağırdıklarını söylemedikleri gibi, ben de sormadım.İki üç gün sonra, yine gideceğim.Bu geliş-gidişler sırasında; benim yattığım odadan birini çıkardıklarını gördüm.Refakatçilerden birine sordum ve adamın kanser olduğunu, birkaç ay ömrü kaldığını öğrenince, o ilacı tavsiye ettim.Hastahaneden 41 kilo olarak çıkan bu adam; şu anda, 74 kilo olarak yaşamakta, falan köydedir, adı da şudur.Görüşmelerimiz devam ediyor.Size de öğreteyim, kullanın, kanser olmayın, kanserseniz de kurtulun." der ve tarifi verir.Tarifi verirken de "Nerede oturduğumu, tavşan gölgeliği otunu tanıyıp tanımadığımı sorar, "evet" cevabını alınca; bizim orada "kızılcık derler" dedi ve yapılışını verdi.Haydaaa ... yaklaşık yirmi yıl önce Ali dayının verdiği tarif.Ama, adamın dediği hastalıkla, Ali dayınınkiler uymadı.Bir tamir sırasında "Kanser ve prostat" ilacı öğrenmiş oldum.Tarif aynı olunca bu sefer inandım ve 6 Eylülde ilacı olgunlaşması için güneşin altına bıraktım.
Bu arada da o ottan toplayıp, günde bir su bardağı çayını içmeye başladım.
İnternette "Tavşan gölgeliği" diye aradım, yok."kızılcık" diye aradım, başka bir bitki çıktı.Eeee, ben bu otun adını nasıl bulmalıyım derken; "kuzuların kulağını yara ettiğini" bildiğimden, bu sefer "kuzu kulak yara" diye aradım.Karşıma "Sarı kantaron" diye bilinen ve çok kullanılan ot çıktı.Ama aradığım değil.Sarı kantaronun adının da "Hypericum perfaratum L." olduğunu da öğrenmiş oldum.Bu otun da "kuzuların kulağında yara" yaptığını...
Sarı kantaronu bu sefer latince adından aradım ve:A.Ü.Veteriner Fakültesi Farmakoloji ve Toksikoloji Kürsüsü Prof.Dr. M.Şahin Akman imzalı "Birkaç yerli hyprcium türünün antibateryel etkileri üzerine araştırma" raporunu buldum.(Aynı isimle bulabilirsiniz)
Bu araştırmanın konusu:Van Başkale,Isparta Keçiborlu ve Ankara'nın üç ilçesinden "hayvanların kulağını yara ediyor, niye?" diye gönderilen H.perfaratum, H.cryspum ve H.scarbum ismindeki otlar...
H.perfaratum'u biliyoruz artık.Bizim "tavşan gölgeliği" de yara yaptığına göre, acaba bunların içinde mi?
H.cryspum olarak aradım ve öteki adının Hypericum triquetrifolium turra olduğunu öğrenince, yeni bulduğum adıyla aradım.Aaaaa maltawildplants sitesinde, bizim "tavşan gölgeliği" dediğimiz otun da fotoğrafları!...Bu iyi oldu.
Bu arada, sözünü ettiğim raporda, bu otlarla ilgli yapılan taramalara dayanarak bazı dipnotların verildiğini gördüm.Üçü de yara yapan bu otlarla ilgili olarak:
Jaretzky, R. und Geith, J.K. "...iç ifraz kifayetsizliklerinde kullanıldığı..." demiş.Ne zaman 1944 de!...
Müthiş bir bilgi.Sonradan olma şeker hastalığının sebebi ne? " İnsülin salgısının yetmezliği" Bu durumda; Ali dayının dediği doğru olacak gibi.
Bir başka dip notta:
Winkelmann, W. yazdığı 1951 tarihli kitabında, bu otlarla ilgili şunu yazmakta."...beyin,kalp, akciğer konjeksiyonlarında(şişkinlik), sancı,sidik kesesi tenesmusunda(iltihaplı durumda ağrılı işeme), rahim yanması, vagina iltihabı, kuyruksokumu ağrısında kullanılmıştır.Halk ilacı olarak içerden idrar sökücü,antelmentik, adetkolaylaştırıcı,gastritis'de,karaciğer rahatsızlıklarında,kronik bronşitte, giht ve romatizmada denenmiş, haricen bilhassa yara tedavisinde tavsiye edilmiştir."
Müthiş!...Ali dayının "yarada..." dediği doğru çıkıyor...
----
Aralık 2009 un ortaları...Birader eşiyle bizi ziyarete gelirler.Yemekte sohbet ederken, birader;"kayınpederinin şeker sebebiyle bir bacağının kesildiğini, öbür bacağının da durumunun iyi olmadığını" anlatır.Ben de; Ali dayının dediği, 31 Ağustosta başka birinin de dediği ilacı olması için yaptığımı, gereken sürenin henüz geçmediğini, ilacın üç ayı ancak geçebildiğini, isterseniz verebileceğimi, deneyebileceklerini" söylerim.Alır ve giderler.Gezmelerini bitirip döndüklerinde, ilaç kullanılmaya başlanır.Günde bir çay bardağı çayı, ya da bir çay kaşığı yağı ve iki defa sürmek şeklinde kullanırlar.11 Ocak 2010 da, biraderin eşi eşime telefon eder "Abla, bir lira büyüklüğündeki yara kapandı.Şekeri müthiş dengeye geldi.İlk sürme işini akşam yapmıştık.İkincisi için sabahleyin yaraya baktığımızda yarada değişiklik olduğunu gördük.O kadar hızlı iyileştiriyor ki; gözle takip edilebilir...Sağolun, varolun filân..." Yaranın iyileşmesi onbeş gün bile sürmemiştir.
Bu ne demek? Doku yenileme gücü müthiş.Alman "iç salgı bezi yetersizliklerinde" derken, Ali dayı "uzun süre kullanırsa, şekerden tamamen kurtulur, yanığın çaresidir" derken ikisinde de haklı demek.Biz içmeye devam etmesini söyledik.
Bu; bana "mucize gibi" gelmişti.Ertesi günü Eczacıbaşı İlaç'a mesaj gönderdim:"Böyle, böyle.Numune göndereyim, önce deneyin, sonra dinleyin." diye."Ne diyorsunuz?" bile demediler.Aynı şey daha sonra "Bilim İlaç"ta da oldu...
İnsanlar belli bir yüzdeyi aşan yanıklarda; yaranın iyileşmesine kadar geçen sürede iltihaplandığı, su kaybını önleyemedikleri için ölüyor olmalı.Ali dayının "insanı olduğu gibi kaynar suya atacaklar, yine de kurtulur" demesi doğru galiba...Eğer öyle ise; yazık değil mi "İstanbul'da yanıktan ölen" kıza...
İnternette araştırmalarım devam ederken,galiba E.Ü.Eczacılık Fakültesinin bir araştırmasını buldum:"H. perfaratum L (Sarı kantaron) ile Hypercium triquetrifolium turra(Tavşan gölgeliği, kızılcık otu)nun sahip olduğu kimyasalların aynı olduğu, birbirlerine göre, miktar olarak farklılık gösterdiklerini"
Bu ne demek? Eğer adam HTTdeyle kanserden kurtuldum diyorsa; birileri de kantaron otuyla denemiş mi, sorusunun cevabını aramalı deyip, internette "kantaron kanser" yazıp aradım.Veee buldum!Birisi bir siteye yazmış:"Eşim göğüs kanseri oldu.Tedavi sırasında bir göğsü alındı.Kanser azalacağına, yayıldı.Bir Prf. kantaron otunu kaynatıp iki-üç bardak içmemizi söyledi.Dört ay kadar kullandıktan sonra, kanserden tamamen kurtuldu.İnanmayana Prf.un telefon numarasını veriyorum" deyip 532 li bir telefon yazmış.Yani; - her iki ot da, aynı yapıda olduğuna göre- kanserden kurtuldum diyen adamın da dediği doğru.Üstelik mwp sitesinde otun tıbbi özellikleri yazılırken Antiproliferative denip yapılan açıklamayı Türkçe'ye çevirirsek, orada da öyle olduğu yazılı.
----
Kullanacağımız otun fotoğraflarını görmek için
Hypericum triquetrifolium turra yazıp maltawildplants sitesine, yine (Birkaç sayfa aradıktan, sanırım dördüncü sayfada) discoverlife.org sitesine bakabilirsiniz.Becerebilen biri, bu fotoğrafları ekleyebilse ne iyi olurdu...
İlacı nasıl hazırlayacağız sorusunun cevabına geçmeden önce;"Siz, eylülden beri içiyorsunuz.Ne faydası oldu?"nun cevabını vereyim:
1971 yılından beri ara ara ağrıyan sinüzitim,gastritim ve sağ dizim(artrit) bu kış hiç ağrımadı.Hiç nezle, grip olmadım.Üst çene köpek dişlerimin kökünde meydana gelen iltihaplanma ve buna bağlı şişlik antibiyotikle indirildikten sonra. her ikisinde de mercimek büyüklüğünde iltihap kalmıştı.Artık şimdi yoklar.Hanımın cildi daha parlak, daha gergin ve daha renkli oldu.Benimki mi?Cildimi öldürmek için elimden geleni yaptığımdan(Sigara içtiğimden) benimkinde bir değişiklik olmadı.Artık aklıma; kanser, prostat, şeker, karaciğer yetmezliği, sonu "...İT"le biten farenjit, larenjit, gastrit, artrit v.b gelmiyor.
mwp sitesindeki metni incelediğinizde, kanser konusunda HTTye en yakın etkinin, yine bu otun kardeşi olan H.empetrifolium W. de olduğunu görürsünüz.Yine, sitedeki metinde "VİTİLİGO" hastalığı ile ilgili "başarı bildirildi" cümlesine de dikkat!...
-------
Geçtiğimiz 12 Mart günü külüstürün vizesi için ilçeye giderim."ağır kusur" sebebiyle sanayi çarşısına, 31 Ağustosta gittiğim dükkana giderim.Usta uğraşırken bir adam geldi.Olacak şey değil, ama; oldu:Kanserden kurtulduğunu söyleyen kişi!...Ona "dediği ilacı yaptığımı, otunu içtiğimi ve biraderin kayınpederinin durumunu " anlattım.Adam afalladı kaldı!...Şeker ve şeker yarasını hiç duymamış.O kadar sevindi ki; anlatamam.Mahallesinde böyle bir hasta olduğunu, ona söyleyeceğini belirtti.Bu arada bana da "hoca, o görüşmemizden sonra, mahallemizdeki 17 yaşında bir çocuğun kolundaki, hani Sıvas'ta balıklara yediriyorlar, bir hastalık var (sedef dedim) o oldu.Verdim yağı sürdü ve geçti, bundan da haberin olsun." demez mi?...Bu yağın böyle birşey yapacağına aklım kestiği için, daha önceden bir öğrencimin kocasına,sedefte kullanması için vermiştim ve devam ediyordu.Demek istemem; ciltteki her türlü derde...
Son örnek:Atıldığı için sahiplendiğimiz bir köpeğimiz var:"çakal" Elimdeki yağı sağa sola dağıtmadan önce, burnunun üstünde 50 kuruş büyüklüğünde,1-2mm kalınlığında bir mantar çıktı.Deneyelim bakalım ne olacak diye, birgün saat 15 te sürdüm.Ertesi günü aynı saatte, bir daha...Üçüncü gün; o saatte köpeği bulamadım.Dördüncü gün: köpeği o saatte buldum.Buldum ama; mantar düşmüştü, yoktu...
Hypercium türü otlarla ilgili, bir sitede şunu okudum:" içindeki falan madde, vücuttaki filan maddeyi bloke ettiğinden, tansiyon artışına sebep olabilir..."
Verdiğim sitelerden; toplayacağımız, gidemezsek de, o taraflardaki tanıdıklara toplatıp yaptırtacağımız otu tanıdık mı?Bu ot, bu ülke coğrafyasında; nerede arpa, buğday yetişiyorsa oralarda yetişmekte.O kadar çok yetişmektedir ki; iki kişi bir günde bir kamyon toplayabilir.Temmuz ayı başından itibaren takip ediniz.Biçilmiş ekin tarlalarında, yol kenarlarında, makilik alanda çalı yanlarında...her yerde var.
Ne zaman toplayacağız?
Başlangıçta yeşil olan gövdeleri kahverengi-kırmızı olduktan ve çiçek açıp, ilk tohumları yapmaya başladığında.
Çayı için kurutmak:Zamanı gelen otlar, güneş varken toplanacak.Gölge bir yerde kurutulacak.Kurutulmuş bu otların; elle ovulmasıyla yaprak, çiçek ve tohum kısımları sap kısımlarından ayrılacak ve bir kaba konacak.Hazırdır.
Çayının yapılması:İçilmek istenen miktar kadar su cezveye konulacak.Kaynadıktan sonra indirilip, bir çay bardağı suya, bir çay kaşığı hesabıyla ottan konulacak.10-12 dakika beklendikten sonra süzülüp içilecek.Eziyetli bir iş.
Yağının yapılışı:
İster cam şişe içinde, ister cam kavanozda yapabilirsiniz.Hangisinde yaparsanız yapın, aynısından boş bir yedek hazırlayın.Pazar yerlerinde iki liraya satılan makaslardan biriyle, mevsiminde bitkinin çiçek ve yaprak olan dallarından keserek, kabınızı bastırarak dolduruyorsunuz.Kavanozda yapıyorsanız en son üst kısmına bir otu bütün olarak, yan yerleştiriyorsunuz.Böylece, alttakilerin üstte çıkmasını engelliyorsunuz.Otla doldurduğunuz kaplara "rafine adilmemiş, hakiki zeytinyağı" dolduruyorsunuz.Kapağını, hava giriş çıkışına engel olmayacak şekilde takarak, güneşin altına bırakıyorsunuz.Haftada bir kabınızı kuzey-güney yönünde 180 derece çeviriyorsunuz.Bu arada zeytinyağı seviyesini kontrol edip, eksilme varsa tamamlıyorsunuz.Zeytinyağı daima otların üstünde olmalı.Bir, birbuçuk ay sonra kapağı sıkıyorsunuz.Bu sefer; haftada bir çevirmeye devam ederken, aynı zamanda kabınızı alt-üst çeviriyorsunuz.Üçüncü ayda; yağın içindeki yaprak ve çiçeklerin tamamen eridiğini, yağın floresans parlaklığında, çok hoş bir kırmızılığa sahip olduğunu görüyorsunuz.İsterseniz altı ay sonra tülbentle süzüp, öteki şişeye aktarıyorsunuz.Bizdeki 3,5 ay sonrasında netice verdiğine göre, altı ay beklemiyebilirsiniz.
Saklama kabınız kesinlikle cam olmalı.Sürmek için aktaracağınız kap da cam olmalı.Mesela; cam çay tabağı.İçmek için kullanacağınız çay kaşığı da, asla yağ içinde kalmamalı.
Ne kadar kullanacağız?
Ben şahsen günde bir su bardağı içiyorum,çayından.Çayı eziyetli oluyor.Yağını yapınca; korunma maksatlı, bir çay kaşığı hasta olursam iki çay kaşığı içmeyi düşünüyorum.Dozda, önemli olan tansiyonunuzun durumu.Bizim "Boşnak Mehmet" gibi yapmayın.
O da ne, diyeceksiniz.Ben geçen eylülde bu otları toplayıp getirdiğimde, Boşnak Mehmet gördü ve sordu.Anlattım.O da topladı.Bir hafta geçmeden bıraktı.Sordum, niye? "Ölüyordum yahu." Onun huyudur.Sarımsak faydalı diye duydu mu, günde iki baş sarımsak yer.Bu sefer de öyle yapmış.Günde 4-5 su bardağı içmiş.Tansiyonu delirmiş tabii ki...Topladığı otların kalanını bana getirdi.Gelen otları, eczacının, prostat olan babası kullanıyor.
Doz sizin bileceğiniz iş.Ama kortizonlu ilaç kullanıyorsanız ne çayını ne yağını içmeyiniz.Kortizonu bıraktıktan bir ay sonra başlayınız.İster çayını, ister yağını içiniz; ilk önce bir çay bardağı, ya da bir kaşık içerek, alerjiniz olup olmadığına bakın.Malûm; bazı insanlara çilek bile dokunuyor.
Bildiklerimi, yaşananları ve yaşanmışları aktardım.Bundan sonrası sizin bileceğiniz iş.Ne yapın derim, ne de yapmayın.Ne kullanın derim, ne de kullanmayın.
Bütün bu yazdıklarımdan sonra, mwp sitesindeki ingilizce metinde "antidiyabetik" diye yazmadığını farkettiniz mi?Yani; onlar bile bilmiyor.
SON SÖZ:Yirmi yıl kadar önce, ilk olarak; bana ilacı anlatan Ali dayı,anlattığı ilacın "kanser ilacı da olduğunu" bilemeden, iki-üç yıl önce kanserden "ilaç denizi" içindeyken öldü.
Bütün bu yazdıklarımı okudunuz ve düşünüyorsunuz.Düşünürken sadece "selimina" yazın, internetteki ilk siteden Kazım Koyuncu'nun bu klibini izlerken; bu müthiş melodiyi yapanın, genç yaşta, kanserden öldüğüne bakarak, benim gibi ağlayın...
Sağlıklı günler...

swan
24-03-2010, 20:46:41
Son örnek:Atıldığı için sahiplendiğimiz bir köpeğimiz var:"çakal" Elimdeki yağı sağa sola dağıtmadan önce, burnunun üstünde 50 kuruş büyüklüğünde,1-2mm kalınlığında bir mantar çıktı.Deneyelim bakalım ne olacak diye, birgün saat 15 te sürdüm.Ertesi günü aynı saatte, bir daha...Üçüncü gün; o saatte köpeği bulamadım.:okDördüncü gün: köpeği o saatte buldum.Buldum ama; mantar düşmüştü, yoktu...


Çok güzel bilgilr vermişsiniz umarım ihtiyacı olan faydalanır. Son örnek ve anlatımınız harika, bayıldım:)

Saygılar, sevgiler...

sakar
25-03-2010, 02:17:13
Dediğim dosyanın tamamını daha kolay bulmanız için:
(malta wild plants) yazıp, çıkan site başlığı altında (A-Z index) tıklıyor, açılan sayfadaki (botacinacal name)de (H) harfini tıklayıp listeden seçiyorsunuz.
Net fotoğraflar için de:
(hypericum triquetrifolium) yazıp, çıkan Calphotos sitesinde göreceksiniz.
Kolay gelsin...

sakar
25-03-2010, 10:43:13
swan Kardeş'e,
Köpek bile olsa; ilaç, zamanında kullanılmalı...:)

sakar
29-04-2010, 02:16:24
24 Mart'tan 28 Nisan'a, 181 okuma!...Bunu not ettim. Bu konuda bazı şeyler yazacağım, ama şimdi değil...
Sadece; şu cümleyi yazayım:"Türkiye'de altı milyon şeker hastası var."

sakar
02-05-2010, 03:30:21
Yine; bazı şeyleri yazmayacağım, ama; 01.05.2010 tarihinde yaşadığım bir olayı anlatmazsam; insanlık görevimi yapmamış olurum. Bu konu, sadece siz; "Hukuki Net üye ve misafirleri" dışında, tıp doktorları dahil, birçok kişiyle de konuşuldu. Bu arada yaşananları,yazdıklarımdan sonra yaşadıklarımı, "dayımın cenazesi" için gittiğim memlekette, kardeşlerimin söylediklerini filân anlatmıyorum.
Sadece, şunu söylüyorum: Bu konuyu, daha önce anlattığım bir balıkçı arkadaş -Kendisi ve kardeşleri, benim yaptığım, ama; malzeme bulamamaktan dolayı oturtamadığım- dünyada olmayan, oltaya takılarak, balık tutmaya yarayan yem konusundaki araştırmalarıma destek verdiklerinden dolayı kıyamadığım kişi- sohbet sırasında dedi ki; "Bir arkadaş var, şeker yarası var, üstelik genç de..."
Bunun "Türkçe"si, şu demekti: "Hocam; gücün yetiyorsa...." Ben de; O'na dedim ki: "İzmir'deki kardeşime göndereceğim -bazı sağlık problemleri var- eldeki son son malzemeyi böleyim." Ve...böldüm. Verdim gitti...
Bir gün önce, eczacımız telefon etti -babasının prostatı için "Boşnak Mehmet'"n iade ettiği otları verdiğim kişi- "Hocam; dediğin siteyi buldum. Sadece şunu söyleyeyim:Az bile yazmışsın!..."
Dediğim gibi; birçok şeyi atlıyorum. Bu kadar sürede, en az bir milyon okuma bekliyordum.
Pişman olacağınız bazı açıklamaları, beş ay sonra yazacağım.
Galiba; insanlara, iyilik yaramıyor...Her şeyi, illâ ki; parayla mı söylemeli?
İnanın, bu; bu konuda yazacağım son yazı. Ta ki; bir milyon okuyucu olana kadar. Son ve kesin sözdür, vesselâm!...(Türkiye'de - ötekileri saymıyorum- altı milyona yakın şeker hastası var- derken, ne demek istiyorum?...)
Sanki; şu ana kadar okuma yapan, 210 kişinin, hiç şeker hastası, kanser, prostat ve ...it'li hastalığı, kansızlık çeken, karaciğer yetmezliği, AİDS olan hiç bir tanıdığı yok!...Arkadaşları da, arkadaşlarının da akrabası yok!...

Sanki; "Ali dayı, ilâç denizi içindeyken; öğretmek istediği ilacın, aynı zamanda kanser ilâcı da olduğunu bilemeden, kanserden öldü!..." diye yazarken, ben; o kadar "salak mı" görünüyorum?
Ya da; bunları anlatmaktan dolayı "para kazanma" mı bekliyorsunuz?
Sağlıklı günler...

sakar
13-10-2010, 11:26:26
"beş ay sonra yazacağım" şeklindeki sözümü tutuyorum. Yapacağım ya da yaptıracağım diyen olmadı. Hamdolsun. Ben yine de -çok kısa olarak- diyeceğimi diyeyim.
Yapılacak ilacın kortizonla kullanılırsa etki yapmayacağını ilk defa ben söylemiştim. Denemelere dayanarak ekliyorum: Bunu kullanırken asla antibiyotik veya antidepresan ilaç kullanmayınız. Hayati tehlike söz konusudur.
Bu yazın yarısını ot toplamakla geçirdim. Biraz yaptım. Çevremde de en az 15 kişi yaptı. Hatta; 300 km ötede, 77 yaşındaki annem bile...Yanık durumunda, ona ilaç yetiştiremem diye...
Eğer yeterli ilgiyi görseydim;
İnsülin kullandığı halde, şekerini 130un altına düşüremeyen kişinin; insülini bırakıp, tek kaşık içer halde iken şekerini nasıl 100e düşürdüğünü,
Başka birinin, ilaç kullandığı halde 480 olan şekerinin; beş günde 100e düştüğünü, 7.günde ilaçları bıraktığını, 15.güne kadar şekerin normal seyretmesiyle,ondan sonra tek kaşık içerek hasta değilmiş gibi yiyip içmeye nasıl başladığını,
Su kaynatan motorun kapağını açarak, kendini yakan, komşumuzun damadının durumunun ne olduğunu,
25-30 yıldır romatizma ilacı içmekten "midem çürüdü" diyen, köydeki babasını bile ziyaret edemeyecek durumda ve 4-5 senedir de; sağ kolunu hiç kullanamayan kadının durumunu,
İkinci kattaki evine inip çıkmakta zorlanan, sağ elinin serçe ve yüzük parmağını kullanamayan kişinin durumunu,
58 yaşındaki nakliyatçının "vallahi, 25 yaşında gibiyim" demesinin sebebini,
Dede olan balıkçı arkadaşın; "Allah; canımı almak için ne bahane bulacak, merak ediyorum." demesinin sebebini v.s. anlatacaktım...
Hakkındaki "tıbbi özellikler"de bahsi bile geçmeyen, "inanılmaz" bir özelliğinden de bahsedecektim. Bir başka "inanılmaz" özelliğinden de...
Ayrıca; kedilerimizden birinin ishal olması sebebiyle uğraşırken; doktorların durduramadığı ishali durduran, hem de bir içişte, bir ot öğrendim. Hem de; 15 gün ishali durdurulamadığı için, bir delikanlının öldüğü köyde!..."biliyordunuz ve kurtarmadınız, öyle mi?" dediğimde, cevap:" aklımıza gelmedi." Denendi mi, diyeceksiniz. Bir arkadaşın, kanlı ishal olan bir inek ve iki danasında, aynı anda. Netice: tek seferde, mükemmel. Adam ne dedi biliyor musunuz? "Şimdiye kadar veterinerlere verdiğim ilaç parası dünya kadar. Ne kadar da kolaymış. İstediğin yerde, istediğin zaman ziyafet çekeceğim." Bu işleri, ziyafet için yapmıyoruz herhalde...Kendisi; iki-üç çuval toplayıp, kuruttu.
Her ne ise...
Şu anda bir vitiligo hastasında denenmekte. Kasım ayı başında da -kendisini ikna ettim- "HIV virüsü taşıyıcı hasta" denemeye başlayacak. Başlamak için; üç ayda bir yapılan tahlillerinin olmasını bekliyor. Başarılı olursa; HIV virüsünü yenen ilk hasta olacak.
Yeniler belki bilmez, ama; eskilerin bildiği bir söz vardır:"marifet; iltifata tabidir."
Oturum sona ermiş ve dosya kapanmıştır.
Sağlıklı günler...

mehmet emin sezen
13-10-2010, 21:00:17
http://www.baglarbal.com/images/kantaron.jpg

Sayın sakar Eyitmen bey bahsettiğiniz ot bildiğimiz kantoron otumu benim rahmetli babaennem çok kullanırdı mide ağrısı için zeytin yağı içinde beklemiş olan.
Size saygılarımı sunarken kullanılan otu birazdaha açık yazarmısınız.
Ayrıca yazınızı okuyan herkes adına ben teşekkür ederim böyle deyerli bilğileri bizlerle paylaştığınız için.

02-05-2010 01:30:21
sakar rumuzlu üyeden alıntı
Cevap: Hukuki Net üye ve misafirleri, bu yaz ilaç yapacağız
Sanki; şu ana kadar okuma yapan, 210 kişinin, hiç şeker hastası, kanser, prostat ve ...it'li hastalığı, kansızlık çeken, karaciğer yetmezliği, AİDS olan hiç bir tanıdığı yok!...Arkadaşları da, arkadaşlarının da akrabası yok!...

admin
13-10-2010, 22:32:28
Afedersiniz konunun tamamını okuyamadım. Ancak bu bahsettiğiniz ot kantaron değil mi? Hani şu genelde bahar aylarında TÜM AVRUPA'da da açan, kullandıkları için kanser vs. hastalıkları minimum olan Avrupa ülkeleri...

Merak edenler için güzel bir site olan www.neyeiyigelir.com sitesindeki

Kantaron yağının faydaları nelerdir? (http://www.neyeiyigelir.com/kantaron-yaginin-faydalari-nelerdir.htm)
Kırmızı Kantaron Otu ve Kırmızı Kantaronun Faydaları (http://www.neyeiyigelir.com/kirmizi-kantaron-otu-ve-kirmizi-kantaronun-faydalari.htm)

sakar
26-06-2011, 12:14:31
Bu konu başlığına, yazmamaya kararlıydım. 30 yıl kadar önce öğrencim olan birinin durumunu, on gün kadar öncesinde, görünceye kadar. Anlatacağım.
Önce; adminin koyduğu resimdeki bitkinin sözü edilen bitki olduğunu söylemeliyim. İkincisi; halkımız nasıl "her sakallı"yı dede sanmaktaysa, her kırmızı yağ veren bitkiyi de "kantaron" diye anlamakta. Halkın "sarı kantaron" dediği; hypercium familyasından, kırmızı kantaron dediği ise; Centaurium familyasındandır. Birbirleriyle ilgisi ve akrabalıkları yoktur.
Halkın "kuzular yiyince kulakları yara oluyor." dediği bitkiler; Hypercium familyasındadırlar ve sayıları epey çoktur. Yine halkın "kuzuların kulağını yara ediyor." diye A.Ü. Veteriner Fakültesi Farmakoloji ve Toksikoloji kürsüsüne; Van-Başkale, Isparta-Keçiborlu, Ankara-Baraj, Ankara-Kızılcahamam ve Ankara-Çamkoru'dan gönderdikleri bitkiler:Hypercium'un üç türüdür. Bunlar:H. scabrum L. ve H.perforatum L. ile H. cryspum L (H.triquetrifolium turra, Adminin resmini koyduğu ve toplayın ilaç yapın dediğim)
Piyasada ruhsatlı satılan ve "kantaron yağı" adlı bitkisel ilacın; Hypercium türü bitki olduğu kesindir. Ama; hangisidir, bilmiyorum. Dünyada yüzün üzerinde,Türkiye'de 80 civarında Hypercium türü bitki vardır.
Ticari satılan yağın; 150 derece civrında ısıtılan yağda; bitkinin ada çayı gibi demlendikten sonra, şişelendiğini biliyorum. Bu sıcaklığa maruz kalan bitkide, ne kadar etken madde kalır, bilemem. Sizin yapacağınız ilaçta ise; bitki en fazla 50-55 derece sıcaklığa muhatap olacaktır. Farkı, düşünün...
Önünüzde iki ay var. Bu süre içinde, mutlaka yapınız. Yapma imkanınız yoksa, yapabilecek tanıdıklarınıza söyleyin. Geçen yıl; dediğimi dinleyip yapan en az onbeş köylü oldu. Ama; yapacağım/yaptıracağım diyen bir tek bile Hukukinet okuyucusu olmadı.
Anlatacaklarım var daha...

sakar
26-06-2011, 12:20:45
Bu konu başlığına, yazmamaya kararlıydım. 30 yıl kadar önce öğrencim olan birinin durumunu, on gün kadar öncesinde, görünceye kadar. Anlatacağım.
Önce; adminin koyduğu resimdeki bitkinin sözü edilen bitki olduğunu söylemeliyim. İkincisi; halkımız nasıl "her sakallı"yı dede sanmaktaysa, her kırmızı yağ veren bitkiyi de "kantaron" diye anlamakta. Halkın "sarı kantaron" dediği; hypercium familyasından, kırmızı kantaron dediği ise; Centaurium familyasındandır. Birbirleriyle ilgisi ve akrabalıkları yoktur.
Halkın "kuzular yiyince kulakları yara oluyor." dediği bitkiler; Hypercium familyasındadırlar ve sayıları epey çoktur. Yine halkın "kuzuların kulağını yara ediyor." diye A.Ü. Veteriner Fakültesi Farmakoloji ve Toksikoloji kürsüsüne; Van-Başkale, Isparta-Keçiborlu, Ankara-Baraj, Ankara-Kızılcahamam ve Ankara-Çamkoru'dan gönderdikleri bitkiler:Hypercium'un üç türüdür. Bunlar:H. scabrum L. ve H.perforatum L. ile H. cryspum L (H.triquetrifolium turra, Adminin resmini koyduğu ve toplayın ilaç yapın dediğim)
Piyasada ruhsatlı satılan ve "kantaron yağı" adlı bitkisel ilacın; Hypercium türü bitki olduğu kesindir. Ama; hangisidir, bilmiyorum. Dünyada yüzün üzerinde,Türkiye'de 80 civarında Hypercium türü bitki vardır.
Ticari satılan yağın; 150 derece civrında ısıtılan yağda; bitkinin ada çayı gibi demlendikten sonra, şişelendiğini biliyorum. Bu sıcaklığa maruz kalan bitkide, ne kadar etken madde kalır, bilemem. Sizin yapacağınız ilaçta ise; bitki en fazla 50-55 derece sıcaklığa muhatap olacaktır. Farkı, düşünün...
Önünüzde iki ay var. Bu süre içinde, mutlaka yapınız. Yapma imkanınız yoksa, yapabilecek tanıdıklarınıza söyleyin. Geçen yıl; dediğimi dinleyip yapan en az onbeş köylü oldu. Ama; yapacağım/yaptıracağım diyen bir tek bile Hukukinet okuyucusu olmadı.
Anlatacaklarım var daha...

sakar
26-06-2011, 17:59:34
İlaç yapımında kullanacağınız bitki; adminin resmini koyduğu bitki gibi olmalı. Yani; bazı çiçekleri sarıdan kahverengiye dönmüş (tozlaşmayı tamamlamış) ve çiçeklerinin çoğu açmış, gür ve dallarında yara gibi izler olmayan, yani sağlıklı bitkiler olmalı.
Bu konu başlığında dediğimi, kendim bol miktarda yaptım. Neredeyse geçen yazı dağlarda geçirdim. Dolaylı olarak, onlarca kişiye gönderdim. Kız kardeşim; üç ayrı derdinden kurtulunca, adını; "süper ilaç" Fethiye'den Mahmut usta da; "iksir" olarak koydu. Öyle rahatsızlıklarda denendi ki; hiç kimse, benim kadar, bunun faydalarının neler olduğunu bilemez.
Bu arada; yine dolaylı olarak şeker hastası bir kimyagerle tanıştım. Kimyevi maddeler üreten firması var. Şeker hastalığı hakkında bilmediğim bir konuyu anlattı, telefonla. Tam 42 dakika. O zamandan beri, Tip2 diyabetlilerden hangisine fayda sağlayacağını, deneme yapmadan, bilir hale geldim. Kişi, eğer; "insülin veya şeker ilacı kullanıyorum ve şekerim kontrol altında" der ise; ona fayda etmiyor. Tersini söylerse; bir türlü düşmüyor, derse; onu ilaçlarından kurtarıyor, normal insanlar gibi yiyip içmesini sağlıyor.Düşmeyen şekerin neler yaptığı hakkında fikriniz vardır. Ya; şeker yarası yapıp, bacağınız kesilir, ya da; gözlerinizi kaybeder, ya da; böbrekleriniz mahvolur.
Daha önceki bölümlerde anlattığım, bir bacağı şekerden kesilen ve öbür bacağındaki yarası tedavi edilerek, kesilmekten kurtulan kişinin damadı (Biraderim) geçen yaz sonu uğradı ve 8 litre kadar aldı gitti. Aldığı; İran'da bir tekstil fabrikasında, yanık vak'asında kullanıldı.Kademe kademe fotoğraflarla, iyileşme tespit edilerek belgelenmiş. Ayrıca; kız kardeşim; Şanghay'da çalışan kızına bile götürdü. Ve şu anda; Mısır İskenderiye de bile var.
Bunu yaptınız ve dediğim şekilde bir şeker hastanız var. Yağı cam kavanozda saklayacaksınız. Bunu kullanırken; asla antibiyotik kullanmayacaksınız. Sabah bir, akşam bir çay kaşığı içilecek. İki gün sonra şekerin düştüğü görülmeli. Bu düşüşten sonra, şeker ilaçları veya insülin kesilmeli. İki gün sonra; tekrar ölçmeli. Yine düşük ise; günde tek kaşığa inmeli. Tek kaşıkla da şeker düşükse; normal insanlar gibi yiyip içmeli. Ve yine şeker ölçüldüğünde; normal çıkacaktır. Ölünceye kadar; günde tek kaşık ve istediği gibi yiyip içmeye devam...
De ki; iki gün sonra şeker düşmedi. Tansiyon hapı dışında, ilacın etki yapmasını engelleyen başka bir ilaç kullanıyor olmalı. Yüzlerce ilaçtan hangileri engelleyicidir, bilmiyorum. Öteki ilacı veya ilaçları bırakmalı...
Şeker sebebiyle gözleri görmeyen Nail Bey ile tanıştık. Yirmi yıldan fazladır şeker hastasıdır ve günde dört sefer insülin kullanmasına, yedikleri ve içtiklerine çok dikkat etmesine rağmen, şekeri; 210 lardan aşağı inmemektedir.Anlatır ve 250 ml ilaç veririm. Ayrıca; insülini de bırakacağını söylerim. Telefonumu bırakır ve ayrılırız. Onbeş gün sonra telefon eder: "şekerim düşmedi" Başka ilaç kullanıp kullanmadığını sorarım. Tansiyon ilacı ile Nöroloji doktorunun verdiği bir ilacı kullandığını söyler. Nöroloji doktorunun verdiği ilacı bırakmasını söylerim. He, der. Onbeş gün sonra, yine telefon: şekerim düşmedi. Cevap:Mümkün değil.
-Ama öyle...
-Nasıl olur?Bir tek sen kaldın, düzelmedim diyen.(Aklıma, ilacı bırakıp bırakmadığı geldi) İlacı bırakmış mıydın?
-Günde dört tane içiyordum, teke indirmiştim.
-Tamamen bırak.
Dört beş gün sonra telefon: Şekerim 60 lara düştü. Tek kaşığa in ve karnını doyur, dedim.
Bir süre sonra yine telefon: Şekerim tekrar yükseldi. Olamaz, mümkün değil. Ne yaptın? deyince, ne dese beğenirsiniz: Ayaklarım keçeleşmeye başladığından, haplarıma tekrar başladım.
Ne diyeyim ben?... "sen bilirsin." dedim.
Geleyim, yazmayacağım dediğim halde, niye yazdığıma:
Böyle bir ilaç olduğunu duyan eski öğrencilerimden Soner beni bulur. Aç yaşadığını, dört çeşit şeker hapı kullandığını ve şekerinin 300-400 lerde gezdiğini söyler. Bu sırada da; onu önceden tanıyan bir vardır yanımızda. Dedi ki: "Soner, ne olmuşsun böyle? Çok zayıflamışsın." Gerçekten durumu kötü idi ve benden çok daha yaşlı gösteriyordu. Anlattım nasıl kullanacağını. Bereket; başka hiçbir ilaç kullanmıyordu. Gitti. Bana bir şey söylemedi ama; rahatsızlığı sebebiyle çiftçiliği bile bırakan, kahvehaneye bile çıkamayan Soner'in, ertesi gün tur atmaya başladığını öğrendim. Yakında; ilacın arkasını almaya gelecek, adım kadar eminim.
Niye yazdım? Bu ülkede, yaklaşık yılda 8000 kişinin şeker sebebiyle bacağı kesilmekte...Kör olan veya böbrekleri mahvolan kişi sayısı hakkında da bir fikrim yok.
Niye olsun ki?...
Böylece; günah benden gitti.
Sağlıklı günler...
NOT: Şeker hastalığı dışındaki yaşanmışlıkları, anlatmıyorum.

sakar
15-09-2011, 18:14:34
Haziran 2011 yazımdan bu yana okunma sayısı 500ü geçti. O yazıyı; bu ilacı yapın, ya da; yaptırın diye hatırlatma amaçlı yazmıştım. Yine; bir kişi bile "yapacağım, yaptıracağım" demedi.
Anladım ki; halkımızın, nasıl "Ucuz etin suyu yavan olur" anlayışı varsa; aynı şekilde "Parasız bilgi; bilgi değildir." anlayışı da var.
Deneme için yapılan ilk ilacın; şeker yarasını kapatıp, kalan bacağı kesilmekten kurtarması üzerine; 2010 yazında çok miktarda yaptım.Şuyum var diyene, buyum var diyene hep gönderdim.O ona, bu şuna deyince; hiç tanımadığım onlarca kişiye gönderdim.Yüz litreyi geçmiştir.Bütün bu kullanımlardan sonra; bu bitkiyle ilgili o kadar çok şey öğrendim ki; hiç kimse, bu ilaçla ilgili benim kadar bilemez...
Bütün bunların sonucunda "doz"un; hastalığın durumuna göre; günde bir çay kaşığından, sabah akşam birer tatlı kaşığına kadar olduğunu da...Bazı hastalıklarda da; dozun kiloya göre ayarlanması gerektiğini de...
Eğer; bir kişi bile yazılanlara inansa ve inandığını ifade etse idi; düşürülemeyen şeker dışında nelere fayda ettiğini tek tek anlatacaktım.
Bu ilaçla ilgili bazı bilgiler nasıl öğrenildi? Birini anlatayım:
Yıllar önce beraber çalıştığımız bir meslektaşım; bulunduğum yerden uzakta memlekette, çalışmaktadır. Annemin ölümünden sonra memlekette bulunduğumuz sırada, onu ziyarete gideriz, prostattır. Arabada olan ilaçtan verir ve gerisini göndereceğimi ifade ederim. Bolca gönderirim.Arkadaş, bu bolluktan; "Yukarı mahallede dilenip, aşağı mahallede dağıtan" anlayışıyla hareket edip, bazı rahatsızlığı olanlara dağıtır. 6 Eylülde telefon eder:"Hemşerim, ilaç bitiyor, gönderebilir misin? Verdiklerimden biri; ilacı kullandıktan sonra; başka sebeple kan tahlili yaptırmış.Kanda çok yüksek olan bir değerin, iyice düştüğünü görmüş. Bunu düşürdüğünü biliyor muydun?" Gerçekten bilmiyordum.İlacını gönderdim ve "benim; o kişiyle bağlantı kurmamı sağla, tafsilatlı olarak konuyu öğreneyim." dedim.
En son ise; eski öğrencilerimden birinin eşinin ayağındaki "kanayan çatlaklar"da kullanılmakta.Gidişin; iyiye doğru olduğunu söylemekte. Henüz neticelenmedi.
Bunları yazan kişi; müspet ilimler okumuştur ve Tıbba düşmanlığı söz konusu değildir.Ancak; bir sitede bir doktorun; "ota çöpe inanmayın." tarzı yazısını okuyunca; bu yazının altına; bu bitkiyle ilgili dosyadaki "Antiproliferatif" özelliği ve karşısındaki açıklamayı yazarak; "buna ne demeli?" yorumu gönderdim. O yazıdan sonra biri; yurt dışından gelip beni buldu.İyi mi?...
Şimdi ise; bu bitki ile ilgili dosyaya nasıl kolay ulaşacağınızı da söyleyeyim: hypericum triquetrifolium turra yazıp, internette arama yapacaksınız. Açılan sayfada, üçüncü sırada olmalı WILD PLANTS OF MALTA sitesini bulacaksınız. Tıklayınca; doğrudan dosyaya ulaşacaksınız.
Ve hâlâ; bilmediklerim olduğuna da inanıyorum.
Hoşça kalın, sağlıcakla kalın...

sakar
15-09-2011, 21:47:37
"Mevsimi geliyor, ilaç yapmaya hazır olun" anlamına gelen 26.06.2011 tarihli yazımdan beri okuma sayısı 500ü geçti.Bir tane bile yapmaya niyetli kişi çıkmadı.Artık, mevsimi de geçti. Nasıl ki; "Ucuz etin suyu yavan olur." anlayışı var ise, aynı şekilde de; "Parasız bilgi; bilgi değildir." anlayışı var demek ki...
Bir kişi bile inandığını, yapacağını yazsa idi; neler anlatacaktım, neler...
2009 da yaptığım küçük mktardaki ilacın; şeker hastası kişinin kalan bacağını kesilmekten kurtarması üzerine; 2010 yazında epey ilaç yaptım. Tanıdığım, tanımadığım onlarca kişiye gönderdim. Yüz litre civarındadır.Bunlar sonucunda; o kadar çok bilgi sahibi oldum ki; dünyada hiç kimse; benim kadar, bu konuda biliyor olamaz.Her geçen gün; yeni özelliklerini de öğreniyorum.Hâlâ bilmediklerim olduğuna da, inanıyorum."Doz"un da; günde bir çay kaşığından, sabah akşam birer tatlı kaşığına kadar -hastalığa ve kiloya göre- değiştiğini de...
Bu arada; bitki ile ilgili dosyaya ulaşmanızın kolay yolunu yazayım: hypericum triquetrifolium turra yazıp, internette arıyorsunuz. Açılan ilk sayfanın üçüncü sırasında WİLD PLANTS OF MALTA adlı siteye girerseniz; dosya karşınızda...
Hoşça kalın, sağlıcakla kalın...

sakar
18-09-2011, 01:03:00
Okuyan da diyecek ki: "bu sakar, sakar mı ki; aynıya yakın yazıyı arka arkaya, bazen de; aynısını yazıyor.Bu kaçıncı?" Cevabım: Hiç de öyle değil.Siteye giriyorum.Yazıyı yazıyorum.'gönder'e tıklıyorum. Sistem bana "Siz ne yapıyorsunuz?Yetkiniz olmayan işlere karışıyorsunuz" anlamında cevap yazıyor.Sonra tekrar üye girişi yapıp, yazılmışı bir daha yazıyorum.Sonra; yetkililer; kontrollerinden sonra; ikisini de yayınlıyorlar.15 Eylül saat 19 itibariyle yazdığıma da; sistem aynı cevabı verince; tekrar yazmak zorunda kaldım. Bu sefer; "galiba fazla yazdım" deyip, daha kısa olarak tekrar yazıp gönderdim. Sistem: "yazınız incelendikten sonra yayınlanacaktır" gibi birşey yazdı. Öncekinde böyle bir yazı çıkmadığı -ben o yazıyı yazarken de üye adım "sakar" site başlığında görülürken- halde, yani yazım; sistem tarafından reddedildiği halde gönderilmiş. Mesele budur. Bir iki yerde aynı yazının iki, bazen de yaklaşık aynı yazının iki kere yazılmış olmasının sebebi budur.
Arz ederim!...

sakar
27-12-2011, 21:44:27
Umarım; WİLD PLANTS OF MALTA sitesinde bitki ile ilgili dosyayı bulmuşsunuzdur. Oradaki "...cells morbid cysts" ve "Antioxidant and...human cancer cell lines." ifadeleri dikkatinizi çekmiştir. Bitkinin kanserle ilgili özelliği olduğu kesin. Habis olmayan urlardaki başarısını, zaten; kullananlardan görerek öğrenmiştim. Öğrenmek istediğim "morbid cysts"lerde, yani kötü huylu olanlarda; dozun ne olacağı idi. Bu sebeple; geçen perşembe günü işim sebebiyle gittiğim kasabada; aradaki dört saatlik boşlukta; "kolon kanserinden kurtuldum" diyen ve ilk defa 31 Ağ.2009 da karşılaştığım kişiyi aradım ve buldum.Ona "doz"u sordum. Verdiği cevap: "Çay bardağına döküp,sabah bir yudum, akşam bir yudum yağından, ya da; sabah yağından, sonra 2-3 su bardağı çayından, ya da günde 2-3 su bardağı çayından içiyordum. Yani; belli bir ölçüsü yok" dedi.Anladığım kadarıyla; günde iki çorba kaşığı içmiş.
Daha önceleri, bir sitede: "dahili olarak yağını bir tatlı kaşığından fazla kullanmayın" diye bir not ve bazı kanserleri tedavi ettiğine dair yazı okumuştum. Site böyle yazıyor, kullananın dediği de bu!... Yine; 2010 yazında bir arkadaş; beşer litrelik altı kavanoz ilaç yapmıştı. Prostatında kullandı. Sordum: "doz ne?" cevap: "doz moz yok, sabah akşam şişeden birer yudum." Korkmadın mı deyince: "Niye korkayım ki; benim dünür, verdiğim yarım litreyi iki haftada içti ve bir şey olmadı." dedi. Bir hesap yaptım; dünürü günde, ortalama üçer çorba kaşığı içmiş.
Bunları niye anlatıyorum: kanserde doz hakkında fikrim olmadığını belirtmek için.
Kesin olan bir hususu tekrar belirteyim: Bu otun; çayını ya da yağını kullanırken; ASLA ANTİBİYOTİK KULLANMAYIN. HAYATÎ TEHLİKE SÖZ KONUSUDUR. Bunu da; yapıp kullanan kişilerin; eş ve evli kızlarının yaşadıklarından sonra anladım. Galiba, daha önce sözünü etmiştim.Yarım çay bardağı bile içmiş olsanız; antibiyotikle asla!...
Ha, o kadar mükemmel bir bitki, ama; katarakta faydası yok. Başka bir deneme yapacağım ve başaramazsam; ameliyata gideceğim. Katarakt için...
Bir arkadaşın "fil hastası" eşi için, onlar deneme yapmakta...
Sağlıklı günler...

sakar
27-12-2011, 21:48:24
Aşağıda mesaj; "gönder" den sonra; "üye olmanız gerekmekte, üye girişi yapmanız gerekmekte" dedikten ve bu sırada da; sitede adım "sakar" olarak görünürken, gönderilememiştir. Buna alışık olduğum için "kopyalayıp" hazır beklemekteydim. Yapıştırıyorum ve göndermeye çalışacağım. Bakalım; ne olacak?
Umarım; WİLD PLANTS OF MALTA sitesinde bitki ile ilgili dosyayı bulmuşsunuzdur. Oradaki "...cells morbid cysts" ve "Antioxidant and...human cancer cell lines." ifadeleri dikkatinizi çekmiştir. Bitkinin kanserle ilgili özelliği olduğu kesin. Habis olmayan urlardaki başarısını, zaten; kullananlardan görerek öğrenmiştim. Öğrenmek istediğim "morbid cysts"lerde, yani kötü huylu olanlarda; dozun ne olacağı idi. Bu sebeple; geçen perşembe günü işim sebebiyle gittiğim kasabada; aradaki dört saatlik boşlukta; "kolon kanserinden kurtuldum" diyen ve ilk defa 31 Ağ.2009 da karşılaştığım kişiyi aradım ve buldum.Ona "doz"u sordum. Verdiği cevap: "Çay bardağına döküp,sabah bir yudum, akşam bir yudum yağından, ya da; sabah yağından, sonra 2-3 su bardağı çayından, ya da günde 2-3 su bardağı çayından içiyordum. Yani; belli bir ölçüsü yok" dedi.Anladığım kadarıyla; günde iki çorba kaşığı içmiş.
Daha önceleri, bir sitede: "dahili olarak yağını bir tatlı kaşığından fazla kullanmayın" diye bir not ve bazı kanserleri tedavi ettiğine dair yazı okumuştum. Site böyle yazıyor, kullananın dediği de bu!... Yine; 2010 yazında bir arkadaş; beşer litrelik altı kavanoz ilaç yapmıştı. Prostatında kullandı. Sordum: "doz ne?" cevap: "doz moz yok, sabah akşam şişeden birer yudum." Korkmadın mı deyince: "Niye korkayım ki; benim dünür, verdiğim yarım litreyi iki haftada içti ve bir şey olmadı." dedi. Bir hesap yaptım; dünürü günde, ortalama üçer çorba kaşığı içmiş.
Bunları niye anlatıyorum: kanserde doz hakkında fikrim olmadığını belirtmek için.
Kesin olan bir hususu tekrar belirteyim: Bu otun; çayını ya da yağını kullanırken; ASLA ANTİBİYOTİK KULLANMAYIN. HAYATÎ TEHLİKE SÖZ KONUSUDUR. Bunu da; yapıp kullanan kişilerin; eş ve evli kızlarının yaşadıklarından sonra anladım. Galiba, daha önce sözünü etmiştim.Yarım çay bardağı bile içmiş olsanız; antibiyotikle asla!...
Ha, o kadar mükemmel bir bitki, ama; katarakta faydası yok. Başka bir deneme yapacağım ve başaramazsam; ameliyata gideceğim. Katarakt için...
Bir arkadaşın "fil hastası" eşi için, onlar deneme yapmakta...
Sağlıklı günler...

sakar
13-02-2012, 04:11:09
Öncelikle, aracı vasıtasıyla görüştüğümüz HIV taşıyıcısı kişi, kendi ilacını kendi yaptı. Bu, kişi kendi ilaç kullanmaya karar verdi, demek.Bakalım sonuç ne olacak.
Bu işlerle uğraşırken; ishal olan bir kedimiz sebebiyle; bir çobandan; tıbbın durduramadığı ishali durduran bir ot öğrendim. Hem de; bir içişte kesiyor. Otun adını bilmiyorum.Eski öğrencilerimden birinin, hayvancılık yapan kocası kanlı ishal olan üç hayvanında kullandı. Bana: "hocam, istediğin yerde ziyafet..." dedi. Geçen yaz; çuvallar dolusu topladı, hayvanları için.
Esas anlatacağım bu değildi. Yine de bu konu başlığıyla ilgili.
Eylül veya Ekim ayında bir arkadaş:" Samimi iki arkadaşımın ur ile ilgili hastalıkları var. Onları çağırsam, bana anlattıklarını onlara anlatır mısın?İkna olurlarsa; onlara ilaç verir misin?" dedi. Kabul edince, telefon etti ve yarım saat sonra arkadaşları geldi. Anlattım. İkna oldular ve biri de; Bodrum'daki bir doktora danıştı. O da onay verince ilaçları alıp gittiler.
Bir ara arkadaş onlarla görüşmüş; iyiye gidiyorlarmış. Bu arkadaş bana bir gün:"Arkadaşlarıma iyilik yaptın. Ben de sana; bilmediğin bir ot getirdim. Al ve gör." dedi. Baktım, baktım... Ne işe yarar, dedim.Bana "Otu hiç kimseye göstermeyeceğine, ve yapacağın ilacı, kardeşine bile karşılıksız vermeyeceğine, hasta olana da ot olarak değil, yapılmış olarak vereceğine yemin et; anlatayım" dedi. Ettik yemini...Anlattı: şöyle şöyle yapılacak, bir haftada bitirilecek ve basuru bittiği gibi; ömür boyu, asla, bir daha basur olmayacak."
Niçin "bedava vermemem" gerektiğini de şöyle anlattı:"Abimin eşi; basur sebebiyle hastahanede yatıyordu. Tedavi edemedikleri gibi, kanamasını da durduramamışlar. Evinde ölsün gibi, çıkarmışlar. Kaç gündür de; uyuyamıyormuş. Uğradığımda; durumunu gördüm. Hemen taş ocağı yakınlarına gidip, bir tutam otu alıp getirdim, hazırladım ve içti. bir süre sonra; günlerdir uyuyamayan yengem kendine geldi ve uyudu. Tamamen sağlıklı oldu. "Teşekkür etmek" nerede, şimdi konuşmuyorlar bile...Onun için; kişiye ot olarak verme, ilacı hazırla ve öyle ver. Otu tanımasınlar. Teşekkür etmekten aciz insanlara, iyilik yaramaz."
Dün, Cumartesi günü; bir balıkçı arkadaş, deniz kenarına çağırmıştı. Giderken; onunda arkadaşı olan, bana yeni otu öğreten kişiyi de; yolda görünce alıp beraber gittik. Balıkçıyla bir süre sohbet edip, çay içtikten sonra, balıklarımızı alıp, köye dönerken, arkadaş; yol kenarında gördüğü, basur için bana söylediği otu gösterdi, işte burada var dedi. İndik. Böylece ben, otu ilk defa yerinde gördüm.Bir dal da kopardım.
Bugün ise; aynı kişi ile yine karşılaştım. Bana dedi ki: "İlaç verdiğin arkadaşlarımdan birinin tamamen kurtulduğunu öğrendim.Yılbaşına kadar kullanmış. Sana teşekkür etti mi, hayır. İlacı vermeni sağlayan bana, teşekkür etti mi, hayır. Ben sana ne diyordum:"İnsanoğluna iyilik yaramaz. memleket o... çocuğu dolu"" demez mi? Ben de: "Haklısın, izmirdeki şeker hastası filanca, yine ur hastası falanca da bana öyle yapmışlardı." dedim.
Gelelim son konuya:
Fil hastası kişiyi belirli aralıklarla, bir sağlık ekibi gelip, evinde kontrol ederlermiş. Son geldiklerinde; muayeneden sonra, hastaya "Sen ne kullanıyorsun?" diye sormuşlar. O da söylemiş. Dosyasına not olarak yazmışlar. Bunun üzerine eşi; "dozu arttırmaya karar verdik" dedi. Ne diyeyim: "Siz bilirsiniz"
Sağlıklı günler...

raddle
19-02-2012, 16:37:48
Sayın sakar,

Umarım bu mesajımı görürsünüz. Size nasıl ulaşabilirim? Kısa mesaj gönderemiyorum, yetersiz katılımımdan dolayı. Sevgiyle kalın.

sakar
20-02-2012, 15:12:12
Raddle,
Adınıza mesaj gönderdim.
İyi günler...

Av.Emrah Yavuzcan
21-02-2012, 13:26:13
Sayın sakar,
Bir arkadaşımın babası için yazılarınızın çıktısını alıp verdim. Umarım şifa bulur.
Paylaşımınız için teşekkürler.

carsambalıfaruk
21-02-2012, 14:17:29
Bu konuda bende daha önce bir şeyler yazmıştım.Komşumuz olan bir abimiz var.Azeri bir profesör yanında 10 sene labaratuvar ortamında bitkisel ilaç yapmayı öğrenmiş.

Komşumuzun anlattığı ölçüde mesela ilaç hazırlanırken fermantasyon olayı varmış,bitkilerin toplanma zamanı en önemlisi hazırlanma şekli.Yanlış hatırlamıyorsam 35 derecenin 1 derece altına inilse bitkinin şifa oranı % 10 düşüyor,40 derecenin üzerine çıkılırsa 0 etki yani sadece ot içmiş oluyorsunuz.Bitki ölçüleri önemli bir faktör.Yenecek veya yenemeyecekler ilaç kullanımı süresince önemli bir faktör.

Komşumun yurt dışına ilaç gönderdiğini biliyorum.Doktorlarında kullandığını biliyorum.

Ben eşim için astım ilacı kullandım.Abim için migren,genel vüt dengeleyici tarzı stres ile alakalı karışım ve aktarlarda satılan bir kaç bitkisel ilaç.Abimin eşi için boyun fıtığı ve eklem yerleri ağrıları için ilaç,varis ve bayan rahatsızlığı için ilaç.Abimin kayın pederi için hiper tansiyon ve sedef.Kaynanası için kan temizleyici.Bunları kasım 2011 de Moskova ya gönderdim.Boyun ve eklem yerleri tamamen bitti.Diğer ilaçların kullanımı devam ediyor.Abimin migreni şuan çok iyi durumda.Diğerlerinin kullanımı devam ediyor.

Kardeşimin eşinde gaztrit vardı iyileşti.Bacanağımın babasında hemoroit yanlış ameliyat yapılmış yinede bitki ile şifa buldu.

Daha niceleri var.Komşumuzun dediği senenin altında ömür biçilmemiş kanser hastalığına dahi ilaç var.

Her hastalığa ilaç olmadığını biliyorum.Onu dün bir hastalık sordum oda Moskovada 2 yaşında kalbi delik bir hastanın sıkıntısına yapılabilecek bir şey olmadığını öğrendim.

Bitkisel ilaç kullanılırken kimyasal ilacın aynı anda kullanılmadığını en az 1 saat ara ile kullanıldığını öğrendim.


Yazılacak çok şey vardır muhakkak.Herkese şifalar dilerim.

sakar
15-03-2012, 13:24:32
Dün akşam; bu ilacı kullanmakta olan bir kadının kocası ile baş başa yemekteydik. Kullanan kişi; torun sahibi biridir. Kocası bana şunu söyledi:"Hocam, karım uzun zamandır adet görmüyordu. Bu ilacı kullanmaya başladıktan bir süre sonra, düzenli adet görmeye başladı. Sebebi ne?"
Daha önceleri yazdığım gibi; bitkinin tıbbi özellikleri belli. İyi de; bu iş niçin böyle oldu? O zamandan beri, bunun cevabını düşünüyorum.
Bunu da; siz cevap bulabilecek misiniz diye aktarıyorum.
Sağlıklı günler...

sakar
30-03-2012, 01:37:38
Son mesajımı yazdıktan sonra, epey okuma oldu. Ama, hiç kimse;bu olan hakkında bir yorumda bulunmadı.Yorumum şu:
Daha önce, bitki hakkındaki dosyada yazılı olan "Medicinal Properties" (Tıbbî özellikleri) arasında yazılı; "ANTİMENOPOZ" diye bir özelliği yok. Ama; "cappillarifortisant" (Kılcal damarları açıcı ve güçlendirici) özelliği olduğu belli...
Dava konusu kadın, yanlış oldu; burası "hukuk sitesi" diye öyle ağzımdan kaçtı, "Bunu yaşayan kadın" diyelim, östrojen hormonu salgılayan dokuların; kılcal damarların tıkanması, büzülmesi sebebiyle; gereken salgıyı sağlayamaması sebebiyle; menopoza girdi. Bu da; doktorların "ot,çöp" dediği bitkiyle; engel olan husus ortadan kaldırılınca; "östrojen" tekrar salgılanmaya başladı. Bu da; yeniden kadınlaşma/dişileşme/doğurgan olma demek oldu.Yani, kadın olarak; üreme konusunda geriye dönüp; GENÇLEŞTİ...
Peki, bu; erkekler için de, söz konusu olabilir mi?
Yani; kadın: bütün organları tamam, ama; yumurta yapmada problem var. Veya; erkek: her şeyi tamam, ama; sperm üretmede problem var...
Sizce; bu iki durumun cevabı olarak; bu yaşanan "cevap" mıdır? Daha da Türkçe'si; bu yaşanın "tıbbî olarak" faydası nedir, ne olmalıdır, ne anlamalıyız?
Oldu mu şimdi?...
Soruya cevap ararken; yeni soru...
Sağlıcakla kalın!...

sakar
16-04-2012, 21:58:49
Önce haberi okuyalım:
Apandisite antibiyotik tedavisi

Apandisit tedavisi için ameliyat yerine antibiyotik kullanımının daha iyi bir seçenek olabileceği belirtildi.Açıklama, İngiltere'nin Nottingham kentinde bulunan Queen's Tıp Merkezi'ndeki doktorlar tarafından yapıldı.British Medical Journal adlı tıp dergisinin yayınladığı eski araştırmaları inceleyen doktorlar, apandisiti tedavi etmek için antibiyotik kullanmanın "etkili ve güvenli" bir alternatif olabileceği sonucuna vardılar.Bazı doktorlar ise apandisit tedavisinde ameliyat yerine ilaç kullanımının hastalığın tekrarlaması riski taşıdığını bildiriyor.İngiltere'deki verilere göre her 100 kişiden yedisi hayatının bir döneminde apandisit şikayetinde bulunuyor.Queen's doktorları 900 apandisit hastası üzerinde yapılan dört antibiyotik denemesinde elde edilen bulguları inceledi.Antibiyotik tedavisinden bir yıl sonra hastaların üçte ikisinde ameliyat ihtiyacının ortadan kalktığı görüldü. Prof Dileep Lobo, "Hastaların çoğunda iyileşme görüleceği için antibiyotikle tedavi üzerinde durmak gerekir" dedi.Lobo, antibiyotik tedavisinin ameliyat sonrası enfeksiyon riski gibi olumsuz sonuçları da ortadan kaldırdığını belirtti.Ancak bu tedavinin sadece basit apandisitler için uygulanabileceğini, apandiste patlama, kangren ya da iltihap akıntısı gibi komplike durumlarda ameliyat ile bu organın alınmasının hala tek tedavi biçimi olduğunu vurguladı. Bununla birlikte, sözkonusu hastalardan 68'inin, antibiyotik tedavisini izleyen bir yıl içerisinde apandisit tekrarlaması yüzünden yeniden hastaneye döndüğü belirtiliyor.Hollanda'daki Utrech Üniversitesi Tıp Merkezi'nden Dr. Olaf Bakker, apandisit tedavisinde ilk çare olarak antibiyotik kullanımının büyük dezavantajları olduğunu belirtiyor.Bakker, antibiyotikle tedavi olan hastaların yüzde 20'sinde bir yıl içerisinde hastalığın tekrarladığını ve bu tekrarların yüzde 20'sini de patlamış ya da kangrene dönüşmüş apandisitlerin oluşturduğunu belirterek ekliyor:"Bir yıl içerisinde yüzde 20 başarısızlık oranının kabul edilebilir bir oran olması şüphe götürür."Lobo, konu ile ilgili "daha ikna edici" uzun vadeli araştırmalar yapılması çağrısında bulundu.09.Nisan.2012
----
Doktor olmayan hukuki net üyesi olarak; aylar önce ne demiştim:"Tıp; iltihaplanmış doku veya organlardaki hastalıkları '...İT' diye isimlendirir. MenenjİT, otİT, farenjİT, larenjİT, bronşİT, gastrİT, artrİT, HepatİT, nefrİT, sinüzİT, hemoroİT, apandisİT ... Bu bitki anti-inflamatuar (iltihap giderici) özelliği sebebiyle; bu saydığım tür hastalıkları tedavi eder. Benim, yıllardır çektiğim; sinüzit, gastrit ve artrit rahatsızlığından kurtuluşumun sebebi; bu bitkinin, bu özelliğindendir."
Sıra, tıbbın; prostat, rahimdeki veya her hangi bir yerdeki iyi huylu urları "ameliyatsız yok etmeyi" öğrenmesine geldi.
"Ot-çöp"müş, pöh!...
Sağlıcakla kalın.

semine
04-06-2012, 09:50:54
Bende fil hastalıgının son durumunu merak ettim size başka bir konudan dolayı ulaşmaya çalışırken gördüm bu mesajınızı çok da ilgimi çekti, 1 ay var temmuz ayına sanki bizim buralarda gördüm bu otu bende yapmak istiyorum

semine
04-06-2012, 11:59:04
Ya bugun mesaj yazdım ama gelmedi buraya mesajım :(
anneme sordum sarı kantaronu biliyormusun? bizim bahcede var dedi çok sevindim.
sakinleştirici bir özelliği varmış diye duydum dedi bilemedim.
Fil hastalıgı için kullananda son durumu sormak istedim

sakar
05-06-2012, 02:10:55
Semine Hanım,
Hangi konuda; beni aramaya çalıştığınızı, bilmiyorum. Size; şükran borçluyum. Niçin; "Anneme sordum..." cümlenizden. 5700 üzeri okuma oldu, ve ilk defa sizde gördüm; "Yapacağım..." anlamında cümle kurduğunuzu... Sizin kurduğunuz cümle, çok önceleri kurulsa idi; neler yazacaktım, anlatamam.
Şimdi gelelim; olanlar ne bölümüne: Eğer, yazdıklarımı okumuşsanız; annenizin dediği "sarı kantaron" bitkisi ile, benim sözünü ettiğim bitki, aynı şey değil. Halkın yanlış bildiklerinden biri de şu:" Cantorinien" familyası ile, "Hypericium" familyası, ayrı ayrı bitki türleri.Buna; "galat-ı meşhur" yani; "doğru bilinen yanlış" denir.Annenizin dediği; H.Perfaratum L. Benim dediğim ise; H.Triquetrifolium turra. Bunlar; yaklaşık 400 kardeşten ikisi... Yani; kim ne derse desin; H.perfaratum L.ye "kantaron" derse yanlış söyler.
Ne ise; gelelim konuya: "Fil hastalığı" demişsiniz. Söz konusun hastanın; nesine dayanarak:"Teyze, ne kullanıyorsan, devam et." dediklerini bilmiyorum. Belki de; kan tahlillerine dayanarak dediler. Kocası da "Madem öyle; dozu arttıralım" demesinden sonra, dozu arttırarak kullandılar. Netice sıfır, maalesef... Bu arada; S.19 M. Ü. Tıp fakültesi'nde, bu işi Türkiye'de en iyi yapan doktorun: "bu işi üstüme alamam" bölümlerini v.s. atlıyorum.
Bu arada şunu da söyleyeyim: bu sitede; bu konu başlığına yardımcı olan biri çıktı ve sözünü ettiğim bitkinin resmini koydu. Galiba; admin idi. Daha sonra, site bakıma girdi ve bu konu başlığı altındaki o fotoğraf kayboldu. Ama, yine de; Latince adından o bitkinin fotoğraflarına ulaşabilirsiniz. Yani; "annenizin dediği ot" değil.
Çok şeyler oldu. Açık olarak yazamam. Hiç ilgim yokken; bunu "iş" edinmek üzereyim.
İnternete ve TVlere ve bazı önde gelen TVlere bakarsanız; ot-çöp (Doktorlar, öyle dediği için öyle yazdım) konusunda; "Allahû teâlâ, falan ayetinde kerimesinde buyuruyor ki;..." diyen dört kişiyi görür ve dinlersiniz. Birisi de; "kozmikçi" dir. Hep, satarlar... Netice nedir, bilmem.
Ben ise; ... Vazgeçtim, anlatmıyorum. Beni; bilen biliyor...
Sağlıcakla kalınız...
NOT:Son dediklerimin ne anlama geldiğini; bu site üyesi bir avukat, çok iyi anladı.

semine
06-06-2012, 08:47:47
Ben forumda yazınlarda latince ismini söylediğiniz şekilde araştırdım resmini gördüm bu benim gördüğüm bir bitki (en azından öyle zannediyorum) ama bizim bahçede görüp görmediğimi bilmiyorum temmuz gelsin o zaman bire bir örtüşüp örtüşmediğini anlayabilecegim zira buralarda buğday arpadan ziyade karadeniz iklimine benzer hava.

Size ulaşmaya çalışmamın sebebi çoookk önce ecrimisille ilgili bir yazışmamız vardı benim size özelden mesaj gönderme hakkım olmadıgı için ulaşamadım bir süre sonra konu gündemimizden düştü ama bu aralar yine güncel hale geliyor.

Ot-çöp kozmikçiyi de dr diye yutturuyorlar pek çok insan tıp dr zannediyor ama adam azerbeycandan mı ne almış doktorasını çogunlugun haberi yok

semine
06-06-2012, 10:15:39
Yazmıştım ama neden çıkmıyor anlamadım :(

semine
07-06-2012, 09:39:11
Vitiligo için deneme yapanlar nasıl bir sonuç aldı acaba?

sakar
10-06-2012, 00:46:46
Semine Hanım,
Bu işlere başladığımda; "Bir çay kaşığı" gibi durumlar vardı. Hani derler ya: "Çıraklık, kalfalık, ustalık dönemi" diye... Bu hale gelinceye kadar; onda, bunda, şunda öğrenmek için; 200 litreyi geçmişimdir. Şu andaki bilgimi; 500.000 liraya değişmem.Tecrübelerimi de; burada tamamen yazamam.Söz konusu vitiligo hastası; önce de yazdığım gibi; ellerini gösterip, "iyiye gidiyor" demişti ve bunu da yazmıştım. Daha sonraki "fil hastası"nda olduğu gibi... Başlangıç iyi idi ve devamı da, olmadı...

Şimdiki aklım, ya da; tecrübem (Vitiligoda başka denemem yok) olsa idi; bu hastaya; "Sabah akşam birer tatlı kaşığı, ertesi gün; sabah, öğle, akşam birer tatlı kaşığı iç ve sabah akşam sür." derdim. Olmadı; yine değiştirirdim. Nasıl olurdu, bilmiyorum, ama; "Vitiligoda başarı bildirildi". denen raporu, herkes okudu. Bu bitkiyle, mutlaka bir yolu olmalı...
Sağlıcakla kalınız...

nafizozcan
14-06-2012, 22:01:24
saygı değer hocam 6 yıdır tip 2 şeker hastasıyım ,izmit merkezde yaşamktayım son olarak şeker raporumu uzatmak için doktora gittiğimde ,açlık kan şekerim 210 -tokluk şekeri 410 idi.bu durumda doktorum insülin almam gerektiğini söyledi,fakat bir ay süre diyet yapmamı önerdi ancak ,diyette tokluk kan şeker 213- açlıkşeker170 olarak seyir etmektedir.blogta yazdığınız yazınızda verdiğiniz ilaç benim son carem gibi bana nasıl yardımcı olabilirsiniz yada ilaçı nasıl tedarik edebilirim. saygılarımla
Nafiz ÖZCAN Tel:05322324456

sakar
18-06-2012, 01:08:47
Nafiz Bey'le temasa geçtim. Epey görüştük. İnsüline başladıktan sonra, durumunu gözden geçireceğiz.
Esas anlatmak istediğim şu:
Katarakt durumumu anlatmıştım. Her iki gözü de "hiza"ya soktum. Kataraktı tedavi edemeyen bu mükemmel ilaç; bakınız ne yaptı:
Fakülteyi bitireli yıllar ve işsiz olan kızım işe başladı. İşe başladıktan sonra; "madem ki şehirde diş doktoru var, dişlerime baktırayım." der ve dişçiye gitmeye başlar. Şehirde; eşimin sınıf arkadaşının kızıyla birlikte oturmaktadır. Dişçi ona der ki; dolguların şöyle, diş etlerin böyle, şu şöyle... Kızım; yirmilik dişlerinin çekilmesini ister. Doktor; bunlar sana en az 15 yıl hizmet eder. Çekemem. Yalnız; şu yirmilik dişin ile çene kemiğin arasında; böyle bir problem var. Bunu tedavi ettirirsen; o diş de yıllarca iş görür. Bu işi yapacak iki yer var. Biri; Eğirdir Kemik Hastanesi, diğeri de; İzmir'deki falan hastane. İstersen; İzmir'dekinden randevu alıvereyim. Kızımın da; ara sıra yanlarına gelen ve sözü edilen hastaneye belirli aralıklarla, dizinden dolayı giden Banu adında da bir arkadaşı var. O da; Banu ile birlikte giderim, düşüncesiyle, gidişini ona göre ayarlamaya karar verir. Yani; bekleyecektir. Doktoru; "diş etlerin zayıf" deyince, kızım; ilacın kullanılmasından sonra, dişleri fırçalarken; diş eti kanamalarının bittiğini bildiğinden, ilacı kullanır. Banu ile aynı zamana denk gelinceye kadar, yaklaşık iki hafta kullanır. Daha İzmir'e gitmeden, uğradığı doktor: "İzmir'e gitmene gerek kalmamış. Problem kalmamış." der. Yani; yirmilik diş ile çene kemiği arasında; kemik hastanesine gitmesini gerektiren dert bitmiştir. Ne ise?...
Peki; kızım bu kadar ota-çöpe meraklı, inanan biri midir? Öyle değildi, ama; oldu. Şöyle:
Kızım ergenlik yaşını geçeli yıllar olmasına rağmen; sivilceleri, hep olan biri idi. Ona takılırdım: "Kızım, sen ne zaman büyüyeceksin?" Ona anlatırdım: Kızım, bak bu ilaç şöyle, böyle işler yapıyor. Halan bile "süper ilaç" adını verdi. O da bana: "Baba, sivilceyi tedavi etmeyen ilacı, bana "ilaç" diye anlatma!" derdi. İyi de; ilaç hakkında iftira ederken; sivilcede denemedi. Denemeden konuşuyor. Dene, denemeden konuşma demem üzerine denedi. Denerken de; "bari yüzümün her tarafına süreyim." Aaaa bir gün baktım; dizinin üstünde ayna, elinde cam çay tabağında ilaç, yüzünün her tarafına sürmekte... Bir taraftan da; çene çalıyor:"Buharı gözlerimi yakıyor!."
Üç-dört sefer yaptı. O gündür, bu gündür; sivilcelere elveda... İlacın; sivilceleri tedavi ettiğini öğrendiğime mi sevineyim, ya da; şimdiye kadar sivilce için harcanmış "kamyonla para"ya mı, yanayım?...
Sağlıcakla kalın.

semine
19-06-2012, 22:07:11
Yapmak şart oldu artık ;)

sakar
03-08-2012, 02:09:09
Öncelikle; yapacağım diyen semine'ye, siteye mesaj yazma yetkisi olmadığı için yazamayan ama; bir şekilde bana ulaşıp da "Uludağ'da, Maltawildplants sitesinde gördüğüm fotoğraflara dayanarak; HTT olduğunu sandığım bitkiyi bularak; tarif ettiğiniz şekilde yaptım.Güneşin altında duruyor" diyen Gülten Hanım'a teşekkür ederim.
Bu yazı, elbette; sadece teşekkür için yazılmadı. Bugün; iki hasta buldum. Biri MS, diğeri sedef hastası. MS hastasının eşi: "zaten çaresiziz, denemekle bir şey kaybetmeyiz." dediği için gönüllü olarak, kabul etti. Sedef hastasını ise; sedef hastalığı hakkındaki internet bilgilerine dayanarak, yaşadığının; ciltteki hücre çoğalmalarının, ölmelerinden daha hızlı olması, bunun neticesinde de; ciltte hücre birikmesi olduğunu, bunun da bir çeşit "proliferasyon" olduğunu, proliferasyona ise gücümüzün yettiğini, belli süre ve dozda kullanılırsa; akıl ve mantık bu hastalığın yok edilmesini gerektiğini söyler, diyerek ikna ettim. Sedef hastası da; çaresizlikten kabul etti. Her ikisine de; yeterli miktarda verdim. MS hastası için; 50 günlük bir doz, sonraki süre için ise; başka bir doz tavsiye ettim ve ilâve olarak; "ilk elli günde, olumlu bir gelişme olmaz ise bırakırsınız." dedim. MS hastasının eşine; menopozlu kadının yaşadıklarını anlatığımda; "doku yenileme" gücünü anlayınca; o da: "MS zaten sinir hücrelerinin dış kısımlarının harap olması" diye açıklamada bulundu ve ümitlendi. Benim ise fikrim yok, çünkü; MSyi incelemedim daha...
Dört gün önce de; şeker hastası olmayan, cilt kanseri de olmayan, ama; tıbbın tedavi edemediği ayak (Diz altından itibaren iki ayağında) yaraları olan birine gönderdim.
Bu üç deneme ne zaman neticelenir, bilmiyorum. Birini dahi başarırsa; inanılmaz bir şey olur.
Geleceğim deyip de henüz gelmeyen, "barsaklarında sık sık kanama" şikayeti olan ve maalesef, o da tedavi edilemeyen, birini de beklemekteyim.
Uğraşıyorum, vesselâm...
Sağlıcakla kalın.

sakar
10-09-2012, 18:26:16
Biri yaptım, diğeri de; yapacağım diyen iki kişiden başka, hiç kimseyi bu ilacı yapmaya ikna edemedim. Ne diyeyim: "canınız sağ olsun."
Bulunduğum bölge itibariyle söylüyorum:" İlaç yapmak için bitkinin zamanı geçti." Yapmak isteyen için; seneye...
Esas anlatmak istediğim ise şu:
Düşürülemeyen şeker hastalığına etkisi bilinen bu ilaçla ilgili olarak; uzaktan soranları bırakın, sadece bunun için, bulunduğum köye gelen kişi sayısı onbeşin üzerindedir.Bu sebepten; düşürülemeyen şekerle ilgili birkaç şey yazayım. Şeker yarası sebebiyle bir bacağı kesilmiş kişin öbür bacağını kesilmekten kurtarınca, arkasından; şeker hapı kullanan İzmir'den Rüştü'nün şeker haplarını bırakarak normal yiyip içmesini sağladıktan sonra, insülin kullanan ve görme gücünü kaybeden Nail Bey olayından sonra, sandım ki; şeker hastalığına yaramakta. Bunu bir başka forumda, başka bir konuyu anlatırken anlattım. Biri bana ulaştı ve dedi ki:"İstanbul'da iki arkadaşım var.Telefonunuzu vereceğim, ikisi de insülin kullanan kişiler, yardımcı olur musunuz?" Sözü edilen iki kişiye; deneyecekleri kadar ilaç gönderdim. Netice; başarısız!... Bunlardan biri kimya mühendisi, mükemmel İngilizce biliyor, günde dört sefer şekerini ölçüp, dört sefer de; insülin iğnesi yapan, üstelik; hastalığıyla ilgili son gelişmeleri uluslararası tıp kongrelerinden, yayınlardan takip eden biri...
Yatıyorum kalkıyorum, kafamda hep aynı soru:"Bu ikisine nasıl fayda etmez, üçte üç yapan ilaç?" Sonunda, mühendise telefon edip; e-posta adresini aldım ve kafamdaki soruyu, yaşananlarla birlikte yazdım. Ertesi gün beni telefonla arayarak 42 dakika konuştu. Özetle:"Hocam, kusura bakma, bilmediğin için başın ağrıyor. Herkes gibi, siz de, şeker hastalığını "insülinsizlik" olarak biliyorsunuz. Halbuki, bazı hastalar yeteri kadar insülin salgıladıkları halde; şeker hastası olurlar. Bunlarda; kandaki şekeri hücrelere geçirerek yakılmasını sağlayan sistem bozulmuştur. Yani; kandaki şeker hücrelere geçirilemez. Doktorlarımız; şeker durumuna bakarak, ya şeker hapı yazarlar, ya da; insülin yazıp işin içinden çıkarlar. Bir arkadaşımı anlatayım. Arkadaş bana dedi ki:"Ağabey, ben şeker hastası olmuşum. Doktor insülin yazdı." Ben de ona:"c-peptid testi yapıldı mı?" Cevap: hayır. İstedin mi? Abi, o da ne? "Bak kardeşim, İstanbul'un her tarafı Tıp fakültesi hastanesi. Git birine; bu testi yaptır. Sana 50 lira kadar bir paraya patlar. Öğren gel." derim. Bir süre sonra arkadaş neticeyi öğrenir:"İnsülin salgısı gayet mükemmeldir." Eee, bu hasta ne kadar insülin vurulursa vurulsun, ne kadar aç yaşarsa yaşasın; şekeri düşer mi? Düşmez. Onun hasta olmasının sebebi; kandaki şekerin yakılmak üzere kana geçişini sağlayan sisteminin çalışmaması...Sizin ilk üç hastada başarılı olmanızın sebebi; tesadüfen bu üç kişinin de; "geçiş sistemi bozuluğu"ndan hasta olmaları. Bu ot, işte; bu sistemin çalışır olmasını sağlıyor olmasından kurtulmuşlar. Anlatabildim mi, hocam? Ben ise; bu genç yaşta, insülin salgılamadığımı biliyorum. Sebebini de söyleyeyim: kola!... Artık eve sokmuyorum, ama; geçmiş ola..."
Daha başka şeyler de anlattı. Doktorlara muhatap olmamak için, yazamıyorum. Sadece şu kadarını yazayım:"İnsülin salgısı olmayan bir şeker hastası iseniz; insülinden başka bir şey kullanmayın."
Her gün, vücudunu sekiz defa delmek zorunda oluşunu anlattıktan sonra, bana; İnternette "tükürükten şeker ölçümü" yaz ve ara. Çok yakından tanıdığım o kişinin, hâlâ; patent/tescil işlemini yaptıramadığını, imalat izni alamadığını bil ve buna kafa patlat, dedi.
Vay canına, demek; öğrenmenin yaşı yok!...
Bu konuyu baştan sona okuyanlara bir ev ödevi vereceğim. Ne de olsa; meslek icabı.
Hayatını bana borçlu olduğunu sanan bir işverenin, yanında çalışan kişi eşinin bir derdi vardır. O da; "Bu işi; çözse çözse, Sakar Hoca çözer deyip, beni bulur ve anlatır:
"Kadının barsağında iltihap var. İdrar tahlili sonuçları, berbat. Kanında da; mikrop (Ne demekse) var. İşin kötüsü; kadına, bilinen bütün antibiyotikler dokunuyor ve antibiyotik kullanılamıyor."
ÖDEV:Ne cevap verirdiniz?
İPUCU: Medicinal properties başlığına bir daha bakın.
Sağlıcakla kalınız...

selsiti
12-10-2012, 13:49:05
merhaba
ben yazılarınızı ilk defa okuyorum. internetde dolaşırken tamamen tesadüf olarak bir yorumda gördüm.
sanırım ilacın yapımı için tarih olarak geç kaldım.
temini için sizinle irtibata geçmek isterim.
syg
timurcark@gmail.com

sakar
21-10-2012, 02:51:26
timurcark ile temasa geçtim ve cevabını verdim. İkinci konu: sözünü ettiğim yara; sürmeyle tedavi olmadı. Şimdi; içerek ve sürerek denemekte. O kişi hakkında biraz bilgi vereyim: En son, yarasıyla ilgili olarak; bir sahil şehrindeki üniversitenin tıp fakültesi hastahanesine gider. Derdini anlatır. O bölümdeki uzman, ona der ki; "Yaranla ilgili hiç bir ilacı kullanma. Yaranı gazlı bez gibi bir şeyle sarma. Kendi haline bırak ve yaran kuduruncaya kadar bekle. Sonra; buraya gel ve yarandan parça alıp, tahlil edelim ve yaranın iyileşmesine engel olan ne ise, bulalım."
Üçüncü konu: Vitiligo hastalığıyla ilgili, deneyecek birini buldum. 1975 yılında ortaokulda iken öğrencim olan ve öğretmelik yapmakta olan biri... Daha önce; "şimdiki aklım olsaydı" diye söz ettiğim şekilde, tavsiyede bulundum ve ilacını verdim. Kullanacak. Dördüncü konu: Sizlere tavsiye ettiğim; tıbbi özellikleriyle ilgili dosyaya ulaşmanız için söylediğim; "Wild Plants of Malta" adlı site kapandı, iyi mi?...
Antibiyotiğin dokunduğu hasta kadınla ilgili soruma, kimse cevap vermedi. Devamını anlatayım o zaman... Bir gün telefonum çalar:"Hocam, ben; polis Ş. Siz, ilaç yapıyormuşsunuz.(Evet derim.) Benim safra kesemde iltihap var ve iki aydır doktorlar tedavi edemedi. Sizin telefonunuzu; ilacınızı kullanan komşum kadından aldım.(Hakkında soru sorduğum kadından söz ediyor) Yapar ise; Sakar Hoca yapar deyip, sizi tavsiye etti. Tedavi olur muyum?" Cevap:"Çocuk oyuncağı!..."
Niye anlatıyorum; bazı şeyleri -İlgisizlikten dolayı kızdığımdan- yazmamama rağmen; "İnanılmaz bir ilacı yapmamakla, büyük hata ettiniz." demek için...
Bir yıldır; bulunduğum yerdeki kişilere ilaç vermemeye, neredeyse; yemin etmiştim. Niye;"yapın, yapın" demekten dilimde tüy bittiği için. Şu anda yapan kişi sayısı; altmışın üzerindedir.Bir istisna yaptım, bu yıl. Üç çocuğuna da öğretmenlik yaptığım yaşlı bir karı-kocaya. Şu anda yalnız yaşamaktalar. İkisi de; 70'in üzerindeler. Kadın; kilolu ve kalp dahil birçok rahatsızlığı var. Merdiven bile çıkamıyor. Kocası 79 yaşında. Günde 2,5 paket sigara içiyor. Kahveden eve gidinceye kadar üç sefer mola veriyor, nefes sıkıntısı var. Yetmiyor; yürümekte de zorluk çekiyor, eklemlerden dolayı... Verdim ve kullandılar, devam ediyorlar. Şu anda; harika gidiyorlar. İlaç yapmaları için otu da ben topladım ve yağı onlardan, yapıverdim. Olgunlaşmasını bekliyorlar. Kocası diyor ki:"Yıllardır boşuna hap içmişim."
Beni; İstanbul, Ankara, Zonguldak, Aydın, Kocaeli, Tekirdağ, Muğla, Afyon, Mersin, Bitlis, İzmir, Antalya, Manisa, Kütahya, Sakarya, Çanakkale ve Konya'dan tanıyanlar var.
Bu kadar "çene" yeterli.
Sağlıcakla kalın...

sakar
18-12-2012, 23:23:04
Yapın dediğim halde yapmadığınız şeye; ilaç mı, süper ilaç mı, iksir mi, ot-çöp mü, kocakarı ilacı mı, yoksa; birinin geçenlerde dediği gibi; şurup mu, ya da; İGB (işlem görmüş bitki) mi, İGO (işlem görmüş ot) mu demeliyiz, bilmiyorum. Her ne ise, anlatacaklarım var.
Vitiligoda deneyecek olan öğrencimden söz etmiştim. O iş söyle başladı:
Köyünü ziyarete geldiğinde bana:"Hocam, ot ile ilgili araştırmalar nasıl gidiyor?" deyince, ben ona; "Sana bir şey anlatayım." dedim ve anlattım: Bizdeki kedilerden birinin adı BENEK. Bu kedi; insana sürtünmesine rağmen, kendini sevdirmez. Bu kedinin ensesinden kuyruk sokumuna kadar olan bölgede, dört yerinde, en küçüğü 50 kuruş büyüklüğünde olmak üzere, bazıları elips, bazıları da daireye yakın şekilde derisinin renginde kızarma şeklinde koyulaşma oldu. Bu bölgelerdeki tüylerinin %90 ı da döküldüğü gibi, her birinin ortasına yakın yerlerde de; küçük bir yara varmışcasına kabuk oluştu. Hanım dedi ki;"Buralara ilaç sürelim." Nasıl süreceğiz? Müdahaleye izin vermez... Gece geç vakit, kedilere, krem kaşara batırılmış ekmek veriyoruz. Ekmek yerken ses çıkarmaz belki, deyip; hanım ekmek yedirirken ben de ilacı sürdüm. Yedi günde altı defa. Netice; derisini rengi düzeldiği gibi, tüyleri tekrar çıktı.Veteriner gözüyle hastalığın adının ne olduğunu bilmiyorum, ama; olan bu...
Anlattıktan sonra, öğrencim; ellerini uzatarak; "tam bana göre bu iş" deyip, vitiligo olduğunu belirtti. Denemeye böyle karar verdi.
Hani, bilirsiniz; Dost başa, düşman ayağa bakar, diye bir söz var. Bu sözü, şu şekilde değiştirdim: Dost başa, düşman ayağa, otçu ele bakar. Nasıl ama?...
Kasım'ın dokuzunda, külüstürün genel bakımı için sanayi çarşısındaki tamircime giderim. Usta; bu işi haftaya yapabileceğini ve arabayı, yıkamaya vermemi söyledikten sonra, birine telefon eder:"Ali Abi, doktorun burada, gel çay içelim." Bana dönerek; "Hocam, bizi yemeğe çağırıyor, hadi gidelim." Yemekte buluşuruz. Ha bire yaşadıklarını anlatmaktadır. Bir ara ben ona;"Ali Bey, yanında çalışan işçinin karısı ne durumda, onu anlat."
Cevap verir:"Dün kan tahlili için gittiler. Bu tahlilin sonuçları geç çıkıyormuş. Daha belli değil yani... Ama; ilacı kullanmaya başladıklarından on gün sonraki idrar tahlilinde, netice çok iyi çıktı.İltihap ve böbrekte arıza marıza yok..." Ben de ona; haftaya geleceğimi, mümkünse raporun bir fotokopisini alayım, derim.
Arabayı yıkamacıdan alırken, delikanlı şunu demez mi;" Abi, bu araba camları açık olarak, aylarca, açık bir yerde mi yattı?" "Amca" demediği için, bu çocuğu sevdim. Ona;"Bu araba, 1 Hazirandan 22 Ekime kadar dağlarda, taşlarda, tarlalarda ot araştırmaları için kullanıldı. Onun için böyle..." dedim. Anladıysa, arap olayım.
Bir hafta sonra yine sanayi çarşısı. İşçiyi buldum. Tak, elime raporu verdi. Minnet ve şükran dolu. Eee dedim, kandaki mikrop işi? Hocam, kanda mikrop işi yok, kurdeşen gibi bir durum var. İlacı kullanmadan önceleri hanım, sinirlenince; her tarafı kabarıp, kaşınıyordu. En son; kurban bayramında sinirlendi ve belli belirsiz kabarma ve kaşınma oldu. Yok oldu diyebilirim. Ben yine de, faks numarası vererek, ilacı kullanmadan önceki kan tahlili ile son gelecek olanı fakslamasını istedim. Anlaştık. Niye istedim?
Bir meslektaşımın eşi yaklaşık 20 yıldır, bir öğrencimin eşi de iki üç yıldır "kandaki mikrop" ile uğraşıyorlar. Başlangıçta, bu mikrop işinin bakteri/virüs olduğunu sanıyordum. Araştırınca; kandaki alyuvar/lökosit, doktorların ifadesiyle; WBC yüksekliği olduğunu anladım. Buradan bir netice alamaz isem; başka biri daha var, onun raporlarından araştıracağım. Merakım şu: Bu ilaç, WBC yüksekliğinin düşürülmesinde etkili mi? Eğer; bunu yapabiliyorsa; İzmir'deki Prof.un, tedaviye giden eski öğrencime dediği "Hocan bu işi başarsın, hepimiz zengin oluruz" sözüne getiriyorum. Nasıl olacaksa?...
Araştırmalara devam ediyorum. 300 litreyi geçtim. Diyeceksiniz ki; "deneyecek kişiyi nasıl buluyorsunuz?"
Onlar beni buluyor. Nasıl mı:
Geçen Temmuz ayı sonuna doğru telefonum çalar:"Sizi duydum. Benim şöyle bir derdim var: mesane kesemde tümör (Doktorların miyom dediği) oluşuyor. Ameliyatla temizliyorlar. Şimdiye kadar onbeşe yakın ameliyat oldum. Ameliyat olmaya bıktım. Bu ilaç; bunu engeller mi?" Bilmiyorum dedim, istersen dene. Yaklaşık 150 günlük gönderdim. Bugün beni aradı:"İlaç bitmek üzere. Bu sürede iki defa kontrole gittim. Hiç bir şey yok. Devam etmek isterim." Ben de ona;" Bunu kullanırken olmayacağı zaten belli. Burada önemli olan şu: bundan sonra oluşmasını engeleyebilecek mi? Bunu öğrenmemiz lâzım. Ameliyat aralığının 10-11 ay olduğunu öğrendikten sonra; şimdi bir yıl bekle. Bir yıl içinde tekrar miyom olmaz isen; miyom oluşmasına engel oluyor, deriz. Anlaştık. Bir yıla yakın bekleyeceğiz.
Bir ay kadar sonra; başka bir şehirden yine bir telefon:"Eşim, rahmindeki miyomlar (Bu kişi doktorlar gibi söyledi) sebebiyle üç defa ameliyat oldu. Fayda eder mi?" Ona da gönderdim. Niye; mesane kesesinde deneniyor, rahimde ne yapar, diye...
Kurban Bayramının son günü, yine telefon:"Hocam, ben filanca. Yanımda komutanım var, ilaçla birlikte bana yazdığınız notu okudu. Sizinle görüşmek istiyor." Ver bakalım. Aldı telefonu:" Hocam, bende şu şu, bu bu ve de astım var." Şu şu ve bu bu kolay, ama; astımı bilmiyorum. İstersen göndereyim dene. Cevap;" Kabul, adresim şu..." Ve son cümlesi:"Astımı tedavi et, zengin ol. Size rapor vereceğim." Allah Allah, zengin olmak bu kadar mı kolay?...
Bir başka zaman, yine telefon:"Hocam, bizim evde mayın patlaması sonucu yanık ve yaralar oluşmuş biri var. Yanık ve yaralar tedavi oldu, ama; üç kırığı aylardır kaynamıyor." Cevap: Kırık konusunda, bir doktorun komşu oğluna "üç ayda olması gereken, iki ayda nasıl olmuş, hayret!" dediğini biliyorum, ama; emin değilim. Göndereyim, neticeyi bildirin. Aylar geçti, tık yok. En sonunda mesaj attım:"Kullanmadınız galiba..." Cevap geldi:" Teşekkür ederiz. İkisi kaynadı, biri kaynamadı. Haftaya ameliyat olacak." Demek ki; birisine platin takılırken kırık olan iki uç birbirinden epey uzak sabitlenmiş. İkisi kaynarken; üçüncüsü niye kaynamasın?
İki gün önce, ilacı yapmış bir tanıdık, 37 km.den bizi ziyarete gelirler. Sohbet ederken, arkadaş;"sakar Abi, Konya'da böbrek yetmezliği olan iki teyzem var. Birisinin durumu daha kötü. Uygun böbrek bulamadıklarından, nakil olamadı. Her iki teyzeme de gönderdim. Kötü olan kullanmaya başladı, öteki kullanmadı. Kullanmaya başlayan teyzeme, bir süre sonra doktoru demiş ki;"Teyze, böbreğin toparlanmaya başladı." Son durumu bilmiyorum.
Eee, ne diyorduk: Bütün ...İT'lere. Bu da ne; NefrİT
Yazmaktan yoruldum.
Bir daha ki sefere; üç doktorun dediklerini yazacağım.
Sağlıcakla kalınız.

-demir
26-12-2012, 12:38:13
selam sayın sakar bende bu siteyi yeni buldum ve okudum yazılarınızdan çok etkilendim.Sizinle konuşmak isterim şeker hastalığıyla ilgili,size nasıl ulaşabilirim? mozdemir_50@hotmail.com görüşebilirsek çok sevinirim.

-demir
27-12-2012, 01:04:41
selam sayın sakar mesajlarım gitmiyor galiba size ulaşmak istiyorum bu siteyi yani keşfettim ve yazılarınızdan çok etkilendim.

cihadc
27-12-2012, 08:32:39
Merhaba Sayın Sakar bey. Eşim 38 yasında, 3 çocuk annesi ve bu ay kanser hastası olduğunu oğrendik. Meme Ca teşhisi ve kemik metastazı söz konusu. Nette arastırırken önce ilk açılan yarım kalan konuyu gorunce üzülmüstüm. Ancak arastırmaya devam ettim ve sabah 6 dan beri 5 sayfalık konuyu dikkatle okudum. Biz de ilacı acilen kullanmak istiyoruz. İnsallah ilerde yapmak da nasip olur. Size ulaşmak için uye oldum. Lütfen irtibat kurarsanız sevinirim. Cihad Çelik 0532.311.36.60 cihadc@hotmail.com

-demir
27-12-2012, 17:58:12
selam neden benim mesajlarım gitmiyor acaba bi rsorunmu var

-demir
27-12-2012, 20:28:01
selam sakar hocam nihayet mesajlarım görüntüleniyor.bende sizinle irtibat kurmak istiyorum şeker konusuyla ilgili
ben sizin yazmış olduğunuz yazıların tamamını baştan sona kaç kez okudum ama şu an bu otu yapma imkanım yok mevsimi geçti anladığım kadarıyla. nasıl temin edebilirim yardımcı olursanız ve görüşürsek çok sevinirim.0505 221 06 85
saygılarımla.

sakar
29-12-2012, 21:45:31
Yapılmasını istediğim ve yapmadığınız şeyin, bir adının olmadığını geçen sefer yazmıştım.Adını koydum:HTT (eyçtiti değil.)
Neden bu ad, derseniz: bu adla; bitki veya kimyasal yolla yapılıp satılan bir ilaç yok. İkincisi; bu, aynı zamanda, yapıldığı bitki adının kısaltılmışı oluyor: Hypericum Triquetrifolium Turra. "Kantaron yağı" denilmesinden de nefret ediyorum. Not: Bu bitkiyi Hypericum crispum adıyla (Öteki adı) ararsanız, ilk sitede bitkiyi tanımanıza yetecek fotoğrafları göreceksiniz.
Siz beni tanımazsınız. Top ve popla işim olmaz. Gazetelerin spor sayfalarına bile bakmam. Ama; şu hikâyeyi biliyorum: "Maradona ve Tanrının eli" Arayan internette bulur.

Gelelim hikâyelerimize...
Sağlık teşkilatından emekli ve bulunduğum köyde ikâmet eden biri vardır. Bana, bir gün:"Hocam, komşu ilçede bizim teşkilatta çalışıp emekli olan iki arkadaşım var. Hasta kişiler. Onları çağırsam, anlatır mısın? İkna olurlar ise; HTT verir misin?" Baktım ki, bu konuda bilgim yok, "Tamam" derim. 25 dakika sonra gelirler. İkisinin de adı; "B" ile başlamaktadır. Netice; HTTleri alıp giderler. Bunlardan biri; birkaç yıldır tedavi görmektedir ve sağlık grafiğindeki çizgi ise; hep aşağıya doğru gitmektedir.
Hem; doktorundan habersiz HTT kullanmakta, hem de tedaviye gitmektedir. Bir süre sonra doktoru fark eder. Çünkü; grafikteki çizgi yukarıya doğru dönmüştür. Sorunca "Emekli bir öğretmenin yaptığı ilacı kullanıyorum." O da; "içine kimyasal katkı koymuyorsa, kullan." der. Aradan bir süre geçer, iki ikibuçuk ay kadar önce beni ve arkadaşını ziyarete gelir. Ne dedi, biliyor musunuz:"Ben ikinizden de sağlıklıyım. Sizin kanınızdaki falan değer yirminin üstünde iken, benimki on'un altında." Ara not: Nasıl, insanlık tarihi M.Ö. ve M.S. diye ikiye ayrılıyor ise; hastanın da hayatı; HTT'den önce ve HTT'den sonra diye iki bölüm halinde. Bugün (29.12.12) yine buradaydı... Bu kişinin HTT den önce ve sonra kan tahlillerinin yapıldığını biliyordum...
Lafı WBC'ye getiriyorum. Hani, daha önce "Bu olmazsa, başka biri var, ondan öğrenirim demiştim ya..." İşte o kişi; anlattığım kişidir.
Geçen hafta, bu kişiye mesaj çekerim:"Kan tahlillerinde WBC değerleri var mıydı?" Telefon çalar:"Hocam, kahvedeyim. Dediğin var, akşam eve gidince haber veririm." Akşam telefon gelir."HTTden önce 13,9, daha sonra; 12,4, daha sonra ise; 10,6" Vay canına!... HTT WBCyi düşürüyor, ki; bunun için bir tedavi de görmedi.
Hastanın, aşağıya doğru giden çizgisini yukarıya doğru çeviren; Tanrının elidir. Yani; HTTdir.
Sizler, beni dinlemeyin. Ama; Bu konuyu açtığımda eklediğim "medicinal properties-TIBBİ ÖZELLİKLERİ"ni on defa, yüz defa okuyun. Buradaki bilgilerin tamamının "bilimsel araştırmalar" sonucu yazıldığını asla unutmayın. Bu dosyaya ulaştığım "Wild Plants of Malta" adlı sitede, dosyayı incelerken şunu da görmüştüm: "antibakteriyel" özelliği var ya; bu özelliğini tespit eden araştırma; Ege Üniversitesindeki bir gurup bilim insanınca yapılmış. Dip notta böyle yazıyordu, hatta; isimleri ve akademik ünvanları bile vardı... Site kapandı; elveda dosya..."info@maltawildplants.com" adresinden istenirse, gönderirler mi, bilemem.
O tıbbi özelliklere, birkaç tane de ben ekleyeyim:
EKSPEKTORAN: Balgam sökücü, hem de nasıl...
DİÜRETİK: Böbreklerin yeterince çalışmaması sebebiyle, vücutta birikmiş üreyi atar. On gün sürer ve bu süre içinde günde 10-12 çişe çıkış görülür. Hikâyelerini anlatmıyorum.
Daha da fazlası; HTT nin birkaç litresi hariç, 300 litre kadarı tamamen içildi. Bir kişi dahi:"Kaşıntı, kızarıklık, kabarma,yanma, böbreğime, karaciğerime, mideme zarar verme, tansiyonumu/şekerimi bozdu..." gibi bir yan etkiden söz etmedi. Bir hasta yakını, sadece şunu söyledi:"Babam bunu içince, uykusu geliyor." Bu yan etki değil; HTTnin özelliği. Neydi o; "sedatif-sakinleştirici" Ayrıca; bunu 5-6 hafta kullanıp da, hastalığı ne olursa olsun, kan değerleri iyi/çok iyi/mükemmel olmayan kimse çıkmadı. Bir iyilik daha yapayım: HTT kötü kolesterolü düşürüyor, biliyor muydunuz?
Şimdi geleyim, düşünmekten başımı ağrıtan iki konuya:
Daha önce yazmıştım: HTT ile antibiyotik kullanılmasın. Birisinde kusmalar, diğerinde de; vücutta kabarma ve kaşıntılar olmuştu.
Geçen yaz yaşananı anlatmalıyım: Boşnak Mehmet'in ayak parmağında tırnak batması olur ve doktora gider. Doktor antibiyotik ve sürülecek bir şey verir. Durum bellidir ve sorunca da anlatır. Üstelik;"Hocam daha çabuk iyileşsin diye HTT de (Kendisi ilk yapanlardandır) içiyorum." O, antibiyotik değildir derim. "Getireyim de gör." Getirdi: AUGMENTİN!... Hakikaten antibiyotik. Hiç de zararı yok. Eee, ne oldu şimdi:"HTT ile antibiyotik, birlikte zararlı mı, değil mi?" Bu; birincisiydi...
İkincisi ise; geçen yazıda "astımda deneyelim" meselesi vardı ya, astımı araştırdım. Astım:"Bronş mukozasının iltihaplanmasıdır" diyor, internet kültürü... Eee, hani tıp; iltihaplanmış doku ve organlardaki hastalıkları "...İT" diye adlandırıyordu? Ben öyle biliyordum. Bu ne şimdi?... Düşün Allah düşün!...
Cevabı olan var ise; yazsın da, düşünmekten kurtulayım.
Üç hasta-üç doktor konusu aklımda. Çok yakın zamanda yazacağım.
Sağlıcakla kalınız.
NOT:Ben "tedarikçi" değilim. HTT istemeyin. Bilmediğim bir rahatsılık söz konusu olursa; "öğrenmek için" gönderebilirim. Bu cümleyi, önümüzdeki yazıda açıklayacağım.

sakar
30-12-2012, 21:34:22
Önceki yazımda sözünü ettiğim, bizi ziyarete geldiğinde "sizden sağlıklıyım" diyen kişiyi uğurladıktan sonra, arkadaşı bana dönerek;" HTT ile buluşmasaydı, çoktan helvasını yemiştik" demişti. Onu dün değil, bugün yazmamın sebebi; az sonra benzer bir cümleyi bir doktorun da kurduğunu görmeniz için...
Gelelim üç doktor-üç hasta meselesine...
Üç doktor da uzmandır ve birbirlerini tanımazlar. Üç hasta da; başka şehirlerde otururlar, birbirlerini tanımazlar. Üç hasta da; aynı hastalığa yakalanmışlardır, fakat; yerleri farklıdır. "Ağrı" bir rahatsızlık adıdır. Ama, söylerken; baş ağrısı, diş ağrısı, bel ağrısı... gibi söyleriz. Bu hastalarda da durum böyle. Üç hasta da; duyduklarını gerekli kontrollerden (Tahliller, MR/tomografi... ne gerekiyorsa) sonra duymuşlardır. Oluş sırasına göre yazıyorum.
Hasan Bey'in doktoru: Allah, Allah...Şimdiye kadar şöyle şöyle olması gerekiyordu, olmamış.Nasıl olur bu? Ne kullandınız?
Üniformalı oğlu telefonda:"Hocam, cevap vermedik.Ama, inanın; doktor bütün bildiklerini sıfırladı."
Ali Bey'in (Bize yemek ısmarlayan ve yaşadıklarını yemekte anlatan) doktoru:
Olmaması gerekiyor ama, olmuş...Olmaması gerekiyor ama, olmuş... Ali Bey: Hocam, ot ilacı kullandım dedim ya...
Doktor:Ali Bey, Ali Bey, modern tıp varken, bırakın bu kocakarı ilaçlarını... Temizsin, dört ay sonra kontrole gel.
Ali Bey, bunları yemek yer ve anlatırken devam ediyordu:"Hocam, yemişim bu hastalığı, yemişim."
6.12.12 Perşembe öğleden sonraları... Telefon, Muammer Bey'den:"Hocam, kontrolden geldim."
Doktoru:"Muammer Bey, şuran şöyle idi böyle böyle, buran şöyle idi böyle böyle olmuş. Meslek hayatımda böyle bir şey görmedim. İki defa ölmüş olmalıydın. Ne kullandın?
Muammer Bey:"Domates, biber, meyve yerken; hormonsuz olmasına dikkât ettim." demiş.
Doktor: Dört ay sonra kontrole gel, der.
Muammer Bey'e "doktor öyle dememiştir." dediğimde; valla aynen öyle söyledi, iki defa ölmüş olmalıydın, dedi.
Hakkımda; dört defa aynı cümleyi kullandı, telefon görüşmemizde. Onu yazmıyorum.
Üç doktorun, bu cümleleri kurmalarının sebebi?... Bildiniz; HTT
Şimdi bu yazdıklarımı okuyanlar, diyecekler ki;"Sakar tıp düşmanı mı?" Olur mu öyle şey. Ben FKB tahsil ettim. Benim gibi birinin bilimi, tıbbı inkârı mümkün müdür? Beni üzen, Ali Dayı'nın "İlaç denizinde iken, hastalıklar çekiyoruz" ifadesi ile belirtmeye çalıştığı, bitkileri sıfır saymadaki ısrar... Üstelik; hakkında, bilimsel, koca bir dosya olan HTT... HTT; bu kadar özelliği bir arada barındıran müthiş bitki. Dahası, bu konu başlığına ilk yazıyı yazdığımda, sadece tıbbi özelliklerine bakarak, o zaman ne yazmıştım:"Bu haliyle bile mükemmel"
Bilmem dikkât ettiniz mi, tıbbi özelliklerinde, hem "antivirütik" hem de; anti-HİV yazmakta. Virüs yok edici özelliği olan HTT, yine HIV virüsünün sebep olduğu AİDS'in de hakkından geleceğine göre, bunu niye yazmışlar? Bana göre; virüs konusunda o kadar etkilidir ki; HIV virüsünü bile yok eder, niyetiyle... Eee, o zaman; millet niye AİDSten ölüyor? Yine, bahar ayları ülkemiz insanının kâbusu olan, canlar alan KKKA hastalığı...Bu da virüs sebebiyle olmakta. Kurtulanı da, duymadım. HTT KKKAyı tedavi eder mi, bilmiyorum, denemedim. Ama, teoriye bakarsak; tedavi etmeli.
Siroz, bir karaciğer hastalığı. HTTnin özelliklerinden biri ne idi:Hepatoproktaktif... HEPAT karaciğer demek. AKTİF faal, çalışır demek. Hepatoprotaktif: karaciğeri çalışır hale getirir, yani; adam eder, anlamında. Eee, HTT sirozu tedavi eder mi, bilemem, denemedim. Teoriye bakarsak, olmalı.
Yine; Hepatit A,B,C... ne kadar var bilmiyorum. Ama, hepsi de; karaciğerin farklı türde iltihaplanması. Anti-inflamatuar (İltihap giderici) özelliği sebebiyle, HTT; ...it lerin düşmanı. HTT; hepatit çeşitlerini tedavi eder mi, bilmiyorum, denemedim. HTT hakkında en çok bilen benim, ama; cahilliğimin ne kadar çok olduğuna bakın. Ne kadar çok şeyi bilmiyorum.
Bu konuyu açalı, üç koca yaz geçti. Biri "yaptım", diğeri "yapacağım"" dışında yapmaya meraklı başka kimse çıkmadı. Şayet bir gün yapmaya/yaptırmaya kalkarsanız; beş litrelik metal kapaklı cam kavanoz kullanın. 2014 Ocağında HTTniz hazır olup, süzdükten ve tekrar cam kavanoza koyduktan sonra, yaklaşık elde edeceğiniz 4 litre civarındaki ürünüze bakarak; bir değer biçin. 100, 5000, 100000,... kaç lira değer biçersiniz? İsterseniz; şimdiden bir tahminde bulunun.Bulunamadınız mı? Yardımcı olayım:"Hayatınıza karşılık ne öderdiniz?" Evet, aynen öyle...Niçin, dört litreden az yapmayın dediğimi, ileride, belki söylerim.
Her şeyi; niçin, açık açık anlatmadığıma gelince. Çünkü;... Görüyorsunuz, sebebini bile yazamıyorum.
Siz, yine de beni ciddiye almayın, ama; tıbbi özelliklerini çok iyi okuyun. Daha ne diyeyim?
Umarım; önümüzdeki yıl, ülke olarak can derdine düşmez isek; HTTyi yaparsınız.
savaskara1951@g

sakar
07-01-2013, 01:24:20
Hukuki Net Üye ve Misafirleri,
Yeni haberler var:
1-Geçenlerde, deneme yapan sedef hastasıyla görüştüm. Süresini tamamlamıştı. Dediği şu:"Çok gerilemişti. Neredeyse bitecek sanmıştım. Maalesef; yok olmadı..."
Yorumum:Size daha önce yazmıştım; sedef bir çeşit "proliferasyon" Hastaya verdiğim doz; "Maalesef..." denmiş bir hastalıkta kullanılmış ve başarmış bir doz idi. Bu da; "yumuşak doku" olmasına rağmen başaramadı. Salladı, yıkamadı... Doz az geldi. Bundan sonrası; ya; aynı kişiyi daha yüksek dozda kullanmaya ikna edeceğim, ya da; yeni dozla deneyecek birini bulacağım.
2-Astım denemesinden, henüz; bir ses, bir nefes yok!...
3-KOAH'da ise; inanılmaz haberler geliyor. Kesin neticeyi, daha sonra yazarım.
4-Hatırlarsanız; rahim ve mesane kesesinde "miyom"ları temizlenmiş iki kişiden söz etmiştim. Şu anda; rahminde miyom olan biri de denemekte. Haber için daha zaman var. Kız kardeşinde kullanılmasını isteyen kişinin mesleğini yazsam; aklınız durur...
Bilginize...
Siz, yine de;"sakar'dan çok iyi senarist olur.Adam, uyduruyor ama; sanırsın ki gerçek!..." demeye devam edin.
Sağlıcakla kalınız...

sakar
13-01-2013, 20:24:06
Sizlere kırgın olmama rağmen, biraz daha bilgi vereyim. Daha önceleri neler yazıp yazmadığımı okumadığım için, tekrar olursa; kusura bakmayın.
Önce; üç hasta-üç doktor hikâyesinden öğrendiğimi yazayım:Hastalık adı aynı bile olsa; farklı yerlerde, farklı doz gerektiği... Aynı şekilde; tıbbi müdahale yapılmış olan ile yapılmamış olanda farklı olduğu gibi "sıçramış" olanlarda bile farklı...
Daha sonra yazacağım hikâyeyi anlayabilmeniz için, ön bilgi vereyim:
HTT adlı bitki; Hypericaceae familyasından bir türdür. En son edindiğim bilgilere göre; Dünya'da 316 türü bulunmaktadır. Bunların 89u Türkiye'de (Süleyman Demirel Ü. araştırması) yetişmektedir. Bu 89 bitkinin 43ü ise endemiktir. Yani; sadece bu ülkeye hastır. HTT adlı bitki ise; kaybolan dosyasındaki bilgiye göre; Batı İran, Ortadoğu ülkeleri, Kuzey Afrika, Balkanların Akdeniz'e bakan tarafları ve Güney Avrupa'da yetiştiği gibi, aynı paralelde olan bazı ABD eyaletlerinde de yetişmektedir. Ama; aynı paraleldeki doğu ülkelerinde ise, yoktur. Bu da bana; bu bitkinin ABD'ye "çalınarak" götürüldüğü fikrini veriyor. Her ne ise...
Nasıl, her üzümden üzüm suyu elde edilip, şarap yapılabilirse; her Hypericaceae türü bitkiden de "kırmızı renkli yağ" yapılabilir.Her şarap aynı olmadığı gibi, her kırmızı yağ da; HTT değildir. Her kırmızı renkli yağa da "kantaron yağı" demek; hiç bir şey ifade etmez. Mesele; hangi bitkiden ve nasıl yapıldığıdır. HTT'nin kardeşlerinden biri olan ve halkın "sarı kantaron" dediği H.Perfaratum; HTTnin yanında, lâfı bile edilmez bir bitki iken -Wikipedi'de "sarı kantaron" diye arayıp bulun- hakkında yazılanları bir okuyun. Orada; "Avrupa'da en çok satılan bitki" dendiğini de görün.Bizim ot düşmanlarının kulağı çınlasın!... Ben size, Bülent Ersoy'un ifadesiyle "fevkâledenin fevkinde" bir bitkiden söz etmekteyim...
Ortalıkta, bilhassa Ege'de, haftalık pazar yerlerinde, aktarlarda "kataron yağı" diye bir şeyler satılmaktadır. Üstelik; bakanlık ruhsatlı olarak; 25 gr.lık cam şişelerde satılanı bile vardır. Hangi bitkiden yapıldığı, nasıl yapıldığı belli değildir. Size söylediğim usûlle yapılmadığı kesindir. Hiç bir satıcı; altı ay güneş altında bekleterek yapmaz. Bunu hızlı yapmanın yolu vardır ve bu yolla yapılan ise, sadece; kırmızı renkli bir yağdır, o kadar. HTTden yapılmış olsa bile... Size söylediğim mucizeleri sağlayan, yapılış tarzıdır. Bitkideki "etkili" organik molekülleri imha etmeyen yol...
Şimdi gelelim hikâyemize. Bu hikâyedeki şahıslar şunlardır:
Hasta:Üniformalı olarak çalıştığı görevden emekli olmuş ve yıllardır günde iki paket civarında sigara içmiştir.
İsmail:Bana, bu bitkiyi Ali Dayı'dan 25 yıl sonra anlatan ve ilk yazımda sözünü ettiğim "Eski model bir Jeeple gelen, kısa boylu adam"dır.
Damat: Hastanın damadı
Kız:Hastanın okumuş kızı
Sakar: Bildiğiniz ben...
SAHNE:1
Damat, bana anlatmaktadır:"Kayınpedere muayene sonucu, maalesef akciğerinizde 50mm.lik... tıbben yapacak bir şey yok, derler. Madem ki tıp yok, "baba, bak İsmail Abi neler anlatıyor, gel bir dene!..." Cevap: benim ota mota aklım ermez, şeklinde. Eeee, tıp yok, ot da yok. Nasıl olacak bu iş, derken; günde şu kadar içmesi için ikna ederim. Gider İsmail'den HTT alırım ve kullanmaya başlar. (ARA NOT:Damat bana bunları anlatırken; hastanın şunu bildiğini sanmaktayım: Biliyor musunuz bilmem, ama; tıp şöyle der;"Hiç sigara içmemiş veya tek-tük içmiş kişinin akciğer maalesefinden kurtulma şansı onda bir, yıllardır içmiş kişinin şansı ise; sıfırdır.")
İki ay kullandıktan sonra; doktora gider ve kontrol:"Yarıya düşmüş!" Zaten başka değişiklikler de olmuştu. Elimizde de bir hafta on günlük HTT kalmıştı. Bu neticeden sonra, babam tutturdu mu;" bana bunun arkasını bulun, yaratın!" Nereden bulacaksın? Doğru İsmail Abinin yanına... Adamda başka yok. "Olsa, niye vermeyeyim" demekte...Bana ne dedi biliyor musun hocam;"Bulsan bulsan sakar Hocada bulursun. Hocaya otu öğreten benim, ot hakkında benim bilmediklerimi, gelip bana anlatıyor. Araştırıcı olduğu belli, çok yapmış olmalı.Git ona..." (İsmail'in; her taraf kantaron yağı, git al, demeyişinin sebebini anlamış olmalısınız.) Hatırlarsan; 40 km yol tepip, sizden HTT almıştım. Şimdi ise; akciğerinde 50mm uzunluğunda kıl şeklinde bir iz var.
SAHNE:2
Aradan bir zaman geçtikten sonra; köye iki misafir: Damat ve kız... Kız;"İyi ki kocam, İsmail abi ve sizi tanıyormuş. teşekkür falan filan..."
SAHNE:3
Yılbaşından bir kaç hafta önce telefon:"Hocam, sibop ayarların yapılacak, biliyorsun.Gelirken şöyle bir durum için HTT getir." HTTyi de alıp, komşu kasabaya giderim.(Bu külüstür de başıma ne işler getiriyor böyle?) İş yapılırken sorarım:"Bu HHT de niçin?" Cevap:"Babamın durumu; nam oldu. Hanım yılbaşından önce; kayınpederlere gidecek, birine götürüyor. Daha sonra da, ben gideceğim."
Yine sorarım:"Kayınpederin için, sana bu dozu kim söyledi?"
Cevap: Hiç kimse, daha yüksek doza ikna edemedim ki...Razı olduğu o kadardı...
Ben de;"Bu müthiş bir tesadüf. Baban, eğer; başka bir yerinden hasta olsa idi; bu dozla, hiç şansı yoktu."(Doz uzmanıyım ya...)
Bu benim için; yeni bir bilgi, ama; esas öğrenmek istediğimi öğrenemedim daha... O yüzden damada "ev ödevi" verdim. Dedim ki:"Yılbaşında orada olacaksın. Benim için, 50mm.nin kaçıncı evre olduğunu öğren."
SAHNE:4
Yılbaşı geçer ve eve dönerler, ses yok. Bir akşam vakti, damada açarım telefonu:"Eğer öğrencim olsaydın, seni döverdim. Hani verdiğim ödev?" Cevap:"Hocam, bu işlere hep kızı koşturdu, ben anlamam. Telefonu veriyorum."
Telefonda kızı:"Hocam, bırak onu, biz bile bilmiyoruz." Nasıl olur bu deyince, baştan anlatayım der ve anlatmaya başlar:"Babam rahatsızlanınca, falan üniversitedeki filan profa gittik.Muayene, tetkik v.s. neticede şöyle dedi: babanız, maalasef 50mm... ayrıca KOAH ve de zatürre. Akciğer kullanım kapasitesi de %18. Akciğeri her an sönebilir.Tıbben hiçbir şey yapamayız. Eyvah! Hemen başka bir üniversite, başka bir doktor. Yine aynı teşhis!...Hocam, durum öyle kötü idi ki; evre tesbitini bile yapamadılar. Kaldık meydanda. HTT kullanımından sonraki ilk kontrolde, yarıya düşüş görülünce; babamı şu (Doktorun dediği şekilde söyledi, ama; hatırlamıyorum. Anladığım;Bu vaka; tıp literatürüne geçecek bir vaka. Konudan; ilgili uzmanlar da haberdar olsun) doktorun hastası olmaktan çıkarıp; bir heyetin hastası yaptılar. Heyet; babama sebebini sormuş. O da anlatmış. (Burada bazı bölümleri atlıyorum.) Şu anda; 54 kilo idi, 62 kg oldu. 50mm.den bir şey kalmadı. Akciğer kapasitesi de %30!... Maraton koşmayacak, 4X100 bayrak yarışına da katılmayacak (Buraya kadar olanı ben ekliyorum, ki; böyle bir sahneye böyle bir cümle yakışırdı.) durumu öncekinden çok iyi ve doktorlar:"artık tıbbi müdahale yapabiliriz" diyorlar. Sağol varol, falan filan...
Evreyi öğrenemedim gitti, sözün kısası...
Sahne şimdilik kapandı.
Belki sorusu olan olur diye e-posta adresimi yazmıştım. O da; yarım çıkmış, ama; önemli değil; "g" ile başlayan adres belli.
Sağlıcakla kalınız.

admin
14-01-2013, 00:04:01
Sayın Sakar, kırılmayın. Zira biz de hukuki.net olarak bazen gerekli ilgiyi ve teşekkürü almadığımız zaman üzülüyoruz. Ama emin olun yazılanlar, bilgiler hiçbir zaman boşa gitmez. İnanın birilerinin işine yarar. İnsanlık adına yapılan hizmet ise asla unutulmaz.
Saygılar.

senoleker
14-01-2013, 01:02:39
Bu foruma üye olmayan, hatta üye ol desek yardım almadan bunu yapamayacak bir arkadaşımız örneğin, Sayın sakar'ın yazılarını defalarca okudu :)
Bu sadece benim bildiğim.
Yazılanların boşa gitmediğinden emin olabilirsiniz.

-demir
14-01-2013, 11:43:06
Sayın hocam şahsım adına söylüyorum inanın yazdıklarınız çok güzel ve ilgiyle takip ediyorum.Her gün bu siteye girip yeni yazılarınız varmı diye bakıyorum ve önceki yazılarınızıda zaman zaman tekrar okuyorum.Ayrıca yaz gelmesini sabırsızlıkla bekliyorum HTT yapımı için.Ellerinize ve emeğinize sağlık.SAYGILAR

chatos
15-01-2013, 02:06:59
Sayın Sakar Bey, yazılarınızı hepsini okudum. Yazılarınıza yanıt alamadığınıza üzüldüm. Hazırladığınız ilacı elimize geçtiği gibi kayınpederimde kullanıcaz. Kayınpederim karaciğer kanseri. Umarım faydasını görürüz. Gelişmeleri buradan paylaşacağım. İlginiz için teşekkür ederim.

aysetimur
16-01-2013, 23:05:30
Sayın sakar yazılarınızı tesadüfen daha doğrusu annem için son bir çare ararken buldum.tabii ilgi ve merakla okudum.bu arada kırgınım demişsiniz inanın ki bir çare arayan insanlar için umutsunuz. bunun ne demek olduğunu çaresiz kalan insanlar çok iyi anlayabilirler.ben de onlardan biriyim ve annem için son bir umut arıyorum. bana yardımcı olursanız çok ama çok mutlu olacağım.lütfen sesime kulak verin.zor durumdayım.sağlıcakla kalın ...

sakar
10-02-2013, 20:17:31
Sevgili Üye ve Misafirler,
Cevabını bilmediğim bir soru var. Umarım, cevaplarsınız da; beni bu dertten kurtarırsınız. Soruyu; daha sonra yazacağım. Önce; konuyu anlatayım:
Biliyorsunuz, araştırma yapacağım diye, ona buna HTT gönderdiğimi...
Belki, bir yıl olmuştur; süt mamulleri toptancılığı yapan birinin astım olan kız kardeşine HTT göndermiş, nasıl kullanacağını, saklayacağını v.s. anlatan bir de yazı eklemiştim.Ve; "Netice hakkında" bilgi vermesi için de telefon numaramı eklemiştim. O kadar zaman geçti, ne ses ne de bir nefes...Kullanıp, kullanmadığını bile bilmiyorum.
Daha sonra ise; belki hatırlarsınız; geçen kurban bayramının son günü; aynı zamanda astım olan biriyle, "komutanım sizinle görüşmek istiyor" denmiş kişiyle görüştüğümü, HTTsini gönderdiğimi, astıma etkisini bildirmesini, onun da "astım hakkında sık sık rapor vereceğim, astımı tedavi et zengin ol" dediğini... Umarım hatırladınız.
Hastanın adı: Veli, benden 15 yaş küçük. Tanıştıran ise; Oğuzhan. Aktörleri tanıdınız.
Veli Bey'e Kasım ayının ilk günleri, 75 günlük HHTyi gönderirim. Birkaç hafta sonra Oğuzhan beni arar:"Komutanım, size söylemeye utanmış, böyle böyle bir etkisi olmuş, sor bakalım; Sakar Hoca bunu biliyor muymuş" Evet, derim.
Bu görüşmeden bir hafta on gün sonra; Veli Bey kendi arar:"Hocam, bu bende taş bırakmayacak." Böbreklerinden taş döktüğünü anlatmaktadır, ama; astımdan söz yoktur.
Ocak 15 civarında HTTnin süresi dolar. Başka hiç bir şey dememiştir. Bir süre sonra; telefonuna mesaj gönderirim:"Veli Bey, astıma etkisi ne oldu?" Bir hafta beklerim, cevap yok!... Bu sefer; Oğuzhan'a mesaj gönderirim:"Veli Bey vefat etti galiba, şöyle bir mesajıma cevap vermedi." Yine bir hafta beklerim, cevap yok...
Aynı mesajı tekrar Oğuzhan'a gönderirim ve cevap gelir:"Komutan sağ. Onun ölümüne sebep olacak bir rahatsızlığı yoktu ki...Durumu öğrenir, size bildiririm." Şimdi Şubat'ın 10'u; haber yine yok.
Soru şu:"Bu yaşananların izahı nedir?"
Çoban SÜLÜ'nün dediği gibi:"Demokrasilerde çare tükenmez."
Ben bu yaşadığımı; bazı sohbetlerde anlattım. Dinleyenler;"Allah Allah, ne insanlar var yahu..." diyorlar da; bu davranışın sebebini söyleyemiyorlar.
İşte, böyle bir sohbet sırasında, dinleyenlerden biri:"Hocam, siz astım hastası mı arıyorsunuz. Güngör'ün hanımı astımbronşit, onunla görüş." Güngör; benim eski öğrencilerimden. Neyse, HTTyi bu gün verdim.
Astımı tedavi etti desen ne olur, tedavi etmedi desen ne olur? "Astımı tedavi et, zengin ol!..."a kafayı takıp da; bilmemi istemiyorlar ise; ben, HTT ile daha da müthiş/inanılmazları başarıyorum. Eeee, nasıl olacak bu zenginlik?
Haaa, şimdi yazarken aklıma geldi:"Bedava bilgi; bilgi değildir" diye düşünüp, astıma ne yaptığını öğrenmem için; benden para mı bekleniyor? Ne bileyim ben, aklıma birden öyle geldi...
Yorumunuzu beklerim.
Sağlıcakla kalınız.
NOT:Hâlâ aynı fikirdeyim:"Astım, bronş mukozası iltihabı ise; HTT tedavi etmeli."

sakar
20-02-2013, 01:41:55
Sayın Üye ve Misafirlerimiz,
Çok zor bir şey mi sordum?... Son yazımdan sonra, epey bir okuma oldu. Bir Allah'ın kulu çıkıp da; "Komutan, niçin; astım denemesinin neticesini söylemiyor?"un cevabıyla ilgili olarak fikrini yazmıyor? "Falan kişi; filân bardan çıkarken, sevgilisiyle yakalandı." gibi bir habere; onlarca yorum yapan bu millet; nerede?...
Kafamdaki başımı ağrıtan soruyla, beni baş başa bırakarak; beni çok üzüyorsunuz...
Yine de; sağlıcakla kalınız...
NOT: Son cümledeki; "Yine de..." ifadesinden; Türkçe'yi anlayanların; bu ifade ile; "kırgınlık" anlamaları; maksadın hasıl olduğunu gösterir...

sakar
25-02-2013, 00:56:38
Sessiz ve suskun okurlar,
Daha önce de yazdığım gibi; hayatında ot-çöple işi olmayan biri olarak, sizlere; bir şeyler anlatmaya çalıştım. HTTnin neler yapıp yapamadığıyla ilgili, araştırmalarıma devam ediyorum. Salı gününden itibaren; bir siroz hastası kullanacak. Adıyaman'da; eşinin hastalığıyla ilgili olarak, HHT kullanmış, bilen bir kişinin; G.Doğuda kendisine ulaşmış bir kişiye dediği:"Sakar Hoca, doktorların yapamadığını yapıyor, çözerse o çözer, telefonu bu, derdini anlat" demesi üzerine bana ulaşan kişi; kız kardeşiyle ilgili olarak; "ilk defa diyalize bağlanmış böbrekte ne yapar?"ın cevabı için kullanacaklar. Daha yetmedi; İstanbul'da biri de; kronik hepatit-B için kullanmaya başladı.
Ben size; "portakal büyüklüğünde tümör"den, bir ameliyat; kemoterapi, ikinci ameliyat; yine kemoterapiden sonra; "tıbben yapacak bir şeyimiz kalmadı, üç aylık ömrün var; dilediğin gibi yaşa..." denen kişinin; HTT ile tanışmasından ve ölümünden(!) dokuz ay sonra buluştuğumuzdan da söz etmedim. Daha neler, neler...
Yazdıklarıma, sorularıma bir şeyler deyin de; beni konuşturun!...
Daha önce de yazmıştım:"Marifet; iltifata tabidir..."
Beni; "uzman"mışım gibi; "Sakar Hoca yapar, eder..." gibi cümlelere muhatap kılan şey; HTTdir. Ben; aciz, yurdum insanlarından biriyim, o kadar...
Sağlıcakla kalınız...

sakar
19-03-2013, 22:20:19
Esas anlatacağım bu olmamakla beraber, önce; bugünkü bir gazete haberinden başlayayım:"Türk girişimciden yaraları çabuk iyileştiren cihaz" Devamında; Topivac adında, Dünya'da bir ilk olan cihazın, yaraları %30 oranında erken iyileştirdiği...
O zaman; HHT'yi anmak şart oldu. Biliyorsunuz; Boşnak Mehmet diye birinden söz etmiştim. Bu kişi aynı zamanda; köydeki "domuz avcıları" gurubu içindedir. Geçen yaz bana şöyle anlatmıştı:"Hocam, domuz avı sırasında, bazen köpekler; domuzlar tarafından yaralanır. Veterinere götürürüz. İlaç verir. Şimdi ise; bu ottan yapılma ilacı kullanıyoruz. İnan, veterinerin üç haftada iyileştirdiği yaraları, bu; bir haftada iyileştiriyor." Başka sözüm yoktur...
Gelelim esas anlatacağıma.
Bir gün kahvehanede otururken; tanımadığım iki kişi beni bulur. Ayrı bir masaya geçeriz. "Ne var, ne yok? Çay kahve" faslından sonra, adamlardan biri:"Hocam, sizde KOAH ilacı varmış. Babam KOAH hastası da..."
Haydaaa, bu da nereden çıktı?... "Yok öyle şey" derim. Adam:"Olur mu Hocam, beni buraya; falan kasabadan, filancaların Ömer gönderdi. O dedi..."
Yahu, ben bu Ömer'i biliyorum da, KOAH işi nereden çıktı? Düşün Allah düşün!... Sonunda; jeton düştü, hatırladım.
Birkaç ay önce; Ömer yanında biriyle gelmişti. "Hocam, beni buraya bizim kasabadan filanca (Büyük etiketlilerden birini söylüyor ve hastalığı sebebiyle HHTyle tanışmıştı.) gönderdi. O'nunla konuşurken; ağabeyimden söz etmiştim ve sizi bulmamı söylemişti. Ağabeyim, maalesef akciğer..." demişti. Tamam, o işe bakarız dedim. Devamında:"Hem benim, hem de bu arkadaşın KOAH olan hastalarımız var. Ne yapabiliriz?" "KOAH konusunda ne yapar, bilmiyorum. Ben ikinize de HTT vereyim, kullansınlar." der ve ayrıca; iki KOAH hastası için; doz söylerim ve 100er günlük HTT veririm. Bu arada; bana bu köyden birini sorar. Ben de ona; "samimi olduğum biridir" deyince, hoşlanır, üstelik; güvenirliğim konusunda iyice emin olur. Alır ve giderler...
Ömer, daha sonra yine gelir ve bu sefer beni; o sorduğu kişiyle birlikte bulur. Sohbet mohbet derken, arkadaşı ona:"Ömer sen niye HTT kullanmıyorsun? Hasta olman şart değil ki... Şöyle şöyle faydalarını görürsün diye anlatır." Ömer bu sefer kendisi için alır ve gider.
Aradan bir süre geçtikten sonra, yine Ömer...Yanında biri daha var. Yanındakinin derdini dinleriz falan... Ömer bu arada anlatmaktadır:"Hocam, ciğerlerim rahatladı. Halsizliğim bitti. Sanki; daha genç gibiyim.Artık ağabeyimle konuşurken; ne var ne yok, nasılsın diyebiliyorum.Ağabeyim çok iyi gidiyor." Belli oluyordu, yüzünün rengi bile düzelmişti...
Bunları niye anlattım:"Yahu, Ömer senin yanına ilk gelişinden sonra iki defa daha geldi. Adama KOAH'ı sorsana..." Bende; incir çekirdeğini dolduracak akıl/beyin/zekâ yok. Üstelik; jeton da düşmüyor!... Benim gibileri; yok edeceksin vesselâm... Hadi; beni yok edelim, edelim de; Ömer'i ne yapalım? Söylesene be adam; HTT, KOAHta ne yaptı? Bana söylemiyor da; "babam KOAH hastası" diyen adama söylemiş. Adam da; doğruca yanıma. Biliyorsunuz; KOAH'ın tedavisi yoktur!...
Aradan bir süre geçtikten sonra, ya Şubatın son, ya da Martın ilk pazar günü... Kapı vurulmakta, açarım. Kapıda bizim köyden biri ve yanında da; tanımadığım biri. Köylümüz:"Hocam, bu sizi arıyor." O kişiyle; arabasına gideriz, çayları orada içeriz. Genç:"Siz beni tanımazsınız. Babamı da tanımazsınız. Ama; babam sizin verdiğiniz ilacı kullanıyor. Amcam Ömer sizden almıştı. Babam çok iyi. Belki bilmiyorsunuz; babamın sadece akciğerinden değil; karaciğerinden şu, kalp zarında da bu derdi vardı. Karaciğer ve kalp zarındakini de tedavi etti. Ne müthiş şeymiş bu.Bilesiniz diye söyledim." demez mi... Ağzımı hiç açmadım, bakarsın; bu "bilgi" karşılığı para mara ister.
Şimdi siz merak ediyorsunuz; Oğuzhan, komutanı Veli'ye sorup; astım konusunda sana haber verdi mi? Ne gezer...
Genel Kurmay; "Kozmik Oda"yı koruyamıyor, ama; bu ikili "HTT-Astım" bilgisini daha sıkı koruyor. Ben; araştırmacı HTTciyim. Martın ikinci haftası; komutan Veli Bey'e mesaj gönderdim:"Veli Bey, astım ve astım bronşit olan iki hastadan rapor geldi.Neticeyi yazayım mı? Gerek yok, siz nasıl olsa biliyorsunuz..." İyi yapmışım değil mi? Cevap mı; çok beklerim, çok beklersiniz...
Veli Bey'in daha ilk tanışmamızda "Hocam, astımı tedavi et, zengin ol." dediğini yazmıştım. Cevap alamadığımı da...
Şimdi size soru:"MS denemesinden, ve de; şeker yarası ve cilt kanseri olmadığı halde iyileşmeyen yaradan da, oldu/olmadı şeklinde bir haber gelmedi. Niçin?"
Sağlıcakla kalın...

sakar
14-04-2013, 21:36:15
Üye ve misafirlerimiz,
Kahrımdan öleceğim.... Dün, TURKTIME sitesi dahil, birçok site şunu yazdı:"Yalçın Menteş için; kritik durum." Bugünkü gazetelere gelince; Hürriyet; "kritik durum" POSTA Gazetesi ise; "Bacağı kesildi" diye haber yaptı. Ben, yurdum salağı olarak; TURKTIME sitesinin haber başlığı altına, aşağı yukarı, dün; şöyle bir yorum yazdım:"Düşürülemeyen şeker yoktur. Eğer; bir gün, birisi; Yalçın Menteş'in bacağını keserse; yanlış yapar, bunu yazan kişi ise; bir bacağı tıp tarafından kesilmişken, öbür bacağındaki yarayı (Tıp buna; şeker sebebiyle; kangren olmak diyor) tedavi ederek, kalan bacağını kurtarmış kişidir."" Ve de; bu yorumum yayınlandı...Eeeee, geldik bugünün haberlerine; "Yalçın Menteş'in bir ayağı kesildi..."
Allah'ınızı severseniz, ben; "Düşürülemeyen şeker yoktur." diye yazalı kaç yıl oldu? Ben size; "Bir bacağı şeker yarası sebebiyle kesilmiş; öbür bacağındaki şeker yarasını tedavi ederek; kesilmekten kurtardığım kişiyi, şekeri; 450 civarında gezerken; düzeltilen Rüştü'den, yirmi yıla yakın şeker hastası iken; bir gözü hiç görmeyen, diğer gözü ise, sadece; ışığı fark eden; Nail Bey'den, ve de; bu konularda; beni aydınlatan; kendisi şeker hastası; kimya mühendisi; ERTAN Bey'den söz etmedim mi?... Yahu; ben havayı mı yazıyorum?
Gelelim Yalçın Menteş'e...
Gazete haberine göre; "Yalçın Menteş; şeker hastası olmasına rağmen; "Yemesine, içmesine dikkât etmemiş..." Çok bilen doktoru/doktorları böyle demiş...
Beyler ve Bayanlar,
Eğer, siz; "İnsülin salgılayamayan" bir şeker hastası iseniz; yemenize içmenize dikkât etmeyen biri bile olsanız; hastahanelik olacak kadar; durumunuz olsa, doktorlar; yiyip içtiğinizi karşılayacak kadar insülin vurur ve durumunuzu düzeltirlerdi... Peki, Yalçın Menteş'te bunu niye yapamadılar? Bana göre; Yalçın Menteş; insülin salgıladığı halde; şeker hastası olanlardan... Türkçe'si; "Geçiş sistemi çalışmayan"lardan...
Giden ayak gitti... Peki; durumu düzeldi mi, hayır... Yarın bir gün; öbür bacağıyla karşılaşacak. Tıpkı; biraderimin kayınpederi gibi..
Haaa, son bir haber daha:
Hani size; "portakal büyüklüğündeki tümörden söz etmiş miydim" demiştim ya; bugün Eskişehir'den haber geldi:"Hocam, sayenizde kurtuldum!..." Kişinin tümörü; akciğerinde idi...
Daha; öğrencim olan Güngör'ün astım hastası olan hanımını mı, sadece bir derdi varken; kemoterapiye giren ve yeni dertler edinen hastaları mı, "Sakar Bey'ciğim, kocam çok iyi gidiyor, ama; İzmir'deki falan Üniversite Hastahanesi hekimleri; acele kemoterapi gerekiyor, dediler. Ne yapacağımız şaşırdık. Acaba kemoterapiye mi girsek, ya da; kemoterapi için Almanya'ya mı gitsek?" dedikten sonra; bir hafta on gün sonra, "Hocam, Almanya'daki Doktorlar dedi ki; "hastanın durumu iyi!..." Çok mutluyuz..." diyenleri mi anlatayım? Son sözü edilen hasta; akciğerinden, karaciğer ve böbreğine metastaz yapmış biri...
Ha, ben size ne yazayım?...
Bir şey daha yazayım: öğrencim olan Güngör'ün astım hastası olan eşiyle ilgili; "Nasıl gidiyor?" soruma verdiği cevabı yazayım:"Hocam, tazı gibi..." Ne demekse...
Sağlıcakla kalın...

sakar
16-04-2013, 02:23:27
Hukuki Net üye ve misafirleri,
Bu konu başlığı altındaki yazılarımı sonlandırmak niyetinde idim. Haddinden fazla yazdığımın farkındayım. Sizlere; bir bitkiden hazırlanmış; müthiş/inanılmaz/mükemmel/birçok özelliği bir arada taşıyan(Komplike), bazılarına göre; ot-çöp, bazılarına göre de; "kocakarı ilacı" sayılan; HTTnin yaptıklarını yazmaya/ima etmeye çalıştım. Eğer; Yalçın Menteş olayı olmasa idi, aynı hastaya; iki farklı hastahanenin, iki farklı yorumu/teşhisi olmasa idi, ve de; benim için müthiş bir deneme olan; "Akciğerinde portakal büyüklüğündeki tümör..."den, HTT'yi gönderirken bile; "Çok zor, başarabilir mi, bilmem" diye endişelendiğim, üstelik; "43-44 yıldır sigara içiyorum. Bana diyeceklerdi ki; "sakar Hoca, akciğer kanseri mi olmak istersin, yoksa; diş çektirmek mi?" şeklindeki bir soruya; "Akciğer kanseri olayım." diye cevap verebilebilecek kadar, kanseri tanımış biri olarak; "Akciğerdeki portakal büyüklüğündeki tümör"de elde edilen netice; inanılmaz olunca, ve de; ASTIM diye bir hastalığın olmadığına dair; Güngör'ün eşi hakkında dediği:"Tazı gibi..." cümlesi de bir araya gelince; önceki yazıyı yazmak zorunda kaldım. Bir bilgi daha vereyim: Güngör'ün Hanımı; "Alerjik astım değil." Güngör deyince aklıma geldi. Bizim Güngör; geçenlerde "kıl dönmesi" sebebiyle ameliyat oldu. Ameliyat için, doktoru; narkoz işlemi için hasta hakkında "durum tespiti" yaparken, Güngör'e aynen şunu söylemiş:"Güngör, sende bronşit vardı.Şimdi yok.Nasıl oldu bu iş?" Güngör bana dedi ki:"Hocam, hanıma verdiğin ilaçtan ben de içtim. Belki ondandır..."
Şimdi; bir başka haber daha: Bir kişi siroz olur. Durumu son dönemdir. Onu ve beni tanıyan biri, beni bulur. Der ki;" Arkadaşımın durumu ağır. HTT verirsen denemek isterler...Elbette, çaresizlikten." Veririm ve Orta Karadeniz'deki bir şehirde olan hastaya ulaştırılır. Veee, maalesef; hasta HTT ulaştıktan on gün kadar sonra, vefat eder...Demek istediğim; "SİROZ" hakkında bilgim yok... Daha önce yazmıştım:"Astım; bronş mukozası iltihabı ise; HTT tedavi etmeli" dediğimde, ne kadar haklı çıkmışsam; Siroz; ilk teşhiste; HTT ile tedavi edilir olmalı fikrindeyim. Eğer; ben bu otu tanımışsam...
Sağlıcakla kalın...

sakar
08-05-2013, 04:40:44
Sayın Üye ve Misafirlerimiz,
Siz; belki tanımıyorsunuz, ama; iki tane "SAKAR" var. Birisi:"Hakkından fazla konuştun/yazdın" diyen, birisi de:"Yap iyiliği, dök denize, balık bilmez ise; hâlık (Hâlk eden/yaratan) bilir..." diyen sakar...
Peki, bu durumda; ben sizlere ne yazayım?... Siz, diyeceksiniz ki:"Yahu; diyecek lâfın yoksa; bu yazıya niye başladın/başladınız?..."
Madem ki, öyle dediniz; yazıyorum:
İSTER İNANIN, İSTER İNANMAYIN. İSTER SENARYO/HİKÂYE/MASAL SAYIN;
İSTERSENİZ; "GERÇEK" kabul edin...
Başlıyorum anlatmaya...
Ben sizlere; kanser dahil, HTT ile ilgili yüzlerce litreye dayalı, denemelirimle ilgili yaşadıklarımın çoğunu yazmadım, yazamazdım.
Ama, bir konu var; yazmazsam; çatlarım.... Çatlamayayım diye bu yazıya başladım. Ben size; daha önce ne yazdım:"Ben; HTT ile ilgili olarak, ilgim yokken; istemeden bulaşan, bu konuyu araştıran/deneyen biriyim, tedarikçi değilim, öğrenmeye çalışıyorum, benden HTT istemeyin, sadece; bilmediğim bir konu ise; HTT veririm."
Öyle dedik de ne oldu?...
Adam köyüme geldi. Buradaki "adam" lâfı; hasta demek... Bildiğin bir konu bile olsa; kapına gelmiş bir hastaya; var iken; "HTT yok." diyemezsin. Zerre kadar vicdan/ahlâk/insanlık var ise; bu olmaz...
Peki, hikâye ne diyeceksiniz. Başlıyorum:
Adam; 1965 yılında Almanya'ya gider... 2000'li yıllarda ülkeye; emekli olarak döner. Yıllardır ayrı yaşadığı ülkesinde; huzurlu bir emeklilik yaşamayı plânlar... Bir süre sonra; sol tarafına yatamadığını fark eder. Ve zayıflamaya başlamıştır... Durumunu merak eder ve; doğru İzmir'deki çok şubeli özel bir hastahaneye gider. Derdini anlatır...Tetkikler... Sonuç:"Beyefendi, akciğer kanseriniz ve tümörünüz 12mm. Önce radyoterapi, arkasından da; kemoterapi..."
Ara bilgi:
Beyler ve bayanlar,
Ben; annesi, babası, kayın pederi ve kaynanası sağ olmayan 62 yaşında biriyim. Kayın validem hariç, diğerleri; "pıt" diye öldüler. Hastahane, doktor, ameliyat, bıçak parası, hasta bakıcıya çorba... ıvır zıvır... bilmiyorum/bilmiyoruz. Sadece kayın validem; "beyin kanaması" sebebiyle hastahaneye yattı, hastahanede ziyaretine gittiğimizde; gayet iyi idi, daha sonra "yoğun bakımda" iken, nasıl oluyorsa/olduysa/nasıl yoğun bakımsa; ikinci bir kanama geçirdi ve bitkisel hayata girdi. Bir hafta sonra; "eve götürün" dediler, eve getirildi, bir hafta sonra da; vefat etti...
Demek istediğim; biz ailecek "KANSER" diye bir cümleyle karşılaşmadık. Ama; bu HTT yüzünden; çok kanser hastasıyla karşılaştım. Ve şunu gördüm/öğrendim; "kanser" teşhisi demek; o aile ocağına atom bombası atılması demek...O kadar; boktan/berbat/kötü/feci (Özür dilerim) bir konu...
Hasta şok olur, der ki; "düşüneyim, geleyim."
Döner gelir, oturduğu komşu ilçeye... Ticarî olmadığı halde; ticarî sayılan, her yıl vize gerektiren (Bu da nasıl oluyor, onu da anlamış değilim) vatandaşın "doblo tip" araba dediği bir de arabası vardır. Bir arızası sebebiyle; sanayi çarşısına tamir için gider. Bir tamirciye uğrar; arızayı anlatır...Tamircilerde de genel bir kural vardır:"Nasılsın, ne var ne yok?" gibisinden... Hasta da."İyi değilim, durum; şöyle şöyle..." Tesadüf öylesinedir ki; tamirci:"Amca, akciğer kanseri hastalık değil ki, niye moralini bozuyorsun. sakar Hocayı bulacaksın. Benim kayın pederimin 50mmlik tümörünü, hiç doktor müdahalesi olmadan yok etti.telefonu bu, filân köyde oturur, git onu bul!" Neyse; adam beni 1 Temmuz 2012 de bulur. Kahvehanede karşımda oturmakta, derdini anlatmaktadır...Akciğer kanseri bildiğim hastalık olduğu için, ben O'na:"Ben sana HTT vereceğim, kullanacaksın. Bir ay sonra; şunlar, bunlar olacak, iki ay sonra kontrole gittiğinde doktor; "tümörün 6-7mm'ye düşmüş diyecek" demekteyim. Adam, her seferinde; "inşaallah" demekte... Ben de, adama:"Yahu, sen hayatında; inşaallah 2x2=4 eder dedin mi?" Adam; "hayır, zaten öyle..." diyor. Ben de;"Bu iş de böyle..." dedim. Adam ne dese beğenirsiniz:"İnşaallah!"
HTT'yi aldı gitti ve 1 Eylül 2012 de, köye yine geldi:"Dediklerinin hepsi oldu. Tümörüm şu anda 6-7mm. Devamını alacağım." Aldı ve gitti...
Daha önce; Aralık ayında külüstür için sanayi çarşısına gittiğimi yazmıştım. O sırada tamircim bana:"Hocam, haberin var mı, Almancı Amca, kemoterapiye başlamış..." Almancı Amca" dediği kişi 72-73 yaşında...
Tam 7,5 ay sonra; Almancı amca'dan bana telefon:"HTT var mı? var ise almaya geliyorum." Adam geldi... Suratı; kâğıt gibi, bembeyaz... Sordum:"Hayırdır?..." Cevap:"Dediklerinin hepsi oldu, ama; bana dediler ki; kanser otla çöple tedavi olmaz, tıbbî tedavi gör. Ben de uydum. Radyoterapiden sonra (Ya 8, Ya da 12 dedi) kür kemoterapi aldım.Şu anda durumum: Tümör bıraktığın gibi; yine 6-7 mm. Üstüne; akciğerimde; kemoterapiden sonra ödem oluştu. Doktor dedi ki: Bu yatarak tedaviyi gerektiriyor, boş yatağımız yok (Demek ki; hasta, beklenen kadar paralı değil.Bir gün; başka hastayla ilgili, "boş yatak" konusuna girerim belki...) Yatak boşalınca, biz size haber veririz."
Adama dedim ki:" Be Adam, sen bunu kullanan/bilen/yaşayan birisin. Bu hatayı nasıl yaparsın?" Cevap:"Bir hata ettim..."
Yeter gari... Kısa kesiyorum:Hem kalan tümörünü, hem de ödemini (HTTnin, nerede olursa olsun, ödem yok ettiğini zaten deneyerek öğrenmiştim) yok etmek üzere; HHT alıp gitti.
Sizce, bu adam/hasta; yılın mı, yoksa; yüz yılın mı, ya da; bin yılın mı; en .... hastasıdır?
Buna benzeyen, bir de; yemek borusu kanseri hastası var...
Ben size, neler anlatayım ki?...
Sağlıcakla kalın...

sakar
10-05-2013, 22:35:56
Üye ve Misafirlerimiz,
Eğer bir yazıyı plânladığın gibi yazmamışsan; yazının tadı kaçıyor. Önceki yazımda; son bölüme doğru; "Vatan Gazetesi'nde Mine Şenocaklı'nın, geçen hafta sonu yazmaya başladığı; "Kemoterapi" konulu yazılarını okuyun." yazacaktım, unutmuşum. Almancı Amca'yı yazdım. "Kemoterapi" konulu yazıyı da okumanızı sağladıktan sonra ikinci bir hastayı (Yemek borusu kanseri) anlatacaktım, ve diyecektim ki:"Gördünüz; kemoterpi insanı ne hâle getiriyor."
Hatırlarsanız; M. Şenocaklı'nın yazılarından daha önce, ben size ne yazmıştım:"Yoksa; kemoterapiye başlayınca yeni dertler edinenlerden mi, söz edeyim..." Söz etmemiştim, çünkü; "tıp düşmanı" ilân edilebilirdim. Mine'nin yazdıklarını okursanız; "doktor"un dediklerini öğrenmiş olursunuz. O yazı; malûmun ilânıdır, o kadar...
Her kanser türü hakkında tecrübem yok. Tıbbi müdahale görmemiş, tümörlü kanser hastalarında HTT-Kanser ilişkisinde; matematik-fizik kuralları kadar kesin kurallar var. Bu kuralları bildiğim için; Almancı Amcaya; şu sürede şunlar, bu sürede bunlar olacak diyecek kadar kesin konuşabildim. Almancı Amca'ya; iki ay sonra; tümörün 6 mm.ye düşecek yerine 6-7 mm dememin sebebi; tam iki ayı tamamlamadan kontrole gideceğini tahmin etmemdendir.
Gelelim; yemek borusu hastasına... Bu olayda Sakar; hastayı hiç tanımamış/görmemiş, bir hasta yakınıyla da tanışmamıştır. Bu olaydaki rolüm; hastanın arkadaşı Nihat'a; hasta için 50 günlük HTT vermiş olmamdır. O kadar...Şimdi yazacaklarım; Nihat'ın anlattıklarıdır.
Nihat; yedek parçacılık yapan arkadaşının dükkanına uğradığında; dükkanda oğlunu görür, babasını sorar. Evde hasta olarak yattığını öğrenip, evine gider. Durumu öğrenir:"Yemek borusu kanseri olmuştur. Hem hastalıktan, hem de; yeterince yiyememekten zayıflamıştır, hâlsizdir ve 20 kg vermiştir.Teşhis konmuş, tıbbî müdahale yapılmamıştır." O'na HTT getireceğini söyleyip ayrılır. Benden HTT alır ve O'na götürür. 50 günlük kullanım sonucu; halsizlik bitmiş, 8 kg geri alınmıştır. Hasta:"İyileştim" demekte, Nihat ise;"İyileşmediğini, HTTnin şu kadar süre kullanması gerektiğini" söylemesine rağmen, hasta; kullanmaya devam etmekten vazgeçer. Bir süre sonra doktora gidip, kontrol olur. Doktoru:"Tümörün küçüldüğünü, kalan tümörü ise ameliyatla alabileceğini, ama; yeni sağlık mevzuatı gereği; burada ameliyat yapamayacağını, falan hastahanede yapabileceğini; kendisinin 20.000 bıçak parası, hastahanenin de 30.000 lira para alacağını..." söylemiştir. Asistanın ise; "Hocam, ne gerek var? Hasta, nasıl yaptıysa; tümörünü küçültmüş" demesine rağmen... Hasta;"Beni bırak, sülalemde bu para çıkmaz." der geri döner.
Buna rağmen hasta; HTT kullanmaz. Bir süre sonra; doktoru köprücük kemiği civarına bir bant (Ağrı için olmalı) yapıştırır. Bandı Nihat bile görür. Hâlâ kullanmama niyetindedir ve kullanmaz. Bir süre sonra, Nihat; arkadaşının tıbbî müdahale için İzmir'e taşınmaya başladığını öğrenir. Ve daha sonra da; böbreklerinin iflas ettiğini...Geçen Mart Ayı'nda da vefat ettiğini...
Hem Almancıyı, hem de bu hastanın hikâyesini okudunuz. Bu iki hastanın yaptığını; nasıl izah edebiliriz? Akla, mantığa sığıyor mu?
Sözün kısası: hastalar yeni dertler edinmekteler... Kimisinin kan değerleri "sıfır"lanmakta, kimisinin akciğerinde, bir başkasının kalp zarında, kimisinin de beyninde ödem oluşmakta. Böbreği iflas eden de var, kemik değerleri berbat olan da... Neyse...
Yakında, sizlere; müthiş bir haber verebilirim:Hastada karaciğer büyümesi (Hepatomegali) vardır ve teşhis:"Primer Bilier Siroz, kısaca PBS" Yani; bir adım sonrası:SİROZ. Durum netleşsin bakalım...Hasta da; yıllar önce beraber çalıştığım ve sık sık görüştüğüm bir meslektaşımın karısıdır.
Sağlıcakla kalın...
Yine damarım tuttu:
ÖDEV:HTT-Kanser ilişkisindeki kurallardan biri gereği: hasta hastalığı sırasında verdiği kilonun tamamını 122 günde geri alması gerektiğine göre; 20 kilo kaybeden bir hasta, 50 günde kaç kilo almalıdır?

sakar
17-05-2013, 23:41:40
Yine Ben, inanılmazları yazmaya devam ediyorum.
Geçenlerde; HaberTürk kanalında KANSER konulu bir program vardı. Gezinirken takıldım. Konu çok dikkâtimi çekmişti, ama; programı yönetenin çok bilmiş tavırları, gereksiz müdahalelerle konuşmacıların sözünü kesmesine tahammül edemeyip; seyretmeyi bıraktım. Sonradan, internette; programda çıngar çıktığını okudum. Aklımda kalan ise şu: Fitoterapist (Bitkiyle tedavi uzmanı) Dr. Ümit Aktaş'ın ABD'den bir istatistik kurumunun 1950-2001 yıllarındaki bazı hastalıklarda tedavi oranındaki değişimden söz ederek; kalap-damar hastalıklarında; tedavi oranı %76 artmış iken, kanserde niçin %5 bile değildir? Niçin kanser tedavisinde; 1950lerdeki seviyedeyiz, anlamındaki ilginç tespiti... Başka bir şey daha öğrendim: Kemoterapi sırasında hastaya; kanser yapıcı maddeler verildiği... Bu anlamda, yani; kemoterapi sebebiyle, doktorun "Annenizdeki filân kanser kemoterapi sebebiyle olmuş." dediğine dair, e-posta adresime yazılmış bir mesajı hâlâ saklamaktayım. Neyse...
Gelelim meslektaşımın eşine:
Hastada; karında şişlik, karnın sağ tarafında ağrı vardır ve eğilememektedir. Zaten kalp rahatsızlığı olan hasta, bunu; bu hastalığına bağlayarak; özel bir hastahanenin Kalp-Damar Servisine gider.Doktoru: "Kalbiniz; sizi on yıl kadar daha idare eder.Bir karaciğer uzmanına görünün." der ve iki ilaç yazar. Bir üniversite hastahanesine giderler. Tetkikler v.s.den sonra; "Karaciğerinizde büyüme (Hepatomegali) var. İkinci evredesiniz (Primer Bilier Siroz) ve bundan sonrası da; SİROZdur. Tıbben yapılacak bir şey yok. Yürüyüş yapın, kilo verin." denir. Dönerlerken; bulunduğum köyden geçecekleri için, beni ziyaret ederler. Konuşuruz ve bunları öğrenirim. Bana da; nelerle vakit geçirdiğimi sorarlar. Ben; otla-çöple uğraştığımı filân anlatırım, ve eklerim: "Uğraştığım/araştırdığım bu otun HEPATOPROTEKTİF (Kabaca; Karaciğeri adam eder.) özelliği olduğunu söylerim.Bunu ben demiyorum; tıbbi özelliklerinde öyle yazıyor. Yani; bu bilgi bilimsel araştırma sonucu!... Ayrılırız. Ertesi günü ilacı almaya giderler. Eczacı; reçetenin süresinin geçtiğini ve sağlık ocağına yeniden yazdırmalarını söyler. İki ilacı yazdırmaya geldiklerinde, doktor; "Şu ilacı yazamam, çünkü; bir tane bile içersen, ömür boyu bundan kurtulmak için uğraşırsınız, ötekini yazayım." der. O ilacı alırlar ve akşam ilk olarak hasta bir tane içer ve daha da kötü olur. Bırakırlar. Sonraki gün bana telefon:"Arkadaşım, yarın ilçe pazarına gelecekseniz; gelirken HTT getirin, buluşuruz." Cumartesi günü pazarda buluşuruz ve HTTyi veririm. Nasıl saklayacağını, ilk hafta ne kadar, sonraki günlerde de ne kadar kullanacağını söylerim ve ayrılırız. Bir süre sonra, arkadaşın hanımı, benim hanıma telefon eder:"Rahatladım." Dün akşam saat 19 sularında karı-koca bizi ziyarete gelirler. Kocası gibi, hasta kadın da meslektaşımdır. Aman, nasıl teşekkür...Ne yapacağını şaşırıyor. İkimiz de 62 yaşında olmasak, elimi öpecek neredeyse... Kocası:"Arkadaş, seninle görüşmemizden sonra eve vardığımızda; hanım ağlar, ağlar... Sanki; kanser demişler..." Ben de; "ne fark eder; çare yok denince, ne yapsın?" Bu arada hasta, bir tahlil sonucunu göstererek;"Sakar Bey'ciğim, şu rapora bak; HTT kullanmadan önceki kandaki yağ durumu ve de sonrası. Nasıl da düşmüşler. Sizde kalsın, delil olarak saklayın." demekte. Kocası ise, ki benden iki yaş büyüktür, "Ben de içsem ne olur?" Cevabım:"Ben hiç bir rahatsızlığım yokken; HTT kürümü tamamladım. 1 Ekimde başladım, 31 Ocakta son verdim. Aklımdan; kanser olmak, prostat büyümesi, karaciğer-böbrek yetmezliği v.s. geçmiyor. İleride devam edersem; yaşlanınca; parkinson, alzaymır, MS olacağımı bile düşünmüyorum." derim. Ben de içeyim, demesin mi. Karışmam, derim. "Arkadaşım, sen beni sevmiyor musun? İç desene." der. Bu arada; Bir meslektaşının; bazı insanları ipten almasından, böyle çalışmalar yapmasından gurur duyduğunu bile söyler. Neyse; ikisi için kullanılmak üzere alırlar ve sevinçten uçarak giderler... Lâf aramızda; böyle şeyler beni de mutlu ediyor, bana zevk veriyor. Ve hâlâ iddia ediyorum:"HTT ilk teşhiste; sirozu tedavi etmeli."
"Sakar Bey'ciğim" denince aklıma geldi. Bu şekilde bana hitap eden ikinci kişi; bu Hoca Hanım oldu. Birincisi ise; daha önce sözünü ettiğim 82 yaşındaki hastanın eşi idi. Hatırladınız mı: Hani, 85-90 gün HTT kullandıktan sonra; İzmir'de "Kocanın durumu iyi değil, hemen kemoterapiye başlamalıyız" denmesinden sonra, bana telefon ederek; "Sakar Bey'ciğim, kocam iyiye gidiyor, ama; hastahane böyle diyor, inanın ne yapacağımızı şaşırdık" dedikten sonra; kocası Almanya'ya giden ve oradaki hastahanenin "hastanın durumu iyi" demesinden sonra, beni arayarak; "Çok sevinçliyiz" diye arayan kişi. Bu işte neye yanarım, bilir misiniz; hastanın HTTyi Almanya'ya götürmesi mümkün değil. Uçağa; su bile almıyorlarmış. HTT kullanması tamamlanmamış olacak. Ben de; iki yere metastaz yapmış vakada; HTT ne yapar bilgisine ulaşamayacağm.
Şimdi gelelim, bu yazının sürprizine...
Akciğer kanserinde; tıbbî müdahale olmaksının, HHT'nin... Bunu biliyordunuz. Eğer, Nihat'ın arkadaşı; çıkardığı ipi boynuna takmasaydı, yani; devam etseydi:
Yemek borusu kanserinde; tıbbî müdahale olmaksızın, HTT'nin... diye yazacaktım. Kısmet olmadı.
Şimdi ise:
Gırtlak kanserinde; tıbbî müdahale olmaksızın, HTT'nin... diye yazabilirim. Hasta inşaat işçisidir ve inşaat ustası, Nihat'ın kardeşi tarafından gönderilmiştir.
Bunları ben yazmıyorum; HTT ile ilgili bilimsel araştırmalar söylüyor: ANTİPROLİFERATİF özelliği var, diye... Yani; ben bu bilgileri test etmekteyim, o kadar... Her kanser türünde, geçerli mi bu? Üçünde geçerli olduğunu biliyoruz. Yakında; bir başka cinste; tıbbî müdahale olmaksızın, nasıl netice verecek öğreneceğiz.
Sağlıcakla kalın...

sakar
25-05-2013, 00:15:39
Hiç beklemediğim bir olay sebebiyle; bir haftalık mücadele sonunda yazmaya karar verdim ve bir saatten fazla yazdıktan sonra ve yazacaklarımın da yarısına gelmişken; birden; yazdıklarım silindi. O kadar yazıyı şimdi tekrar yazamam. En kısa zamanda; yeni yazma sebebimi anlatacağım.
Sağlıcakla kalın...

sakar
25-05-2013, 15:27:21
Sayın Üye ve Misafirlerimiz,
19 Mayıs'ta bir gazetede okuduğumla ilgili olarak; içimdeki iki sakar kavga etmekte. Birisi; "okumamış ol." öteki ise;"Bildiklerini yorum yapmadan yaz." demekte. Bu çatışmaya son vermek için; yazmaya karar verdim. Önce; daha önce yazmadığım iki Akciğer Kanseri (A.K.) vak'asını yazmalıyım.
Kişi telefon eder; "Babam A.K. HTTyi denemek isteriz." Adres madres, gönderirim. "döküldü" denir, tekrar gönderirim. Bir gün kardeşiyle birlikte, hastahane bahçesinden arar ve;"Doktor, kemoterapi bitmeden izin vermem. Kemoterapiden sonra ne halt ederseniz edin, dedi. Kemoterapiden sonra kullanacağız." derler. Buna MANİSALIBİR diyelim.
Aradan 22 ay geçer. Bu sefer başka birinden telefon; "Ben filânca, babam A.K. Telefonunuzu; babamı hastahaneye götürdüğümde tanıştığımız ve son kontrole gelen, HTT kullanmış Manisalı falan kişiden aldık. Tedaviye daha başlanmadı.Nasıl kullanacağız?" Adres verirler ve yolun yarısına kadar yetecek miktarda gönderirim. Bu zamana kadar HTTnin kemoterapiyle birlikte kullanılabildiğini, kemoterapinin ağır etkilerini azalttığını öğrendiğimden; burada yazamayacağım bazı şeyler söyler ve "Karar sizin" derim. Yolun yarısı geçildikten sonra; HTTnin arkası istenmez. Bunun üzerine mesaj yazarım:"Durumu nasıl?" Cevap, aynen;"Kemoterapi alıyor.Gerileme var.Tedaviden sonra görüşürüz. İlginize teşekkür ederim." Bu mesajı aylarca silmediğim gibi; tarih, saat, dakika ve saniyesiyle birlikte defterime yazarım. Mesajı da; bazı arkadaşlara gösterir ve şöyle derim:"Tıptan düzelmeye başladığını sanıyorlar, hata ediyorlar." Aradan sekiz ay geçer. Tekrar mesaj yazarım:"Bu kadar zamanda tedavi tamamlanmalıydı. Görüşmediğimize göre; tedavi olamadı mı?" Bir ayı geçti ve cevap gelmedi. Buna da; MANİSALIİKİ diyelim.
Gazetede okuduğum konu A.K. ile ilgili olduğu için; A.K. ile ilgili yaşadıklarımı/gördüklerimi bir tablo haline getirip, özetlemeye çalışacağım. Buradaki "tıp" A.K. ile ilgili her türlü tıbbî müdahaleleri ifade etmektedir. Yolun yarısı ifadesi ise; HHTnin A.K.yı tedavi etmesi için, geçmesi gereken sürenin yarısını anlatır.
BİRİNCİ DURUM- TEDAVİ: Tıp KİMLER:Kuzey komşum; İbrahim K. Doğu komşum; Kemal A. Batı komşum; Ahmet K. Güney komşum; kahvehane Bunları tanımıyorsunuz, köydeki komşularım idi. O zaman; tanıdıklarınızdan yazayım: Meral Okay, Neşet Ertaş, Berkant, Metin Serezli NETİCE:Kurtulamadılar
------
İKİNCİ DURUM- TEDAVİ: Önce tıp, tıptan sonra HTT KİM:Manisalıbir NETİCE:Telefonumu verdiğine göre, kurtuldu
-------
ÜÇÜNCÜ DURUM- TEDAVİ:Tıpla beraber, yarı yola kadar HTT. Yarı yoldan sonrası; tıpla... KİM: Manisalıiki NETİCE:Bilgi alınamadı
----
DÖRDÜNCÜ DURUM- TEDAVİ:Yarı yola kadar önce HTT. Bu sürede; yüzünün rengi düzeldikten, hastalık sırasında verdiği kilonun yarısını aldıktan ve tümörünü yarıya düşürdükten sonra; HTTyi terk ve tıbba başlamak. 7,5 aylık tıptan sonra; bembeyaz yüz(Kan değerleri çok bozulmuş olmalı) aynı tümör ve ilâve olarak; akciğerinde ödem ile HTTye tekrar başlamak. KİM: Almancı Amca NETİCE:Kurtulmaya çalışıyor.
------
BEŞİNCİ DURUM- TEDAVİ:Tıpla devam ederken, HTTyi öğrenince; sonuna kadar tıp ve HTT ile... KİMLER:Eskişehirli ile İzmir'deki Aydınlı NETİCE:Kurtuldular.
------
ALTINCI DURUM- TEDAVİ:Sadece HTT kullanarak. KİMLER: Tamircimin kayın pederi ile Bitlisli. NETİCE:Kurtuldular.
------
Arkadaşlar, tablo yukarıdadır. Şimdi gelelim; içimde kavgaya sebep olan, gazetedeki konuya.
Okuyucu; uzmana sormaktadır:"Babamda akciğer kanseri var.Kanser vücuda yayılmış. Doktorlar kemoterapi önerdiler ama babam bu tedaviyi almak istemiyor. Çünkü kemoterapinin bağışıklık sistemini çökerttiğini ve hastalığı tamamen geçirmediğini düşünüyor. Daha önce akciğer kanseri olan hastaları zararsız bitkilerle kurtaran bir kişinin önerisiyle alternatif tedavi uygulamak istiyoruz. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?"
Uzman bu soruya uzun bir cevap veriyor. Tamamını aktarmama gerek yok. Uzman cevabının özeti; başlık olarak verilmiş:"Akciğer kanserine bitki tedavisi uygulanmaz."
-------
Şimdi de hatırlatmalar: Ege Bölgesi'nde, iki hafta sonra, bitki HTT yapmanız için hazır olacak. Üç yıllık tecrübeme dayanarak; kavanozunuzu sadece durduğu yerde, aralıklarla döndürün. Takla attırmanıza gerek yok. Haziran ile Temmuzda yapılan HTT ile, Eylül Ekimde yapılan HTT arasında kalite farkı oluyor, geç kalmayın.
Ya yapın, ya da; yaptırın. Mutlaka HTT sahibi olun.
Sağlıcakla kalınız...
Admine not:Bu yazı hukukî sıkıntı yaratacaksa; yayınlamayınız.

sakar
10-06-2013, 04:41:07
Arkadaşlar,
Okuyorsunuz, farkındayım ama; tepki görmüyorum. Meselâ, önceki yazımla (Altıncı durum) ilgili şöyle bir soru bekliyordum:"Tamircinin A.K. hastası olan kayın pederi; tıp müdahale edemediği (Akciğeri her an sönebilir, diye) için, mecbur kaldı kullandı... İyi de; Bitlisli niçin; tıbbı silerek kullandı? Yoksa; HTT kullanmış birini mi tanıyordu?"
Bitlisliyi anlatayım o zaman...
Hukuki Net'te bu konuyu açtıktan bir süre sonra, Maltawildplants sitesindeki tıbbî özellikleriyle ilgili dosyaya da ulaşmışken, yetmemiş; kolon kanserinden bu bitkiyle kurtulmuş kişiden de hikâyeyi öğrenmişken, kanserle ilgili bir sitede; Prof. Onkolog birinin:"Kanser tedavisinde, ot-çöp kullanmak; tedaviyi zorlaştırıyor..." anlamında bir yazısını okudum. Ben de, bu yazının altına; ilk yazımda yazdığım; Medicinal properties (Tıbbî Özellikleri) başlığı altındaki İngilizce metnin "Antiproliferatif" bölümünü; kopyala-yapıştır usûlüyle aktarıp gönderdim. Yayınlandı. Ben, kanser konusunda; başka ot-çöp bilmem. Bildiğim, sadece; HTTdir. HTT açısından itiraz ettim. Demek istediğim:"Uzman, bu rapora itirazını söyle..." Tık çıkmadı. Çıksa idi; o zamanlar bu bitki hakkındaki dosyayı yayınlayan site kapanmamıştı ve bu özelliğini ortaya koyan araştırmayla ilgili "referans"ı gözüne sokacaktım. İşin tuhafı; bu yazıya ve devamına yazılanlar; otomatikman benim e-posta adresime geliyor... Bir iki "inanılmaz" olay yazdım. Hakkımda; hak etmediğim şekilde "iddia"da bulunanlar oldu. Ben de onlara; Hukuki Net'teki bu forumu ve konu başlığını adres olarak bildirip; "Orada anlattım, okuyun." dedim.
Bir süre sonra; e-posta adresime bir yazı (Kanserle ilgili siteden, otomatikman gelen) "Telefon numaram şu, acil görüşmemiz gerekiyor." Açarım telefonu ve görüşürüz. Özet:Kişinin babası rahatsızlanır, İstanbul'da adı ve fiyatı büyük bir özel hastahaneye giderler ve teşhis:"Babanız A.K... Kemoterapiyi kaldıramaz, sadece; radyoterapi uygulayabiliriz." Oğlu kanserle ilgili internette arama yaparken; o yazımı bulur, mesajla bana ulaşır. HTT kullanan bir kişiyi bile tanımadıkları gibi; tavsiye bile duymamışlardır. Bu aradaki çok bölümü atlayarak; tamamlıyorum:"Tıbbî çaresizlikten" kullandı, ve kendini kurtardı. Kullanmaya başladıktan sonra, hastahanenin "Babanızı getirin, radyoterapiye başlayalım." şeklindeki davete bile uymadı... O'nun siteye yazdığı telefon numarasından, O'na ulaşıp, araştıran soran (Ulaştın mı, gönderdi mi, kullandınız mı, netice ne oldu?) başka birisi; telefonumu ondan alarak... Bunları hep atlıyorum.
İki gün önce; eski öğrencilerimden birinin; köyümüzde bulunan eniştesini; "Hocam, bir uğrayın" ricasıyla, eşimle ziyarete gittik. Öğrencimin maksadı; yaşananları anlat, ikna et, HTT kullanmasını sağla...
Hasta; önce kan kanseri olur. Hep özel hastahanelere giderler... Kişi; kamu işçisi olduğu ve de yeni emekli olduğu için; bir öğretmenin alabileceğinin emekli ikramiyesinin; bir kaç katı kıdem tazminatı aldığı için; paraları vardır. Ek bilgi: Ben 2000 yılında; 28 yıllık hizmet karşılığı 7.410.000.000 lira emekli ikramiyesi aldığımda; benden dört ay sonra, 25 yıllık hizmet sonrası emekli olan, ilkokul mezunu kamu işçisi 27.000.000.000 lira almıştı.
Hasta için; doların 1,3-1,4 lira (Milyon demedim) olduğu sıralarda, ABD'den yedi ampul ilacı 25.000 liraya getirtirler. Türkçesi; yaklaşık 20.000 dolar!...Netice; kurtulur... Ama, yeni bir derdi vardır: A.K. hastası olmuştur. Radyoterapi ve ardından dört kür kemoterapi...Bunlardan sonra, hastada; ödem ve kaval kemiği ağrıları oluşmuştur.El ve ayak tırnakları anormal şekilde irileşmiştir. Yetmedi; göğüs ve sırt bölgelerinde; zonaya benzer şeyler oluşmuştur. Hepsini gördüm. Onlar anlatıyor, ben anlatıyorum.... Uzun süre konuştuk. İkna olmamaları mümkün değil, çünkü; hastanın karısının; kız ve erkek kardeşlerinin öğretmeniyim ve 38 yıldır da (Kısa süren sürgün hayatım dışında) buradayım. İyi de; bir problem var ortada:"Tıp; yarattığı problemler için; kortizon tedavisine başlamıştır." Daha önce yazdım mı, yazmadım mı, bilmiyorum:"HTT kortizonlu ilaçla, asla işe yaramıyor." Eeee, ne olacak şimdi? Karar verdiler:"Kortizon tedavisi bitsin, kullanacağız."
Ara not:Eğer, bir gün, HTT yapar ve kullanmaya kalkarsanız; asla buzdolabına koymayın. Koyarsanız; çöpe atın daha iyi...Belki, bir gün; bu bilgiyi nasıl edindiğimi de anlatırım.
Bana, meselâ; "Sakar Hoca, A.K. hastalığıyla ilgili yapmış olduğun "ALTI DURUM"u, bir başka kanserle ilgili olarak yazamaz mısın?" diyebilirsiniz. Yazamam... Çünkü; yüzlerce litreye dayalı HTT araştırma/denemelerimde en çok karşılaştığım hastalık; A.K. dır. O kadar çok karşılaştım ve öğrendim ki: "Diş çektireceğime; A.K. olayım..." cümlesini boşuna kurmadım.
Dört aylık HTT kürünü tamamladığımı daha önce yazmıştım. 43-44 yıldır sigara içmeme ve bu küre rağmen, milyarda bir bile olsa, de ki; A.K. oldum. Doktor dedi ki:"Maalesef sakar Hoca, A.K.siniz ve tümörünüz şu kadar." Asla tıbbî müdahaleye izin vermem ve 122 gün sonra tümörümü yok ederim, o kadar...
Gırtlak, meme, kolon, prostat, mesane... biliyorum.Hepsini yazamam. Bilmediklerimi de yazamam....Ama, şunu yazabilirim:"Ötekiler hakkında; tablo yapacak kadar denemem olmadı."
Konuyu değiştiriyorum.
Birkaç gün önce, eşi astım olan Güngör'le görüştüm. Artık, epeydir HTT kullanmayı bıraktı. Astımla ilgili hiç bir ilaç kullanmıyor ve durumu çok iyi imiş... İyi de; bir başka astım hastasında durum aynı olmadı.
Anlatıyorum:
Bu sitede;bu başlıklı konuda; "Astım hastası Veli Bey"in yaptığı namussuzluğu okuyan biri bana ulaştı ve dedi ki:"Hocam, ben astım için size hasta buldum." Netice; HTTyi ulaştırdım. Hasta; önceleri, bir plastik firmasında çalışmıştır. Astımdır ve ara sıra astım krizi sebebiyle acile taşınmakta, astım ilaçları kullanmakta, bir hafta-on gün aralığında da; astım maskesi kullanmakta, beş katlı bir binayı da; 10-12 molayla çıkabilmektedir.
Bir ay kullanır ve bu sürede; asla astımla ilgili bir ilaç/maske kullanmamıştır ve acile de gitmemiş ve aynı binaya molasız çıkmıştır. Veee, bir ay sonra; aynı kişi; birden bire eski haline dönmüştür...Eeee, bu ne?... Yahu, bilsem; size sorar mıyım?... Düşünmekten, kafam patlıyor yine...
Bu arada, Güngör'ün hanımı; astımla ilgili gelişmeden sonra; verdiğim HTTnin bir kısmını, astım hastası olan; sağlık ocağındaki birine, eczanede çalışan kıza da verir. Ben vermediğim için, onları soruşturmuyorum. Ama; benim hatunun verdiği; bir başka öğrencimin karısındaki durumu öğreneceğim. Ondan sonra karar vereceğim; HTT astımda ne yapar?
Son pazar günü, bazı sebeplerden ilçe merkezine gittik, eşimle...Hikâyesi uzun... HTT çiçek açtı... Ama; tek tük... Tomurcuklar yeteri kadar açılmamış... Havalar serin gidiyor, azıcık gecikti...
SON SÖZ: SİZ HÂLÂ NEYİ YAPMADIĞINIZIN FARKINDA MISINIZ?... (Admin yine kızacak:"Ulan, kaç defa yazdık:"Büyük harfle yazmayın, diye!...")
Sağlıcakla kalınız...
Eh, yine not yazmak zorundayım:Bu yazı sıkıntı yaratacak ise; yayınlamayınız...

sakar
16-06-2013, 02:06:39
Yine yazacağım,
13.06.2013 tarihinde; iki adet 5 lt.lik kavanoza HTT olması için, gereken dolumu yaptım. Güneşin altındalar... Bu sefer; "inanılmaz." bir haber yok.
Önceki yazıyı sabaha karşı yazıp, yattıktan sonra; öğleye doğru kalktım. Az sonra bir telefon:"Sakar Hoca'm, ben Eskişehir'den filânca. Köyde iseniz; öğleden sonra sizi ziyaret etmek isteriz." Buyrun gelin, derim. Siz, gelenin; portakal büyüklüğündeki tümörü yok olan Eskişehirliyi sandınız, değil.
Eee, o değil; gelen kim?
"kader" diye bir şeye, ister inanın ister inanmayın. Almancı amcanın; koca sanayi çarşısında; HTT yi kayın pederinde kullanmış tamirciye uğraması gibi durum...
Anlatıyorum:
Eskişehir'de oturan İsmail'in babası akciğer kanseridir. Ankara'da tanıdıklarından biri trafik kazası geçirir. İsmail; onlara "geçmiş olsun" ziyaretine gider. Bu ziyaret sırasında; kazazede yakını biri, İsmail'e sorar:"Babanızın durumu nasıl?" O da cevap verir:"Kemoterapi alıyor." Bu konuşmayı duyan başka bir ziyaretçi sorar; hayırdır? Ziyaretçi durumu öğrenir ve der ki:"Benim tanıdığım biri, kanserle ilgili bir ot ilacı kullandı. Çok memnun kaldılar. Ben de; lâzım olur diye, gönderenin telefonunu aldım. İsterseniz vereyim." İsmail telefonu alır ve Eskişehir'e döner, bana ulaşır. Telefonu nasıl bulduğuyla ilgili olarak; yukarıdaki durumu anlatır. Kullanmaktalar. Babasının hastalığı "çocuk oyuncağı" olmasına rağmen, zorlanmaktadır. Çünkü; kemoterapi sebebiyle, kan değerleri; çok bozulmuştur ve birkaç sefer kan vermek zorunda kalmışlardır.Zor da olsa; iyiye gitmektedir. Kullanmaya başladıktan sonra; küçülme tespit edilmiştir ve devamı istenmiştir. Kendisiyle de; bir kaç defa görüşmüştük.
Gelen mi; İsmail'in üst kat komşusudur. İsmail hakkımda ne anlattıysa, adam tutturmuş:"İsmail, anlata anlata bitiremediğin o kişinin bulunduğu ilçedeyim. Telefonunu ver de; onunla tanışayım." der. Ve, köye gelirler. Bir kaç saat konuşuruz. Yanında da; ota-çöpe meraklı bir hanım vardır. Ben anlatırım, onlar dinler. "Aaaa, biz bunu sadece kanser için sanıyorduk." demezler mi... Arkasından; İsmail'e telefon:"Hani senin bir yeğenin var ya, o hastalığa da çareymiş." Tıp; tedavi edemediği için, ha bire kortizon vermekte, kızcağız; kortizon sebebiyle top gibi olmuş. Galiba; kortizon tedavisi sona ermiş...
Anlattıklarımdan sonra, adam; benim şöyle şöyle derdim var, kadın; benim de şöyle şöyle derdim var. En iyisi; biz gelmişken HTT alıp gidelim.Otu size nasıl anlatmışsam, nasıl yapılacağını anlatmışsam; aynısı da onlara...
Salı günü telefon; "Hocam, köyden dönerken biz bir ot topladık. Zeytinyağına koyacağız da; o ot olup olmadığından emin değiliz." Ben de:"Öğleden sonra kasabaya geleceğim, size uğrar bakarım." Verdikleri adreste, evlerine giderim. Kahvemi içerken, topladıkları otları gösterirler. Bravo, ot tamam da; bazıları daha tam açmamış. Yetmemiş, köyden dönerken topladıkları otları yıkamışlar ve kurusun diye balkona sermişler mi? Otlar; olmuş tıkır tıkır... Dedim; kurumuş otla olmaz. Tazeyken kavanoza koyacaksınız. Şöyle, şöyle...
Bu kadar bilgi verdikten sonra, kadın da bana; iki ilaç öğretti. Biri; guatr, diğeri de; kemik erimesi. Üstelik; birini kendinde, diğerini de; annesinde kullanmış. İşin içinde; Eskişehir'de okuyan Çinli bir öğrenci bile var. Bu ilaçlardan birini, Çinli'den öğrenmiş. Yani; niyet öyle değilken, iş; al gülüm-ver gülüm oldu...
Bunları niye yazdım:
a-Eskişehir'de portakal büyüklüğündeki tümörü yok olan hastayla, aynı hastahanede karşılaşma da; HTTyi Ankara'dan öğren gel.
b-Sakar Hoca kaç yıldır "yapın, yapın" diye dil dökerken, âlem; bir gelişte öğrenip, aynı gün otu toplayıp, yapmaya çalışmakta...
Şimdi size HTT-Kanser ilişkisiyle ilgili bir soru:
Karşınızda altı tane A.K. hastası var. Hepsi de; teşhisten sonra hiç tıbbî müdahale görmemiş. Kimisi; zayıf, kimisi; kilolu, kimisi; yaşlı, kimisi de genç. Tümör büyüklükleri de şöyle: mercimek, nohut, bakla, ceviz, mandalina ve portakal... Hepsine de; aynı doz HTT verdiniz, bilen biri iseniz... Önce; hangisinin tümörü yok olur?...
Sağlıcakla kalın, geç kalmayınız!...

sakar
21-06-2013, 00:46:47
Arkadaşlar,
Yaparsınız, ya da; yapmazsınız. Şayet yapar ve kullanırsanız; kullanma sürenize bağlı olarak, kullanan kişide şunlar olabilir:
a-Akciğerlerinin temizlenmesi gerekiyor ise; temizlik tamamlanıncaya kadar, aşırı balgam çıkışı
b-Bazıları, böbreklerini çalışır zannederken; yeterice çalışmıyor olabilir. Bu kişilerde; vücutta atılmamış üre bulunur. Bu üreyi atmak için; bir hafta-on gün süreyle aşırı çişe çıkış görülebilir. Bu süre sonunda, normale döner. Bu süre de; böbreği adam etmek için yeterlidir.
c-Bazı kadınlarda da; rahimleri temizleninceye kadar süren, pis bir akıntı olabilir.
Bunlar yan etki değildir.
------
HTT içilmez, yutulmaz bir şey değildir. HTT kullanımında sadece iki sıkıntı olabilir:
a-Hasta; yediğini, içtiğini çıkarıyor ise,
b-Kortizon tedavisi görmüş ve tedavi sona erdikten sonra, altı hafta (Ben dört hafta biliyordum, babası beynindeki ödem sebebiyle kortizon tedavisi gören bir hastanın oğlu, kortizonun vücuttan atılma süresinin altı hafta olduğunu söylemişti.) geçmemiş ise. Kortizonla birlikte hiç işe yaramadığını daha önce yazmış olmalıyım.
HTT yi kullanırken, aynı maksatla başka bir bitki kullanmayın. HTT böyle bir etki yapmadığı halde; "Hastanın ağzından kan geldi." demek zorunda kalırsınız. Hikâyelerini anlatmıyorum.
-----
HTTnin, iyi veya kötü huylu tümörleri yok etmede kullanılan, beş farklı dozu var. En düşük doz; tıbbî müdahale görmemiş Akciğer kanseri ile, prostat büyümesinde kullanılır. En yüksek doz ise; kemoterapi almış ve hastalığı bir kaç yere metastaz yapmış hastalarda kullanılır.
Prostat büyümesini ameliyatsız yok etmede; beşte dört netice alınmıştır. Başarılamayan denemede, hasta; hem HTT, hem de; hekimin verdiği prostat ilacını birlikte kullandığı için...
Diyeceksiniz ki;"Doz bilgileri ne?"
Şöyle anlatayım:
Önünüze sekiz çay bardağı koyun. Bir elinizde demlik, öbüründe de; çaydanlık olsun. İlk bardağa; azıcık dem koyun ve suyla tamamlayın. Her bardakta demi arttırarak, son bardağı sadece dem ile doldurun. Ne oldu? Önünüzde sekiz bardak çay var, ama; hepsi de farklı. Yani; içindeki demin yoğunluğu/kesafeti/konsantrasyonu bakımından farklı, sekiz bardak çay... Ben yıllardır yaptığıma ve HTTnin de yoğunluğunun ne olduğuna bağlı olarak; belirli dozları, yüzlerce litreye dayalı tecrübeyle tespit etmiş iken; size bir doz söylesem, meselâ; "günde iki tatlı kaşığı" desem; sizin hazırladığınız HTTnin iki tatlı kaşığındaki "dem" miktarı, benim hazırladığımın dem miktarına eşit olabilir mi? Yani, siz; birinci bardaktaki gibi yapmışsanız, benimki de; son bardaktaki gibi ise?... Demek istediğim; doz bilgisi veremem ve işinize de yaramaz.
Size nasıl yapılacağını yazdığım gibi; köylülere de anlatıyorum. Oldu mu, olmadı mı diye bana gösteriyorlar. Bazıları koyu, bazıları açık, bazıları orta renkte... Hele birisi; bir litrelik kavanoza yağı koymuş, içine de bir dal bitki koymuş, HTT yapacak. Bazıları ise; ışığa tutunca bulanık görünüyor. Bunu nasıl becerdin, diyorum. O da, ben de; bunun cevabını bilmiyoruz.
-----
HTT şimdiye kadar bir çok rahatsızlıkta kullanıldı. Bir kişi hariç, kimse "yan etkisi var" demedi. Biz bile kullandık.
O bir kişi ise; "karaciğere zararı var" dedi. Sonraki yazımda, buna cevap vereceğim.
Sağlıcakla kalın.

sakar
21-06-2013, 15:06:41
Arkadaşlar,
Önceki yazımda eksik olan kısmı tamamlayayım. HTT kullanan bir kanser hastasının; kurtulup kurtulmayacağı bir ayda belli olur. Tecrübeme dayanarak şunu diyebilirim:
Bir kanser hastası; ya hastalığından dolayı zayıflamıştır, ya halsizliği vardır, ya ağrısı, ya da; benzi soluk veya kara-sarıdır. Bir aylık HTT kullanımından sonra, hastada; ağrı biter veya iyice hafifler, veya; halsizliği biterse, veya; kilo almaya başlar, veya benzinin rengi düzelir ise; bu hasta kesin olarak kurtulacaktır.
Bu belirtileri göstermeyen sadece bir hasta tanıdım. O da; kurtulacağını nasıl anladı?...
Kişi mesane kanseridir ve hekim; "Mesane kesesinin ve gerekirse prostatının alınacağını" söyler. Hasta beş hafta kadar HTT kullandıktan sonra; yapılacak işlem için yapılan kan kontrolünde; hastanın önceki durumuna göre; bir kanser hastasında olmayacak şekilde; kandaki bir değerin, beklenenin ters yönde gelişme gösterdiği görülür. (Doktorun dikkâtine, bravo!) Netice: hasta turp gibidir ve mesane kesesi de yerindedir. Demek istediğim; HTT mutlaka, bir şekilde, kurtuluş olup olmayacağını göstermektedir.
Geçen çarşamba günü, yine külüstür için komşu ilçenin sanayi çarşısındaydım. Tamirci ne dese beğenirsiniz:"Hocam, Almancı Amca (Dördüncü Durumda, hakkında bilgi verilen hasta) var ya; eski model cipi için geldi. Rengi (Kâğıt gibi olmuş dediğim) düzelmiş. İki haftalığına Almanya'ya gezmeye gitmiş. Önceki hatayı tekrarlamazsa; kurtulacak, belli."
Bu iyi bir haber. Akciğerindeki, kemoterapi sebebiyle oluşmuş ödemin de yok olacağı kesin. HTT; kâlp zarında oluşmuş ödemi yok ettiğine göre...
Haberler her zaman iyi olmuyor. Bir kişinin annesi akciğer kanseridir, iş HTTye kalmıştır. Kullanılmaya başlanır. Hastanın halsizliği bittiği gibi; kilo almaya da başlamıştır. Veeee; HTTnin arkası istenmez!... Bunun bir tek izahı olabilir:"Annenin mirası kuvvetli olmalı." Bu düşüncem yanlış ise; siz cevap verin.
Şimdiye kadar; çeşitli kanserler hakkında yazdım. Belki fark etmişsinizdir; hep kendini tümör olarak gösterenlerden söz ettim. Lösemiden hiç söz etmedim, çünkü; denenmedi.
Yeri gelmişken söyleyeyim: Yazdım mı, bilmiyorum. Bir hasta yakınının, hekim arkadaşıyla iki yıl kadar önce görüşmüştük. Bana; "İçinde kimyasal katkı olup olmadığını, sadece bir tür kansere mi etki ettiğini..." sormuştu. Ben de cevaplamıştım ve şöyle demişti:"Kanser sistematiği aynıdır. Çeşitli kanser türlerinde etkili olduğuna göre; hepsine de fayda etmeli."
----
Bu işlerle uğraşırken, nasıl bir bilgi edindim. Gençler belki hatırlamaz. Bu Ülkede; Dr. Ziya Özel diye biri vardı. Zakkum bitkisinden elde ettiği bazı ekstrelerle, kanseri tedavi ettiğini söylemişti. Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere; tıp dünyamız; adamı neredeyse linç edeceklerdi. Basın bile; "ZAKKUMCU Ziya" demeye başlamıştı. Adam; yurt dışına çıktı. Sonraları; yaptığıyla ilgili patent filân aldığı yazıldı. Doğru mu, bilmiyorum.
Bir kişi; karısının hastalığı sebebiyle; yurt dışındaki Dr. Ziya'ya ulaşır. Teklif ettiği rakamı yazmayayım. Ziya Bey'in cevabı:"Ben, kemoterapi almış hastayı kurtaramam." HTT mi; kemoterapi almış kaç kişiyi kurtardı...
Boş vaktinizde; Zakkum, Zakkumcu Ziya veya Dr. Ziya Özel diye internette araştırma yapın, bilgilenin.
Zakkumdan niye buraya geldim:
Demiştim ki; maltawildplants adlı sitede; bu bitki ile ilgili geniş bir dosya vardı. Bu sitedeki dosyadan, defterime aktardığım ve bu güne kadar hiç sözünü etmediğim; "Ingestion of the plant by animals can lead to primary photosensitisatio from absorbtion of the plant..." cümlesi ile başlayan "TOXIC NOTES" başlıklı bir bölüm olduğunu da belirteyim. Bu bölümü gizlemek; dürüstçe olmazdı...
Sıra; karaciğere etkisine geldi. Sonraki yazıda...
Sağlıcakla kalınız.

sakar
22-06-2013, 23:26:36
Arkadaşlar,
Önce; daha önce sorduğum soruyu cevaplayayım: Altı farklı büyüklükteki A.K. tümörleri aynı sürede (122 gün) yok olurlar. Yani; tümörün yok olma süresinin, büyüklüğüyle ilgisi yoktur.Bu akla mantığa ters gibi geliyorsa da; akla ve mantığa ters gelen aynı durum; radyoaktif elementlerin "yarılanma süresi"nde de vardır.
Önce Vikipedia'dan aktarayım:
Yarılanma süresi, bir radyoaktif izotopun miktarının yarıya inmesi için gereken zamandır. Her radyoaktif izotopun kendine özgü belirli bir yarılanma süresi vardır. Genellikle t 1/2 ile gösterilir. Yarılanma süresi maddenin miktarından bağımsız olup yalnızca hız sabitine (λ) bağımlıdır.
Diyor ki; 2 gr. ile 2 ton radyoaktif izotop; aynı sürede yarıya iner. Kabaca benzetirsek; 2 gr buz ile 2 ton buz aynı sürede yarıya kadar erir, gibi bir şey...
Ben bu durumu birine anlatmıştım da; "Ne tuhaf benzerlik." demişti. Bu kural, sadece A.K. değil, diğer yerlerdeki tümörlerde de böyle. Gel de inan!...
----
Umarım; zakkum ile HTT hakkındaki "toxic notes"i aynı yazıda yan yana getirme sebebini anlamışsınızdır.
----
Gelelim HTTnin "karaciğere zararı var" iddiasına...
Bu iddiada bulunan kişi Hepatit-B hastasıdır. Bu tesbit edildikten sonra; interferon tedavisi görür. Tedaviye başladığında tansiyonu 12-8 dir. Hatırladığım kadarıyla iki yıl kadar bu tedaviyi görür. Tedavide; karaciğer enzimleri (K.E.) gittikçe yükselmiş, daha sonra da normale dönmüştür. Kişi artık; Hepatit-B taşıyıcısıdır ve tansiyonu 6-4 olarak kalmıştır.Kendisine de, başta içki olmak üzere; bazı yasaklar konmuştur. Bu kişi, bu halde iken; "HTT Hepatit-B de ne yapar?" denemesine başlamıştır. Bir ay kadar kullandıktan sonra; karaciğerinde bir ağrı hisseder ve bırakır. Hekime gider. Hekim; K.E. değerlerinin yükseldiğini görür ve "Ne yaptın?" der. O da; deneme yaptığını söyler. Hekim; "Bu yaptığın delilik" anlamında konuşur. Hasta; "Ya başarsa idi..." der. Hastanın; K.E. değerlerinin yükselmesinden mi, yoksa; karaciğerdeki ağrı sebebiyle mi, HTTyi suçlamıştır, bilmiyorum.
Bu sefer sadece "karaciğer"den söz edeceğim.
Bir astsubayın babasına Karaciğer K. teşhisi konur ve 6-8 aylık ömür biçilir. Teşhisten on gün sonra beni bulurlar, HTTyi denemek isterler. Bu benim ilk K.K. deneme olacaktır. Karaciğer de; "yumuşak doku" olduğu için, doz olarak; A.K.ni yenmiş dozu söylerim. Gönderdiğim yüz günlüktür. HTT bitince kontrole giderler. Yüzon gün sonrasında tümör aynen durmaktadır. Hekim; "Şimdiye kadar; akciğer, böbrek, mide ve barsaklara yayılmalıydı, ne kullandınız?" der ve cevap alamaz. Bu durumun açıklaması bence şu idi: A.K.ni yenen doz, K.K.ni durdurmuş, ama; yok etmeye yetmemiş. Doz az gelmiş demek ki... Dozu iki kat olarak söyler ve 2,5 aylık gönderirim. 2,5 ay geçer; haber yok. 3 ay geçer, 3,5 ay geçer, 4 ay geçer yine haber yok. En sonunda çatlarım ve oğluna mesaj yazarım. Hemen telefonum çalar ve açarım:"Babam yanımda, hâlâ HHT var." der. Babasının adını ve yaşını sorup, telefonu O'na vermesini söylerim. Derim ki:"X Bey, bunu kullanan ve ne yaptığını bilen birisin. Ne diye düzenli kullanmadın? İntihar mı ediyorsun?" Cevap:"Ne diyeyim ki..." O kadarcık... Bu hasta; K.E. değerindeki değişikliği hiç bilmedi ve "ağrı yaptı" da demedi. İçtiği miktar ve kullandığı süre; Hepatit-B hastasından fazla idi.
---
İkinci K.K. hastasıyla karşılaştığımda; yukarıdaki durumu anlatır ve yok etmesi beklenen dozu söylerim. Kullanmaya başlarlar. Bir süre sonra; kaloriferli evde üşüyen hasta, artık üşümez olur. Halsizlikten hep yatmakta olan kişi, bu sefer; Ankara'nın camilerini dolaşmaya başlar. Hane halkı nezle-gripten yatarken; ayakta olan sadece O'dur... İlk kontrole gittiklerinde; K.E. değerlerinin yükseldiği görülür, panik doğar, HTTyi bırakırlar. Bu hasta da; "ağrı"dan söz etmemiştir. İnterferon tedavisinde K.E. değerlerinin yükselmesi sıkıntı yaratmıyor da; HTT yapınca niye panik olunuyor?
---
"Sağlık grafiği hep aşağıya doğru giden hasta" diye anlattığım kişi ile "üç aylık ömrün var" denen kişi; günlük doz olarak; Hepatit hastasının 1,5 katı, süre olarak; beş katı, miktar olarak da; 7,5 kat içtiği halde "ağrı" dan söz etmemişlerdir. Bu hastalarda; hedef karaciğer olmadığı için; K.E. değerlerinin ne olduğunu bilmemektedirler.
"Şimdiye kadar, iki defa ölmüş olmalıydın" denen hastanın iyileştikten sonra; 2,5 litre daha alıp; bunu içmeyi seviyorum, devam edeceğim demesine ne diyelim?
Demek istediğim; bu ve yazmadığım başka hastalar; çoğu Hepatit hastasından; miktar, süre ve doz olarak fazla HTT kullandıkları halde; hiç biri "ağrı"dan söz etmemiştir. Hepsinin de karaciğerleri vardı...
Bu durumda; HTT karaciğere zarar veriyor, diyebilir miyiz?..
"Ağrı" niye oldu o zaman, bilmiyorum...
Arkadaşlar,
Eğer, site yönetimi beni üyelikten atmazsa; HTT ile ilgili olarak, ileride "inanılmaz" bir şeyler olursa; yine yazacağım. Hepatit hastasının; önceden 6/4 olan tansiyonu; HTT kullanımından sonra; 12/8 olarak, normale dönmüştür, bilgisini edindik
ALLAHAISMARLADIK!...
Sağlıcakla ve hoşça kalın...

sakar
24-06-2013, 03:07:16
Admin kardeş,
Yazdıklarımı yayınlamışsınız. İyi yaptınız. Yayınladığınızı okuduktan sonra, şunu fark ettim: Hepatitli hasta ile ilgili olarak; bir cümleyi yazmamışım...
"Allahaısmarladık, inanılmaz bir şey olmadıkça yazmayacağım." dedikten sonra; eksik kalan cümleyi yazmam; yanlış olacak.
Sizden ricam; eksik kalan cümleyi, "admin notu" olarak yazıya eklemeniz:
"Hepatit hastasının; önceden 6/4 olan tansiyonu; HTT kullanımından sonra; 12/8 olarak, normale dönmüştür, bilgisini edindik."
Saygılarımla...

carsambalıfaruk
24-06-2013, 23:19:31
Konunun tamamını okumadım ama şuan Samsunda bir abi var.çoğu hastalık oyuncak onun için.

Abim için moskovaya migren ve ümmi sistem ile alakalı ilaç götürdüm.Migren ilacı artı olarak abimde senelerdir olan ala hastalığınıda yok etti.

Boyu 1.85 civarı olan abim hayatında 65 kiloyu görmemişti.İlaçlardan sonra 82 kiloda sabitlendi.

Kaynanasına hemoglobin ve böbrek ile alakalı ilaçlar sorunları tamamen çözdü.

Kayınpederine 30 seneden fazladır sedefi varmış,gönderdiğim ilaç ile ellerinin üzeri hariç vücudunun her yerindeki hastalık gitmiş.İlacı yapan stresten uzak olsun demişti.Çok stresliymiş hala.

Eşine boyun fıtığı ve eklem yerlerinde ağrılar için masaj yağı sorunu tamamen bitirdi.

Kısacası çok yerlere ilaç yapıyor.Burada Doktorlarada ilaç yapıyor.

Tıp astım,migren,neredeyse hiç bir hastalığı çözemiyor.Hastalık hayat boyu senin arkadaşın denilip,bir rapor ile devamlı ilaç kullanımı,başka bir şey yok.

sakar
06-07-2013, 21:27:51
Arkadaşlar, yine BEN!...
Allahaısmarladık dedikten sonra; "HTT ile ilgili inanılmaz bir şey olursa, tekrar yazacağım."ı belirtmiştim. Bu kadar da erken yazacağım hiç aklıma gelmemişti. Önce biraz kendimi tanıtayım: 1.73 boyunda 71-74 kg arasında gezinen, önceleri içen, müesses nizamın, bürokrasisi ve yargısıyla ırzıma geçtiği 1999 yılından sonra; daha sık ve daha çok içen biriyim. Baktım ki; alkolik olacağım, aklımı başka şeylere takmak için; sun'i yem yapma çalışmalarına başladım. Hikâyesini, "paragat için yem" yazarak, internette okuyabilirsiniz. Kısacası; alkolik olmaktan kendimi kurtardım. Önceleri kendimi "içici" sanıyordum. Yakın zamanda; "ayyaş" olduğumu anladım, iyi mi?... Benim hatun bana hep şöyle der idi:"Sakarım, içtiğin gece horluyorsun." Konuya geldiğimi anladınız.
Bugün saat 11.37 de telefonum çalar:"Ben G. Hanım. (Hikâyesini 18.5.2013 tarihli yazımda anlattım.) Eşimle birlikte, HTTnin bir etkisini farkettik. Literatüre ekle. Horlamayı kesiyor. Onu da nasıl fark ettik: Bizim evde TV bakmayan, üst katta yatar. Yatan kişinin uyuduğu; horlamasından belli olur. Ben; kocam için, kocam da benim için; "Öldü mü acaba, sesi gelmiyor." diye, üst kata kontrol etmek için çıkmaya başlayınca, durumu fark ettik. Artık horlamıyoruz, bilginize..." Bu çift; kısa boylu ve kilolu kişilerdir, beyi nadiren içer... Beyi, kür maksatlı olarak kullanmaya başlayalı 6-7 hafta olmuştur. Hanımı; ondan daha önce başlamıştı, PBS hastası olduğu için.
İyi de; ben HTT kürünü Ocak ayı sonunda bitirmiştim. "Ayyaş"lık devam ettiğine göre; bu bilgiye, bizim hanede niye ulaşamadık? Horlayan BEN'im, bilmem mümkün değil!... İyi de; benim hatun bunu nasıl fark etmez? Benden; ne köy olur ne kasaba hesabı, hanımdan da...
Telefon görüşmesi bitti. Hatun; "Ne horlaması..." demez mi, duymuş. Anlattım. Ne dese beğenirsiniz:" Ne zamandır sen de horlamıyorsun!..." Buyur, buradan yak!...
HTTyi tanıdığımı sanıyorum. Horlamanın sistematiğini bilmediğim için; HTTnin hangi özelliği sebebiyle horlamayı kestiğini, açıklayamıyorum.
------
Galiba geçen salı günü; Hukuki Net sitesinde bu konuyu okuyan, Kocaeli tarafından bir Mat. Öğ.ni bana ulaşıp şunu sordu:"Yazdıklarınızı okudum. Yazdıklarınız hayalî mi?" Cevap:"Yazmadıklarım olsa da; hayalî değil..."
-----
Bu bitki hakkındaki dosyanın bulunduğu maltawildplants adlı site yayına başladı. Dosyayı nasıl bulacaksınız:
Maltawildplants yazıp internette arıyorsunuz. Siteye giriyorsunuz. Açılan sayfada "A-Z İndex" yazılı yeri tıklıyorsunuz. Harflerden oluşan bir yer açılacak. Orada "H" harfini işaretleyip, alttaki yere tıklıyarak; "H" harfi ile başlayan bitkilerin olduğu bir sayfaya geleceksiniz. Listede; en alttan üçüncü sırada; Hypericum Triquetrifolium Turra"yı tıklayıp, dosyaya ulaşacaksınız. Doğru yazdığımı; oradan tesbit edebilirsiniz. Kolay gelsin...
Sağlıcakla kalın...

sakar
06-07-2013, 22:49:28
Arkadaşlar, özür...
İlgili dosyanın linkini veriyorum. http://www.maltawildplants.com/CLUS/Hypericum_triquetrifolium.php
Böyle yazın, ilk sıradakine girin. Dosya karşınızda...
Sağlıcakla kalın...

sakar
11-07-2013, 19:30:38
Arkadaşlar,
Az önce, saat 20.20 de kız kardeşim telefon etti. Dedi ki:"Cildimde problem oldu. Hekime gittim. Egzema dedi. Antibiyotik ve krem verdi. Deterjanlardan uzak dur, dedi. Kullandım, geçmedi. Abi, daha sonra, senin ilacı fırsat buldukça sürdüm. Egzema olan bölge kurumaya başladı. Kabuk haline geldi. Ben de; düşmek üzere olan kabuğu kopardım. Altından pembe renkli, yeni ve temiz deri ortaya çıktı. Biraz daha süreceğim. Egzemayı tedavi ediyor, bilgin olsun diye aradım."
Bilginize...
Sağlıcakla kalın...

sakar
03-11-2013, 02:17:46
Üye ve Misafirlerimiz,
Çok kısa yazmaya çalışacağım, ama; ne kadar yazarım, bilmiyorum.
Önce; kırgınlığımı ifade edeyim: o kadar okuyan oldu, bir Allah'ın kulu; "Sakar Hocam, sağ mısın?" demedi.
Hatırlarsanız; "Haddinden fazla yazdığımın farkındayım" diye yazmıştım. Daha sonraları; eski öğrencilerimden birinin, emekli ve iş adamı olmuş komutanı benimle görüşmek üzere, köyüme iki defa geldi. Her gelişinde; 3-4 saat görüştük. Bana dedi ki:"Sakar Abi, ne yazdığının farkında mısın? Çok paranın döndüğü konulara dalıyorsun, yok ederler. Yazmayı bırak!...Doz bilgilerini bir yere yaz ve güvendiğin bazı kişilere ver. Seninle birlikte yok olmasın." Bu yetmemiş gibi, bir süre sonra; Japonya'da tez hazırlamakta iken rahatsız olan ve memleket hasretiyle, tezini teslim edip memlekete gelen ve Japonya'da tedavi olmayı beklemeyen biri de -anlatacağım- bana:"Sakar Amca, Japonlar duymasın, seni alıp götürürler." demesin mi?...
11.7.2013 ten beri yazmayışımın sebebi bunlardır. O zamandan beri; HTT ile ilgili "inanılmaz şeyler" olmadı mı, oldu.
Özet olarak ve çok kısa yazıyorum:
1-14 Temmuzda, yanında çocukluk arkadaşıyla birlikte, biri; bulunduğum köye geldi. Gülerek bana dedi ki:"Hocam, mesane kanseri olmuşum." Niye böyle dedi, atlıyorum.
2-O gün; HTTnin büyümüş karaciğeri, eski haline getirdiğini de öğrendim.
3-Aynı gün; HTTnin; ciltte, bir kuruş büyüklüğünde, yazın çoğalan kışın azalan ve yer değiştiren, yaklaşık aynı bölgelerde gezinen, hiç bir tabibin tedavi edemediği, onlarca kırmızı kabarcıkları tedavi ettiğini de...
Burada mola verelim ve konuyu; Nejat İşler'e getirelim. Nejat İşler; dizi oyuncusuymuş ve cildindeki bazı rahatsızlıklar sebebiyle, oyunculuğu bırakmış. Gazeteler öyle diyor; kırmızı lekelerden de söz edildi... Ben O'nu tanımam, O da beni... Çaresi; HTTdir, biliyorum.
4-15 Temmuzda; başka biri geldi. Derdi: sırtını görmedim, "Karın ve bacaklarında, hiç bir tabibin tedavi edemediği, en küçüğü 2cm, en büyüğü 3,5 cm büyüklüğünde, onlarca yuvarlak ve yeni kabuk bağlamış yara şeklinde oluşumlar... Üç hafta sonra rapor:"Hocam, yarıya düştüler."
5-16 Temmuzda; Beş kişi birden geldi. Birisi için gelmişler. Derdi: ayak, el ve yüz (Güneş gören yerleri) hariç,her tarafı; krater şeklinde, kraterin yüksek yerleri kırmızı, çukur yerleri; sarı/pembe yaralar. Hâlâ bilgi yok.
Bu gelenlerden biri olan kadın, bana dedi ki:"Siz aslan burcundan mısınız?" Evet. "Siz, çocukluğunuzda ağır bir hastalık geçirdiniz mi?" Evet. Arkasını yazmayayım...
6-Size hiç cilt kanserinden söz etmiş miydim? Bir de bir!...
7-Size meme kanserinden de söz etmemiştim. Yine kısa yazıyorum:
a-Kadına "meme kanserisin" denir ve meme alınır. Arkasından kemoterapi... Arkasından, klâsik hekim cümlesi kurulur:"Maalesef, öbür memenize ve koltuk altlarınıza sıçramış." Bu noktada iken HHTye ulaşılır. Netice: hakkımda; "Siz; bizim birlikte efsanesiniz. Sizin telefon numaranızı, bazı arkadaşlar 'doktor' diye kaydettiler" cümlesi bunda dolayı kurulmuştu.(Son kısmı daha önce yazmıştım.Bu olaydan sonra, aynı çevreden beş kişi bana ulaşmıştı)
b-Kız lisede öğrencidir. "Meme kanserisin, tümörlü bölgeyi alacağız, aldığımız yeri silikonla dolduracağız, estetik bir sıkıntınız olmayacak, arkasında kemoterapi..." Kız; hastahaneyi terk eder. Bir komşusu; duyduğu HTTyi ona ulaştırır. İlk kullanılacak bölümde üç defa kontrole gider. Her kontrol sonrası, hekim:"Tümörlerin küçülüyor." demekte ve asla cevabını alamadığı soruyu tekrar sormaktadır:"Kızım, Allah aşkına, ne kullanıyorsun." İkinci bölüm HTTyi kullanması yakında biter.
Netice:ANGELİNA JOLİE memelerini boşu boşuna kestirmiştir.
Bu arada; meme kanseri olan emekli meslektaşımın, bu hastalığı "iman gücüyle (Dua, namaz, tespih çekme filân) tedavi" etmeye çalışmasına ve neticesine girmeyeceğim.
8-Gelelim Japonya'daki kıza. Bu kız, daha önce anlattığım PBS hastası emekli meslektaşımın kızıdır.Tez hazırlığı sırasında, sağ el bilek ekleminde, fındık büyüklüğünde bir şiş olur.Hekim der ki:"Şırıngayla sıvıyı alacağız, sonra lazer tedavisi yapacağız." Kız, memleket hasretiyle, tezi teslim eder etmez; tedavi olmadan memlekete gelir. Burada bir ortopediste görünür. O da; "Şöyle şöyle, bu şekilde 3-4 ayda düzelir." Annesinden dolayı HTT bilindiğinden HTT kullanılır. Netice: 4 hafta sonra böyle bir rahatsızlığı yoktur. Bana "Sakar Amca, bak bileğime, Japon doktor şöyle, buradaki doktor böyle demişti, hiç bir şeyim kalmadı." Daha önceden de PBS hastası annesinden HTTyi biliyordu. Kendi de bizzat yaşadı. Bir iki şey de ben anlattım. Sözü:"Sakar Amca, Japonlar duymasın, seni götürürler." Not:Kızın tezi kabul edildi. Tezinin adını filân yazmayayım.
9-Kadın düzenli adet görememektedir. İdrar tahlillerindeki değerlerden dört tanesi; "negatif" olması gerekirken "pozitiftir" Yani; böbrekleri kötüdür. Üstelik; kansızlığı da vardır ve verilen kan yapıcı haplar sebebiyle de "kabız"dır. HTTyle buluşur. Netice: Kocası bir torba dolusu barbunu hediye olarak getirmiştir. Eve barbun gelsin de; ayyaş(!) olma...
10- 13-14 yıl önceden tanıdığım kamu görevlisi birinin eşi hastadır. Hastahane dönüşü bizim köyden geçmekteler iken; "yahu burada önceden tanıdıklarımız var, bir uğrayalım" diyerek köyde mola verirler. Beni bulur. Konuşuruz. Uzun süredir taşınmaktadırlar. Son olarak hekim:"Bir dahaki gelişinde, karınıza, diyalize bağlanması için delik/kateter açacağız" demiştir, ve o gün denmiştir.Üstelik; kansızlığı da vardır. Ben de; üfürmüşümdür(!) Nasıl olsa, yan etki yok, kullanalım denmiştir. Kateter açacakları günde yapılan tahlilde; 3,6 olan değer 2,1 olarak görülmüş, iş ertelenmiş, daha sonrakinde ise; 1,1 olarak görülünce... diyalize bağlanma iptal edilmiştir. Son HTTyi kullanmakta... Yani; diyalize bağlanmak, diye bir şey yoktur.
11-Eski öğrencilerimden, benim ot-çöple uğraştığımı bilen birisi, meslektaşına der ki:"Arkadaş, Hocamın telefonu bu, bir görüşün." Görüşürüz. Adamın karısının derdi şudur:"Karaciğerinde bir derdi olmamasına, bir çok hap-şurup içmesine rağmen, hamile olmadığı halde; hamile gibi karnı şiştir. Ve hekimler, en son olarak; aktif karbon vermekteler..." HTT ile buluşmuşlardır. Netice ve özet; 31 Ekimde kocası şunu dedi:"Olmaz böyle şey."
Lâf aramızda; durum ilk bana anlatıldığında, kocasına aynen şunu söyledim:"Ali Bey, karınızın barsaklarında bakteri dengesizliği var. Az veya çok, kuvvetle muhtemel aşırı, bunu bilmiyorum. Ama; HTTnin "antibakteriyel" özelliği olduğunu biliyorum. Bu iyi bakterileri yok edecek anlamında değil; anormal dozda olanları yok edecek anlamında anlarsak, ki; bana göre olacak, bu işin olup olmayacağı üç haftada belli olur."
Emekli komutanın; "doz bilgileriyle" ilgili dediklerini yaptım. Yok edilirsem de; "doz bilgileri" yok olmayacak. Bir çok kişi, benim hangi demde HTT yaptığımı biliyor.
12-Güngör'ün astım-bronşit olan hanımı hâlâ HTT ve tıbbî ilaç kullanmıyor. Kocasının dediği: "Tazı gibi..."
13-Daha sonraları, bu köyden birini buldum. Hem; astım-bronşit, hem de; KOAH. O kadar ki; evde oksijen tüpü bulunduruyor. Geçenlerde ziyaret ettim. Durum ne? Cevap;"Şimdiye kadar ne çekmişim!..."
Bu arada; bildikleriniz benzerlerini atlıyorum.
Sağlıcakla kalın...
Hoşça kalın, HTTsiz kalmayın.
SON SÖZ:Çok kişiye söyledim. Size de söyleyeyim: "Dünyadaki ilaç firmalarının ürettiği bütün ilaçlar, eczanenizde var. Hekim ne yazarsa; var. "Amerika'dan, Almanya'dan veya filân ülkeden gelecek/getirtelim" demiyorsunuz. Benim de; Siz'in eczanenizin karşısında litrelerce HTT olan kulübem var. İnanın; ben sizden daha çok hastayı tedavi ederim."
ELVEDA...

sakar
18-11-2013, 01:29:22
ÖZÜR...
Önceki yazımın 10. maddesinde sözünü ettiğim; 3,6 denen değer, arkadaşımın "K..." diye söylemesine rağmen; hatırlayamadığım şeyi, geçenlerde hatırladım: Kreatin... Bilmiyorsanız; hatırlatayım: 3,6 demek; kandaki kreatin miktarı demek. Sağlıklı bir böbrek hastasında olması gereken değer ise: 0.7-1.4 arasıdır. O'ndaki değer ise; 1.1 idi. Yani; arkadaşımın eşi, artık; sağlıklı bir böbreğe sahiptir. Bu yazıdan sonra, Ankara'dan biri beni aradı:"Kız kardeşim diyalize bağlı. Buna fayda eder mi?" Böbreklerinin bulunduğunu öğrendikten sonra cevabım şu oldu:"Yarın diyalize bağlanacak, deseydiniz, cevabım "evet" olurdu. Kız kardeşinizle ilgili olarak; emin değilim, bilmiyorum." Cevabı: Kendisiyle görüşeyim, sizi tekrar ararım oldu...
Bilginize...

litigation
18-11-2013, 01:52:56
Hocam yazılarınızı ilgi ve merakla okuyorum. İnsanlık, Alternatif Tıp ve hastalar adına size müteşşekirim şahsen.

sakar
19-11-2013, 00:53:56
TEKRAR ÖZÜR...
Önceki yazımda; "Sağlıklı bir böbrek hastası..." şeklinde bir ifadede bulunmuşum. Bu kadar "salakça" bir cümle olmaz. O yazıya başlarken, aklımda iki kavram vardı:"Böbrek hastası ve kreatin" Aklım bu iki kavramda iken; "sağlıklı insan" yerine; "sağlıklı böbrek hastası" demiş olmamı; affedeceğiniz ümidiyle...
Uzun zamandır hasret kaldığım; litigation'un iltifatına da teşekkürler...
Yine de; yazılmamış çok şey var.
Sağlıcakla kalın...

litigation
19-11-2013, 03:26:37
Aman hocam biz ne dediğinizi anladık. Önemli olan bu. Sağlıklı, hastalık olmayan günler dilerim herkese.

sakar
28-11-2013, 17:17:25
Arkadaşlar,
Bu konuda "yazmayacağım" demiştim. HTT ile ilgili yeni bir şey öğrensem de, yazmayacağım. "Çok paranın döndüğü hastalık" hakkında, şu anda yaşananları da yazmıyorum.
Bugün misafirlerim vardı. Daha önce yazdığım; PBS hastası kadın, kocası ve bir sendikanın tesis müdürü arkadaşları...
PBS (Primer biliyer siroz) yani; "Karaciğer büyümesi var. İkinci evredesiniz, bundan sonrası; SİROZ. Tıbben yapacak bir şey yok." denen kişinin; karaciğerini kontrol için yapılan tetkikleri gösterir raporu gördüm. Koca bir sayfada; bir sürü kısaltma; karşısında hastanın değeri, yanında da "olması gereken değer aralığı"
Hastada, olması gereken değer aralığını aşan/altında kalan bir tane bile ölçüm yok.
Dedim ki:"Hoca Hanım, karaciğeriniz; pırıl pırıl..."
Ne dese beğenirsiniz:"Aynısını hekim de söyledi"
Sağlıcakla kalın...

sakar
01-12-2013, 01:59:21
"Yazmayacağım, dediği halde; yine mi SAKAR?" diyorsunuz?
Aaaaa, niçin bağırıyorsunuz?... HTT ile ilgili yeni bir şey yazmayacağım, dedim. Benzerini yazmayacağım, demedim. Sözümü tutarak; "Çok paranın döndüğü hastalık" ile ilgili; yine bir şey yazmayacağım.
Gelelim konuya:
Dün, yine; külüstür için komşu sanayi çarşısındayım. 11.37 itibariyle, xxx xxx 08 06 dan telefon:"Sakar Abi, ben Arzu..." Arzu; telefonumu Müjdat Bey'den (O'nun hikâyesini yazmıyorum) almış, O'nu yıllar öncesinden tanıyan, 35-40 yaşlarında, Müjdat Beyle aynı şehirde,İstanbul'da yaşayan biri... 55 gündür HTT kullanıyor. 5-6 hafta kullandıktan sonra beni aramıştı:"Sakar Abi, evde kaloriferi kapatıyorum artık, çünkü; üşümez oldum." demişti.Bir iki gün önce hekime gitmiş. Sebebini biliyorum; yazamam. Kadın olan hekim O'na demiş ki:"Arzu Hanım, meslek hayatımda görmediğim/duymadığım/okumadığım bir durum var. Sizde; şu anda; kız çocuğunun ergenliğe geçtiği sırada olan hormonlar var." Arzu Hanım da:"Ottan yapılma bir şeyler kullanıyorum, belki ondandır." der. Klâsik hekim cümlesi gelir:"Arzu Hanım, saçmalamayın lütfen!..." Hatırladınız mı; iki yıldır menapozda olan, torun topalak sahibi kadının, iki ay HTT kullandıktan sonra, düzenli adet göremeye başladığı hakkında yazdığımı...
Bu arada; şakağındaki ağarmış saçlarının kararmaya başladığını da söyledi. Kendi saçımdan söz etmiştim, hatırlarsanız. Yani; yeni bir şey yazmadım.
Aklıma gelmişken yazayım: Ortodoks zihniyetli mi denir, ya da; katolik zihniyetli mi denir bilmiyorum, ama; hekimlerimizi seviyorum. "Meslek hayatımda görmedim/duymadım/okumadım, hem; şimdiye kadar şuralara buralara sıçramış olmalıydı, hem;mümkün değil, ama olmuş, hem; Siz'i heyet hastası yapıyorum, hem; şimdiye kadar iki defa ölmüş olmalıydın, hem de; ne yapıyorsanız devam edin..." gibi cümleler kuranlar, yine de; OT-ÇÖP, SAÇMALAMAYIN demezler mi?...
Aklımdayken onu da yazayım:
Geçen Salı günü yatakta dönmekteyim. Saat 10.30... Kapı vurulur. Ayakta olan Hatun kapıyı açar. Biri beni sormakta:"Sakar Hocam evde mi?" Hatun cevapladı: "Yatıyor, kaldırayım mı?" Cevap: Gerek yok, benim ve hanımımın selâmı söyle..."
Sonradan kalkarım. Gelen; 3-4 kilo ceviz, bir o kadar da ayva ve 1,5 litre de mayalanmış üzüm suyunu hediye olarak bırakmıştır. Hepsi de; kendi ürünüdür. Gelen kim midir? Karısı diyalizden kurtulan, yıllar önceden tanıdığım, eski kamu görevlisi... Hikâyesini biliyorsunuz. Artık; pırıl pırıl böbreği olan, yüzüne de "kan" gelmiş bir eşi var.
Sizce; bu hediyenin/teşekkürün bedeli parayla ölçülebilir mi?
Sağlıcakla kalın.
NOT:Az önce, o cevizlerden dört tane yedim, kıskanmayalım...

yusufhazar
05-12-2013, 20:00:05
sayın sakar sizin tüm yazılarınızı okudum. o kadar iddialısınz ki akciğer kanseri olayım ama dişim ağrımasın diyorsunuz. yani insanın kendine kahredesi geliyor...daha geçen sene arkadaşımın babası ak den öldü. allah rahmet etsin. ve aynı durumun benim babamda da çıkma durumu var. (inşallah çıkmaz) o kadar eminsin ki ve ısrarla yazmışsın ve dediklerimi uygulayan tüm akiğer kanserli hastalar iyileşti diyorsun. hemde hangi evrede olursa olsun. bu dediklerin doğruysa bu gerçekten bir mucize ama değilse ve gerçekten kelime aralarında kendi dediğin gibi bir hayal taciriysen yazıklar olsun sana. aklıma takılıyor neden hiç yaşadığın yerin tam adresini köyünü hiç yazmamışsın...sonra düşündüm benim gibi binlerce ümit arayan var...vermemkte haklsın... peki bu kadar anlattığın ve bir o kadar anlatmadığın vaka var ise neden bunlardan biri şurda sana referans olmamış, seni doğrulamamış, yada yaşadığın bölgede senden başka bu otu bilen yok mu ??? kendin yazmışsın başkasından öğrendim diye....onlar neden hiç bu işi senin gibi paylaşmamış... diyorsun ya büyük paralar dönüyor diye... o kişiler neden ortaya çıkıp pastadan pay almak istememişler... yada ücret almadığını ima etmişsin bazı yerlerde -ki eğer dediğin gibiyse zaten iyileşen insan sana ne verse az- bu kadar iyiliğin dokunan insanlar şifa bulan insanlar neden senden hiç bahsetmezler internette... bu derdin devasını bulduysan bu insanlar neden saklasınlar bunu. 3 yıl önce yazmaya başlamışsın...hep olaylar var ama bahsettiğin olayları şehir olarak tarihleriyle arattım bir tane sonuç alamadım. ya düşünüyorum ben böyle bir şifa görsem (Allah bu derdi vermesin kimseye) internete yazar herkes şifa bulsun isterim...arkadaş hatta benden büyüksün abi eğer dediğin doğruysa gerçekten bu işte eksik bazı şeyler var kusura bakma bir yerde mail yazmışsın o kadar anlatmışsın bu ilaç nasıl hazırlanır yazmamışsın, dozu çok karışık yazamam demişsin, ben bu doz ayarını yıllardır uğraşarak öğrendim söylesemde her hastaya farklı doz gerek diyorsun e haklısın ama inan şu hukuk sitesinde yazdıkların nasıl yayınlanıyor şaşırıyorum. alanen insanları kobay gibi kullandığını yazıyorsun kendi kendini ihbar ediyorsun...Allah bilirya belkide doğrusun ama gerçekten ücretsiz herkes deva bulsun diye yazsan bu kadar üstü kapalı yazmassın neyse ne diyim Allah böyle bir dert kimseye vermesin. son çare herşeyi yaptırır...

admin
05-12-2013, 23:55:59
Hemen olayın bir reklam veya tanıtım olarak tasarlandığını farzedelim. Sayın Sakar ne telefon numarasını vermiş, ne bir fiyat belirtmiş, ne de doz bilgisi vermiş. Bu durumda neyi tanıtacak, neyin reklamını yapacak ve bundan ne rant elde edecek? Demek ki amaç; Şan, şöhret ve para değil. Bizler de bunu gördüğümüz için kendisine herhangi bir müdahalede bulunmadık, bulunmayı da düşünmüyoruz. Yoksa bu işi sırf ticari olarak yapan biri olduğuna inansak, sitede reklam yapamayacağı konusunda kendisini uyarırdık. Diğer taraftan ondan öğrendiğim şeyler de var. Mesela Kantoron otu Avrupada bolca vardır. Ve kullandıkları için kansere yakalanma oranları düşüktür. Demek ki bunu kullanmalıyız. Buna alternatif tıp deniyor ki zaten tüm ilaçların menşei yine doğa olduğuna göre sorun yok. Ben şahsen bahsettiği hastalıklardan birine kapılsam kendisine ulaşır, bana da o ilaçtan yapmasını isterim. Yapmak deyince; ben eczacı veya tabip olmadığıma göre benim yerime doğru doz ve doğru bitki ile ilaç yapan birini tercih ederdim. Üstelik bu neye malolduysa bedelini de ödemek isterdim.ç Bir avukatın dilekçe yazması ile vatandaşın yazması arasındaki büyük fark gibi düşünün. Profesyonel dilekçe isterseniz bedelini ödeyerek avukata yazdırmaz mısınız?

litigation
06-12-2013, 03:22:15
Hepimiz bu yazı dizini ilgiyle okuyoruz. Sağlıkla ilgili önemli bilgiler içeriyor. Açıkçası rantiyeci bir yaklaşım hiç görmedim. Üstelik açıkça söyleyeyim, mesele sağlık ise ve karşımda beni veya tanıdığımı hayati bir hastalıktan kurtaracak bir ilaç var ise ödeme yapmaya bile hazır olurum. Tıp sürekli gelişiyor, ilaçların kökeni tabiattaki bitki vs. materyaller oldukça, ilaç sektörü marka, patent ile çalıştıkça, alternatif tıbba her zaman ihtiyaç olur ve desteklenmeli. İnsanları kobay olarak kullanmaya gelince, ilaç sektörü de kobay olarak kullanıyor. Bunun başka yolu yok. Bir ilaç icad edildiğinde önce fareler yani kobaylarda denenir, sonra insanlarda. Bu açıdan tıp etiğine aykırı bir durum da görünmüyor. İnsanlık için yapılan her çalışmaya welcome diyorum.

yusufhazar
06-12-2013, 13:33:06
Arkadaşlar zaten benim derdimde bu...Madem bu derde deva bende diyor neden açık açık kendini yazmıyor... Burda bir sürü insan çare arıyor...Bu kadar kişiye çare bulduysa neden bir kişi bunu nette paylaşmamış. Arkadaşın hukuki net dışında nette esemesi yok...İnşallah dediğiniz gibi tek derdi para gözetmeksizin şifayı herkese anlatmak isteyen biridir. Bende zaten yazdım eğer dediği doğruysa zaten ne verilse azdır. Ama bu kadar ümit veriyorsun bari insanlar sana nasıl ulaşacak bi zahmet bir yol göster. ..Ayrıca kendisiyle bir şekilde irtibata geçip bu ilacı kullanan ve dediği gibi şifa bulan biri yok mu şu yazılanları okuyan...Eksik çok şey var göremiyor musunuz ?.

senoleker
06-12-2013, 15:09:05
Hemşehrim yusufhazar,
Yazıyı baştan sona, dokuz sayfayı da okudunuz mu bilmiyorum. Sayın sakar en ince ayrıntısına kadar nasıl yapılacağını anlatmış. Kendiniz yapın diyor. yapacağım ama şurasını anlamadın diyorsanız burada sorun, cevap vereceğine eminim.
Telefon numarası vermediği halde kendisine birçok kişi ulaşmış. Para peşinde olsa buraya tek bir adresini yazsa maddi yönden ihya olacağına eminim.
Mesela ben de bu sene Allahın izni ile yapmak istiyorum. Takıldığım nokta olursa kendisine soracağım. Birine lazım olursa da satmayacağım. Nasıl yapılacağını öğreteceğim.
Çare bulanların nette paylaşmasına gelince:
Belki paylaşıldı ama haberimiz olmadı, belki de o kişiler internetle ilgisi olmayanlar. Onlar da belki etrafına anlattı ama yayılmadı.
Şimdi bundan çare bulmuş birisi "ben çare buldum" dese, "Hmmm demek ikisi tezgah kurmuş" diyenler de çıkacak. Yapacak bir şey yok ne yazık ki.
İnanmayan inanmayacak inanan inanacak. Kimse kimseye zorla bir şey yaptırmıyor.

sakar
06-12-2013, 21:31:48
Arkadaşlar,
Yazılanlardan anladığı şudur: 6 Temmuzdaki yazımda verdiğim linkteki bitki ile ilgili dosyaya bakılmamış. O dosya; bilimsel bir dosyadır. Ot satma maksatlı bir site olmadığı da; açıktır. Dosyaya baktığımızda;
Actice Constituents and Their Properties başlığı altında; bitkideki etken maddelerin yazılı olduğunu ve bu etken maddelerin tıbbi özelliklerinin de karşılarında yazılı olduğunu görürsünüz. Bu etken maddelerden (Dört tanedir) HYPERİCİN'in karşısındaki tıbbi özelliklerinden 9. sırasında ANTİPROLİFERATİVE özelliğinin olduğu yazılıdır. İnternette "proliferasyon" diye aradığınızda, bunun anormal hücre çoğalması demek olduğunu görürdünüz. Yani; bu bitkinin bu özelliği (Tümör yok etme) HYPERİCİN adlı molekülden gelmektedir. Tıbbi özellikleri(Medicinal properties) başlığı altında da, 7. sırada ANTİPROLİFERATİVE yazdığını, açıklamanın son bölümünde "...morbid cycts" (Kötü huylu tümör/ur/kist) yazdığını da görürdünüz.
Yine aynı dosyada; başlık olarak; Antioxidant and cytotoxic activities of Hypericum sp. on lorine shirimps and HUMAN CANCER LİNES yazdığını, bunun; yaklaşık "insan kanser çeşitleri" demek olduğunu da...
Soru şudur:"Tümör yok eden molekül bilindiğine göre; bu insanlığa niçin sunulmamaktadır?"
Tekrar dosyayı incelemeniz dileğiyle...
Saygılarımla...

sakar
07-12-2013, 12:04:29
Arkadaşlar,
Size bir araştırma daha nakledeyim:
Phytother Res. 2002 Dec;16(8):719-22.
Antioxidant and cytotoxic activities of Hypericum sp. on brine shrimps and human cancer cell lines.
Couladis M, Badisa RB, Baziou P, Chaudhuri SK, Pilarinou E, Verykokidou E, Harvala C.
Source

Department of Pharmacy, Division of Pharmacognosy, University of Athens, Panepistimioupolis Zografou, 157 71 Athens, Greece. kouladi@pharm.uoa.gr
Abstract
Ten different samples of five Hypericum sp. were tested on brine shrimps, human colon carcinoma and human hepatoma cell lines for their cytotoxic activities. H. triquetrifolium Turra. (Rafina) showed the highest activity (LC50 = 22 mg/mL) on brine shrimps, while the extracts of the other nine samples showed significant to moderate activities (LC50 from 37 to 107 mg/mL). H. empetrifolium Wild. (Parnon) showed the highest activity in human colon carcinoma and human hepatoma cell lines, with LC50 values 29 and 25.1 mg/mL, respectively, while the LC50 values of the other samples were more than 45 mg/mL. It is very interesting to observe that most Hypericum samples showed good antioxidant activity in vitro.
Copyright 2002 John Wiley & Sons, Ltd.
-----
Önceki mesaj; bakkaldaki bilgisayardan, bu ise; kahvehanedekinden yazılmıştır. Yani; bilgisayarım hurda olmuştur. Yenisini alınca, geniş bir cevap yazacağım
Sağlıcakla kalın...

sakar
11-12-2013, 01:31:18
Arkadaşlar, merhaba...
Bilgisayarımı yeniledim; 12 ayımı ipotek ederek.
Önce vatandaşın sarı kantaron diye bildiği H. Perfaratum hakkında bir sitede yazılanın bir bölümünü aktarıyorum:
"Uykuda idrar kaçırma da sarıkantaron çayı ile tedavi edilebilir, çünkü bu rahatsızlık genelde ruhsal nedenlerden kaynaklanır. Sarı kantoron ayrıca, karaciğeri ve safrakesesini güçlendiren önemli bir toniktir. Sarı kantoron ile ilgili yapılan çalışmalarda; endişe, kayıtsızlık, uyuşukluk, fazla uyuma, uykusuzluk,depresyon ve umursamazlık hissi gibi semptomlarda olumlu gelişmeler görülmüştür. Basit kesikler, regl öncesi rahatsızlıkları, romatizma, ishal, ateş, yılan sokması ve cilt sorunlarının tedavisinde bu bitkiden yararlanılabilir.

Kanser tedavisinde kullanılan kantaron otu, ilaç yapımı için toplanan özel bir tür olup, genel olarak yurt dışına ihraç edilmektedir.

Faydaları"
Bu başlık altında yazılanları okuyanlar; HTT ile H.Perfaratumun kardeş bitki olduklarını bilirler. Her ikisinde de "hiperisin" maddesi bulunur. Aktardığım yazı ne diyor: Kanser tedavisinde... Sakar; yeni bir şey icat etmemiştir. Halktan "hypericum türü" bazı bitkilerin kanser tedavisinde kullanıldığını bilenler vardır.
25 yıl arayla, aynı bitkinin aynı şekilde yapılması olarak tarif edilen, ama; farklı maksatlar için söylenmiş olmasından sonra bu işe bulaştığımı anlatmıştım. Kolon kanserine yakalanan Dozerci İsmail'i ziyareti sırasında "İsmail Abi, doktorlara kalırsan ölürsün, şunu kullan da kurtul." diyen kişi de HTTyi biliyordu. Hatırladınız mı, İsmail'in "Tümörü 4 cm olan kolon kanseri hasta arkadaş öldü, ben 7 cm.lik tümörle yaşamaktayım." Komşu ilçe sanayi çarşısında çalışmakta olan Dozerci İsmail, hayatında bilgisayara dokunmamıştır.
İlk kullanılışında şeker yarasını tedavi etmeseydi; bu iş bu kadar uzamayacaktı. Nereden nerelere geldim. Okyanusa düştüğümün farkındayım. Yüzdükçe; yeni şeyler öğreniyorum.
Ali Dayı ne demişti:"İlaç denizinde yüzüyoruz. Bu rağmen; bir çok derdi de çekiyoruz."
Bu konu başlığı altında yazdıklarımı; asla yazmaz, kullanıp da fayda görenler; bunu; ona buna söyler, öldürücü sarılığın tedavisini yapan,arkadaşımın babasına geldikleri gibi; Kars'tan bile gelirlerdi. Çelerdim bacağı; çekerdim fiyatı... Sahtesinin bile 2-5 bin liraya satıldığı (Bugünkü TV haberleri) bir ortamda. Bunları açık olarak yazmakla "ne kadar salakça davrandığımı" kaç kişi, kibarca söyledi biliyor musunuz?
Erhan Yazıcıoğlu'nun "Bana kansersin dediklerinde; şu kadar milyon liram, şu kadar da dairem varDI.." dediğini,
Onkolog Prof Dr. Erkan Topuz'un, bir kaç ay önce TVde "Bir kanser hastasının; bu ülkede devlete maliyeti ortalama 100.000 dolardır."
Bu ülkede günde, ortalama 300 kişinin kanserden öldüğünü de hatırlayın. 100 kişinin SGK sı yok, diyelim. Günde 200 kişi, yani; 20.000.000 dolar Nereye gidiyor bu para?
Böbrek kanserinden ölen ünlü ve zengin iş adamının doktoruna:"Beni bu hastalıktan kurtar;....(Burada ne dediğini biliyorum)....al!" Bunu nereden mi biliyorum: Annesini aynı doktora götürmüş
kişiyle tanıştık.
Demek istediğim; ne para, ne hekim, ne de hastane geçerli. Öyle lanet bir hastalık. Olanı var olmayanı da... Hoş, olsa da geçerli değil. Apple ve Steve Jobs'un milyarlarca dolarının var olduğunu ve neticeyi de biliyorsunuz.
-----
Hipperisin diye yazıp internette aradığınızda; Wikipedi'de molekül yapısının bilindiğini görürsünüz. Bugünün kimyasında, bu molekülü sentezlemek çocuk oyuncağıdır. Verdiğim dozda; ne kadar hiperisin vardır, tesbiti de öyle... Eeeee, birkaç yüz dolarla halledilebilecek şey niçin yapılmaz? Dünya nüfusunun fazlalığı mı, yoksa; dönen paranın korkunçluğu mu sebeptir, bilmiyorum.
-----
Yusufhazar Bey'in dediklerine geleyim:
"hangi evrede olursa olsun" demedim. Evre hakkında hiç bilgim yok. Akciğerde tümör büyüklüğü bilirim, o kadar... "hayal taciri" demiş, tacir değilim ki; hayalle uğraşayım. "Nasıl hazırlanır yazmamışsın" demiş. Buna senoleker arkadaş cevap vermiş. Daha sonraları "kavanozlara takla attırmanıza gerek yok, yaz sıcağı geçmeden yapın, sona kalan kalitesiz oluyor." demişim.
"İnsanları kobay gibi kullanmak" demiş. Ağır bir itham/suçlama...
1200 nüfuslu bir köyde; 38 yıldır yaşıyorum. Yüzlerce litre HTT dağıttığımı, demiştim. Bu kadar HTTyi köylülere mi dağıttım?
Hukukta, bir suçun faili/yapanı/edeni olur. Yusuf Bey, benim; falan şehirdeki filanca kişinin telefonunu, adresini, hastalığını bildiğimi ve bu hastaya "Ben bir bitkiyle ilgili araştırmalar yapıyorum, bunu sende deneyelim." dediğimi mi sanıyor? O kadar ildeki, bu kadar kişiyi ben nasıl bilebilirim? Bunları; benim bulduğumu mu sanıyor? Bu mümkün mü? Demek ki; beni bulan onlar. Adres, telefon, hastalığı verip, HTT istemek; "Ben/biz deneyeceğiz." demektir. Bu yapılan; bir denemedir. Bu denemenin faili kimdir? İnternette adım, sitem yok. Nasıl buluyorlar: O ona, bu ötekine söylüyor da ondan.
Bu güne kadar bana ulaşan herkese sordum; beni nasıl bulduğunu... Sadece bir kişi, üç defa sormama rağmen cevap vermedi. MANİSALIBİR'in polis olan oğlu... Bununla ilgili bir olayı yazayım: Kişi tesadüfen Hukuki Net'teki bu konuyu okur. Yeni şeker hastası olmuştur ve bana ulaşmak istemekte, nasıl ulaşacağını bilmemektedir. HTT kullanmış birini de tanımamaktadır. Polis bir arkadaşına durumu anlatır. Polis; kendinden öğrenildiğini söylememesi şartıyla; adıma kayıtlı olmayan, kullandığım telefonu ona söyler. İşin tuhafı; polis de HTT kullanmış birini tanımamakta, iyi mi? Neyse, adam bana ulaşır, konuşuruz. Mutlaka bulunduğum köye geleceğini söyler. Aradan bir süre geçer ve "arkadaşıyla birlikte; İstanbul dönüşü gelirler. Yanında biyolog arkadaşı vardır. Sohbet ederiz. Otu göstermemi ister, bulur ve veririm. HTT alır ve giderler. Bir gün telefon:"Hocam, HTTnin (Siteyi okuyan HTT der) şu şu faydalarını gördüm. Bana T.C. numaranı verir misin?" Veririm ve bir süre sonra kargodan bir paket: Gözlük numaramla aynı, kolormatik bir gözlük... Bunu bilmiyordunuz: HTT; insanı gözlük sahibi yapar!... Nasıl ama?...
Kim kimi nasıl buluyora bir örnek daha: Nejat Bey, akciğer kanseridir. Radyoterapi, kemoterapi derken, klasik tıp cümlesi kurulur:"Maalesef kemik iliğinize..." Tekrar kemoterapi filan... Tıp son sözünü söyler:"Tıbben yapılacak kalmadı. İki ayda bir kontrole gelin." Bu cümleyi düyduktan bir iki hafta sonra, HTT yi öğrenir. Adres, telefon vererek ister. Yedi hafta kadar kullandıktan sonra; kontrole gider. Duyduklarına inanamamıştır:"Nejat Bey, hastalığınız geriliyor." Arkasından telefon:"Hocam, benim ümit ışığı olduğunuz. Bitmek üzere, devamı..." Bir süre sonra; Arzu Hanım, arkasından; Hülya Hanım: "Telefonunuzu Nejat Bey'den aldık, Durum şu, adres bu, kullanacağız." Bu durumda; bu denemede; sorumlu olan kim?
Azıcık da Hülya Hanım'dan söz edeyim: Kolon kanseri olmuştur, ameliyat, kemoterapi. Arkasında Karaciğer kanseri ameliyat, kemoterapi. Arkasından akciğer. Yine tedavi. Netice; Tıp yapacağını yapmış ve Hülya Hanımı akciğerinde en büyüğü 2 cm. olan 7-8 tümörüyle baş başa bırakmış, iki ayda bir kontrole gel demiştir. Bana; kontrolünün Ocak ayında olacağını, Nejat Bey'de olanlar ben de olursa; "İstanbul'u başıma yağdıracağını" söyler. Ben ne derim:" Aman Hülya Hanım, başıma bu kadar insanı sarmayasın." Bende; bu işin ticaretini yapacak, binlerce insanı bırak, 50 kişiye bile yetecek HTT yok. Gördünüz, deneme yapan ben değilim.
Deniyor ki: İnternette adres versin; açık açık yazsın. Bu kadar insanın hakkından gelebilir miyim?
Kullananın telefonu mu dediniz. Kullananlardan sadece iki kişi; biri mesane kanserinden kurtulan, "yemişim bu hastalığı" diyen kişi ile Eskişehir'de akciğer kanseri babasında kullanan İsmail, dediler ki:" İsteyen herkese telefonumuzu ver, biz olanları anlatırız" Vereyim de; telefonları 7/24 çalışsın.
-----
Doz ile ilgili yardımcı olup olmadığım konusuna geleyim:
Köyde HTT yapanlardan birinin kız arkadaşının babası prostat kanseri, arkasından akciğere metastaz... Bir gün elinde HTT dolu bir şişe:"Hocam, bunu göndereceğim. Durumu şöyle şöyle. Doz ne diyeceğiz?" HTTye bakarım; bulanıklık ve peltelik yok. Demi de benimki gibi. Otu doldururken başındaydım da, ondan... Şu dozda kullanmasını söyle. Kullanılır, arkasından tekrar gönderir. Gönderdikleri tedaviye yetecek kadar değildir ve kalanını başkasından bulur. Görürüm ve vizelerim. Yani; bende bilgi bedavadır.
----
Sitenin bu yazdıklarımı yayınlamasıyla "reklam/pazarlama yaptığı" iddiasına. Bu konuyu okuyarak bana ulaşan kişi sayısı bir elin parmak sayısı kadar bile yoktur. En son; geçen Cuma buldu biri. Mesajında; HTT diye söz edip, babasının durumunu anlatıyor. Benim için yeni bir tür: Akciğer ve dil kanseri. Dün aldılar. Ben de "dil kanseri"ni öğrenmiş olurum. Bilgiler; böyle böyle toplanıyor.
-----
Şimdi size iki yeni bilgi vereyim. Bilgilerin nasıl toplandığını da öğrenmiş olursunuz.
A- Adam bizim ilçede, hurdaya dönen bilgisayarımın markasının "yetkili servisidir" Çok sigara içmekte, ciğerlerini temizlemek istemektedir. HTT kullanır. İş yerini kapatır. Geçenlerde karşılaşırız. Bana dedi ki:"Hocam, bunun mantarı yok ettiğini biliyor muydun?" Evet, derim. Sürpriz yapmak istedi, ama; olmadı. Arkasından ekledi:"Benim ayaklarımda yaz kış devam eden, kötü kokuya sebep olan akıntı vardı. Kaç doktora gösterdim, tedavi edemediler. Ama;şimdi yok. Bunu biliyor muydun?" Bilmiyordum gerçekten, sevindi. Keşif keşiftir kardeşim. Neymiş efendim: Ayaktaki akıntı tedavi ediliyormuş.
B-Eski öğrencilerimden biri, bizim ilçede kasaplık yapmaktadır. Bir esnaf arkadaşının burnunda yara vardır ve üç yıldır tedavi edilememiştir. Bana der ki:"Hocam, böyle böyle. Bir dahaki gelişinde HTT getir, ben esnaf arkadaşla sizi tanıştıracağım." Bir dahaki gidişimde, yarası olanla konuşuruz. Götürdüğüm 250 ml. dir. Derim ki:"Sabah, öğle, akşam sür. Yatarken, yarayı örtecek kadar pamuk al ve HTT ye batır. Fazlalığı sıkarak çıkar ve pamuğu yaranın üzerine koy, bantla sabitle. Beş günde iyiye gidiş olmazsa; içeriden düzeltmeye bakacağız." İçeridene gerek kalmadı. Geçen cumartesi kasapla görüştük. Bana, esnaf arkadaşının "Burnumu kesip, bacağımdan et alıp, yama yapacaklardı. Hocan beni bundan kurtardı." Yani; iyileşmeyen yara yoktur. Ayaklarında iyileşmeyen yara olan birinden daha önce söz etmiştim. Bilgi vermediğini de... Aynı; Veli komutan gibi... Bunlar yüzünden cahil kalacağım. Haaa, kangren hakkında bilgim yok. İyileşmeyen yarada nasıl kullanılacağını yazdım.Niye; HTTnin deminin ne olduğunun önemi yok burada da, ondan.
-----
Eski öğrencilerimden birinin babası, karşı kahvede otururken; benim oturduğum kahveden biri, O'nu göstererek; "Akciğer kanseriymiş" dedi. Ve adam; daha sonraları akciğer kanserinden öldü. Ne dedim, bunu yazmakla? DEDİM Kİ: BİR BİTKİYLE İLGİLİ ARAŞTIRMA YAPIYORUM. SENİN HASTALIĞIN ŞUYMUŞ. SENDE DENEYELİM, demedim, demem de... Yani; "İNSANLARI KOBAY GİBİ KULLANMAK" asla olmadı ve olamaz. Sakarlığım, salaklığım olsa da; o kadarcık "hukuk" biliyorum.
Yine mi yalvarayım; HTT yapın diye. Dört yaz geçti, demekten; dilimde tüy bitti yahu...
Sağlıcakla kalın...

yusufhazar
17-12-2013, 18:37:44
arkadaşlar bu sitede sakar arkadaşla irtibata geçip bu ilacı kullanmak isteyen kişiler olduğunu gördük. bu kişilerden bu ilacı kullanıp sonuç alan varsa Allah aşkına yazsın da duyalım madem

sakar
19-12-2013, 01:10:06
Yusuf Bey,
Sarı kantaronu (H.Perfaratum) kanserde kullanmış, bunu da internette açık olarak yazmış birinin yazısını aktarıyorum:

---------------
KANTARON OTU VE KANSER
Kanserden Korkmayanlar Saglık Egitim ve Araştırma Dernegi Kurucusu
Av.İLHAN DEMİR

Merhaba,
Bu siteyi hazırlamaktaki amacım, yüzbinlerce insanımızın derdi olan
kanserden korkmamanız içindir. Kanserle yaklaşık 3 yıl önce tanıştık.
Eşim göğsünde bir sertlik olduğunu söyledi. Hemen doktora gittik.
Pataloji sonucu; kanser olduğunu öğrendik.

Hemen ameliyatla göğsü alındı. Bir ay kadar sonra kemoterapiye
başladık. 6 kür boyunca eşim öldü öldü dirildi. Mide bulantısı ve
kusma ile geçti bu 6 kür. Yatak döşek yattı. Hiç alışık olmadığımız
bir şeydi. Çoluk çocuk perişan olduk eşimin bu haline. Ama eşim daha
çok perişan oldu. Çünkü bütün sıkıntıyı çeken kendisiydi.

Radyoterapiye gerek görmediler. Kemoterapi bitince ayda bir
kontrollere başladık. Her şey gayet iyi gidiyordu, ta ki, eşim bir
sabah sırtında ağrılarla uyanana kadar.

Önce soğuk algınlığı zannettik. Fakat MR çekilince eşimin kemiklerine
yayıldığını öğrendik. Boynu, sırt kürek kemiği, belinde iki kemik,
kalça kemiği ve ayak dirsek kemiğinde tutulum yani kanser
vardı. Önce radyoterapi uygulandı. 6 kemiğe birden radyoterapi
verilemezdi. Bu yüzden en fazla tutulum olan iki kemiğe radyoterapi
verildi. Radyoterapi bitince bir hafta aradan sonra kemoterapiler
başladı. 4. kürde eşimin karnında bir tümör oluştu. Doktorumuz
kemoterapiye devam etti. 6. kür bittiğinde eşimin karnındaki tümör 25
cm olmuştu.

Hemen radyoterapiye sevk edildik. Burada uygulanan radyoterapiden
sonra eşim dinlenmeye çekildi. Bu arada çekilen MR sonucuna göre
kemoterapi hiçbir fayda vermemişti. Aksine tutulum (kanser) kemik
iliğine sıçramıştı.

Bu noktada artık radyoterapi ve kemoterapiye güvenimiz kalmadı.
Doktorumuz da çaresizlik içerisinde ilaçların ve tedavilerin fayda
etmediğini söyledi.

Artık alternatif tıp tedavisine yönelmenin zamanı gelmişti. Yapacak
başka bişi kalmamıştı. Klasik tedavi fayda vermiyordu.

İşte tam bu sırada, değerli dostum Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi
KBB Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdoğan İnal, kantaron otundan
bahsetti. Dediğine göre, kayınpederi mesane kanseri imiş ve 7 kere
ameliyat geçirmiş. Mesanesin alınmasına karar verildiği bir sırada
kantaron otunun kansere iyi geldiğini öğrenmiş ve zaten kaybedecek
bir şey yok deyip kayınpederine uygulamış. 3,5 ay sonra alınan
neticelerde, kanserden eser kalmadığını görmüş. Benimde eşime
kantaron tedavisi uygulamamı önerdi.

Zaten bizimde yapacak bir şeyimiz kalmamıştı. Hemen kantaron suyu
tedavisine başladık. Ozon tedavisi ile birlikte kantaron tedavisini
de yürüttük. Yaklaşık 2 ay sonra yapılan patalojik inceleme de eşimin
karnındaki kitlede kanser tümörünün kalmadığı şeklinde bir rapor
aldık.

Kemiklerdeki durumu henüz MR çekilmediği için bilmiyoruz. Ancak eşim,
alternatif tedavi ve Prof. Dr. Erdoğan İnal hocanın tavsiyeleri
sonucu şimdi gayet iyi.

Böyle bir tedaviyi herkesle paylaşmak istedim. Kanserden korkmayın.
Tedavisi var. Yeter ki doğru tedaviyi uygulayın.

Av.İLHAN DEMİR / ANKARA
Marmara Sok. 16/7 Sıhhiye/Ankara
Tel: 0312 - 4315680
Cep: 0533 7179766"
-------------
Yazıda; 3,5 ay denmiş. Benim bildiğim: 122 gündür.
Ayrıca, bir onkologun; tıbbî şansı kalmayan bir hastanın oğluna:"ALTERNATİF TIBBA BAKIN" dediğini, geçen cuma günü oğlundan dinledim. Kulaklarıma inanamadım. Yukarıdaki yazıda geçen doktorun demesi gibi...
Sağlıcakla kalın.

sakar
19-12-2013, 01:50:57
Yusuf Bey,
Size bir bilgi daha:
Onkoloji uzmanı Doç.Dr. Sezgin, kantaronun, bindebirlik otu, kan otu, kılıç otu, mayasıl otu, yara otu veya kuzu kıran olarak çeşitli isimler verilen Hypericum perforatum L. isimli bitki olduğunu belirtti. Bu bitkinin depresyon ve iltihabi hastalıkların tedavisinde etkili olduğunu ve geleneksel tedavilerin başında geldiğini kaydeden Doç.Dr. Sezgin, son zamanlarda kitle iletişim araçlarında bu otun kanser tedavisinde yararlı olduğuna ilişkin yayınlanan haberlere dikkat çekti.

Bu haberlerin ardından kanserli hastaların kantaron otunu kullanmak isteyip kendilerine danıştığını, pekçok hastanın ise doğrudan kullanmaya başladığını kaydeden Doç.Dr. Sezgin, "Kanser ile ilişkili olarak yapılan hücre ve hayvan çalışmaları, kantaron otunun akciğer, karaciğer, meme, mesane, mide, over ile serviks kanseri, lösemi ve bazı beyin tümörlerinde kanser hücrelerini öldürdüğü ve kanserin damarlanmasını engellediğini gösterilmiştir. Bu nedenle de günümüzde kanserin tedavisinde kullanılması ile ilişkili olarak yoğun olarak araştırmalar yapılmaktadır. İnsanlarda yapılmış bir çalışma bulunmamaktadır.
-----
Bir bilgi daha: Kanserde en etkili bitkinin H.Triquetrifolium Turra (HTT) ikincisinin ise; H.Empetrifolium olduğunu, daha H.Perfaratum'a (Sarı Kantaron/yara otu/binbrdelik otu...) sıra gelmediğine dikkât ediniz.
Sağlıcakla kalınız.

sakar
23-12-2013, 18:08:06
Arkadaşlar,
Az önce okudum, aktarıyorum. Niçin aktarıyorum: ORTODOKS ZİHNİYETLİ TIP dediği için, BİTKİYLE KANSER TEDAVİ EDİLİR dediği için...
-------
Çalışmaları süren tamamlayıcı tıp mevzuatının bir an önce çıkması gerektiğini belirten Dr. Ümit Aktaş, bu alanda kontrolsüz şekilde büyüyen bir pazar olduğunu söyledi, “Doktorların ‘bitkisel tedavi yoktur’ ...

Sağlık Bakanlığı, fitoterapi, ozonterapi, akupunktur, refleksoloji ve proloterapi gibi tamamlayıcı tıp uygulamaları ile ilgili mevzuat çalışmalarının sürdüğünü ve mevzuatın önümüzdeki yıl çıkacağını açıkladı. Bu alandaki yasal boşluktan yararlanan ve kendilerini “uzman” diye nitelendirenlerin toplum sağlığı ile oynadığını belirten Fitoterapist Dr. Ümit Aktaş, tamamlayıcı tıp mevzuatının bir an önce çıkması gerektiğine söyledi, “mevzuat yokluğunda olan hastalara, yani halka oluyor” dedi.
Türkiye’nin aslında 1993’de imzaladığı anlaşma ile Avrupa Birliği’nin tamamlayıcı tıp mevzuatına uyumlu davranmayı kabul ettiğini, bu taahhüt çerçevesinde, AB’nin ilgili kurumlarına 1993’den itibaren üye olduğunu aktaran Aktaş, “Türkiye, AB’nin fitoterapi (bitkilerle tedavi) konusundaki çalışmaları düzenleyen kuruluşu ESCOP’a (European Scientific Cooperative on Phytotherapy) üyedir ve aidat ödemektedir, yani fitoterapiyi resmi olarak kabul etmiştir” diye konuştu.
HASTALAR YANLIŞ UYGULAMALARDAN NASIL KORUNACAK?
Ancak geçen 20 yıl zarfında konuyla alakalı mevzuatın çıkarılmamış olmasının ciddi bir boşluk yarattığını dile getiren Aktaş, tamamlayıcı tıp mevzuatının olmamasının, devletin bu alanı denetleyememesi ve kontrol edememesi anlamına geldiğini söyledi. “Hangi uygulamayı, hangi yönetmeliğe göre denetleyeceksiniz? Bu uygulamaları yapmak için kimler yetkilidir? Bu alandaki tedaviler hangi standarda göre yapılmalıdır? Doğru ve yanlış uygulamalar birbirinden nasıl ayrılacaktır? Hangi tedavi tamamlayıcı tıp kapsamındadır, hangisi değildir? Hastalar, tamamlayıcı tıp olduğu iddia edilen yanlış uygulamalardan nasıl korunacaktır?” sorularını sıralayan Dr. Aktaş, durumun sakıncalarını ve yarattığı riskleri anlattı:
'VATANDAŞ, SUİİSTİMALCİLERİN KUCAĞINA İTİLİYOR'
“Ülkemizin tamamlayıcı tıp alanında bir mevzuatının olmaması, devletin bu tedavi alanlarını resmen tanımadığı şeklinde bir algı yaratıyor. Bazı doktorlar, bu tedavilerin yanlış olduğunu ve kullanılmadığını iddia ediyor. Oysa tamamlayıcı tıp uygulamaları, tüm dünyada kullanılmakta ve ciddi bilimsel yayınlarla desteklenmektedir. Doktorların tamamlayıcı tıbbı reddeden yaklaşımları, hasta vatandaşı, bu alanı suiistimal eden insanların kucağına itmektedir. Hayatın olağan akışı, boşluğu affetmez, doktorlar talebi karşılayamayınca doğan boşluğu, doktor olmayanlar doldurur. Özellikle günümüz ortodoks tıbbından çare bulamayan kronik ve ölümcül hastalıkları olanlar, doğal olarak tamamlayıcı tıp uygulamalarına yöneliyor. Üstelik tamamlayıcı tıp yöntemleri doğru uygulanırsa, bu hastalıkların pek çoğunun tedavisinde başarılı olmak mümkündür.”
‘ÇARESİZ HASTA, YANLIŞ UYGULAMALARIN KURBANI OLUYOR’
“Önümüzde kontrolsüz şekilde büyüyen dev bir pazar var” ifadesini kullanan Dr. Aktaş’a göre, çok sayıda hastanın tamamlayıcı tıp ile ilgili talebi var ancak bu talep doktorlar tarafından karşılanmıyor. Çaresiz kalan hastalar da uzman olmayan kişilerin para tuzağına düşüyor: “Hasta doktoruna bu talebini iletince, bir de üzerine azar işitiyor. Bu tedavileri doğru şekilde uygulayacak hekim bulamayan hasta da internetten, medyadan araştırıyor ve doktor olmayan, açgözlü sahtekârların ticari ağlarına düşüyor. Denize düşen yılana sarılır misali aslı astarı olmayan uygulamaları kullanmaya başlıyor.”

Ülkemizde tamamlayıcı tıp uygulamalarında sadece akupunkturun mevzuatı var ve tıp fakültelerinde eğitimi veriliyor ancak diğer uygulamaların tıp fakültelerinde eğitimi yok. Aynı zamanda akupunktur uzmanı olan Dr. Aktaş'a göre, mevzuat yokluğunun yarattığı en önemli problemlerden biri de doktorların tamamlayıcı tıp konusunda eğitim alamamaları. Türkiye’de fitoterapi alanında uzmanlık derecesine sahip sadece 6 tıp doktoru bulunduğunu belirten Aktaş, “Bizler de fitoterapi eğitimlerimizi eczacılık fakültelerinde yüksek lisans yaparak aldık” dedi.

ETKİNLİĞİ KANITLANMAMIŞ YÖNTEMLER HAYATİ RİSK TAŞIYOR
Geçtiğimiz günlerde Antalya’da yapılan Sindirim Sistemi konferansına katılan uzmanlar da etkinliği ispat edilmemiş yöntemlerin ve bitkisel ürünlerin, asılsız vaatler ve ticari amaçla satılmasının hayati risk oluşturduğuna ve önemli bir ekonomik kayıp olduğuna vurgu yapmıştı.
‘DOKTORLAR YANLIŞ İDDİALARINDAN VAZGEÇMELİ’
Dr. Aktaş da aynı noktayı işaret etti; TV, internet ve dükkânlarda satılan yüzlerce bitkisel ürünün yanlış bilgiler ve boş vaatlerle satıldığına dikkat çekti: “Türkiye’de doktorların, ‘bitkisel tedavi diye bir şey yoktur’ tezini savunmaları, hastaları bu tarz yanlış ürün satan firmalara ve kişilere itmektedir. Doktorlar, bu yanlış iddialarından vazgeçmelidir. Bitkilerle tedavi diye bir şey vardır, bir bilimdir ve adına fitoterapi denilmektedir. Bu bilim, doktorların işidir, bitkilerle tedaviyi bu alanda eğitim almış doktorlar uygulamalıdır. Eğer bu şekilde uygulanmaz ise hastalar doktor olmayanların elinde kalmaya devam edecek ve zarar katlanarak büyüyecektir. Doktorlar eğitim alıp fitoterapi uygulamadıkça problem kanayan bir yara olmaya devam edecektir. Bu nedenle devletimizin ilgili mevzuatı bir an önce çıkarması ve denetim yapması şarttır.”
HANGİ HASTALIKLARDA KULLANILIYOR?
Tamamlayıcı tıp uygulamaları neden önemli ve hangi hastalıklarda, nasıl kullanılıyor? Bu tedavilerin hastaya zarar değil, yarar getirmesi için mutlaka tıp eğitimi almış,

bu alanda uzmanlık yapmış doktorlar tarafından uygulanması gerektiğini vurgulayan ve Sağlık Bakanlığı’nın üzerinde çalıştığı mevzuata değinen Dr. Ümit Aktaş, “Dünyadaki uygulamalarda, çok çeşitli tedaviler tamamlayıcı tıp şemsiyesi altında toplanır. Bakanlığımızın açıklamalarına göre, çıkacak olan mevzuatta tamamlayıcı tıp uygulamaları 14 başlık halinde toplanmış durumda. Bu tedavileri tüm hastalıklarda kullanmak mümkün. Örneğin; akupunktur ile bel fıtığı ve migren tedavilerinde başarı oranı son derece yüksektir. Ozonterapi ile diyabet tedavisinde veya diz kireçlenmelerinde başarı sağlandığı gibi, antiaging uygulamaları da yapılabilir. Fitoterapi ile ise kanser tedavisi bile mümkündür. Esas olan, hasta için doğru tedavi yöntemini seçmek ve bunu ehil ellerde yapmaktır” ifadesini
kullandı.
-----
Galiba; bu konu başlığıyla aramda KATOLİK NİKAHI var:BOŞANMAK YASAK!...
Sağlıcakla kalınız.

sakar
07-01-2014, 02:59:28
Yusuf Bey,
"arkadaşlar bu sitede sakar arkadaşla irtibata geçip bu ilacı kullanmak isteyen kişiler olduğunu gördük. bu kişilerden bu ilacı kullanıp sonuç alan varsa Allah aşkına yazsın da duyalım madem" demişsiniz.Size bir teklifim var:"Siz, babanız, anneniz,kardeşlerinden biri, amca, dayı, hala, teyze, enişte, gelin, komşu..." ister; yeni teşhis,ister; kemoterapi almakta olan, ister; metastaz yapmış, yeter ki; kortizon almamış ve kendini tümör olarak gösteren bir kanser hastası bulun. O'nu HTT kullanmaya ikna edin. Bulduğunuz an; bu sitede telefonunuzu yazın.Ben Siz'i bulurum. Dediğin hasta kullanır. Neticeyi; Siz veya O hasta bu sitede anlatır. Telefon numarasını da verirse; millet de öğrenmiş olur. Gördünüz; gayet kolay bir çözüm. Yani; teoriyi boş verelim, pratikte görün/yaşayın/şahit olun.
Bugün; varis yaraları olan, ana damarlarından biri; ameliyat edilemiyecek kadar uzun olarak tıkalı, hekimin kan değerinin en az 3,5 olmasına uğraştığı halde 2,5 üstüne çıkarılamayan, kan sulandırıcı ilaç da kullanan ve "harcamadığım para, gitmediğim yer yok." diyen birine verdim. Sürerek kullanma niyetinde. Ama; içerek de takviye etmesini söyledim. "İçme işini" araştıracağını söyledi. Benimle tekrar temasa geçeceğini söyleyip, telefonumu aldı. Yazık; 30 yaşlarında genç bir hanım...
İki gün önce beni arayan Aksaray'daki polis arkadaş. Telefonunda:"İkide bir, siteye giriyorum, yeni bir yazı var mı diye..." demiştin ya; al sana yeni bir yazı. Bu seferki kısa oldu. Uzun olsun diye: "İzmir'de meme kanseri teşhisi konulan, yapacağımız tedaviyi tespit için; hastalığın seyrini takip edelim, iki ay sonra gelin denmiş, hastahanedeki bir hemşirenin telefonumu vermesiyle; Bodrum'a doğru giderlerken beni bulup; HTT alan, aynı zamanda anksiyete tedavisi de gören, kullanmaya başladıktan (Aradaki ansiteyete ilgili ilaç kullanma mecburiyeti ve HTT nin birlikte kullanılmasıyla doğacak sıkıntıyla ilgili görüşmelerimizi atlıyorum) on gün kadar sonra beni arayıp; "Sakar Bey, tümör olan yerde, şöyle..." diye söze başladığını, benim de, lâfı ağzından alıp; "işçiler toprağı kazıyorlar, ya da; duvardaki sıvayı kazıyorlar, ya da ne bileyim; boya kazıyorlar... gibi bir şey mi?" dediğimi, 35 yaşlarındaki kadının da:"Böyle diyeceğimi nasıl bildiniz?" dediğinde; "Aynısını daha önce birisi söylemişti de ondan." deyişimi, kadının; artık inanıyorum, kurtulacağım dediğini filân mı anlatayım?..." Yoksa; "Alternatif tıbba bakın" denmiş vak'adan mı söz edeyim? Ya da; telefonumu veren İstanbul'da, alan İzmir'de, hasta Elazığ'da. Dayanak olarak; maltawildplants sitesindeki; HTT ile ilgili linki verdiğimi, bilgisayarın başına geçince; bulmasını sağladığımı, Yusuf Bey'in bakmadığı bölümlere bakmasını sağladığımı, o sırada; yanında bulunan İngilizce bilen kızın "Doğru söylüyor." dediğini filân... mı yazayım? Ya da; biraderimin çok sevdiği arkadaşı Cengiz'in (Hikâyesi testis kanseriyle başlıyor.) alternatif tıbba karşı oluşu, tıbbın; iş; beyine kadar yayıldıktan ve yapacak bir şey kalmadı demesinden sonra, ot/çöp kullanmaya niyetlenmesini, Bodrum taraflarındaki bir firmadan litresi 1600 liraya bir şeyler almasını, kardeşimin; iki yıldır söylediği, ama; bir türlü evet demediği HTT ile ilgilendiğini, ilgili linki ona da gösterdiğimi, kullanmaya karar verdiğini, gönderdiğimi ve başladıktan bir hafta sonra; yutamaz hale geldiğini ve şimdi; maalesef ölümü beklediğini mi yazaydım?
Bazı şeylere; erken karar verin, demek istedim. "Dönülmez akşamın ufkundayım." veya "Basra harab olduktan sonra..." durumu olmasın...
Sağlıcakla kalın...

sakar
09-01-2014, 01:41:00
Üzgünüm,
Biraderimin arkadaşı Cengiz öldü. Bu kişi; elektrik mühendisi idi. Çok yıllar önce tanışmıştık. Kısa bir dönem, devlet memuru olarak; devlet ihalesi işlerde "kontrol mühendisi" olarak görev yapmış biri idi. Kısa görüşmemiz sonrası bana:"Abi, devlet ihalelerinde kontrol mühendisi olma işi; dürüst adam işi değil, ben bu yüzden; memurluktan ayrıldım." demiş ve bazı şeyler anlatmıştı. Eeee, bu kadar dürüst olmak iyi de; ortodoks zihniyetli tıp varken; ortodok zihniyetli hasta ne demek? Ahhh Cengiz, aaahhhh!... Keşke; ortodoks zihniyetli hasta olmasaydın. Keşke; biraderimin sana yalan söylemeyeceğine inansaydın... Keşke; bir sefer bile bu konuyla ilgili olarak, benimle (Basra harab olmadan önce) görüşseydin. Her şey; bambaşka olabilirdi... Ne diyeyim; Allah rahmet eylesin...
Ey Millet,
Kanser konusunda; zerdeçalmış, kaplumbağa kanıymış, buğday filiziymiş, litresi 1600 liraya (Firma adını, ürün adını da biliyorum. Çünkü; Cengiz söylemiş, anlamamıştım. Kodlayarak yazdırmıştı. Defterimde hâlâ duruyor.) satılan; üç- dört bitkinin eksterisinden oluşmuş karışımmış, meyan köküymüş, ingiliz sodası (Yemek sodası, sodyumbikarbonat) imiş, kefirmiş... bırakın bunları... Benim gösterdiğim gibi; ANTİPROLİFERATİF özelliği bilimsel olarak ortaya konmuş bitkilerle ilgilenin. Ötekilerini ciddiye alıp; paranızı, sağlığınızı, zamanınızı boşa harcamayın...
Bu yazıya başlamadan az önce; komşu ilçeden; yıllar önce bulunduğum köy Tarım Kredi Kooperatifinde çalışmış, şu anda emekli olan arkadaşım telefon etti:"Sakar Abi, benim çocuğun öğretmeninin arkadaşı, meme kanseri olmuş (Beni biliyor ya.) telefonunu verebilir miyim?" Cevap: Ver...
Önceki yazımda ne dedim: "Zaman kaybetmeyin."
Şimdi ne dedim:"Ortodoks zihniyetli tıbbı biliyorsunuz. Ama; Cengiz gibi; ortodoks zihniyetli hastalardan olmayın. Gözünüzü seveyim..."
Keşke, bunları yazarken; böylesine bir hastalıktan "tomarla para kazanmayı düşünen" biri olsaydım...
Yazık etmeyin; kendinize ve sevdiklerinize...
Sağlıcakla kalınız...

sakar
12-01-2014, 04:19:51
Özür dilerim,
Dün akşam, eve misafir gelmeseydi, ben de; kahvehaneye çıkmayacaktım. Çıktım da; ne oldu?... Kahvehanede; "Kız arkadaşının babasının, orasından başlayıp da; akciğerine sıçramış (Daha önce yazmıştım) sözünü ettiğim kişiye, HTT gönderen; demiştim ya; "Doz bilgisini esirgemem." dediğim kişiyle buluştum. O bana dedi ki; o kişinin; aynı zamanda; astım -bronşit de olduğunu, hâlâ; sigara içmeye devam ettiğini, kanser dışı hastalığı hastalığı da olduğunu (Az önce yazdım: Astım-bronşit) daha düne kadar, oraya buraya gidemeyecek derecede; " soluyan" kişinin; dağlarda çıra toplamakta olduğunu, kanserle ilgili bir tetkikin; dört aydan önce yapılamayacağı için yapılmadığını, ama; onun dışındaki her kontrolün; "mükemmel" gittiğini de öğrenmiş oldum.
Neymiş efendim?...
Çok kısa yazıyorum: Siz, hayatınızda; "akciğer kansersiniz" dendiği halde, sigarayı bırakmayan, ve buna rağmen "iyiye gidiyorsunuz." denen birini duydunuz mu?
Hekimler; (Diyeceksiniz ki;" Sakar Hocam, siz önceleri doktor diyordunuz. Ne oldu da; hekim/tabip demeye başladınız?" Cevap vereyim: Yalçın Küçük Ağabey, esir kampındayken, O; Aydınlık Gazetesine küsmeden, ya da; Aydınlık Gazetesi O'na küsmeden, bir yazısının bir bölümünde, şöyle demişti:'Doktor; çok bilen demektir." Her hangi bir lâfı uzun uzadıya sorgulamanın anlamı yok. Demek istedi ki; Hukukta da, psikoloji de, arkeolojide, ekonomide de... doktor olur." Eğer, Siz, ben; "doktor derken; illâ ki hekimi kast edeceksek; med.Dr. diyelim demek ister.") şunu söyler; Siz'e/hastanıza söylemese de;"Yıllarca sigara içmiş kişinin, akciğer kanserinden kurtulma şansı; sıfırdır.Hiç içmemiş, ya da; ara sıra içmiş kişinin şansı ise; onda bir dir. Eeee, bu durumda; arkadaşın tanıdığı kızın babası hakkında ne diyeceğiz?
Daha dün okudum: "Şair Adnan Azar; akciğer kanserinden öldü..."
Ne diyeyim; "Diş çektireceğime, akciğer kanseri olayım." diye yazan ben olarak?...
Haaaa, bunu yazdım diye; "unuttu" sanmayın. Yusuf Bey'den hâlâ "telefonunu yazmasını" bekliyorum.

HTT burada, meydan burada!...
Akıllı olun, Sağlıcakla kalın..

gultekinözen
17-01-2014, 13:37:12
SAKAR HOCA Ben diyabet hastasıyım.Denizli deyim.Annem de de 3. evre meme ve lenfoma kanseri 88 yaşında olduğu için tıbbi mudahele yapılamadı.Telefonum 05382083798 aydın yakın olduğu için gelip HTT alıp kullanmak istiyorum