PDA

Tam Sürüm Bilgisini Göster : Alevilik Din Değil... Gerisi Ne?



commodore1tr
13-12-2008, 03:42:51
Bu konuyu hukkuki.net gündemine getirmesi için sağcı yada dinci partileri tutupta ha bire sola yazanlardan tepki bekledim sağıra yattılar normal olarak...Ve bu iş gene başa düştü...

Diyanet’ten Sorumlu Devlet Bakanı Said Yazıcıoğlu saçmaladı da saçmaladı.... Kimseden nedense ses çıkmadı. Ben yuh olsun dedim. Çünkü Alevilik mantık bazında umrumda değil tıpkı diğerleri gibi... Ama hak savunulacaksa her daim oradayım....

Diyanet’ten Sorumlu Devlet Bakanı Said Yazıcıoğlu ''Alevilik bir din değildir.'' dedi açık saçık.. yetmedi saçmalaması devam etti.. ''Alevi sayısı 20-25 milyon olmadığını belirterek,7 milyon Alevi vatandaşımız var''dedi... Ufff ki ufff... AKP beslemeliler yuttu ya da duymazdan geldi.... Çünkü lafta kıvraktı aynen AKP gibi dansöz kıvraklığındaydı Yanlış anlaşıldım cümlesine müsait... Ama denecek olanın denmesi....

20 milyon la 25 milyon ifadesi basit bir sözcük değil... İstatistik yüzde iki hata kabul eder... RTE nin istatistiği ise yoktur çünkü kendileri matematik bilmez ( Yanlış anlaşılma olmasın matematik bilmezde başkabir şey bilir anlamı çıkmasın tek bildiği üç çocuk yapın... Onun bile kimden olduğu önemli değil....) 20 nin 25 e çıkması demek yüzde 25 artış demektir ki oranları alt üst eder ... Dikkat buyurun kendisinin verdiği yedi milyon rakamı sallamada kullandığı rakama eşit neredeyse fark daha az... Ciddiyeti anlayın... İşin gerçeği ise şudur ki oran ne 20 25 sayısıdır neden 7.. tarih boyunca olan oran korunarak artmıştır . Türkiye'de yaklaşık 12.5 milyon alevi vardır...

Asıl sorun Alevilik bir din değildir !!! cümlesi ... Yüzde yüz doğru katışıksızz .... her harfi helal..... Alevilik bir din değil gerçekten değil !!! Yeterki devamını getir
adam gibi bağla... Bağla ki sana oy verenler seni ve partini adam yerine koymaya devam etsin...

Alevilik din değil... Tıpkı sunniliğin din olmadığı gibi hatta Maliki,Hanefi, Şafii, Hanbeli ,Zeydilik ,Caferilik ,Zahiriliğin din olmadığı gibi... Hiç biri din değil mezhep... Bakan bunu bilmez mi ? Bilir bilirde bölücülüğüne söylemez sıkışırsa yanlış anlaşıldım...

İşte bu yanlış anlaşılma perdesi altında Aleviliğin diyanette temsil edilemeyeceğini söylüyor... Neden kandırmaca hazır alevilik din değil!!! Sanırsın ki Hristiyanlık temsil ediliyor.... ??!!

Ben bu sözleride duyduktan sonra ... ciddi bir vergi veren vatandaş olarak vergimden giden her kuruş haram olsun diyorum. Hele diyanete bin kere haram olsun.... Hadi kul hakkı dünya da halledilir diyanet işleri çöz bu sorunu her birinize bir kuruşta olsa vergim düşer ve helal değil kul hakkı.... Ne yapacaksın !! Bence de sunnilik din değil .... gel de çöz...

Gerçektende hiç biri din değil din İSLAM inanalnlar islama MÜSLÜMAN ve mezheplere ayrılmış

Peki ben şimdi hiç bir mezhebi önemsemeyen biri olarak bakana ve onun gibilere desem

Sana mı kaldı mezheppleri ayırmak sen ALLAH mısın ? Kul hakkı yeme işine bak !!!

Valla siz gene yalakalık yapacaksınız....

pinpon
13-12-2008, 04:46:17
Seküler bir yapıya sahip olduğumuz rivayet ediliyor, peki seküler yapıya sahip devletlerde Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurumun işi ne? Böyle bir kurum olunca başındaki zat da atıp tutuyor işte! Bu arada fetva filan da veriyor bunlar değil mi?

sdt23
13-12-2008, 11:03:23
Bunu eleştiri olarak değil tespit olarak söylüyorum.

Bugün Alevilerin dini taleplerinin çoğunun karşılanamamasının sebebi Türkiye'ye özgü laiklik anlayışı. Cemevleri tekke ve zaviyelerle birlikte kapandı. Şu anda nasıl bazı tarikatların tekkeleri gayriresmi olarak faaliyetlerini sürdürüyorsa, cemevleri de aynı şekilde gayriresmi olarak faaliyetlerine devam ediyorlar. Bu da Alevi cemaatinin katkılarıyla oluyor.

Rum Ortodoks, Ermeni Ortodoks ve Musevi cemaatlerinin durumu Lozan'la garanti altına alınsa da onların dini faaliyetleri de yine cemaatlerin katkılarıyla yürütülüyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kurulmasıyla bütün Sünni İslam faaliyetleri devlet kontrolü altına alınmaya çalışıldı. Alevilerin bir kısmı cemevlerine ve dedelere devletin kaynak tahsis etmesinden Diyanette temsilden yana iken, bir kısmı bu şekilde "devlet Aleviliği"ne karşı çıkıyor. Çünkü biliyorlar ki, "parayı veren düdüğü çalar."

Alevi kuruluşlarının taleplerinde de farklılıklar var. Tek tip Alevilik yok. Ben her kuruluşun talebine her grubun inancına ayrı ayrı saygı duyuyorum.

Ancak buradaki çıkmaz, aynı Heybeliada'daki ruhban okulunda olduğu gibi, bu haklar tanınırsa acaba bu başkaları için de emsal olur mu korkusu.

Tangör Evren
13-12-2008, 12:41:20
Anladığım kadarıyla sayın commodore1tr bu forumda Alevi vatandaşlarımızın sorunlarını yada laiklik anlayışında ki yerlerini tartışmaya açmamış.

Devletin tepesindeki iki yüzlülüğü aymazlığı ortaya koymuş. Sanıyorum kilit cümle ''Alevilik din değil'' üzerine kurulu. Yani alevilik din değil de sunnilik din mi ? sorusunu sorup bunun yanıtını almak istemektedir. Bakanın burada büyük bir ikiyüzlülük yaptığı sözcük oyunu ile kitleleri kandırmaya çalışştığı açıktır.

Din açısından Alevilik her ne ise Sunnilik te diğer mezheplerde odur. Aralarında ki fark inançtan doğan bağlanma yöntemleri olabilir ki buda kul ile Allah dışında kimseyi ilgilendirmez.

Ben bu bakanın ve aynı tipteki kişilerin daha öncede bu tip patavatsız sözcüklerini yaklaşımlarını okudum, duydum. Hatta aynı türden birisi de Aleviliği Ateistlikle eş tutan konuşma yapma cüretini gösterdi. Yani alevi vatandaşlarımıza tahammül bile yok.

Sırf bu bile bize LAİKliğin ne kadar önemli olduğunu anlatmaya yeter. Çağ öncesinden çağı gören ATATÜRK ün değerini anlamak lazım artık.

horasan
13-12-2008, 23:24:10
Sayın Tangör EVREN,

Bu durum tıpkı o sözde islam inananlarının alay ettikleri Konstantin'in kararına benziyor...

Malum 1325 yılında İznik'te toplanan konsil bir türlü tartışmalardan sonuç çıkaramaz ve kararı İmparatora bırakır...

İmparator ne anlasın dinden, verir kararını...

Karar elbette siyasidir...

Zavallı ARİUS, ne kadar çabalasa ve 'O bir insandır' dese de İSA artık bir Tanrıdır...

"Alevilik bir din değildir!"

Fransa eski Devlet Başkanı Chirac'ın yakın zamanda AB aşkı ile sarhoş olanlarımız için söylediği o meşhur sözlerin haklılığını ortaya çıkarmış olmuyor mu?

"HEPİMİZ BİZANSIN ÇOCUKLARIYIZ..."

=

"HEPİMİZ KONSTANTİNİN TORUNLARIYIZ..." :)

:)

Av.Abbas Bilgili
14-12-2008, 02:54:33
Bu konuyu tartışırken sanırım şu hususların da tartışılmasında yarar var;

1) Laik bir devlette Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurum olur mu?

2) Olur diyorsak bu durum laiklikle bağdaşır mı?

2) Olmaz diyorsak din işleri nasıl yürütülecek?

3) Olur diyorsak, bu kurum içinde diğer dinlere ve ve mezheplere yer verilmesi gerekmez mi?

4) Diyanet İşleri Başkanlığı kurulduğunda alevilere yer verilmiş miydi?

5) Alevilere yer verildiyse şimdi niye yoklar? Bir zaman sonra dışlandılar mı?

6) Alevilere başlangıçta da yer verilmediyse; o zaman memlekette alevi yok muydu?

7) Cem evleri ilk ne zaman kuruldu?

sdt23
14-12-2008, 12:08:48
Bu sorulara tutarlı cevaplar verildiği zaman Alevilerin de, ruhban okulunun da bütün sorunları çözülür.


Bu konuyu tartışırken sanırım şu hususların da tartışılmasında yarar var;

1) Laik bir devlette Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurum olur mu?
2) Olur diyorsak bu durum laiklikle bağdaşır mı?
2) Olmaz diyorsak din işleri nasıl yürütülecek?
3) Olur diyorsak, bu kurum içinde diğer dinlere ve ve mezheplere yer verilmesi gerekmez mi?
4) Diyanet İşleri Başkanlığı kurulduğunda alevilere yer verilmiş miydi?
5) Alevilere yer verildiyse şimdi niye yoklar? Bir zaman sonra dışlandılar mı?
6) Alevilere başlangıçta da yer verilmediyse; o zaman memlekette alevi yok muydu?
7) Cem evleri ilk ne zaman kuruldu?

Deryacer
14-12-2008, 14:18:43
İyi de alevilikle ruhban okulunu neden bir tutuyorsunuz onu anlayamadım.Ruhban okuluna azınlık demek mümkündür.Aleviler müslümandır öncelikle..Desturları Ya Allah Ya Muhammet Ya Ali'den gelmektedir.

Her ne kadar Osmanlı ve onun devamı olan bugünkü hükümet bunu kabul etmek istemese de.(Tayyip Erdoğan'ın Karacaahmet Cemevi'ni yıkmaya çalışması da halen hatırlardadır )

Bence esas tartışılması gereken konu din nedir e gelmektedir.Ayrıca bir dinin din olup olmadığının kararını vereceği yapılan ibadetlerin kabul edileceği makam kişiler midir Allah mıdır ? Eğer ki Allah ise bu zatlara vahiy mi gelmiştir.

Şu dindir,ancak bu din değildir...Şuna eziyet edilir buna edilmez gibi kavramlar mı geliştirilmiştir yüzyıllardır....

Halbuki ne güzeldir "Yaradılanı severim Yaradan'dan ötürü"

Bizi sevmediklerine göre Yaradan'ı da mı sevmiyorlar yoksa ....?

gunesizmir
14-12-2008, 14:19:30
Alevilik bir din değildir mezhep olayına gelince bilinen 4 mezhep var islam da.Dinler hukukunu ve içtihat olayını bilmeden yorum yapmak yararlı olmayacaktır kanaatin deyim.Ruhban okulu meselesine gelince orası ap ayrı siyasi oyun arenası açılımı çok geniş ve kesin neticeler meydana getirici sonuçlar doğuracaktır.

Ruhban okulu okul olarak açılmasından ziyade okulun olduğu mıntıkanın tıpkı vatikan benzeri bir devlet ilanı ve şekli olarak vatikan a benzer ancak ortodoks ların ana merkezi olma amacı gütmekte patriğin de devlet başkanı statüsünde olması baz alınmaya çalışılmaktadır.

İran daki ve arabistandaki ve afganistan daki islami sistem islamın ana temellerine aykırı eylemlerinden dolayı zira islam 1 kişinin öldürülmesini dahi tüm insanlığın öldürülmesi gibi bakmakta ve yasaklamaktadır.Laiklik olmaz ise olmaz dır ve mutlak korunmaldır buna en ufak bir şüphem en ufak bir itirazım yoktur.Ancak insanın doğası gereği tapınması bilinen bir gerçektir kişi kendi dinini en güzel şekilde imkanlar dahilin de öğrenebilmeli.

Nasıl ki ateisti anlamaya çalışıyor isek alevi vatandaşlarıda anlamaya onları öğrenmeye çalışmalıyız.Ancak bizlere laiklik öyle bir sunuluyor ki laiklik=din karşıtlığı şeklin de anlama ve algılamaya başlayacağız.Laik lik deyip saman altından su yürütmek makam ve mevkii peşinde koşmakta ve bu mevkilerin nimetlerinden yararlanmakta olmaz olmamalı.Ne zaman ki ben yerine biz demeye başlayacağız ve tatbikatımızıda öyle yapmaya başlayacağız çok şeyler daha iyiye gidecektir ben en azından böyle ümit etmekteyim.

Dokunulacaksa her yere dokunulsun temizlenecekse her yer temizlensin doğruyu iyi ve güzeli bulalım ve ona ulaşalım.Laikliğin içki ile giyim kuşam ile ilişkilendirilmesini doğru bulmuyorum.Her yerde her zaman her konu da aşırı uclar vardır olacaktır ancak doğrumudur hayır değildir dini kendi çıkarı için kullanan kişi yada kişiler ne kadar hatalı ise laikliği her alanda her şekilde olur olmaz biçimde dile getirmekte o kadar yalnıştır.

Milletimize hakiki laikliğin ne olduğunu anlatamıyoruz anlatmalıyız öğretmeliyiz bilgilendirmeliyiz.hakiki halis dindar insanlarada gereken saygıyı göstermeliyiz.Biz şunu hala öğrenemedik devlet makamı yada devlet işi gören kişi devlet büyüğüdür rte tarzında bir kısaltma şık değildir sevelim sevmeyelim ancak ülkemizin Başbakanına bu tarz kısaltmalar ile seslenmek olmamalı derim.

Halk istemediğini zaten seçimlerde al aşağı edior tıp kı geçmişte olduğu gibi.Gene en doğru kararı halk verecektir.Alevilerde dahil olmak üzere toplumun tüm katmanlarının siteme yönetime idareye tam katkısı birikimi tecrübesinin aktarımı sağlanmalı her kesim her topluluk kucaklanmalı anlışmaya çalışılmalı birbirimizi sevmek olmasa dahi saygı duymayı becerebilmeliyiz. Saygılarımla.

horasan
14-12-2008, 17:47:57
1928 DİNİ ISLAH PROJESİ VE BEYANNAMESİ

1. Demokrasi alanında görülen büyük Türk Devrimi dili, ahlakı, hukuku ve bütün toplumsal kurumlarıyla başlıca iki görünüm gösteriyor.

BİRİNCİSİ: Bütün toplumsal kurumların bilimselleşmesi...

İKİNCİSİ : Bütün toplumsal kurumların millileşmesi...

Dolayısıyla toplumumuzun yaşamında bilim ve akılla kavranabilen bütün konuların aklın ve bilimin yetkisi ile yönetildiği gibi milli yaşama ilişkin bütün çalışmalar da sapkınlıktan kurtulmakta ve milli dayanışmaya katılmaktadır.
Türk Devrimi dilde, ahlakta, hukukta, iktisatta, sanatta yaptığı bütün dönüşümlerin kaynağını bilimin aklın uygunluğundan ve milli yaşamın verimli gelişiminden almaktadır.

2. Din de toplumsal bir kurumdur. Diğer toplumsal kurumlar gibi yaşamın gereklerine katlanmak, gelişimin yolunu kovalamak zorundadır.
Bu gelişim, gerçi dinimizin doğasındaki esaslar dışında olmayacaktır. Ancak bununla, dinimizin bilimsel, iktisadi ve estetik buyrukları her ne olursa olsun bütün eski biçimlere ve eski geleneklere bağlı ve gelişim gücünden yoksun kalacağını düşünmek yanlıştır. Dolayısıyla, Türk demokrasisinde din de gereksindiği gelişimi ve canlılığı göstermelidir.

3. Böyle bir reform olanağı bulunmakla birlikte, bunu gizemcilerin akıldışı ve öfkeli etkilenmelerinden beklemek, bugünkü toplum koşullarına göre olanaksızdır. Dinsel yaşamda, ahlaki ve iktisadi yaşam gibi ancak bilimsel düşünceler ve bilimsel yöntemlerle düzeltilmelidir ki, diğer sorunlarla uyumlu bir biçimde özel ve kişisel verimini ve gelişimini gösterebilsin. Bu düzenleme için kurumumuzun düşündüğü önlemler şunlardır.

TAPINMA BİÇİMİNDE:

Tapınaklarımız temiz, düzgün, gezilmeye ve görülmeye açık ve oturulacak bir biçimde geliştirilmelidir. Tapınaklarda sıralar, elbiselikler yapılmalı ve temiz ayakkabılarla tapınaklara girilmesi desteklenmelidir. Bu dinsel reformun tapınmaya ilişkin sağlık koşuludur.

TAPINMA DİLİNDE:

Tapınmanın dili Türkçe olmalıdır. Ayetlerin, duaların, hutbelerin Türkçe biçimleri kabul edilmeli ve kullanılmalıdır. Bunlar yalnızca belleğin sermayesi olarak değil, yazılı ve basılı olarak da kullanılabilmeli ve tapınaklarda bu temele göre örgütler kurulmalıdır.

TAPINMANIN GÖRÜNÜŞÜNDE:

Tapınmaların son derece güzel, coşturucu bir biçimde yapılması sağlanmalıdır. Bunun için usulüne uygun olarak söylemeye yetenekli müezzinler imamlar yetiştirmek gerekmektedir. Ayrıca tapınaklara müzik aletlerinin girmesi de gerekmektedir. Tapınaklarda dinsel müzik niteliğinde çağdaş ve enstrümantal müziğe kesinlikle gereksinim vardır.

TAPINMANIN İDEOLOJİSİNDE:

Hutbelerin basılı biçimleri yeterli değildir. Söylev vermek, okumaktan ayrı bir şeydir. Hutbelerde önemli olan doğrudan doğruya bilimsel, yahut iktisadi düşünceler değil, doğrudan doğruya dinsel olan değerler ve felsefi içeriktir. Bunu verebilecek olan insanlar, güzel konuşmada yetkin din bilginleridir. Bu düzeyde konuşmacılarımız İlahiyet Fakültesi kanalıyla yeterince yetişinceye kadar, dışarda bulunan din düşünürlerinden ve din bilginlerinden yararlanmak gerekir.

Bunların dışında yapılacak iş, din edebiyatının ve din felsefesinin kurulmasıdır. Bu amacı, eski biçimiyle ve doğrudan doğruya ilmi kelam ve doğrudan doğruya tasavvuf sağlayamaz. Asıl önemli olan şey, ne Kur’an-ı Kerim’in Türkçesi ne de bu Türkçenin sınıflanmış ve düzenlenmiş biçimidir. Önemli olan şey, Kur’an’ın ve İslam dininin insani ve mutlak içyüzünü gösterir felsefi bir araştırmadır. Şimdiye kadar bu yapılmamıştır. Kur’an-ı Kerim bu gözle görülüp, kuvvetli bir zeka ile anlaşılmadıkça, saf akılla ve soyut mantıkla anlaşılamaz.

Bütün değişimin gerçekleşmesi için bilimsel bir merkez tarafından oluşturulacak olan uygulama projesinin hazırlanması gerekir. Bu bilim merkezi İlahiyat Fakülteleridir.

Türk devrimi bu fakülteyi oluşturmakla bu gereksinimi belirlemiş bulunuyor. Fakültemiz üç senelik bilimsel öğretimde, deneyleri sonucunda Türk toplumu için iyi ve onurlu olacağına inandığı bu değişim anlayışına ulaşmıştır.

Özet olarak, ayinlerin sağlıklı bir biçime kavuşturulması, Türkçeleştirilmei, güzelleştirilmesi, felsefeleştirilmesi konularındaki önerilerin uygulama yönünü ve işleyişini ayrıntıları ile açıklayacağız. Böylece yeni Türkiye din alanında yalnız bir vicdan anlayışının değil, bütün esir ve geri olan İslam kavimlerinin hürriyet ve gelişiminin de yol göstericisi olacaktır.

İmzaları olan kurul üyeleri:

KÖPRÜLÜZADE FUAD
İSMAYIL HAKKI (BALTACIOĞLU)
İZMİRLİ İSMAİL HAKKI
HALİL HALİT
HALİL NİMETULLAH (ÖZTÜRK)
MEHMET ALİ AYNİ
ŞERAFETTİN (YALTKAYA)
ARAPKİRLİ HÜSEYİN AVNİ
HİLMİ ÖMER
YUSUK ZİYA (YÖRÜKHAN)

Kuruldan çekilerek imza vermeyenler:

BABANZADE (AHMET) NAİM BEY
FERİT KANİ (KAM) BEY

/////

Bay BİLGİLİ,

Yukarıda Mustafa Kemal tarafından kurulan İslam Araştırmaları Kurulu’nun 1928 Yılında hazırlamış olduğu ancak yayınlanmayan bir beyanname var...

Evet...

Diyanet İşleri Başkanlığı tek parti CHP ve Onun değişmez lideri Mustafa Kemal tarafından kurulmuştur...

Bu başkanlık bırakın Mustafa Kemal'e karşı TANRI'ya karşı bile yürekli ve maçası yiyen yiğit KULlardan oluşmuştur...

Bu yiğitliği ve cesareti gösteremeyen artıkları ve o artıklar peşinden giden zavallı saf insanlarımızı da iyi biliriz...

Siz tek parti özellikle ilk dönem hakkında konuşabilmeniz için önce giydiğiniz veya size giydirilmiş TAKKEyi önünüze koyacak sonra bizimle muhattab olacaksınız!

Yukardaki beyannameyi de tok karnına günde üç kez fatiha niyetine okuyacaksınız...

Burada gevezeliğin ve zevzekliğin alemi yok!

VESSELAM!..

Av.Abbas Bilgili
14-12-2008, 18:48:36
Sayın horasan;

Öncelikle muhatabınıza "gevezelik" ve "zevzeklik" gibi aşağılayıcı kavramlarla saldırmanızı bir acizlik olarak gördüğümü belirtmeden geçemeyeceğim. Düşüncesi olan düşüncesini söyler, olmayanlar da bu şekilde hakarete başvurur. Ben bu sözlerinizi size iade etmeyi dahi kendime yakıştıramam.

Yayınladığınız beyanname de size çok uygun gelmiş olmalı ama bana ve bu ülkedeki milyonlarca insana uygun değildir. Onun için de uygulanma imkanı olmamıştır.

Dinde reform adı altında toplumun dinsel inanç ve ibadetlerini birilerinin (ve sizin) kafasındaki biçimlere sokmaya kalkışmak ne reformdur, ne de dinle, inançla, ibadetle ilgilidir.

O beyanname zaten daha önce de bir çok yerde tartışılmıştır. Onu yazanlar, tapınaklara temiz ayakkabı ile girilmeli derken, acaba kiliseden mi yoksa camiden mi bahsediyorlar.

Tapınaklarda müzikten bahsettiklerinde kiliseyi mi yoksa camiyi mi kastediyorlar.

Camiyi kastediyorlarsa; benim ibadethanemin nasıl olacağına ve ne okuyacağıma başkaları mı karar verecek? Bu tipik bir tek parti zihniyetidir ve resmen totaliter düşünce ürünüdür. Bunlar çok geride kaldı. Bugünkü demokratik ortamda bunların hiç bir yeri olamaz. Geçenlerde bir yazıda Sultan Ahmet Camii'nin tek parti döneminde resim galerisi yapılması için girişimde bulunulduğunu okumuştum, ama inanmak istememiştim. Ama sizin reform taslağı diye bize sunduğunuz saçmalıkları görünce galiba doğru dedim.

Milletin dini inancını nasıl yaşayacağını millete sormadan, camilerin içerisine sinema salonları gibi koltuklar koyalım. Millet namazını koltuğa oturarak kılsın. Ayakkabıları da çıkarmasın. Ama ayakkabılar temiz olmalı. Çamurlu ayakkabı ile "tapınağa" girilmemeli. Hem zahmetten kurtuluruz hem de ayak kokusu olmaz. Eğilip kalkmak insanı yoruyor. Yumuşak koltuk iyi gelir. Bir de enstrümantel müzik koyduk mu gel keyfim gel. Ne güzel değil mi? İşte sana dinde reform.

Bu toplum artık değişti ve gelişti. Artık tek tip düşünce yok. Bu tür dayatmalar demokraside olmaz. Otuzların dünyasında yaşamıyoruz. Geriye dönüş yok. İleriye gitmek istiyoruz.

commodore1tr
14-12-2008, 20:46:48
Sayın Bilgili ;

Sorularınıza aşağıda çok kısa bir yanıt vereceğim o da size duyduğum saygıdan dolayı... Yoksa bu forumun amacının o olmadığını siz çok net anladınız ve karıştırmak istiyorsunuz. Sorularınızın yanında bir de konunun özüyle ilgili bir yorumunuzu görmek istedim. Tersten de okudum ama yok...

Bakın sizin yanınızda çıka çıka sdt23 çıktı oda ruhban okulunu konuya dahil etti oldu da bitti... Sanırım ekşi sözlükte bu konuda ileti bulamadı kendisine yarayacak ondan böyle bir bodoslama saçmalamada bulundu...

Soru net ve açıktı amma gene kıvırmayı başka yerlere gitmeyi tercih ettiniz. Daha açık vede detaylı sorayım...

AKP diye isimlendirilen oluşum bir toplantısında konu alevilere ve haklarına gelmişken çok üst düzey ve dini çok iyi !!! bilen bir yöneticisi tarafından

'' Ozaman atesitler de satanistlere de yer vermek lazım'' diye ulvi bir yaklaşım göstermiş konu gümbürtüye götürülmüştü. Ben de o kişiyi pek ciddiye almadığım için geçiştirdim gündeme getirmedim. ( Kaldı ki Aleviliği konu dışında tutarak şunu diyebilirim ki evet efendi eğer sosyal devletsen o kişilerede saygı gösterip gerekli değeri ve yeri vereceksin.)

Ancak bunun etkisi geçmeden ''bakan''düzeyinde saçmalama geldi aslında bu AKP nin iç yüzlerinden biriydi bana göre o yüzden bekledim ses gelecek mi diye gelmedi... Konuyu açtım gene kıvırmaya çalışıyorsunuz konuyu saptırmayalım.


Konu '' Alevilik din değildir'' diyen bakanın açıklaması ve AKP nin buna sahip çıkması. Burada ki sorum şuydu

Alevilik din değil sunnilik din mi?

Eğer sunnilik diye bir din yoksa bu kişinin bakan olarak kalması doğru mu?

Eğer sunnilik din ise kurucusu kimdir kutsal kitabu nedir?

İslam dininden farklı mıdır? Türkiye nin çoğunluğu islam dininden midir ? Yoksa sunnii dininden mi?

Kur'an ı Kerim in inmesi ve İslam peygamberinin vefatından sonra ortaya çıkan bu ayrımlardan hangisinin daha üstün olduğunun yada denk olup olmadığının taktiri ALLAH TA MI? SİZLERDE Mİ?

EĞER ALLAH TA İSE NE KONUŞUP DURUYORSUNUZ ? YOK EĞER SİZDEYSE NEDEN SOMUT VERİ ORTAYA KOYMUYORSUNUZ?

İşte aslında sorular ve aranan yanıt bunlardı . Ama sizler her zamanki gibi damla yanıt ve yorum yazmadan karıştırdınız konuyu gitti...


Açık ve net yanıt veriniz bakan haklı mı değil mi? Hadi biraz cesaret...

32844
14-12-2008, 21:51:59
Sayın Commodore1tr,

İsmini bakmadan yazabilecek hale gelebilecek miyim Allah bilir?
Demişsin ki,
"... sağcı yada dinci partileri tutupta ha bire sola yazanlardan tepki bekledim sağıra yattılar normal olarak...Ve bu iş gene başa düştü..."
Yazsalar da, yazmasalar da kızıyorsun. Şaka şaka...:)

Öncelikle "Alevilik din midir?" Bana sorarsan buna aleviler de karar verememişler.
- Alevilik İslama dahildir,
- Alevilik asıl İslamdır,
- Alevilik İslam dışıdır,
- Aleviliğin hiçbir dinle ilgisi yoktur, o bir dünya görüşüdür.
Bunlar bir alevi sitesinden çıkardığım sonuçlar ve bunu o sitede sorduğumda aldığım cevap; “Sen ehlibeyte söven başka bir siteye git faşist adam” oldu. O kişiye de uygun cevabı yine sitedeki başka alevi insanlar vermişti.

Bana göre Alevilik din değildir. Kendine has bir mezheptir. Alevi-sünni ayrımı yanlıştır. Şia-Sünni ayrımı doğrudur. Aleviliğe Anadolu şiiliğidir de diyebiliriz. (Elbette bunu kabul etmek zorunda değilsiniz).

Peki Aleviliği ayrı bir din kabul etsek, Diyanet İşleri Başkanlığında kendine yer bulabilecek midir? Ya da İslam dışında hangi din için Diyanette ayrı bir birim ve başında papaz, haham, keşiş vs. vardır.

Diyanetin dinleri temsil ettiği doğrudur. Ancak İslam ve özellikle Sünni denilen mezheplere odaklıdır. Birçok mezhep vardır. Bunların hiçbiri Diyanette yer almaz (Hatta İmam Cafer-i Sadık’ın kurucusu kabul edildiği Caferiler de temsil edilmemektedir. İmam Cafer ise Ebu Hanife’ye hocalık yapmıştır.).

Bu şartlar altında Alevilik ister din ister mezhep kabul edilsin sonuç değişmeyecektir.

Diyanet aydın, halkla aynı dili konuşan ve misyoner faaliyetlere kalkan olsun diye oluşturulmuş bir kurumdur. Bence dini hususlar için Diyanet İşleri Başkanlığına gerek yok. Her mezhep ya da cemaat yasalar çerçevesinde bağımsızca örgütlenebilmelidir.

commodore1tr
14-12-2008, 22:24:57
Bu konuyu tartışırken sanırım şu hususların da tartışılmasında yarar var;

1) Laik bir devlette Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurum olur mu?

2) Olur diyorsak bu durum laiklikle bağdaşır mı?

2) Olmaz diyorsak din işleri nasıl yürütülecek?

3) Olur diyorsak, bu kurum içinde diğer dinlere ve ve mezheplere yer verilmesi gerekmez mi?

4) Diyanet İşleri Başkanlığı kurulduğunda alevilere yer verilmiş miydi?

5) Alevilere yer verildiyse şimdi niye yoklar? Bir zaman sonra dışlandılar mı?

6) Alevilere başlangıçta da yer verilmediyse; o zaman memlekette alevi yok muydu?

7) Cem evleri ilk ne zaman kuruldu?


Bu ileti ve


Bu sorulara tutarlı cevaplar verildiği zaman Alevilerin de, ruhban okulunun da bütün sorunları çözülür.

Bu sorulara bağlı ek yapılan bu akla zarar iletiye çok kısa bir yanıt vereyim. Çünkü ne forum konusu bu ne tartışma bu... Apayrı.. Gerçi birbirine ilgi yapılarak yazılan yazının da birbiriyle ilgisi yok ama olsun... AKP lilik te uygunluk yok sallama var....

Laik bir sistemde diyanet işleri başkanlığı olur mu olmaz mı çok siyasi ve karmaşık bir sorudur. Soruyu soranın amacı OLMAZ dedirtmektir. Olur derseniz bu sefer HANİ HİÇ BİR LAİK AVRUPA ÜLKESİNDE YOK YA ? diye sıkıştırma sorusudur. Kişiyi açmaza sokmak için şark kurnazlığı taktiğidir ve çok basittir. Ama bu soru yanlış kişiye sorulmaktadır. Dolayısıyla bu sorunun yanıtı ve çok daha fazlası ilgili kişide bulunmaktadır... Yanlış zaman yanlış yer sert kaya Abbas bey....

Burası ilkokul değil yada düşük düzeyli tartışma ve paylaşım platformu değil ben malesef zaman zaman bu düşük düzeylere takılıp kalıyorum oda yerinde duramamamdandır. Bu yüzden bazıları yok yere kendisini adam yerine koyuyor...

Laiklik sadece ilkokuldaki yada çok basit bir düzeyde ki anlatımda '' din işleri ile devlet işlerinin ayrılmasıdır.'' Aslında işin özü DİNİN DEVLETİ DEĞİL AMA DEVLETİN DİNİ KONTROL ETMESİDİR. Bu bağlamda bakıldığında olayın aslı ortaya çıkmaktadır. Gerçek anlamda Türkiye'yi anlamak için o çağa ve özele bakmamız gerekir. O çağdan da bu güne bakmak gerekir... Kısaca bakalım mı ...

1919-1922 yılları arasında 3 kez Şeyhül İslam olan Mustafa Sabri Efendi, İngiliz himayesini ve mandacılığı savunan İngiliz Muhipleri Cemiyeti, Teal-i İslam Cemiyeti gibi Milli Mücadele karşıtı oluşumların da kurucularındadır.Şeyhül islam yada Şeyh_ül İslam demek dinsel konularda en yüksek derecede bilgi ve yetkiye sahip olan kimse demektir. İşte bu kişi 11 Nisan 1920’ de, başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere mili direnişin bazı önderleri hakkında ölüm fetvası kaleme almıştır. Ve bu tarifteki şeyhülislam Dürrizade Abdullah tarafından imzalanmış ve özetle “Padişah’ ın aksi emrine rağmen istilacılara karşı direnişe geçen milliyetçilerin öldürülmeleri caiz olmakla kalmayıp hatta her Müslüman’ın görevidir. Bu uğurda ölenler şehit, kalanlar gazi sayılır.” denmiştir. Yani daha açık ve net olarak din siyasete alet edilmiş çıkar için kullanılmıştır. Aynı kişi daha sonra Milli Mücadele’ nin zaferle sona erdiği günlerde bir İngiliz gemisiyle Mısır’ a kaçmış Hilafetin kaldırılması üzerine Mustafa Kemal Paşa’ nın tavrını kahpelik ve hayasızlık, Türk milletini de Müslüman barbarlar olarak nitelemiş, Ankara Hükümeti’nin Musul üzerinde hak iddia etmesinin gülünç olduğunu yazmacüretini göstermiştir... Bu bize osmanlının son deminde siyaset din ilişkisini göstermektedir.

Aynı dönemde Ankara Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ nin kurucularından Ankara Müftüsü Börekçizade Rıfat Efendi öncülüğünde hazırlanan, Milli Mücadeleyi destekleyen karşı fetva, Anadolu’daki bazı müftülerce ve TBMM’ deki ilmiyeden milletvekillerince de imzalanmıştır. Bunun üzerine TBMM’ nin açılışının ertesi günü, 24 Nisan 1920’ de Padişah iradesiyle işten el çektirildiyse de Milli Hükümet tarafından görevinde tutulmuştur. Kuvayı Milliye adı altında çıkarılan fitne ve fesadın hazırlayıcısı ve teşvikçilerinden olduğu iddiasıyla İstanbul I. Örfi Divan-ı Harbi tarafından ölüme mahkum edilen Börekçizade Rıfat Efendi Kurtuluştan sonra, 31 Mart 1924’ te tayin edildiği Diyanet İşleri Başkanlığı'nı 5 Mart 1941’ de ölümüne kadar sürdürmüştür.

Sonuçta dini siyasete karıştıran vede sonuçta Britanya ya kaçarak kapılanan DİNCİ hocalar kaybetmiş, yoksul inançlı gerçek dindarlar kazanmıştır.

İşte çok kısa özetlediğim bu zaman dilimi içerisinde dinin devlete olan kötü etkisi en üst düzeyde görülmüş, dinin dincilerin elinde siyasete alet olacağı ve devletin duracağı açıkça anlaşılmıştıır.

Çok büyük bir olasılıkla daha 1905 lerde Ulu Önder ATATÜRK dinin devlet üzerindeki kötü denetimini ve devleti yönetenlerin dini sömürmesinin farkında olarak bir sistem aramaya fikren girişmiştir.

KISA DEDİM AMA BUNDAN KISA OLMUYOR DEVAM EDECEĞİM...

horasan
14-12-2008, 22:49:05
Size bir soru Bay Bilgili:

Türkler islamiyete güle oynaya mı, yoksa bazı şartların kabulleriyle mi girmişlerdir?

Bu soruya vereceğiniz yanıt damarlarınızda dolaşan Türklüğün de oranını tayin edecek kertededir... Ammmaan dikkat!..

commodore1tr
14-12-2008, 23:10:47
Neticede din özellikle İSLAM dini direk bireyle ALLAH arasında ki bir inanç bütünüdür. Buna BİREYSEL OLARAK KARIŞMAK ASLINDA ALLAHA KARŞI ÇIKMAKTIR. İşte bu temel kavram LAİK liğin gerekliliğinin temelini oluşturmuştur. Bu temel ise aklı başındaki her Türk ün desturu olmalıdır. Aksini bir şekilde ima dahi etmek demokratik laik sosyal bir hukuk devletinin temeline dinamit koymaktır.

İçsel bireysel inancın dünya sistemine etkili olmasının engellenmesi laikliğin en açık tanımıdır. Hele hele bazı çıkar çevrelerinin bu inancı sömürmesi ise laiklik karşıtı odak olmasının gerekçesi olacaktır.

İşte bu bilgiler ışığında laiklikte diyanet işleri başkanlığı olur mu ? sorusunun yanıtını aramamız gerekmektedir.

Açık ve net olarak söylemek gerekirse EVET GEREKİR. Çünkü devlet dini kontrol etmek ve kişileri din yoluyla sömürülmesini engellemekle görevli bir sosyal görevede hazidir.

Türkiye yaklaşık bin senelik islam hükümetlerinden yada imparatorluğundan laikliğe geçen islamın laiklikle test edildiği en ciddi devlettir. Daha doğrusu devlet gibi devlet olan tek devlettir. Kısmi laiklik söyleminde olanların ne olduğunu hep birlikte gördük... Bu bağlamda İslam laikliği kabul edilecek Türkiye Cumhuriyeti İslamdaki diğer ülkelerle değil diğer laik seküler sistemlerle kıyaslanması gerekmektedir. Acaba laik sistemi kabul eden avrupa ve diğer ülkelerde diyanet gibi bir kurum var mı????

Bunun tek yanıtı var su üstünde olan VATİKAN . İtalya'nın Roma şehrinde bulunan, Hristiyanlık dîninin Katolik mezhebinin yönetim merkezi olan devlettir VATİKAN. Mutlak monarşi ile yönetilen 0.44kilometre karelik dünyanın en küçük devleti... Papa mutlak hakimdir burada yasama, yürütme ve yargının da başkanıdır. Sözleri yasa hükmündedir.... Vatikanın özel para birimi de vardır. 11 Şubat 1929’dan beri SÖZDE bağımsız devlettir. Vatikanın parasında o dönemki papa nın resmi vardır. Euro yu en son kabul eden ülke olmasına karşın hala Vatikan lirası vardır....

Her ülkenin kendi parası varken yani İtalyanlar Liret i Almanlar Mark ı Fransızlar Frangı İngilizler Siterlini kullanırken ( İngilizler hala aynı.) Vatikan da Vatikan lirasını kullanırdı. Hala da var... Üstünde papa resmi.. Peki nerede geçerdi ? Hiç bir yerde sadece vardı... Papa Liret olarak maaını alırdı Şimdi de euro olarak.... Vatikan yaklaşık bir milyar kişiye hükmeden Hristiyanlığın en büyük üç mezhebinden biridir. Ama dış işlerinde ve karar almada İngiltere Fransa Almanya ve italya nın onayı ABD ve Kanada'nın inhası olmadan açıklama bile yapamaz...

Yunanistan, Rusya, Bulgaristan, Romanya ve Sırbistan kiliseleri çoğunluk olarak ortodokstur. Bunda Papa değil Patrik vardır. Ve ilginçtir o patrik istanbul'dadır. Yani yaklaşık 190 milyona hükmeden patriklik istanbul'dadır. Patriğin ekümenliği istenmektedir Türkiye aleyhine olarak... Çünkü diyanete bağlı bir patrik kabul edilemez... Ama bu ülkelerden habersizde konuşmaz patrik....

XVI. yy.da Martin Luther ve Jean Calvin'in öncülüğünde Katolik Kilisesi'ne ve Papa'nın otoritesine karşı girişilen Reform hareketi'nin sonucunda doğan Protestanlıksa Hristiyanlığın en büyük üçüncü mezhebidir. Buda İsveç, Norveç, Finlandiya ve Danimarka gibi İskandinav ülkelerinde kendisini bulmuş ve ABD, İngiltere, Federal Almanya, Nijerya, Güney Kore, Kanada, Avustralya, Brezilya, Hollanda, İsveç, Danimarka, Finlandiya ve Endonezya da büyük kabul görmektedir. Yaklaşık 650 milyon kişiye hükmetmektedir... Ancak Protestan kiliseleride ABD den ses çıkmadıkça gık çıkarmazlar....

Devam edeceğim amma uzadı ha...

commodore1tr
14-12-2008, 23:34:26
Laik Türkye yi ve diyaneti karşılaştırabileceğimiz ve sorgulayabileceğimiz tek yapı islamdan çok katı bir din yapısı olan Hristiyan ülkeler oluyor... Başta Çin olmak üzere Japonya ve koreleri katarsak (Uzak doğu ülkelerinide) bir başka oluşumda ortaya çıkar ki konumuz dışıdır. Dolayısı ile Laik Türkiye yi Laik ülkelerle kıyaslamalıyız...

Türkiyede diyanet olarak ortaya çıkan oluşum devlet kontrolünde ve nedense maaşındadır. Hristiyanlıkta ise üç mezhepte direk devlet kontrolündedir . işin ilginci devlet maaş ödemez!!! Hristiyanlığın üç büyük mezhep başıda ilgili hükümetlerin onayı olmadan gik diyemez. Çünkü devletler dini kontrol altına almıştır... İşin ilginci Hristiyanlık İslamdan bu konuda çok farklı olmasına rağmen...

Hristiyanlıkta ruhban sınıfı vardır hemde din açısından çok yetkili vaftiz evlendirme aforoz yetkileri olan ve ALLAH ile Kul arasında olan bir ruhban sınıfı dinlerinin gereği... Ama devlet bir tek papaza rahip e rahibeye haham a para vermez.... VERGİDEN PARA AKTARMAZ... DİNLERİNİN TEMELİNDE RUHBAN OLMASINA KARŞIN....

Bizde ise ruhban sınıfı yoktur. daha açık ifade ise İMAMET YOKTUR islam dininde ALLAH İLE KUL ARASINA KİMSE GİREMEZ İBADETİN TAKTİRİ ALLAH'INDIR. Cemaatteki en bilgili kişi toplu hareket olsun diye o cemaate İMAMLIK YAPAR. Yani aslında İslamda İmam Müezzin para almaz. ALLAH İÇİN YAPILIR BUNLARIN EYLEMİ. Ama ne gariptir bizde bunlar maaş alır... Ruhban sınıfı olana maaş yok olmayanda ruhbana maaş var.... Örneğin cami imamı diyanet profesörünün olduğu yerde aslında namaz kıldıramaz... Uydum hazır olan imama demek en bilgiliye demektir başka bir şey değil....

Dolayısı ile laik sistemlerde dini kontrol edecek bir kurumun olması laikliğin özünde olanbir durumdur. Olmazsa olmaz. Amma çok uzun süredir Türkiye de Diyanet abukluk içinde yönetildiğinden bu garabet ortadadır....

Hadi gelin bakalım gerçek islama dönelim... Şu büyük imamlar müezzinler para almadan ezan okumaya namaz kıldırmaya başlasın Diyanet maaşları kessin bakayım kaç imam kalacak....

commodore1tr
15-12-2008, 18:25:19
Bu arada '' Bu sorulara tutarlı cevaplar verildiği zaman Alevilerin de, ruhban okulunun da bütün sorunları çözülür.'' cümlesinin mantıksal dayanağını bulamadığımı belirtmeleyim. Hani görüşlerini ve dünyaya bakış açısını kestirdiğim sayın sdt23 kendini aşmış bu soruda .

Aleviler ile ''ruhban okulu''nun ilgisinin ne olduğu hakkında bir bilgisi olan beri gelsin..

Sanırım Ruhban okulu ile bir ilinti kurulsa kurulsa kaçak kuran kursları arasında kurulabilir Aleviler arasında değil.

Ruhban okulunun açılabilmesi için iki erkten birisinin geri adım atması gerekmektedir. Bizim hali hazır başbakan ve 11. çoktan buna razılar ancak devletin kırmızı çizgilerini aşmaya daha cesaretleri yok hele böyle mimlilerken...

Ruhban okulunun açılmasının engeli orada papaz rahip rahibe her ne ise onun yetişeceği değildir. Tamamen siyasi ve devlet politikasıdır. ( Bizim açımızdan.)

Türkiye Cumhuriyetinde hiç bir okul YÖK ve veya MEB lığına bağlı olmadan çalışamaz. Açılmasına kapanmasına denetlenmesine sınav sistemine devlet karar verir.

Ruhban okulunun açılmasını isteyenler ise bu okulun hiç bir şekilde TC ye bağlı olmamasını istiyorlar sınavdan her şeye.. YÖK ten ve veya MEB lığından bağımsız kendi ilgili kurumuna bağlı...

İşte bu iki erkin karşı karşıya gelmesi okulun açılamamasının temel nedeni. Ulusal Eğitim sistemimize göre Eğitim ve öğretimin birleştirilmesi ile tam devlet kontrolünde olmayı gerektirir.

Şimdi bu sorunla Alevilerin durumu arasında ne bağ vardır ? Neresinde bir benzerlik bir uyum vardır. ?

Av.Abbas Bilgili
15-12-2008, 22:57:25
Sayın commodore1tr;

Benim, konuyu saptırdığımı ve 'kıvırdığımı' iddia ediyorsunuz. Oysa ben sizin konuya olan yüzeysel yaklaşımınızla konunun açıklanamayacağı düşüncesinde olduğumdan, bazı soruların da cevaplanması gerektiğini belitmiştim.

Siz, AKP'li bir bakanın sözü üzerinden eleştiri getirirken, konuyu tarihsel kökeninden kopararak sorunun sadece bugüne mahsus bir sorunmuş gibi gösterilmesi taraftarı olarak fikir beyan ediyorsunuz.

Oysa, alevilerin Diyanet'te temsil edilmemeleri sorunu bugünün önemli bir sorunu olmakla birlikte; bunun kökeni Cumhuriyet'ten de öteye gider.

Osmanlı Devleti, (ilk bir kaç padişah dönemini bir kenara bırakırsak) islamın sünii yorumuna dayanmakta idi. Şeyhülislamlık da bir sünii örgütlenme kurumudur. Nitekim, bazı şeyhülislamların "alevilerin katli vaciptir" fetvası verdikleri de bilinmektedir. Bu kurum bire bir aynı olmamakla bir Cumhuriyet döneminde Diyanet İşleri Başkanlığı olarak devam etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti bir din devleti değildir, ama Diyanet İşleri Başkanlığı islamın sünni yorumuna göre örgütlenmiş bir kurumdur. Bu Başkanlığı kuranlar, alevilerin bu kurumda temsil edilmesi konusunda bir girişimde bulunmuşlarmı ben bilmiyorum. Ya da alevilerin o zaman böyle talepleri olmuş mu onu da bilmiyorum. O zamanlar sivil toplum ve değişik düşünceler gelişmediği için bu tür talepler de dile getirilmiyordu. Zaten aleviler daha düne kadar inançlarını ve hatta alevi olduklarını "baskın sünni görüş" nedeniyle gizlemek gereği duyuyorlardı.

Yani alevilerin Diyanet'te temsil edilmemesi, bugünün değil, Osmanlı'dan intikal eden, tek parti ve çok parti dönemlerinde devam eden ortak özelliktir.

Alevilik, bana göre din değil islamın başka bir yorumudur. Ancak, alevilerin ve alevi olmayanların alevilik konusunda çok farklı düşünceleri var. Aleviliğin ne olduğu konusunda sayın 32844'ün görüşlerine katılıyorum. Aleviliği "Ali'siz Alevilik" olarak yorumlayanlar dahi olmuştur. Alevilikle ilgili son yıllarda çok fazla yayın yapıldı. Ancak, benim bu konuda en çok güvendiğim ve beğendiğim kitaplar Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak tarafından yazılanlardır.

Siz AKP'li bir bakanı eleştireceğim diye konunun tarihsel kökenine inilmesine taraftar görünmüyorsunuz. Alvilerin dışlanması yeni bir olgu değildir.

Artık, padişahlık ya da tek parti döneminde yaşamıyoruz. Demokratik yollar açıldıkça dışlanan (ve kendilerini gizlemek zorunda kalan) aleviler seslerini duyurmaya başladılar. Sivil toplum geliştikçe demokratik talepler gelişti ve çeşitlendi.


Bu arada benim konuyu saptırdığımı söylerken, alevilikle hiç ilgisi olmayan bir beyannameyi gündeme getiren sayın hosrasan'a ses çıkarmamanız gayet anlamlı geldi bana. Tek parti döneminde dahi uygulanma imkanı bulunmayan ve tarihin çöp sepetine çoktan atılmış bir saçma bir beyannameyi bize öneren sayın horasan'ın bu beyannamesinin konuyla ilgisine de keşke değinseydiniz.

Sayın horasan'a da kısa bir cevabım var. Türklerin islamiyeti kabulü konusunda piyasada bazı kitaplar var. Farklı yaklaşımla yazılmış 2 kitap önereceğim. Erdoğan Aydın'ın "Türkler Nasıl Nüslüman Oldu" ve Prof. Dr. Hakkı Dursun Yıldız'ın "Türkler ve İslamiyet". Yabancı bir yazarın da yeni bir kitabı çıktı. Ben değişik kaynaklardan değişik fikirler edinerek ve de eleştirel yaklaşarak bir düşünce edinmeye çalışırım. Bir saplantım ve peşin hükmüm olmaz.

"Damarlarımdaki Türklük oranı" konusunda bir fikrim yok, çünkü Türklüğe yaklaşımım kanla ilgili değildir. Irkıçı değilim, ama Türk'üm.

commodore1tr
16-12-2008, 00:40:21
Sayın Bilgili ;

Çok yanlış ve saptırmaya yönelik yanıtınızı belkide ikinci defa yorumunuzda olduğu için okudum.

Forum amacı AÇIK VE NET BİR DAHA YAZAYIM Kİ ALEVİLİĞİN TARİHİ KÖKENLERİ VEYA KABUL EDİLİP EDİLMEMESİ DEĞİLDİR. bU BU FORUMDA DA TARTIŞILABİLİR BUNA İTİRAZIM YOK ANCAK ÇOK ÜST DÜZEYDE BİLGİ GEREKTİREN BİR TARTIŞMA OLACAĞINDAN AYRI TUTMAK İSTEDİM. EN AZINDAN RUHBAN OKULU GİBİ DANDİK BİR KONUYLA EŞ DEĞER TUTULMAMALIDIR HANGİ TARTIŞMA OLURSA OLSUN BARİ BURADA ANLAŞALIM...

FORUM NET BİR SORUYA YANIT ARAMAKTADIR. BU SORU ALEVİLİĞİN REDDİ YADA KABULÜ DEĞİLDİR. BENİM BU KONUDAKİ YANITIMDA YUKARIDAKİ İLETİMİN İÇERİSİNDE OLDUĞU GİBİ SONDERECE AÇIKTIR BUNUN TAKTİRİ KİMSENİN HADDİ DEĞİLDİR. EĞER İÇİMİZDEN BİRİSİ KENDİSİNİ ALLAH A EŞDEĞER KOŞUYORSA O BAŞKA... O ZAMAN DA O BENİM MUHATTABIM DEĞİLDİR...

SORU ŞUDUR AKP Lİ BAKAN ALEVİLİK DİN DEĞİL DERKEN HAKLI MIDIR HAKSIZ MIDIR ? aLEVİLİK DİN DEĞİL DE SÜNNİİ LİK Mİ DİNDİR? yOKSA BURADA BİR AİDCE OYUN MU TEZGAHLANMIŞTIR? EVELEYİP GEVELEMEDEN BUNA YANIT VERELİM SONRA DEVAM EDELİM...

Sayın Horasan'ın iletisini eleştirmememin nedeni sizlerin konun dışında ki yanıtınıza konu dışı bir yanıt vermesidir. Ancak şuda bir gerçektir ki ''tarihin çöp sepetine atılmış saçma sapan beyanname'' bugün için ciddi yerlerde tez konusudur. O da ayrı bir tartışma konusudur. Eğer sizler realiteye dönerseniz ve sayın Horasan aynını sürdürürse onuda başkaforumda ytartışması konusunda uyaracağımdan şüpheniz olmasın. Kaldıki sizin bu konuda ki yaklaşımınız özel konumunuzdan dolayı sahip olduğunuz bir takım bilgilerin belden aşağı vurulması olarakta değerlendirilebilir ki şuaşamada bunu böyle değerlendirmiyorum. Ama dikkatinizi çekiyorum...

Saygılarımla...

Lütfen yanıtlarınız forumun ilk konusunda evey hayır anlamlarını içeren somut yanıtlar olsun ... Yoksa sadece polemik yapan birisi olacaksınız bu forumda gözümde... Özle ilgili konuşun... Önce özü bulalım sonra gerekirse gerektiren durum ortaya çıkarsa devam ederiz...

cognis
16-12-2008, 01:46:44
Sayın commodore1tr;

Siz AKP'li bir bakanı eleştireceğim diye konunun tarihsel kökenine inilmesine taraftar görünmüyorsunuz. Alvilerin dışlanması yeni bir olgu değildir.



Her seçim öncesi de alevilik ve siyasetin birbirini tamlama hamleleri de yeni bir olgu değildir.
Her seçim öncesi aleviler ve siyasiler bir arada anılmaya başlıyorlar. Oysa sünniler böylesi gündemler içine seçim takvimi ile birlikte düşmüyorlar. Zira okuldan çok cami, öğretmenden çok imam, içişleri bakanlığından çok bütçeli diyanet başkanlığı sürhizmet sünnilerle!!!
Din ve siyasetin içselleşmesi de yeni bir olgu değildir...

32844
16-12-2008, 09:09:52
Sayın Commodore1tr,

Daha önceki iletimde açıkça yazdım ve bana göre Alevilik Din değil İslam'ın bir yorumudur (mezhep) dedim. Sünnilikte öyledir.

Şehzade Ahmet Amasya'dadır ve çok güçlüdür. Şehzade Selim ise Edirne'de. İstanbul'a yakın olan Selim babasından sonra iktidara gelir.

Şehzade Ahmet, Alevilerin arasında yer tutmuştur. Kızılbaş Kıyafetleri ile dolaşmaktadır. Bu iktidar mücadelesinde Şehzade Ahmet kazanmış olsaydı emin olun bugünkü egemen sünni anlayış olmazdı.

horasan
16-12-2008, 21:29:20
"... Bu soruya vereceğiniz yanıt damarlarınızda dolaşan Türklüğün de oranını tayin edecek kertededir... Ammmaan dikkat!.."

Bay Bilgili, siz de bilirsiniz ki horasan bu tür sivri uçlu ırksal yaklaşımlar sergilemez... burada amacım sizi konuya ısındırmak ve konu başlangıcında moralinizin yükselmesini sağlayarak ilerleyen aşamalarda yılgınlık göstermemeniz içindi...

"... "Damarlarımdaki Türklük oranı" konusunda bir fikrim yok, çünkü Türklüğe yaklaşımım kanla ilgili değildir. Irkıçı değilim, ama Türk'üm..."

ve siz de bu fırsatı oldukça iyi değerlendirmişsiniz... :)

Gelelim konuya ve konu ile ilgisi olan olmayan herşeye...

Bu konu başlığına vermiş olduğum beyanname, konunun derinliğine inebilen herkes için ibret bir vesikadır...

Burada inanmış bir kitlenin inanmışlığının diğer kitleler tarafından muhakemesi ve hatta mahkemesi yapılmaktadır...

Ve yargıç konumunda olan, savcı konumunda olan zatların günümüz ve yakın tarihimiz ile kıyası söz konusudur...

Günümüzde sözde çağdaş ve demokrat olan rahat ve refah içindeki dünyanın yeni yetmelerinin, sosyal ve siyasal zorluklarla boğuşan yakın tarihimizin aşağılık, kafir, diktatörlerinin karar ve iradeleri karşısında aslında ne kadar korkak, aslında ne kadar aciz, aslında ne kadar kurnaz, aslında ne kadar bencil, aslında ne kadar zavallı hallarının ibret belgesidir o...

o belge çöpe atılmalı elbette Bay Bilgili...

Çöpe atılmalı ki aynaya baktığınızda kendinizden utanmayasınız...

Çöpe atılmalı ki böyle gelmiş böyle giden dünyacığınızda işleriniz bozulmasın...

Çöpe atılmalı ki demokrasi ve çağdaşlık hep başka yerlerde aranan ancak bir türlü bulunamayan bir ütopya olarak kalabilsin...

Çöpe atılmalı ki halk sizleri okumuş, vatansever, yol gösteren bir adın zannedebilsin...

...

Ahhh Bay Bilgili ki ne ah!

Umarım ilgi ve alakayı kavrayabilecek kerteye ulaştınız...

Şimdi bana kitap tavsiyesi :) yerine sormuş olduğum soruya yanıtınızı verin:

"Türkler islamiyete güle oynaya mı, yoksa bazı şartların kabulleriyle mi girmişlerdir?"

Umarım yine ne alaka demezsiniz... :)


bu arada sayın 32844,

Osmanlı sarayındaki entrikaların tavana vurduğu zaman konusunda oldukça iyimser bir tarihe işaret etmişsiniz...

İşi 'sekban'a götürürsek bakın bakalım nerelere kadar uzanacağız?

Av.Abbas Bilgili
19-12-2008, 19:52:26
Sayın horasan;


"... sizleri okumuş, vatansever, yol gösteren bir adın zannedebilsin...

diyorsunuz.

Vallahi okumuş ve yol gösteren aydın olmak gibi bir iddiam olmadı, ama vatansever olduğumu zannediyorum. Sizin kadar olmasa da...

Ayrıca;

"Bay Bilgili, siz de bilirsiniz ki horasan bu tür sivri uçlu ırksal yaklaşımlar sergilemez..." demişsiniz. Ama ben nerden bileceğim. Siz daha iyisini bilirsiniz.

horasan
22-12-2008, 22:13:19
Sayın Bilgil

Madem yanıt vermiyorsunuz soruma, konuya olabildiğince açıklık getireyim ben...

Ama yavaş yavaş...

"HARZEM İŞGALİNDEN BÜYÜK GANİMETLER ELDE EDEN YEZİD BİN MUHALLEB, ÇOK SAYIDA TUTSAKLA GERİ DÖNÜYORDU. ÇOK SOĞUK BİR KIŞ HÜKÜM SÜRMEKTEDİR. ARAPLAR ŞİDDETLİ SOĞUĞA KARŞI KENDİLERİ İÇİN BİR ÇARE ARARLAR. BULDUKLARI ÇÖZÜM KORKUNÇTUR:

TUTSAKLARIN GİYSİLERİNİ ÇIKARARAK KENDİLERİ GİYERLER!

ÜSTELİK, ÇIPLAK BIRAKTIKLARI ESİRLERİ SERBEST DE BIRAKMAZLAR. ÇÜNKÜ ONLARI KÖLE PAZARINDA SATARAK PARA KAZANACAKLARDIR. TABERİ’YE GÖRE TUTSAKLAR O SOĞUKTA ÇIRILÇIPLAK GÜNLERCE YÜRÜTÜLÜR. ÇOĞU, DONAR VE ÖLÜR. YAŞAYABİLENLER, MERV’İN KÖLE PAZARINDA SATILIR."

Bu arada sorumuzu diğer üyelere de hatırlatalım sayın bİLGİLİ:

"Türkler islamiyete güle oynaya mı, yoksa bazı şartların kabulleriyle mi girmişlerdir?"

Devam edecek elbet...

erdem53
22-12-2008, 22:37:08
Sayın Bilgili ;
Çok yanlış ve saptırmaya yönelik yanıtınızı belkide ikinci defa yorumunuzda olduğu için okudum.
Lütfen yanıtlarınız forumun ilk konusunda evey hayır anlamlarını içeren somut yanıtlar olsun ... Yoksa sadece polemik yapan birisi olacaksınız bu forumda gözümde... Özle ilgili konuşun... Önce özü bulalım sonra gerekirse gerektiren durum ortaya çıkarsa devam ederiz...

Sayın commodore1tr;
polemik diyorsunuzda, sizin kendi yazdıklarınız da kendi içerisinde çelişmekte, bir forumda başka, diğer bir forumda da başka yazmaktasınız.Ya da doğruların arasına yanlışları gizlemekte üzerinize yok diyebiliriz.


Neticede din özellikle İSLAM dini direk bireyle ALLAH arasında ki bir inanç bütünüdür. Buna BİREYSEL OLARAK KARIŞMAK ASLINDA ALLAHA KARŞI ÇIKMAKTIR. İşte bu temel kavram LAİK liğin gerekliliğinin temelini oluşturmuştur. Bu temel ise aklı başındaki her Türk ün desturu olmalıdır. Aksini bir şekilde ima dahi etmek demokratik laik sosyal bir hukuk devletinin temeline dinamit koymaktır....

Bu yazdığınıza katılmamak mümkün değil.Ancak başka bir forumdaki yazınızda ise tamamen aksini iddia etmekte ve insanlara dinini öğretmeye kalmaktasınız.

commodore1tr rumuzlu üyeden alıntı
...............
'' başörtüsü bağlayan kişinin dininin emri olduğu kesin iken'' cümlenizin dini bir temel kaynağı olmamasına karşın ve tam tersine olmadığı yönünde bir çok veri varken KESİN HÜKÜMLERE karşı olmamdır. Sadece çok basit bir soru size çok iyi düşünün saldırı olarak almayın mantıklı izahını bulun. Ancak bulduğunuz mantıklı izah ''beşeri olmasın.'' Soru şu İslamın ilk zamanlarında İslam Peygamberi yaşarken bir çok müslüman olan cariye ve köle vardı. Bu kaynaklarda da Kur'an da da geçmektedir. Gene kaynaklarda çok açık bir biçimde köle ve cariyelerin bırakın başını örtmesini belden yukarısının tamamen çıplak olduğuda bilinen bir gerçektir. Şimdi soru EĞER SİZİN DEDİĞİNİZ GİBİ BAŞÖRTÜSÜ DİNİN EMRİ OLDUĞU KESİNSE NİÇİN BİZZAT İSLAM PEYGAMBERİ TARAFIDAN CARİYELERİN VE KÖLELERİN BAŞ VE GÖĞÜSLERİNİN AÇIK OLMASI ENGELLENMEMİŞTİR? bU BİZZAT PEYGAMBER TARAFINDAN KESİN EMRİN İHLALİ ANLAMINA GELMEZ Mİ? Düşünün taşının beşeri yanıt vermeyin.

Bu forumun temel amacı KADIN HAKLARININ ERKEKLER TARAFINDAN GASBINI GÖZLER ÖNÜNE SERMEK İÇİNDİR. TÜRKİYE DE ŞURANI AÇ DİYE BİR BASKI YOKKEN KAPAN DİYE ÇOK CİDDİ BİR BASKI OLDUĞU KESİNDİR. HEM DEVLET HEM TARİKATLER TARAFINDAN. UNUTULMAMALIDIR Kİ ÖZGÜRLÜKLER KISITLANARAK ÖZGÜRLÜK OLMAZ. ....

Hani din özellikle de İslam dini bireyle Allah arasındaki bir inanç bütünüydü ?Buna bireysel olarak karşı çıkmak Allah'a karşı çıkmak tı? İnsanlara yaşadığı dinin gereklerini siz mi öğreteceksiniz?

Peygamberimiz dönemiyle alakalı bu bilgilere nereden ulaştınız. Başka forumlardaki yazılarınızda da; Dinle alakalı konularda Kuran dışında ki bir bilgiyi kabül etmiyorsunuz. İşinize gelince saçma sapanda olsa hemen balıklama atlıyorsunuz. İslamiyet geldiğinde bahsettiğiniz giyinme tarzları olabilir ancak Kuran'daki ayetlerle açıkça yasaklanmıştır.

Örnek olarak; içkinin yasak olması hemen olmamıştır.İçki ile alakalı ayetler vardı ancak yasaklanması Mekke döneminden sonra Medine'de inen ayetle olmuştur. Tutup ta Peygamberimizin kesin emri ihlal ettiği anlamını mı çıkarmalıyız.

Türkiye'de şuranı aç diye baskı olmadığını, kapanma yönünde baskı olduğunu iddia etmektesiniz. Size zahmet olacak ama bir üniversitenin önüne kadar giderseniz gözünüzle de görebilirsiniz. Acaba içeriye girenlerin başını kapattırarak mı üniversiteye alıyorlar yoksa açtırarak mı?

Şunu da itiraf etmeliyim ki ; doğruların arasına yanlışları saklamakta ustasınız.

commodore1tr
23-12-2008, 15:35:47
Sayın Erdem53 söylediklerim arasında hiç bir çelişki çelişkiye mahal verecek bir sözcük yok. Gerçi sizde bunun farkındasınız ama gerek kelime oyunlarıyla gerekse tersten yazarak bir şeyler diyorsunuz. Aslında sizin dedikleriniz çok iyi sözylenenleri perdelemedir.

Ben size daha açık anlatayım. Hiç umudum yok anlayacağınıza dair ama olsun.

'' Temmuz ayında kurulan Hak ve Hakikat Partisi'nin Genel Başkanı Dursun Güneş dün partisinin Erzurum il binasının açılışını yaptı. Törene başında yeşil takke ile katılarak bir konuşma yapan HHP Genel Başkanı Dursun Güneş, "Allah, devleti dilediğine verir, dilediğinden geri alır. Dilediğini aziz kılar, dileğinin zelil kılar. Eğer Allah nasip ederse, adalet kılıcını masanın üstüne koyacağız ve keseceğiz, asacağız. Hani korktukları bir şey vardı ya, 'kesip, asacaklar bunlar' evet keseceğiz, asacağız. Osmanlı ruhu ile kesip, asacağız. İyi dinleyin ve yanlış yorumlamayın. Devlete kurşun sıkanı asacağız, devletin kasasına elini sokanın, elini keseceğiz. Tekke ve zaviyeleri kuracağız. Kur'an kurslarını yeşerteceğiz, temiz toplum yetiştireceğiz. Bu siyaset kokmuş, çürümüştür. Bu siyaseti toplayıp çöp bidonuna atacağız" dedi.''

İşte siz ve sizin gibilerin asıl zihniyeti budur. Bana bunu ''DİN'' diye yutturmaya çalışıyorsunuz yemem. Yenmemesi içinde elimden geleni yaparım her platformda bas bas bağırırım. İkiyüzlülükle halkı kandırmaya karşıyım.

Bu kandırmacanız her yerde görülüyor. Öylesine ki sözcükleri çarpıtarak yorumlamak bile sizler için MÜBAH... Buyurmuşsunuz ki...

'' Dinle alakalı konularda Kuran dışında ki bir bilgiyi kabül etmiyorsunuz. İşinize gelince saçma sapanda olsa hemen balıklama atlıyorsunuz. İslamiyet geldiğinde bahsettiğiniz giyinme tarzları olabilir ancak Kuran'daki ayetlerle açıkça yasaklanmıştır.''

Ve bunu haklılığınızın kanıtı hibi üst yazıyla bağlamışsınız. Bu kadarıda terbiyesizlik ve ayıptır. Kendinize gelin...

Alıntı yaptığınız

''
'' başörtüsü bağlayan kişinin dininin emri olduğu kesin iken'' cümlenizin dini bir temel kaynağı olmamasına karşın ve tam tersine olmadığı yönünde bir çok veri varken KESİN HÜKÜMLERE karşı olmamdır. Sadece çok basit bir soru size çok iyi düşünün saldırı olarak almayın mantıklı izahını bulun. Ancak bulduğunuz mantıklı izah ''beşeri olmasın.'' Soru şu İslamın ilk zamanlarında İslam Peygamberi yaşarken bir çok müslüman olan cariye ve köle vardı. Bu kaynaklarda da Kur'an da da geçmektedir. Gene kaynaklarda çok açık bir biçimde köle ve cariyelerin bırakın başını örtmesini belden yukarısının tamamen çıplak olduğuda bilinen bir gerçektir. Şimdi soru EĞER SİZİN DEDİĞİNİZ GİBİ BAŞÖRTÜSÜ DİNİN EMRİ OLDUĞU KESİNSE NİÇİN BİZZAT İSLAM PEYGAMBERİ TARAFIDAN CARİYELERİN VE KÖLELERİN BAŞ VE GÖĞÜSLERİNİN AÇIK OLMASI ENGELLENMEMİŞTİR? bU BİZZAT PEYGAMBER TARAFINDAN KESİN EMRİN İHLALİ ANLAMINA GELMEZ Mİ? Düşünün taşının beşeri yanıt vermeyin.

Bu forumun temel amacı KADIN HAKLARININ ERKEKLER TARAFINDAN GASBINI GÖZLER ÖNÜNE SERMEK İÇİNDİR. TÜRKİYE DE ŞURANI AÇ DİYE BİR BASKI YOKKEN KAPAN DİYE ÇOK CİDDİ BİR BASKI OLDUĞU KESİNDİR. HEM DEVLET HEM TARİKATLER TARAFINDAN. UNUTULMAMALIDIR Kİ ÖZGÜRLÜKLER KISITLANARAK ÖZGÜRLÜK OLMAZ. ....''

Yazım sizin dediğinizin TAM TERSİNİN SÖYLÜYOR ONU BİLE ANLAMAYACAK KADAR GÖZÜNÜZ DÖNMÜŞ BU HUSUSTA.

Bu yazı da ne denmek istiyor ? Deniyor ki Arap toplumunun yapısını incelediğimizde sistemin gelenek ve yerleşik düzenine göre genel durum budur. ( Dinle ilgili tek satır yok.) VE EĞER DİNDE ( yani tek kabul ettiğim KUR'AN'da bakın onu özellikle belirtmişim.) KADININ ÖRTÜNMESİ KESİN EMİRSE İSLAM PEYGAMBERİ BUNU NİÇİN SAĞLAMADI? Yani İslam Peygamberi Kur'an a karşı mı geldi ? İşin ilginci bu tarz giyim halifeler devrinde de daha sonrada uzunca bir zaman devam eder buda sizin İçki ile verdiğiniz örneği çürütür. Kaldı ki verdiğiniz örnek örnek olamayacak kadar kötüdür. Ne demek istediğinizin farkında bile değilsiniz.... Sadece anımsatmak için söyleyeyim KUR'AN ALLAHIN KELAMI kabul edilir. Ne demek istediğimi sanırım anladınız. Umarım Anlamışsınızdır.

Evet İslam dini BİREYLE ALLAH ARASINDADIR. KİMSE KARIŞAMAZ. Evet ben İSLAM DİNİ KONUSUNDA TEK KAYNAĞI KUR'AN KABUL EDERİM.

ANCAK SİZ VE SİZİN GİBİLERE DE KUR'AN DA OLMAYAN BİR ŞEYİ KADINLARA DİNİN EMRİ DİYE ZORLA KABUL ETTİRMENİZE DE KARŞI ÇIKARIM. YOBAZLIĞA DİN TACİRLİĞİNE İZİN VERMEM.

Üniversite kapısını boşverinde siz bir köyleri kasabaları ufak şehirleri dolaşın. Nasıl baskı olduğunu göreceksiniz. Olayı tersinden göstererek haklı çıkmaya çalışmayın. Fatihte çarşamba da ALLAH RIZASI için bir tane mi başı açık dolaşmak isteyen kız yok ? Hangi köyün davulunu çalıyorsunuz siz? TÜRKİYE DE KADINLARA YÖNELİK İNANILMAZ BİR DİNİ FAŞİST BASKI VARDIR ÖRTÜN DİYE...

Türbanlı kadınlarımızın en fazla yüzde üçü yada beşi kendisi kapanmıştır . Onlara aygım var. Moda diye kapanır istediğinden kapanır. Ama daha beş yaşında ki çocuğu çarşafa sokup sonra kendi istedi diye karşıma çıkmayın sadece komik olursunuz ...

erdem53
23-12-2008, 23:16:29
Sayın commodore1tr;

öncelikle; size cevabını veremeyeceğiniz, yanlı ve yanlış yazılar yazdığınızı ispatlayan bir ileti yazdığımdan dolayı sizden ÖZÜR DİLİYORUM.

İşte çarpıtmanızın ve sabit fikirliliğinizin ispatı: Bana cevap vermek için benimle Hak ve Hakikat partisi arasında asla imkanı olmayan bir bağ kurmaya çalışıyorsunuz. Ne alaka? Peki, o zaman bende sizin DTP ile alakalı olduğunuzu aynı fikirde olduğunuzu belirten bir cevap mı vereyim?

Hamdolsun kendi fikirlerimi kendim dile getirebiliyor ve üretebiliyorum. Herhangi bir partinin fikrine ihtiyacım olmadığı gibi cevap vermeye çalıştığım birisine de sen şu partinin fikrindesin deme ihtiyacını duymuyorum.

İslam dini konusunda tek kaynak Kuran’ mıdır? Peygamberimiz, sünnetleri, hadisleri(sahih) sizin için bir anlam ifade etmiyor mu? Peygamberimizin bizlere aktardığı öğretilerin hiç değeri yok mudur? (sizin için). Hatta, yazmak istemiyorum ama sürekli İslam Peygamberi diyor ve din konusunda tek kaynak Kuran’dır diyorsunuz, Peygamberimize ve Peygamberliğine inanmak konusunda ne düşünmektesiniz?

Ne güzel büyük harfle yazmaktasınız; ‘’İSLAM DİNİ BİREYLE ALLAH ARASINDADIR KİMSE KARIŞAMAZ’’ diye. O zaman lütfen bırakınız insanlar kendileri tercih etsinler, siz karışmayınız. Yok siz yanlış biliyorsunuz dinde başörtüsü (siz türban demeye devam edebilirisiniz) yoktur demek ne anlama geliyor.. Din bireyle Allah arasında ama kurallarını siz mi belirliyorsunuz.

Mademki dini bilginiz bu kadar derin, sağlam ve kesin hüküm vermektesiniz; mezhepler arasındaki farklılıklara da bir son veriniz, eliniz değmişken. Her nedense tek sorununuz; başörtüsü, türban veya adına ne diyorsanız…

Köylerde kasabalarda ufak şehirlerde başı kapalı olanların fazla olduğundan bahsediyorsunuz. Haklısınız da. Çünkü oradaki kızlarımız kazanmış olduğu okulunu okuyamamakta ve iş hayatında da yeterince yer bulamamaktadır. Haliyle üniversitelerin, kamu ve özel iş sektörlerinin şehirlerde ve büyükşehirlerde bulunma miktarı; köy, kasaba ve ufak şehirlere nazaran çok yoğun olmasından dolayı sizin de bu tespiti yapmanız gayet doğal. Tespitiniz doğru ancak sebebini yanlış algılamışsınız.

Fatih’te Çarşamba’da başı kapalı bayanların fazla olması orada kapanma yönünde bir baskı olduğunu mu gösteriyor? El-insaf artık. Bende epeyce bir süre İstanbul’da bulundum. Size aksi yönde başı açık olan bayanların (başı açık olsun kapalı olsun her ikisine de saygı duyduğumu, birinin diğerine üstünlüğüne kimsenin karar verme hakkı olmadığını belirterek) çok yoğun olduğu ve tabirinizle başı kapalıları pek göremeyeceğiniz semtler saymak istemiyorum. Peki o semtlerde de açılma yönünde bir baskı mı var?

Köyleri, kasabaları ve ufak şehirleri gören gözleriniz Üniversitelere karşı kör mü? Sayın commodore1tr.

Sizin bana yazdığınız gibi ‘’terbiyesizlik ve ayıptır’’ tabirleriyle size hakaret etmiyorum.

Sadece sizi; samimiyete, olaylara her iki yönden objektif bakmaya davet ediyorum…. Ve son olarak insanların inançlarına saygılı olalım diyorum.

cognis
24-12-2008, 00:25:51
Öyle görünüyor ki, Türkiye’yi daha uzun bir süre meşgul edecek, temel değilse de önemlikonulardan biri Alevilik ve Aleviliğin Müslümanlıkla ilişkisi olacak. Alevilerin, üzerindeyaşadıkları topraklarda, içinde yaşadıkları toplumda sorun olma, sorun yaratma gibi dertleri yok. Alevilerin kendilerini yeniden ve yeterince tanımlama ve ifade etme sorunları vardır, ama bu onların iç sorunudur. Bu sorunun devleti ve toplumun başka inanç kesimlerini ilgilendirmemesi gerekir. Aleviler kendi hallerine bırakılsa, kendi iç sorunlarını kazasız belasız, devleti de toplumun başka kesimlerini de rahatsız etmeden bir çözüme kavuşturacaklardır.
Fakat kervanı kendi haline bırakmıyorlar. kervanın yolunu sık sık uğru ve harami kesiyor.
Bazen kervanı geri yönlendirmekteler, bazen de katarın önde gelenlerini soygunun içine çekmeye yelteniyorlar. Bazen de şiddete başvurup katliama girişiyorlar.

Tarih bunun örnekleriyle dolu:
Osmanlı Şeyhülislamları, Alevilerin çoluk çocuk katlı vacip zındıklar olduğuna dair fetvalar verdiler. Bu destekle Yavuz, tahtını güvenceye almak için doksan bin Aleviyi kılıçtan geçirdi. Bir o kadarını Kuyucu Murat, diri diri kuyulara doldurarak katletti. Cumhuriyet döneminde, hem ibadetleri hem de ibadet yerleri olan cemevleri yasaklandı. 12 Eylül faşizminde, köylerine zorla cami yapılarak, zorunlu din dersleri dayatılarak asimile edilmeye çalışıldı. Son otuz yılda uğradıkları toplu saldırılarda yüzlercesi katledildi. Başbakan Recep
Tayip Erdoğan ve partisinin yetkilileri, “Alevilik bir din ve mezhep değildir” denilerek inançsızlık ve dinsizlikle suçlandılar.
Bazı Aleviler ise, siyasal ikbal ve parasal rant peşindeki bazı dedelerin peşine takılarak şaşkın ördek misali, “Yok vallahı, en has Müslüman biziz” diye, suyu tükenmiş, kokuşmuş bir bataklığın içinde kıçın kıçın yüzmeye debelenmektedirler.
Öyle sanıyorum ki, Alevilikte Müslümanlığın birbirleriyle ilgileri ve ilişkileri açıklıkla ortaya konulabilirse, bu konudaki sorun önemli ölçüde hafifleyecektir.
Birkaç olguyu yanyana koyduğumuzda, taşıdıkları niteliklere bakarak bunların aynı ya da farklı şey, nesne ya da olgu olduklarını söyleyebiliriz. Bu nesne yada olgular şu an farklı niteliklere sahip iseler, bunların birbirinden doğmuş, birbirlerinden çıkmış olmaları da sonucu değiştirmez:
sonuçta farklı olgularla karşı karşıyayız demektir.
Musevilik, eski Uzakdoğu dinlerinden ve eski Mısır’daki inançlardan; Hıristiyanlık Musevilikten;Müslümanlık ise Hıristiyanlık ve Musevilikten esinlenmiştir. Her üç din de aynı kavme, ama farklı tarihsel, kültürel ortam ve topluluklarına hitap eder. O yüzden de her biri ayrı bir dindir.
Alevilerin oraya çıktığı coğrafya ve kültürel ortam Ortadoğu ile Önasyadır. Fakat geliştiği, kendini bulduğu ve esas yapısını oluşturduğu yer Anadolu’dur. Doğaldır ki Alevilik de çeşitli dinlerden, inançlardan, kültürlerden esinlenerek oluşmuştur. Bunların içinde Şamanizmi, Zerdüştlüğü, Hürremiliği ve elbette İslamiyeti saymak mümkündür. Ama Alevilik bunlardan biri değil, bu inanç ve kültürlerin akıl ve bilimle çelişmeyen yanlarını alıp sentezleyen bir Anadolu mozaiğidir.
İslamiyet’e ve Peygamber Muhammed’e can düşmanı olan Emevi sülalesinin Halifeliği, yani İslam Devleti’nin yönetimini ele geçirmesiyle birlikte, Müslümanlık Aleviliği kendinden saymamış, onu dışlamış, sapıklık ve zındıklık olarak suçlamış ve ifşa etmiştir.
Bugün de durum aynıdır.
Tekrar tekrar vurgulamak gerekiyor: Alevilik Müslümanlık olmadığı gibi, has Müslümanlık da değildir. Öyleyse sorun ne? Sorun, bir değil, birkaç tane.
Birincisi, bir kesim Alevi’nin kendini “ne has Müslüman” sayması.
İkincisi, ağız değiştiren ya da eski söylemini kamufle eden devletin, Aleviliği Müslümanlığı alt ve farklı bir yorumu olarak kabul ediyor görünmesi.
Üçüncüsü, Alevilerin bir inanç değil, salt bir kültür olarak değerlendirilmesi.
Dördüncüsü, Alevilik ne dindir, ne inançtır, sapıklık ve zındıklıktır denilmesi.
Beşincisi, Alevilik ayrı, kendine özgü bir dindir, bir inanç ve kültür bütünlüğüdür görüşü.
Herkes, bunlardan birini ya da bir kaçını doğru bulabilir. Benim için hangisi doğrudur?
Benim için doğru olan, Aleviliğin kendine özgü, ayrı bir din, ayrı bir inanç ver kültür bütünlüğü olduğu görüşüdür. Bu nedenle de, bana göre Aleviliğin İslam içi ya da İslam dışı olduğu tartışması beyhude bir tartışmadır. Ama elbette konu tartışmalı, açıklığa kavuşturulmalıdır.
Bir inancı, bir dini diğerlerinden ayıran göstergeler nelerdir?
1) Tanrı imajı,
2) İnanılan kitabın hangisi olduğu, ne dediği,
3) Biat edilen peygamber,
4) İbadetin içeriği ve biçimi.
Bu göstergelere bakarak bir inancı, bir dini diğerlerinden ayırmak gayet kolaydır.
1) Tanrı anlayışlar, Tanrı’yı algılayışları bazı farklılıklar da gösterse, aynı Tanrı’yı kabul ettikleri halde, Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık farklı dinlerdir. Öyleyse Tanrı imajı, aynılaştırıcı bir gösterge değildir.
2) İnanılan kitap, inançları farklı kılan bir gösterge olarak kabul edilebilir.
3) Biat edilen peygamber de farklılık yaratan önemli bir öğedir.
4) İbadetin içeriğinin ve biçiminin de dinleri ayıran bir gösterge olduğu zaten ortada.

Şimdi bu dört gösterge açısından Alevilikle Müslümanlığı yanyana koyduğumuzda ortaya çıkan manzara nedir?
İbadet biçimi ve içeriği hariç, her iki inancın da aynı Tanrı’ya taptığı, aynı
peygambere biat ettiği, aynı kitaba uydukları söylenecektir. İşte asıl yanılgı buradan kaynaklanmaktadır. Aleviliğin içine girdiğimizde, her dört öğenin(ya da göstergenin) çok farklı şekillerde ve içeriklerde algılandığını, değerlendirildiğini ve uygulandığını çok rahatlıkla anlamak mümkündür.
1) Alevilerin Tanrı İnancı, Müslümanlığın Tanrı inancından farklıdır. Müslümanlığın Tanrısı, evreni ve insan yaratan, ona hükmeden, cezalandıran ve ödüllendiren, her gün en az beş kez kendisine yalvar yakar olmayan kullarına iyi gözle bakmayan, durmadan kulaklarını çeken, olmadı
tehdit eden, bu nedenle de kullarını sürekli tarassut altında tutan bir Yüce Allah’tır.
Gelin bir de Alevilerin Tanrısına bakın: O safi sevgidir. Bazen kendidir, bazen Muhammed’dir fakat en çok da Ali ’dır. Aslında o tümden Ali’dir, arasıra darda kalmışlara yardım için Hızır kılığında dolaştığı da çoktur. Öyle elinde defter kalem, kulların sevap ve günahlarını yazdığı da yoktur. O yüzden, Alevi başı sıkışmadıkça onu ne anar, ne ona seslenir. Başı sıkıştı mıydı da zaten
önce “Medet ya Ali!” diye bağırır. Çünkü biliyor ki O Ali’dir, Ali de O’dur. Elbette ki burada Ali bir semboldür. Alevilik Tanrıyı göklerdeki azap verici korkunç yalnızlığından kurtarıp yere indiren, onu yerde insanla, aşkla, sevgiyle onurlandıran bir inançtır.
Hem zaten,
Bakkal mısın teraziyi neylersin?
Kulun günahını tartıp neylersin?
ya da,
Kıldan köprü kurdurmuşsun
Gelsin kullar geçsin diye
Hele biz şöyle duralım
Yiğit isen geç a Tanrı
diyen bir inancın Tanrı’sının neyi, neresi benziyor Müslümanlığın Yüce Allah’ına, hey erenler?
2) Aleviler de Kuran’a inanırlar. Fakat onların inandıkları Kuran Halife Ebubekir’le Osman zamanında büyük oranda yakılan, yok edilen, kim bilir ne kadarı ortadan kaldırılan Kuran’dır. Şu anki Kuran, Muhammet’in vahiy olarak naklettiklerinin çok azını içermektedir. Aslı ise zorla, kan dökülerek yok edilmiştir. Alevilerin hemen tümü bu nedenle, Kuran’ı değil, Cafer-i Sadık’ın
Buyruk’unu rehber kabul ederler. Ayrıca zaten Aleviler ibadetlerinde ayetlere değil Şah Hatayi’nin, Pir Sultan’ın, Kul Himmet ‘in, Kaygusuz’un değişlerine niyaz ederler.
3) Aleviler, Muhammed’i peygamber olarak kabul ederler. Ama Aleviliğin peygamberlikle ilgili algılanması ve görüşü de Müslümanlıktan çok farklıdır. Kendi inanç sistemleri içinde,
“Allah, Muhammet, Ya Ali ” üçlemesi, Hıristiyanlıktaki “Baba, Oğul, Kutsal Ruh” üçlemesi gibi, üçü de aynı bütünün farklı bir görünümündür. Önemli olan görünümler değil, bütünün kendisidir.
4) Alevi ibadetinin biçimi ve içeriği ise zaten başlı başına bir “âlemdir.” Alevi ibadetinin içinde İslamiyet‘in yasakladığı, günah saydığı ne varsa, on katı fazlasıyla var: Bir defa ibadet dili, kendi diliyledir; anladığı dille dua eder. Ayrıca bu ibadette çalgı, deyiş, dans, dünya nimetlerini lokma olarak birlikte paylaşma, sarhoş etmeyecek ölçüde içki, kadın erkek birlikte cem olup semah
dönme vardır. Müslümanlığın ibadetiyle en ufak bir benzerlik, ortaklık var mı bu ibadette?
5) Aleviler ibadetlerinde, anlamadıkları Arapça ayetlere değil, her sözcüğünü ve anlamını tamı tamına anladıkları Hatayi, Pir Sultan, Kazak Abdal, Kaygusuz, Hacı Bektaş Veli erenlerine, ermişlerine ve onların değişlerine niyaza durur, biat ederler. Aslında bu konu bir sosyolojik, psikolojik ve tarihsel araştırma alanı olma özelliklerine sahiptir.
Durum, bazılarına epeyce vahim, bana göre oldukça rahim görünse de daha sağlam göstergelerle açıklığa ve berraklığa kavuşturulabilir: Kendini Müslüman olarak tanımlayanlara beş şart (farz) vardır: Kelime-i şahadet, namaz, oruç, zekat, hac.
Alevi olmak için Kelime-i Şahadetin bir anlamı yoktur. Aleviler, namaz kılmamaktadırlar.
Tuttukları oruç, İslam’ın şart koştuğu değildir, Kerbela katliamının yasını tutma eylemidir.
İbadetleri içinde zekat da yoktur; zekattan farklı bir anlama ve işleyişe sahip lokma ve hakullah vardır.
Peki ya hac? Onların hacca gitme gibi dertleri hiç yoktur:
Hararet nardadır sacda değildi
Keramet baştadır taçda değildir
Her ne arar isen kendinde ara
Kudüs’te Mekke’de Hac’da değildir.
İslam’ın bu beş şartını yerine getirmeyen inancın sahiplerine hangi verilere ve mantığa dayanarak Müslüman diyebilirsiniz?
Ya da,
“Biz İslamın özüyüz” diyenler, ne menem Müslümandır ki, bunu açıklamak kendilerine düşer.
İnsan olmanın, insanlaşmanın en kalın atardamarlarından biri sanattır, sanatla uğraşmaktır, sanat alanlarında yaratmaktır. Müslümanlık ise, tef çalma, cami ve bina yapma dışında neredeyse bütün sanat alanlarını, resmi, heykeli, dansı, müziği, tiyatroyu, fotoğrafı yasaklayarak, insanlığın insanlaşmasının bu en kalın damarını tıkamış, insanlığa ket vurmuştur. “Saz çalsak Allah’a ibadet
olur” diyerek müzik eşliğinde raks ile ibadet eden bir inancın Müslümanlıkla ne ilgisi olabilir?
Konuyu ve sorunu değil, bu yazıyı bitirirken, halihazırda “Dede”lik yapmayan bir Alevi Dedesi olarak Alevilere diyeceklerim kısaca şunlardır:
1) Aleviler “en has Müslüman” değillerdir. En has Müslüman olmak Aleviliğe ve Alevilere bir zerre katmaz, tam tersine onları, yani tarihin tanıdığı bu en muhteşem inancı ve kültürü erozyona uğratır, Aczmendilerle, Talibanlara benzetir. Çünkü en has Müslüman Aczmendiler, Hizbullah, İslami Cihad, Hamas, Taliban ve benzerleridir.
2) Parasal rant ve siyasi ikbal peşinde koşturan, 1950’lerde gerici Demokrat Parti’den, ülkeyi belalara, darbelere, faşist cephelere sürükleyen, açtığı yüzlerce İmam Hatip Okullarında yetiştirdiği yüz binlerce şeriatçıyla gericiliğe ve irticaya ordu hazırlayan, “Bağımsız Türkiye” diyen gençleri ipe götüren Süleyman Demirel’in partisinden Milletvekilliği yapan, 12 Eylül’ün faşist MDP’sinden aday olanı, gözlerini Diyanet’te temsilden gelecek paralara dikmiş bazı Alevi, “büyükleri” ve “Dedeleri”, Sünni devletle elele vererek, “Alevi İslam” söylemiyle Alevilerin hızla Emevi Müslümanlığına doğru sürüklemektedir.
3) Aleviler, bin beş yüzyıldır çocuklarına Bekir, Ömer, Osman adını vermiyorlar. Bu üç adı duyduklarında cin çarpmışa döner şeytana lanet okurlar. Acaba neden?.
4) Son, somut bir örneklendirmeyle yazıyı bitirmek istiyorum. Şimdi karşınızda iki grup insan olsun: Birinci grupta Fethullah Güven, Alevilere sapık diyen İlahiyatçı Prof. Ramazan Ayvalı ile Recep Tayip Erdoğan bulunsun. İkinci grupta ise Lütfü Kaleli, Ali Balkız ile ben varım. Her iki gruba birden, “Kim Müslümansa elini kaldırsın” diye seslenilsin. Hiç kuşku yok ki birinci gruptakiler sağ ellerini göğüslerine bastırıp, “Elhamdülillah Müslümanım” diyeceklerdir. Kimseye zarar vermedikleri sürece Müslüman olmalarına saygı duyarız.
Peki ikinci gruptakiler ne diyecek?
Aynen şöyle diyeceklerdir: “Ne güzel ki Aleviyim.”
Anlayana sivrisinek saz, anlamayana Mehter Marşı az.
Anlayan herkese günaydın, anlamayan herkese zifir geceler/

Hüseyin İlbey
İzmir, Eylül 2005/Kaynak: SERÇEŞME
______________________________________

horasan
24-12-2008, 12:50:04
KIYAS VE İÇTİHADIN EN BÜYÜK OTORİTESİ İMAM EBU HANİFE'YE GÖRE DOĞRULUĞUNDAN KUŞKU DUYULMAYAN HADİS SAYISI ANCAK 17’DİR.

Sayın commodore1tr'nin islam dini hakkında yazmış olduğu TEK KAYNAK iddiasına verilen "doyurucu" yanıtı okuyunca yukarıdaki gerçek aklıma geldi...

:)

commodore1tr
24-12-2008, 18:59:42
Tatlı bir megolamani hoş olur. Dersin adam biliyor ama kendinide amma övüyor büyük görüyor. Gülümseterek çekilir , aşırıya kaçmadıkça da idare edilir megolamani.

Amma kişi hem fol hem fodul olup üstüne sütlük megolaman olursa hiç çekilmez. Hem sallayacak hem anlamayacak hem megolaman olacak.

Kişiye açıkça YALANCI diyorsunuz. Anlamayıp çarpıttığını söylüyorsunuz sözcüklerle nasıl oynadığını gösteriyorsunuz. Kendini övüyor... Topu böyle bunların.

Bu tip kişiler kendi inançları haricinde hiç bir inanca saygı duymazken ''inançlara saygılı olalım'' repliğinide kullanırlar. İnançlara saygı sadece kendi çizdikleri inanç çerçevesindeki saygıdır.

Bunların en aklı başında gibi görüneninden yani Mehmet Şevket Eygi Milli gazete de 22 Aralık 2008 de ''Özürcüleri Ayıplıyor ve Protesto Ediyorum '' başlıklı bir yazı yazdı. Yazısının ikinci bölünü ise '' Dine ve Dindarlara Saygılı Olsunlar'' şeklinde idi. Gerçi başlık yazıyı belli ediyordu yani dindarlara saygılı olunacak ama tersi önemli değil gibi.... Zaten yazıda da açıkça diyor..

''Dindar bir Anadolu şehrinde Ramazan ayında bir üniversite kantinindeyiz... Öğrencilerin yüzde doksan beşi oruçlu. Laikçi bir profesör geliyor ve yiyecek içecek alıyor, herkesin ortasında bunları tüketmeye başlıyor. Dindar talebeler bu provokatif harekete üzülüyor ve 150 kişi saygısız profesörü protesto için kantini terk ediyor.

Dönmeler, aşırı laikçiler, kendilerini ilerici ve çağdaş sananlar, Müslüman halk çoğunluğuna tepeden bakanlar, onlara sömürge yerlisi muamelesi yapanlar hadiseye tam tersinden bakıyor.

Neymiş efendim ülkede dehşetli bir mahalle baskısı varmış, Ramazan’da alenen oruç yenemiyormuş, böyle gericilik olur mu imiş...

O profesörde zerre kadar insaf olsaydı, herkes oruçlu ben onların arasında açıkça bir şeyler yer ve içersem üzülürler demesi gerekirdi.

Aksine “Parmağım kör gözüne...” diyerek kışkırtıcı ve düşmanlık çıkartıcı bir davranış sergilemiştir.

Bazı okullarda ve devlet dairelerinde Cuma vakti kısa bir izin veriliyormuş, öğrenciler ve çalışanlar camiye gidiyormuş. İlericiler, çağdaşlar, Kemalistler, laikçiler, Dönmeler bundan da çok rahatsız oluyormuş.

Rahatsız olmaya hakları var mı? Yok... Niçin? Çünkü Müslüman gencin ve vatandaşın ibadet etmeye hakkı vardır. Bu hak bütün demokrat, hukukun üstünlüğünü kabul etmiş, insan haklarına bağlı ve saygılı ülkelerde kabul edilmiştir.

Türkiye demokratikleştikçe, din hürriyeti genişledikçe, insan hakları korundukça; militan dinsizler, militan dönmeler, militan çağdaşlar agresifleşiyor.

Yarın bu memlekete İngiltere’de olduğu gibi tam bir din, inanç, inandığı gibi yaşamak hürriyeti gelirse büsbütün çıldıracaklar.

Herkesin oruç tuttuğu bir taşra şehrinde yaşayan bir dinsizin, oradaki çoğunluğa saygılı hareket etmesi bir insanlık, vatandaşlık borcudur.

Madem ki, halk rahatsız oluyor, sokakta sigara içmeyecektir.

Müslüman lokantacıların, tatlıcıların, çaycı ve kahvecilerin Ramazan ayında dükkanlarını kapatmalarından daha tabiî ne olabilir.

İslâm dini, mü’min bir lokantacının Ramazan gündüzünde yemek satmasını doğru bulmaz. Müslüman da bu kurala uyar...

Dinsizler yakın tarihimizde Müslüman çoğunluğa çok zulm ettiler. İnançları yüzünden nice Müslümanı uyduruk mahkeme kararları ile katlettiler.

Camileri kapattılar, binalarını sattılar, kiraya verdiler. Sadece İstanbul’un Eminönü bölgesinde 120 küsur tarihî cami yok edilmiştir.

Din derslerini kaldırdılar. Ezan-ı Muhammedî okuyanları zindanlara attılar, işkenceler yaptılar.

Bu eski zulüm baskı, terör günlerinin hasreti içinde yanıp tutuşuyorlar.

Demokrasiye, din ve vicdan hürriyetine, çoğunluğa saygılı olsunlar. Böyle yaparlarsa hiçbir sıkıntı olmaz.''

Nasıl inceden inceye bir nefret ve bölücü tohumu ekiyor... Laikçiler ne demekse.. Laikçiler... Her türlü hakarette mevcut aslında yazıda da neyse.. Konu aslında mahalle baskısının ne büyük olduğunu ve yapılması gerektiğini anlatıyor... Birileri hala kaval çalıyor. Bari çaldığının kaval olduğunu bilse o onu piyano sanıyor...

Bu kişiler kendilerini çok demokratik sanarak Özgürlükçü sanıyorlar. Ama öyle bir tarif ki oruç tutmazsan namaz kılmazsan kurban kesmezsen benim istediğim gibi olmazsan başına geleceklere katlanırsın yada saklı yaparsın !!!

İnançlara saygılı olalımmış...

Laiklikle müslümanlığı ayırarak bölücülük yapan aşağılık tipler asla inançlara saygılı olamazlar... LAİKLİĞİ DİNSİZLİK GİBİ GÖSTERMEK ASLINDA BÖLÜCÜLÜKTÜR. oda ayrı...

erdem53
25-12-2008, 01:01:41
Tatlı bir megolamani hoş olur. Dersin adam biliyor ama kendinide amma övüyor büyük görüyor. Gülümseterek çekilir , aşırıya kaçmadıkça da idare edilir megolamani.

Amma kişi hem fol hem fodul olup üstüne sütlük megolaman olursa hiç çekilmez. Hem sallayacak hem anlamayacak hem megolaman olacak.

Kişiye açıkça YALANCI diyorsunuz. Anlamayıp çarpıttığını söylüyorsunuz sözcüklerle nasıl oynadığını gösteriyorsunuz. Kendini övüyor... Topu böyle bunların.

Bu tip kişiler kendi inançları haricinde hiç bir inanca saygı duymazken ''inançlara saygılı olalım'' repliğinide kullanırlar. İnançlara saygı sadece kendi çizdikleri inanç çerçevesindeki saygıdır.

Bunların en aklı başında gibi görüneninden yani Mehmet Şevket Eygi Milli gazete de 22 Aralık 2008 de ''Özürcüleri Ayıplıyor ve Protesto Ediyorum '' başlıklı bir yazı yazdı.
.........................................
Nasıl inceden inceye bir nefret ve bölücü tohumu ekiyor... Laikçiler ne demekse.. Laikçiler... Her türlü hakarette mevcut aslında yazıda da neyse.. Konu aslında mahalle baskısının ne büyük olduğunu ve yapılması gerektiğini anlatıyor... Birileri hala kaval çalıyor. Bari çaldığının kaval olduğunu bilse o onu piyano sanıyor...

Bu kişiler kendilerini çok demokratik sanarak Özgürlükçü sanıyorlar. Ama öyle bir tarif ki oruç tutmazsan namaz kılmazsan kurban kesmezsen benim istediğim gibi olmazsan başına geleceklere katlanırsın yada saklı yaparsın !!!

İnançlara saygılı olalımmış...

Laiklikle müslümanlığı ayırarak bölücülük yapan aşağılık tipler asla inançlara saygılı olamazlar... LAİKLİĞİ DİNSİZLİK GİBİ GÖSTERMEK ASLINDA BÖLÜCÜLÜKTÜR. oda ayrı...

Sayın commodore1tr;

beni megolaman olmakla suçluyorsunuz.Yazdığım yazıyı tekrar okudum ancak nasıl böyle bir anlam çıkardığınızı anlayamadım. Eğer ''Hamdolsun kendi fikrimi kendim dile getirebiliyorum yazımı kastediyorsanız'' kendinizce haklısınız. Çünkü bana cevap vermekten acizsiniz ki; sürekli başkalarının yazılarıyla ve fikirleriyle bana cevap vermektesiniz.

Cevap vermekten acizsiniz ki, kişilere; yalancı, terbiyesiz, aşağılık yaratık gibi tabirlerle hakaret ediyor ve bölücülükle suçluyorsunuz.Neden kendinizi bu kadar küçük düşürüyorsunuz? inançlara saygılı olalım diyoruz ama sizin kendinize bile saygınız yok ki.... Kötü söz sahibine aittir diyerek Laiklikle alakalı suçlamalarınıza cevap yazmak istiyorum...

Laiklikten sizin anladığınız insanların sizin inancınıza veya düşüncenize göre yaşamak zorunda oldukları mı dır? Benim anladığıma göre Laiklik; devletin dini kurallara göre yönetilmemesi ve insanların dini inançlarını devlet dahil kimsenin müdahalesi olmadan yaşamalarıdır diye anlıyorum. Sizin anladığınız gibi değil. ''LAİKLİK DİNSİZLİK DEĞİLDİR, DİN DE DEĞİLDİR''. Yani bir insanın laik olması dinsiz olduğu anlamına gelmediği gibi dindar bir insanın da laik olamayacağı anlamına gelmez. Aynı zamanda da başörtüsü takan bir insanın da laik olmadığı anlamına gelmez.

Ancak sizin gibi sabit düşünen insanlar, olaylara; ismi güneş gibi AYDIN fakat kendisi KARANLIK olan gözlükleriyle baktıklarından gerçeği görememekteler. Bunun neticesinde de toplumu dinci-laik diye kutuplaştırmaya, kendi tabirinizle nefret ve bölücülük tohumları ekmeye çalışmaktasınız. Evet neden laikler ve dinciler? bu soruyu kendinize sorunuz.

Peki siz Laiklikten ne anlıyorsunuz? Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, dinin devlet işlerinde karışmaması, devletin din işlerine karışmaması.... Ama bu size göre eksik kalıyor... Çünkü; sizin din işlerine karışmanız, insanlara yok siz yanlış biliyorsunuz dinde başörtüsü (isterseniz türban diyebilirsiniz) yoktur demeniz mi gerek? Aslında Laiklikten rahatsız olan sizsiniz. Ne hakla insanlara dinlerini öğretmeye kalkıyorsunuz? Siz kendinizi Halife veya Şeyhülislam mı zannediyorsunuz? Olsanız da bu kurumların artık hükmü yoktur. Dinci tabir ettiğiniz kesimlerden kendilerini bu makamlardaymış gibi görüp hareket etmek isteyenler olduğu gibi sizin gibi sözde laik geçinenlerden de kendilerini eşdeğer makamlarda zennederek dine müdahale etmeye çalışanlar da vardır. (gerçek anlamda laikliği benimseyen kişileri tenzih ederim).

Gelelim başörtüsü konusuna.. Kişilerin inançlarından ötürür başörtüsü kullanmaları ile laiklik arasında hiç bir çelişki yoktur. Aslında laiklikle mümkün olabilecek bir haktır. Ancak siyasi simge olarak kullanılması, sadece laikliğin değil Cumhuriyetinde temellerine dinamit koymak demektir. Siyasi simge olarak kullanılmasına şiddetle karşı olduğum gibi demokrasi ve laiklik maskesi altında başörtüsü düşmanlığı yapılmasına da karşıyım.

Lütfen sizler öyle sizler böyle diye genellemeler yaparak ve başkalarının yazılarılarından alıntı yaparak bana cevap yazmayınız.

erdem53
25-12-2008, 04:41:28
KIYAS VE İÇTİHADIN EN BÜYÜK OTORİTESİ İMAM EBU HANİFE'YE GÖRE DOĞRULUĞUNDAN KUŞKU DUYULMAYAN HADİS SAYISI ANCAK 17’DİR.

Sayın commodore1tr'nin islam dini hakkında yazmış olduğu TEK KAYNAK iddiasına verilen "doyurucu" yanıtı okuyunca yukarıdaki gerçek aklıma geldi...

:)

''Bir lafa bir de söyleyene bakmak lazım...'' büyük harfle alıntıyı kimden yaptığınız belli.

O zaman ben size ''Kütübü Sitte'' diyeyim başka da birşey demeyeyim. Siz kaç kitaptır, kimler yazmıştır(gerçi siz onlardan kesin hüküm vermektesiniz ama), içerisinde neler yazar bilirsiniz....

Yukarıdaki derin bilginize bakılırsa benim açıklamam saygısızlık olur hocam... Engin bilgilerinizden bizi mahrum etmeyiniz.

Av.Selin Çam
25-12-2008, 11:45:13
Bunların en aklı başında gibi görüneninden yani Mehmet Şevket Eygi Milli gazete de 22 Aralık 2008 de ''Özürcüleri Ayıplıyor ve Protesto Ediyorum '' başlıklı bir yazı yazdı. Yazısının ikinci bölünü ise '' Dine ve Dindarlara Saygılı Olsunlar'' şeklinde idi. Gerçi başlık yazıyı belli ediyordu yani dindarlara saygılı olunacak ama tersi önemli değil gibi.... Zaten yazıda da açıkça diyor..
Sayın commodore1tr;
Okurken,belki en önemli olan bu kısmı atladım.Dolayısıyla,yazının devam eden bölümlerinin de size ait olduğunu düşünerek devam ettim.

"laikçi profösör", "aşırı laikçi".. bu berbat tanımlamaları yapmış oluşunuz beni oldukça şaşırttı.Bir kaç cümle daha okuduktan sonra umarım bu bir alıntıdır diye düşündüm.

commodore1tr
25-12-2008, 14:24:12
Merak ettiğimden soruyorum benim 31 nolu iletinin altındaki iletim nereye gitti acaba ? Bilen gören okuyan haber alan var mı?

commodore1tr
25-12-2008, 15:39:21
Sayın erdem53 ;

İletim yok olmuş muhtemelen benden kaynaklanana bir hatadan dolayı yok olmuştur . Size son kez son iki iletinize göre yanıt veriyorum.

Fikirleriniz ve konuşmanız tipik bir AKP Feto tarzı. Her türlü haltı yiyip sonra sanki farklı konuşmayla zeytinyağı olma durumu... Eee lideriniz RTE de ülkeyi her konuda yangın yerine çevirip ondan sonra ''kimse bizi kavgacılığın içeme çekemez'' diyor söylerken eller havada bitirirken önler elde birleşerek... Bir alkış bir alkış sorma gitsin... Sanırsın ki velevki diye hemde yurt dışında o konuşmayı ben yaptım... Sanırsın ki kendini dışişleri bakanı sanan zat değil de ben ülkemi dışarıda şikayet ettim. Sanırsın ki o kadar yargı kararına hatta uluslararası yargı kararına rağmen ülkeyi allak bullak edecek kararları ben yasalaştırmaya kalktım... Aynısınız o başbakan sen ne yapıyorsan osun fark yok...

''benimle Hak ve Hakikat partisi arasında asla imkanı olmayan bir bağ kurmaya çalışıyorsunuz. Ne alaka? Peki, o zaman bende sizin DTP ile alakalı olduğunuzu aynı fikirde olduğunuzu belirten bir cevap mı vereyim?'' buyurmuşsunuz...

Aynı mumdan çıkan ışık gibisiniz onlar sadece daha dürüst davranmış farkınız bu... Ben sizi okuyorum. ( Ama sizin hiç okumadığınızı anlamadığınızı da aşağıdaki iletinizden anlamış olduk oda ayrı... Sadece nasıl kıvırtsam derdindesiniz..) Okudukça görüyorum ki siz aslnda Atatürk ü sevmeyen ama kabul etmek zorunda kalan tiplerdensiniz Fetocular Atatürk kavramını yok edemedikleri için '' Osmanlının büyük komutanıydı der... Sanki oymuş gibi..) E siz de aynısınız. Laikliği içinize sindirememiş kıvırıp duruyorsunuz. Laik demokratik sosyal hukuk devletine karşısınız. Belki din taciri değilsiniz ama onlar tarafından beyni yıkanmışsınız. Cevşen i islam dininden sayıp saygı istiyorsunuz yok kardeşim saygı.. Yeni bir din çıktı kabul edin saygı duyun demiştiniz , Bende size yeni bir din çıksa ona saygı duyarım ama o yeni dini bana islam diye yutturmaya kalkarsanız duymam demiştim tam o noktadasınız ve sizi ikaz etmiştim. Hiç bir İslam yeni bir din kavramını kabul etmez!!! Ben hala aynı noktadayım siz ise hiç bir yerde hala kandırma aldatma peşindesiniz... İrtica yanlısı tutumunuz okuyor görüyor anlıyorum , 1978 de de İran da sizin gibi ''kullanılan'' tipler çoktu işin ilginci bazılarıda ''solcuydu'' Bu günkü durum ortada, malezya da ortada Afganistan da... Ufak ufak başlayıp gelinen nokta odur... O partidekilerede bir şey olmaz korkmayın.. Meczup der çıkarlar ''yetkililer'' Zaten MECZUP MECZUP diye diye bu hallere gelmedik mi? Ben sizi okuyup anladığım için o partiyi örnek verdim. Siz inkar etsenizde yazılarınızın totali odur... 2000 lerin başında yada 1980 sonrasında nasıl olurda yeni hadisler çıkar ki? Buna bile inanıp inandırmaya çalışmak pek doğru değildir.. Diyanet bile nedense bu sahte hadisleri ben bildim bileli temizler durur ama ondan hızlı hadis ortaya çıkar...

Evet islamda tek gerçek değer ve doğru kaynak KUR'AN'dır. Hadisler ve söylenceler eğer Kur'an la örtüşüyorsa değer ifade eder. Yoksa sadece şüpheli ''karine'' olmaktan öteye geçmez. Kur'an da namazla ilgili kesin belirleyici bir şart yani kesin hüküm olmaması buna en güzel örnektir. Bundan dolayı çok kısa bir sürede Namazın şekli ve zamanı konusunda tartışma çıkmış günümüzde bile kesin bir karara varılamamıştır. Oysa Kur'an beş vakit yazsaydı asla böyle bir tartışma olmazdı. O yüzden basit bir mantık bile tartışmalı olayların Kur'an kelamı değil Kul kelamı olmasındandır. Bunun Halife ya da sahabe olup olmamasıda Kul vasfını değiştirmez!! Eğer değiştirseydi Halife olan ALi'nin başına o işler gelmez bölünmeler olmazdı...

Siz o kadar çarpıtarak haklı çıkmaya çalışıyorsunuz ki Din ile tarihi sosyolojiyi birbirine katmaktan bile çekinmiyorsunuz.

''Dinle alakalı konularda Kuran dışında ki bir bilgiyi kabül etmiyorsunuz. İşinize gelince saçma sapanda olsa hemen balıklama atlıyorsunuz'' derken bilerek ve isteyerek bunu yaparak insanlarıda aldatabileceğini düşünüyorsunuz. Siz çok zeki bilgilisiniz ya herkes size kanar...

Tarih öncesinden yazının icadından bu yana sosyoloji tarih antropoloji ve benzeri bilimlerde olmuştur. Felsefe de bunlardan birisidir. Bu bilimlerin ışığı altında hemen islam öncesi ve sonraki ARAP yaşamını ve giyimini özetledim. Bunun dinle hiç bir ilhgisi yoktur. Bunu da anlayamadıysanız ne yazıp duruyorsunuz siz hala !!! Sonra dedim ki ''eğer dediğiniz gibi Kur'an'da kesin bir hüküm varsa kadınların örtünmesi konusunda ( Dikkat buyurun burada DİNE giriyorum ve gene TEK KAYNAK KUR'AN kabul ediyorum) İslam peygamberi bunu niçin uygulatmadı? Kur'an hükümlerini bizzat İslam Peygamberi mi çiğnedi?
Siz bu soruya asla yanıt veremeyeceğiniz için çok basit bir ŞARK KURNAZLIĞI yapıyorsunuz. hepsini birbirine katıp demogajinize yalan katarak ters çevirmeye çalışıyorsunuz. YEMEZLER... Ben hala dediğimin arkasındayım sizde hala kıvırmanın arkasındasınız...

Benim yazılarımda DTP yi öven onları haklı gören iletiler varsa ; İmralı' daki bebek katili şerefsizi övüyorsam; Çoluk çocuk demeden insanları öldüren adi şerefsiz soysuz insanlıktan nasimini alamamış erdem yoksunu PKK terör örgütünü öven yada haklı bulan yazılar yazıyorsam ben zaten DTP liyim derim. Çekinmem kıvırmam. Yapım buna uygun değil.. Ha site yönetimi beni atar o zaman o da b.r doğru duruştur o ayrı...

Sizin gibi kendi durumunu perdelemek için kişilere başka kulplar takmanın ise hep dinde hem hukukta çeşitli adları vardır. O yüzden gelin siz bu konulara pek girmeyin boyunuzdan büyük laflar etmeyin. Çok istiyorsanız bir anket açın commodore1tr DTP li mi ? Ben dinci miyim ? diye görün gözlerinizle... Gerçi ben DTP li olsam ne olur sizi kurtarır mı?

'''Mademki dini bilginiz bu kadar derin, sağlam ve kesin hüküm vermektesiniz; mezhepler arasındaki farklılıklara da bir son veriniz, eliniz değmişken.'' Buyurmuşsuuz..

Valla siz bu foruma gelip forumun içine edene kadar en azından bir sorunu ve AKP nin bu konuya bakış açısının iğrençliğini tartışmaya açmış bunla uğraşıyordum. Herkes için başaramam ama benim hiç bir mezheple sorunum yoktur. En azından kendi adıma başarmışım mezhepler arası farklılıkları çözmeyi.. Siz ve sizin gibilerse umutsuz vaka. Çünkü ne dinler ne anlarsınız. Gözükar bir şekilde temcit pilavı gibi hep aynı ''teraneyi'' söyler durursunuz. O yüzden size bir şey anlatmanında mantığı anlamı yok amma konuşuyoruz işte iş olsun... Zaten yazım da size değil .. O da ayrı size acaba bile diyen varsa onların anlamasını sağlamak...

İşin komiği siz ve sizin gibiler dervişin aklı neyse zikride odur hesabı kendi fikrini yazar karşısındakini suçlar. ''Her nedense tek sorununuz; başörtüsü, türban veya adına ne diyorsanız..'' yazınızda bu iki yüzlülüğünüzün en büyük örneğidir. Ne bu forumun adı nede tartışılan konu Türban ne zamanki siz gelip içine ettiniz pislik saçtınız konu karıştı. Yani olup olmadık yerde türban ı açan sizsiniz ama suçladığınız başkası... Varya zeytinyağı bile sizlerin yanında dibe batar..

Dinde olmayan hurafeleri ve tüm abuklukları dine sokup sonra İnançlara saygılı ollım demek inanç adına ne büyük terbiyesizliktir. İnaç burada aslında sizler için ''benim dediğim doğru susun oturun'' anlamına geliyor. Bunu görüyorum anlıyorum, yok efendi yok dediğin gibi değil ATATÜRK ün kurduğu laik demokratik sosyal hukuk devleti düşmanlarına karşı her zaman ve her yerde bas bas bağırırım. TÜRBAN ALLAH'IN VE ONUN GÖNDERDİĞİ KUR'AN IN EMRİ DEĞİL YOBAZ ERKEĞİN KADINA UYGULADIĞI BASKIDIR. İlgili forumda bile foruma katılan kadınların çoğu türbana karşıyken sizin türbanı savunmanız buna en güzel örnektir. Türban kadınların sorunu değildir. KADINLARI TÜRBANA ÇARŞAFA SOKAN ERKEKTİR. Buna kendince dini kılıf bulmakta ayıptır. Ankabut suresinde örümceği bile anlatmış olan Kur'an bu hususta tartışma yaratacak kadar Muğlak kalır mı? Kalmaz. Kalmamıştır da. O zamanın giyim tarzına baktığınız da şimdiki yabazların örtünün dediği hükümle bire bir örtüşür o laf... Ama sizler bunu anlayamazsınız. Örneğin bir kadın içgiyimi olan ''sütyen'' anca 20. yy ın başlarında ortaya çıkmıştır. 16yy da ise korse... Bu ne demektir ? Kadınlar önceleri sütyen takmıyorlardı ve göğüsleri çok belli oluyordu. 6-7 yy. arap giyimine baktığınızda ise bir kadının giyiminde eğildiği an göğüsleri görünecek şekilde olan giyisilerin çok olduğu açıkça görülmektedir. Köle ve cariyelerin böyle bir sorunuda yoktur... O ayeteki maksat işte budur...Daha da çık yazmak gereksizdir. kadının göğsüyle saçı arasında fark yoksa ... Zaten baltalamalarınıza rağmen din iman türbanda o konuya geleceğim... Orayı takip edin Türban aslında ne çok net yazacağım yobaz gözünde... Az sonra...

commodore1tr
25-12-2008, 20:35:56
Bu ülkeyi ''bizimkiler'' ''bizim çalık'' ''laik devlet olur insan olamaz.'' ''ben laikim diyen müslüman olamz'' ''ya liksindir ya müslüman'' ''şeker değil kurban bayramı'' ''türbanlılar türbansızlar'' ''ee ihale isteyenin eşi elbet kapalı olacak'' ''sizler'' ''içki içenler içmeyenler'' daha uzat uzatabildiğiniz kadar bölen ben değilim. Siz ve sizin gibiler. Baş temsilcinizde RTE . Oda zaten imam olması gerekirken bir ekonomi profesörü oluyor bir doktor bir savcı bir hakim başbakanlığıda meslek sanıyor... Ee sizinde böyle olmanız normal.

Hehehe belki de ilk defa sizin pirlerinizden birisinin yazısını aldım kopyaladım. Çünkü o sizin düşüncenizi sizden daha güzel düzgün mantıklı cümlelerle ifade etmiş. O sözlede yanıt filan vermedim size... Aynı sizin dediğinizi diyen birisini yanıt mı kabul ettiniz yoksa ? Alla Allah !! Ne dediğinizi bilmediğinizden kaynaklanan kısa devre oldu sizde herhalde... Hiç merak buyurmayınız her türlü yanıtı kendim veririm.

Ne olduğu belirsiz söylemlerinize yanıt vermekten acz içinde olduğumu düşünmeniz bile megolamaninizi gösterir. Aslında tek doğruya yakın sözünüz size yanıt vermek olabilir. Yanıt vermemek gerekecek bir kişisiniz. Yukarıda da dediğim gibi aslında Kızımsana söylüyorum gelinim sen anla mantığıdır benimki yoksa sizin deli saçması yazılarınıza yanıt vermek değil. Hani görmeyipte duyanlar sizi sahi sanır diye...

''Laiklikten sizin anladığınız insanların sizin inancınıza veya düşüncenize göre yaşamak zorunda oldukları mı dır? Benim anladığıma göre Laiklik; devletin dini kurallara göre yönetilmemesi ve insanların dini inançlarını devlet dahil kimsenin müdahalesi olmadan yaşamalarıdır diye anlıyorum. Sizin anladığınız gibi değil. ''LAİKLİK DİNSİZLİK DEĞİLDİR, DİN DE DEĞİLDİR''. Yani bir insanın laik olması dinsiz olduğu anlamına gelmediği gibi dindar bir insanın da laik olamayacağı anlamına gelmez. Aynı zamanda da başörtüsü takan bir insanın da laik olmadığı anlamına gelmez.''

Bak bu paragrafın yüzde doksan doğru. Sizin gibilere anlatmaya çalıştığımız laiklik biçiminin girişi. Her nekadar anlamayıp karşı çıksanızda kıvırmak üzere başladığınız yolda ilk kullandığınız temalardan birisidir bu yaklaşım. Ah birde kendi yazdığını anlayabilsen. Ben ne demişim desen !!!

''Ancak sizin gibi sabit düşünen insanlar, olaylara; ismi güneş gibi AYDIN fakat kendisi KARANLIK olan gözlükleriyle baktıklarından gerçeği görememekteler. Bunun neticesinde de toplumu dinci-laik diye kutuplaştırmaya, kendi tabirinizle nefret ve bölücülük tohumları ekmeye çalışmaktasınız. Evet neden laikler ve dinciler? bu soruyu kendinize sorunuz. ''

Bu paragrafta ki ilk cümleyi ''Ancak RTE Feto ve ben gibi...'' diye düzeltip okursak buda doğru oluyor. En azından dürüstçe hedef saptırma olmuyor... Gerçekten de sor bakalım. RTE ye neden toplumu böyle böldü birisini geçti gitti aslında , sonra Feto ya mektup yaz... ''Devletin her kademesini ele geçirmeden harekete geçersek başımızı ezerler '' ne demek laaaa? diye sor !! Aynaya bak kendine sor...

''Peki siz Laiklikten ne anlıyorsunuz? Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, dinin devlet işlerinde karışmaması, devletin din işlerine karışmaması....''

Bak hemen burada sapma başlamış sende. İlk öğretim tanımı olarak ''din ve devlet işlerinin ayrılması'' tanımı dışında sapma başlıyor hemen . Laik devlet te din işleri devlet işlerinden ayrılır EVET. Din devlet işlerine karışmaz EVET Devlet din işlerine karışmaz HAYIR Laik devlette devlet din işlerini düzenler ve kontrol eder. ( Eğer zırttırı pırttırı yanıt yazma derdinde olmayıp okusaydınız azıcıkta yazdıklarımı bunu görürdünüz... Ama nerde....) Bu tüm dünyada da böyledir hele helee halkının büyük çoğunluğu islam olan Türkiye Cumhuriyetinde zorunludur. Laiklik azınlık dinleri de korur. Her yerde diyipte sizin anlayamadığınız anlamak istemediğiniz BİREYİN DİNİ İNANCINDA SADECE ALLAH A KARŞI sorumlu olduğunun güvencesidir. Yoksa dini kendi haline bırakırsanız mutlaka uyanıklar çıkacaktır ŞEYHTİ ŞIHTI MÜRİTTİ HACIYDI HOCAYDI.. ( Burada ki hacı hac görevini yapmış kişi değildir. Kendini çok büyük din aimi sanan sahte hacılardır bakın çevrenize çok görürsünüz) Ondan sonra TEKKE VE ZAVİYELER gelir . Bir insanın en duyarlı en zayıf olduğu konulardan birisi dindir.yani inanç. Bu yani inanç hele hele bizim gibi dinini İslam bilip Kitabını Kur'an diyen ama Kur'an ı okuyup anlamamış insanlar yığınında sömürülmesi en kolay duygudur. Öyle olmasa hangi güç ''cevşen'' saçmalığını kitlelere yutturabilir ? Değil mi a gözüm erdem53? Zaten o yüzden ATATÜRK

''Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla hiç ilgisi olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı kâfir olmak sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış tefsiri yapanların maksadı İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, dimağladır.

Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır. ''

demiştir. Ama siz bunuda bilmez anlamaz yanlış yorumlarsınız!!!


Zaten siz bunu kendinizce kargaları bile güldürecek şekilde ele almışsınız hani acz içinde yanıt veremediğim saçmalamanızdan birisinde...

''Fatih’te Çarşamba’da başı kapalı bayanların fazla olması orada kapanma yönünde bir baskı olduğunu mu gösteriyor? El-insaf artık. '''

Yok çok özgürlük olduğunu gösteriyor ... İnsaf ki ne insaf... Hep RTE ve eşi İştiareye yatacak değil ya... Bende yattım bu yazınız üzerine şöyle bir ses doğdu içime...

'' Ey şaşkın kul Fatih Çarşamba ve anadolu kasaba illerinde bazı ilçelerde biz 3-5 yaşındaki kızları bir hidayete erdiririz hepsi ertesi gün çarşafa bürünür... Ne baskısı... ''

Yahu 3-5 yaşındaki parmak kadar kızı kara çarşafa sokmak baskı , zulm değilde nedir ? o kız kendi isteğiyle mi giriyor o kara çarşafların altına daha oyun çağındayken... Körpecik vücüdunu daha 12-13 yaşındayken dedesi yaşındaki adamlara kendi isteğiyle mi sunuyor ?

Evet Türkiye Laik devlet olamadı maalesef eğer olsa devlet dan diye o çocukları alır anne babadan ceza verir anne babaya nasıl kara çarşafa sokar örtersin diye.... Sadece dinini öğreterek yetiştir bakalım kızı erkeği ciddi din bilimcilerin hazırladığı kitapla Oğlunu pırıl pırıl yap abdestini aldır Cumaya götür bakalım 18 ine kadar ondan sonra çarşaf türban kalıyor mu ? Ne kız Türbandı çarşaftı der Nede kızlar türbana girsin mantığında ki YOBAZLAR kalır. Bu kara cehaletin ürünüdür başka bir şey değil. Zaten bu hükümette en az üç çocuk diyerek cehaleti ve sadaka toplumunu körüklüyor...

Bak erdem53 Türbanı ''üç kar dört karı'' isteyen ve ''ben almasam orospu olurdu'' diyen yobaz zihniyet ve bunların bu ''din emri'' diye kandırdığı tipler ister. Onlarda çok eşli olmasına karşın gördükleri ''her dişiyi'' yatağa atma hissinde olduklarından ''herkesi'' kendileri gibi aşağılık gördüklerinden ister kadını türbana çarşafa sokmayı... Kadının saçından tahrik olan erkeğe normalde ''sapık derler sapık'' Bu zihniyet kadını mal ve bir delik erkeğide sahip ve çivi görürler... Aşk sevgi insanlık bilmezler... Zaten durum ortada... Yahu bir erkek aynı anda dört kadına aşık olabilir mi? İnsan sevmeden hoşlanmadan istemeden koynuna alabilir mi? Ama oluyor nasıl işte sevgisiz büyümüş hayatı bacak arası sanan kişilerde oluyor... Hep öyle baktıklarından başkalarıda öyle bakmasın diye ''örtün'' diyor... Kılıfta hazır ''din.''...

''Gelelim başörtüsü konusuna.. Kişilerin inançlarından ötürür başörtüsü kullanmaları ile laiklik arasında hiç bir çelişki yoktur. Aslında laiklikle mümkün olabilecek bir haktır. Ancak siyasi simge olarak kullanılması, sadece laikliğin değil Cumhuriyetinde temellerine dinamit koymak demektir. Siyasi simge olarak kullanılmasına şiddetle karşı olduğum gibi demokrasi ve laiklik maskesi altında başörtüsü düşmanlığı yapılmasına da karşıyım.''

Yukarıda çok açık anlattım ama bu paragrafın oldukça mantıklı ve doğru. Zaten başörtüsü islamdan öncede özellikle Türk kadınının kullandığı bir geleneksel örtünnme... Orhun yazıtlarından dedem korkuta var baş örtüsü...

'' Ay Büke Sultan ateşteki yemeğe doğru giderken baş örtüsünü örttü....'' ( Dedem Korkut )

Daha ortada islam diye sözcük yok !! Baş örtüsü var !! Demekki baş örtüsünün aslında din ile ilgisi yok !! Günümüzde ki gibi akıllı fırınlar , mikro dalga fırınlar elektirik gözlü gazocakları doğalgazlı veya tüplü ısıtıcılar yok... Yemek bir kazanda taşlar arasında kömür veya odun ateşinde har har yanarken yapılıyor... Çocuklarını emzirirken göğüsleriyle çcuğun dudakları arasına saç giriyor. Saçlarından yemek hazırlarken bir şeyler dökülüyor... Kadın saçını toplamaya uğraşıyor... Baş örtüsünü keşfediyor... Amerikanın kuruluş yıllarıyla ilgili filmleri dizileri seyredin ( Örneğin ilk tv dizilerimizden olan Küçük evi bonanza y anımsayın. Kadınların kafalarında eğ bir şapka örtü bir şey var... Onlarda islamdıda farkında değildi !!! Değil mi erdem53?) Dinle asla ve kata ilgisi olmayan bir şey... Annanevi çok eski gelenek... Bunu dinle ilişkillendirmek çok ama çok AŞAĞILIK bir davranıştır. Maalesef DİNCİ KESİMCE SÖMÜRÜ AMAÇLI OLARAK BU YAPILMIŞTIR. Bunu bir türlü anlayamayan bir sürü şapşalda ortada vardır. Neden !! Vardır ? Çünkü dini duygu sömürme cehalet bilgisizlik... Doğur doğur 15. çocukta akıllan başla bağırmaya devlet bize baksın... Yetmedi baş örtüsü taksın... Kaçak kömür ve 5 kg bulgur versin...

Bunları sizin anladığınızı görmeye ömrüm yetmeyecek erdem53 daha ne diyeyim sana ... YOBAZLIĞI DİN KABUL ETME ....

horasan
25-12-2008, 21:03:01
''Bir lafa bir de söyleyene bakmak lazım...''

Bu sözleri kendine yontarak kendini adam zannedenlerin veya bu zatların adam oldukları yaygarasının yapıldığışu fetret döneminde bir Allah'ın kulu da çıkıp

"Ulen bu sözleri acaba kim söylemiş?"

diye merak edip araştırmaz...

Ne de olsa o bir ADAMdır...

Ama ne adam :) bilmek öğrenmek istemezler...

Onlar için o hep bir melektir...

Onlar için o örnek bir insandır...

Onlar için o SAPINA KADAR ERKEKtir... :)

(Bu arada "onlar" medeni ve bu konuda ittifak halinde olan, istisnası perslerin torunları olan geniiiiiş bir topluluktur...)

vs.. vs... vs...

Acaba o adam :) kimdir?

Acaba?..

Buyurun:


...

Kısaca, acımasız bir Türkmen-Selçuklu hesaplaşması sürer gider. Kentlerdeki Türk ileri gelenleri kendilerini Türkmenlerden saymazlar, onlar Fuat Köprülü’ye göre Rumi’dirler. Türk ve Türkmen deyimleri ancak feodal devlete bağımlılığı reddeden ve daima karışıklıklar çıkaran göçebe Türkler anlamında kullanılır.

Bir Konyalı Türk tarafından yazıldığı anlaşılan Farsça anonim Selçukname, Türk adını yalnız göçebe Türkmenler için hakaretle kullanır, kent halkına ise yalnızca islamlar der. Söz konusu olan Türk ve Türklüğün aşağılanması değil, anarşi öğesi sayılan göçebe yaşam biçiminin kınanmasıdır.

İlginçtir ki, Selçuklu egemen sınıfı ile bütünleşen Mevleviler, bu yolda en ileri gidenler arasındadır. MEVLANA CELALETTİN RUMİ, Konya’da hıristiyan-islam yakınlaşmasını sağlamıştır. Cenaze törenine katılan manastır ve kilise ileri gelenleri, onu çağın İsa’sı ve Musa’sı gibi gördüklerini belirtir.

Fakat MEVLANA, bir duvar yapımında Türkmen işçi kullanılmasına, Eflaki’ye göre, şu bağnaz görüşle karşı çıkar:

-Yapım için Grek işçileri, yıkım için ise Türk işçileri almak gereklidir. Zira dünyanın yapımı Greklere özgüdür. Yıkım ise Türklere ayrılmıştır. Tanrı evreni ilk kez yaratınca, ilkin tasasız kafirlere can verdi... Onlar taşların zirvelerinde, tepeler üzerinde bir çok kent ve kaleler yükselttiler... Ama tanrı işleri öyle düzenledi ki, yavaş yavaş bu yapılar yıkılmaya yüz tuttular. O zaman Tanrı, gördükleri bütün yapıları, saygı duymadan acımasız yıksınlar diye Türkleri yarattı. Türkler, yıktılar ve hala yıkıyorlar. Kıyamet gününe kadar bunu yapacaklar. Sonunda Konya’nın yıkılması acımasız ve adaletsiz Türklerin elinden olacak.

MEVLANA böyle konuşmamış bile olsa yukardaki sözler kent ileri gelenlerinin göçebe Türkmen hakkındaki düşüncelerini yansıtır.

...

//////////

Şimdi beyimiz kaynağımıza laf atar itiraz eder...

Biz başka kaynaklarla onların kaynaklarını kesiştiririz...

Yine de itiraz eder...

Bu hallarının tıp dilindeki tanımı

olsa olsa

CİMRİ MEHMET FOBİSİ

olur...

Günümüz Türkçesi ile

MUSTAFA KEMAL FOBİSİ...

VESSELAM!

commodore1tr
26-12-2008, 17:15:11
Bu foruma ilgisiz bir şekilde dalankonuyu toparlayıp bitirelim kendi forumumuza dönelim isterseniz.

Laiklik devlet anlamıyla bakıldığında BİREYLERİN İNANÇLARINI ÖZGÜRCE YAŞAMASI GÜVENCESİDİR. Ama bu istisnasız tm bireylerindir. Budan dolayı devlet dini kontrol altına alır almak zorundadır.

Ancak bazıları ''inançlara saygılı olalım'' kisvesi altında sadece kendi görüşlerine saygı ve kesin itaat isterki bunun ne laiklikle nede gerçek anlamda dinle ilgisi vardır. Ortalığı yangın yerine çeviren bir partinin genel başkanının '' kimse bizi krgaşanın taraftarı yapamaz'' ironisinin aşırı alkışlanmasıda ilginçtir.

Bunların pirleride bulunduğu yerde kalabilmek ve o tiplerin çıkarları doğrultusunda ülkemizi sömürtebilmek için ''dinler arası uzlaşma'' gibi ipe sapa gelmez görüşü savunur. Aslında dediği ortaçağ karanlığında karçarşaflı eğitimsiz bir Türkiye yaratarak kısmi ılımlı islam adı altında sömürge yapmaktır. Dinler arası uzlaşmaymış...

Laiklik azınlıklarıda tam anlamıyla korur. Azınlık demek sadece farklı etnik kökenden gelmek demek değildir o coğrafyaya, farklı dini görüşlerdende olabilme özgürlüğüdür laiklik kapsamındaki coğrafyalarda ki insan.. İşte bundan dolayıdır ki devlet kurumlarında ki laiklik fark edilmeyecek şekle dönüşür. Yani hemşire dedin mi başı kepli beyaz üniformalı bir i gelir aklımıza , başında türban zart zurt olmaz. Dini ayrımcılık sağlıkta eğitimde adalette olmayacağından devletle ilgili birimlerde dini sembol kullanılamaz. Hastahanelere ve veya adliyeye hizmet için almaya gelen kişilerle O hizmetten uzun süreli yararlanan öğrencileri bir birine karştırmamak gerekirken bilerek karıştırnlarda vardır maalsef.. Bunlar inançlara saygılı olalım diyen aslında hiç bir şeye saygısı olmayanlardır...

Bakınız laiklik le azınlığı ATATÜRK İsmet İnönü'ye ne güzel anlatmış..

Ali Numan Kıraç ATATÜRK'ün Amerikada okuttuğu Türkiyenin ilk ziraat mühendisi ve Atatürk Orman Çiftliği'nin müdürüdür. Anı onun anısıdır.

Başbakan İnönü saat 18.00 sularında Florya Köşkü'nde Atatürk'ü ziyaret
etmiş:
- Hayırdır İsmet... Habersiz geldin.
- Paşam, azınlıklar meselesi... Konuyu Meclis'e getireceğiz... Ne
diyorsunuz?
- İsmet bugün geç oldu... Yarın sabah erkenden gel, konuşalım.

İnönü çıkınca Atatürk "bütün görevlileri" toplamış:
- Sadece laleler kalsın... Bahçedeki diğer bütün çiçekleri sökün,
atın... Derhal.
İsmet Paşa sabah gelmiş, bahçenin "halini" görmüş ve "görevlilere" sormuş:
- Ne oldu böyle?
- Gazi Paşa Hazretleri emrettiler, söktük.
Başbakan İnönü, Cumhurbaşkanı Atatürk'ün odasına girmiş:
- Paşam, bahçenin durumu nedir?
- Azınlıkları söküp attım İsmet.
İnönü "anladım" dercesine başını öne eğmiş:
Atatürk:
- İsmet, ben "Ne Mutlu Türküm Diyene" sözünü boş yere söylemedim... Kendini Türk hisseden herkes bu vatanın öz evladı... Ben hayatta olduğum sürece bu böyle bilinsin... Ve sakın azınlıklar ile ilgili bir kanun çıkarılmasın.

Bu gün hla inançlara saygılı olalım kisvesi altında yaşamı zindan etmeye çalışanlara duyrulur ama anlamazlar...

commodore1tr
26-12-2008, 17:31:41
Bu inançlara saygılı olalım kesiminden üç örnekle bitireyim bu konuyu..

İlkini din iman forumuna yazmışım .. Diğer ikisi iki gündür gazetelerde okuduğum bir saygı!!!

''8 Haziran akşamı Tv lerde zaplarken ''ülke'' diye bir kanalda takıldım kaldım. İlk defa gördüğüm bir kanaldı aslında daha da doğrusu ben TRT i bile ilk defa görmüş gibi bakarım genelde pek aram olmadığından...
Neyse bu kanalda her işi çözmüş ama gelip Türbanda takılmış ki Türbanı tartışıyor. Yeni bir fikir edinebilirmiyim diye yarım kulak dinlerken nereden bilebilirdim hayatımın bakış açısını birisi sayesinde yakalayacağımı...

Konuşmacılardan birisi Ortadoğu Teknik Üniversitesinde öğretim üyesi bir bayan doçent... Çok ciddi bir görüş ortaya attı benim hep dediğim görüşün seslendirilmesi çok hoşuma gitmişti dinledim.
'' Türbana özgürlük kadınlar tarafından ortaya atılan , talep edilen bir hak arama konusu olmamıştır. Olamazda. Bu tamamen erkeklerin kadına dayattığı ve sorun yaptığı bir şeydir. Kadınlar burada sadece kurbandır.'' ;
mealinden bir söylem gerçekleştirdi. Ben oradaki dinci tayfasın ne diyecek ki diye pür dikkat oldum. Molla kılıklı bir tip söz aldı. Vay canına bu ne kepazelik dedirtecek lafını zort diye söyledi acı olan alkış almasıydı.

'' Bu hak kadınlar tarafından dile getirilmemiştir ama unutulmamalıdır ki Hayvan hakları ve hayvanlar günü de hayvanlar tarafından dile getirilmemiştir. Aynı durum söz konusudur.....''
Ekran karşısında dondum kaldım... Şimdi adamı parçalayacaklar dedim ama türbanlı kadınlar alkışladılar inanılmaz üzüldüm... Vay benim canım ülkem vay dedim...

Molla kılıklı dangalak Annesini, varsa kız kardeşlerini muhtemelen karı(lar)sını ve tüm diğer kadınları hayvanla bir tutuyor bunu savunuyor ve benim kafa dışı türbanlı kafa içi örümcekli kadınlarım alkışlıyor... Adam alenen kendilerine hayvan diyor onlar alkışlıyor !!! pes...

Demekki neymiş inançlara saygılı olacakmışız...

'' Eski futbol hakemlerinden Gökhan Akman, geçen pazartesi günü sabah 09 sularında Esenler Belediye Stadına gidiyor.. Amacı pistte biraz koşup ter atmak... Ancak kapıdaki görevli yolunu kesiyor:
- İçerde bayanlar var, erkekleri almıyoruz...
Semtin hanımları sabah stadyumda yürüyüş yapıyormuş... Dikkat buyrun, burası yüzme havuzu değil stadyum... Ve içerde hanımlar yürüyüş yaparken erkekler alınmıyor. Harem selamlık uygulamasına geçilmiş... Emri veren mi? Belediye imiş... Pes...''

Dikkat edin kadınlar yürüyor koşuyor ne yapıyorsa önemli değil.. Herhalde çırılçıplak dolaşmıyorlar... Sanki hamam...


Demekki neymiş inançlara saygılı olacakmışız...

''“Üniversite için ayrıldığım Bursa’ya 30 yıl sonra geri döndüm... Oturduğumuz mahalle geçmişte genellikle memur/işçi, aydın insanların oturduğu bir yerdi. Bugün gelinen noktayı küçük bir örnekle anlatacağım...
Bursa’da belediyenin diğer pek çok ilde olduğu gibi ekmek fabrikası var, adı Besaş. Ucuz olmasının yanında çok lezzetli ekmekler üretiyorlar. Pek çok mahallede de satış noktaları var. Son dönemde bu ekmeklere olan talep epey arttığı için kuyruklar oluşuyor bu satış noktalarında. Ama iki ayrı kuyruk oluşuyor, kadın ve erkek kuyruğu şeklinde! Duyduğumda inanamamıştım, gözlerimle de gördüm. Hem de farklı satış noktalarının hepsinde kadınlar ve erkekler ayrı kuyruklar oluşturuyor. 70’li yıllarda ne kuyruklar gördük, yaşadık, oluşturduk. O zamanlar yoktu böyle bir şey. Ama beni asıl derinden sarsan, çevremdekilerin bu olayı ‘normal’ görmesi. Çoğunluk bunu yadırgamıyor!”
Kimilerince “mahalle baskısı” falan diye önemsizleştirilen gelişme aslında dinci faşizmin etkisi altına girmiş bir toplumun görüntüleridir... İranlaştığımızın resmidir...

CNN Türk ekranlarında “Lezzet Durakları” adlı programını yapan Mehmet Yaşin arkadaşımız Kayseri, Urfa, Konya, Erzurum, Rize, Trabzon, Balıkesir, Kahramanmaraş, Gaziantep, Adana, Çorum’da içki içebilmek için şehirlerin dışına çıktığını anlatırken diyor ki:
- Kayseri’de içki içebilmek için dağın tepesine tırmanırken, Urfa’daki otellerin alkolden tamamen “temizlendiğine” şahit oldum. Hükümet baskıyı yasalarla değil, aba altından sopa göstererek yapıyor...''


Demekki neymiş inançlara saygılı olacakmışız...

Pirin gibi yanıt vereyim. Sevsinler inancını...

horasan
26-12-2008, 21:24:49
http://www.hukuki.net/forum/showthread.php?t=19608&page=2

sevgili commodore1tr,

yukarıdaki linkteki yorumumdan da anlaşılacağı üzere ben "NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE" sözleri ile Mustafa Kemal'in aslında bambaşka birşeyi kastettiğine inananlardanım.

Bu nedenle yukarıda alıntılamış olduğun "lale anısı"nın aslında "NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE" sözlerinin asıl anlamını gizlemek ve unutturmak amacıyla uydurulan bir anı olduğunu düşünüyorum...

Son iletinde işlemiş olduğun ve malum kişiler ve onların taaaa buralara kadar sızmış "işçi"leri tarafından sık sık dile getirilen "İNANÇLARA SAYGI" hususunda OJT :) yapmak istiyorum izninle...

"...

«Cumhuriyet» kelimesini ağızlarına almaktan bile çekinenlerin, Cumhuriyet'i doğduğu gün boğmak isteyenlerin, kurdukları partiye «Cumhuriyet» ve hem de «Terakkiperver Cumhuriyet» adını vermiş olmaları, nasıl ciddîye alınabilir ve ne dereceye kadar samimî sayılabilir.

Rauf Bey ve arkadaşlarının kurdukları bu parti «Muhafazakâr» adı altında ortaya çıkmış olsaydı, belki bir anlamı olurdu. Fakat bizden daha çok cumhuriyetçi ve bizden daha çok ilerici olduklarını iddiaya kalkışmaları elbette doğru değildi.

«PARTİ, DiNi DÜŞÜNCE VE İNANÇLARA SAYGILIDIR» ilkesini bayrak olarak eline alan kimselerden iyiniyet beklenebilir miydi? Bu bayrak, yüzyıllardan beri cahilleri, bağnazları ve hurafelere inananları kandırarak özel çıkarlar sağlamaya kalkmış olanların taşıdıkları bayrak değil miydi?

Türk milleti, yüz yıllardan beri, sonu gelmeyen felâketlere, içinden çıkabilmek için büyük fedakârlıkların gerekli olduğu pis bataklıklara, hep bu bayrak gösterilerek sürüklenmemiş miydi:

Cumhuriyetçi ve yenilikçi olduklarını zannettirmek isteyenlerin, yine bu bayrakla ortaya atılmaları, dini bağnazlığı coşturarak, milleti, Cumhuriyet'e, ilerlemeye ve yenileşmeye karşı kışkırtmak değil miydi? Yeni parti, DiNi DÜŞÜNCE VE İNANÇLARA SAYGILI perdesi altında: «Biz Hilâfet'i yeniden isteriz; biz yeni kanunlar istemeyiz; bize Mecelle yeterlidir; medreseler, tekkeler, cahil softalar, şeyhler, müritler biz sizi koruyacağız; bizimle birlikte olunuz! Çünkü, Mustafa Kemal'in partisi Hilâfet'i kaldırdı. İslâmiyet'e zarar veriyor; sizi gâvur yapacak, size şapka giydirecektir» diye bağırmıyor muydu? Yeni partinin kullandığı slogan bu gerici haykırışlarla dolu değil miydi?

..."

http://www.atam.gov.tr/index.php?Page=Nutuk&IcerikNo=415

Mustafa Kemaller,

dini düşünce ve inançlara değil

sizler gibi Allah ve peygamber 'avukat'larına

sizler gibi Allah ve din pazarlayıcılarına karşıdır...

Sizler, işin ilginci, inancınıza göre de 'en büyük yargıç' olan Allah'a avukatlığı bir onur, bir şeref olarak gören ama aslında O'nun büyüklüğüne ortak olmak isteyenlerin ve ona şirk koşanların önünde gidenisiniz...

Biz Mustafa Kemaller,

tanımlayamadığımız, bilemediğimiz her noktada karşılaştığımız bu varlığı, iddia edildiği gibi bizlere vermiş olduğu ve aslında Mustafa Kemal'in de işaret ettiği akıl ve bilimle aramayı sürdürerek ona saygı ve sevgimizi, sizlerin dili ile ibadetimizi sürdüreceğiz...

Şimdi git o patronlarına söyle, sana TEKKEde başka iş versinler...

TEKKElerin hali mafiş...

MEDENİYETLER İTTİFAKIndan gelen KREDİler de olmasa sert bir DEVALÜASYON kaçınılmaz!

Sahi en son ne zaman DEVALÜASYON olmuştu TEKKElerde? :)

Hatırlayanınız var mı?

...:)

erdem53
27-12-2008, 03:13:14
Sayın erdem53 ;

...........
Fikirleriniz ve konuşmanız tipik bir AKP Feto tarzı. Her türlü haltı yiyip sonra sanki farklı konuşmayla zeytinyağı olma durumu... Eee lideriniz RTE de ....
................
Evet islamda tek gerçek değer ve doğru kaynak KUR'AN'dır. Hadisler ve söylenceler eğer Kur'an la örtüşüyorsa değer ifade eder. Yoksa sadece şüpheli ''karine'' olmaktan öteye geçmez. Kur'an da namazla ilgili kesin belirleyici bir şart yani kesin hüküm olmaması buna en güzel örnektir. Bundan dolayı çok kısa bir sürede Namazın şekli ve zamanı konusunda tartışma çıkmış günümüzde bile kesin bir karara varılamamıştır. Oysa Kur'an beş vakit yazsaydı asla böyle bir tartışma olmazdı. O yüzden basit bir mantık bile tartışmalı olayların Kur'an kelamı değil Kul kelamı olmasındandır. Bunun Halife ya da sahabe olup olmamasıda Kul vasfını değiştirmez!! Eğer değiştirseydi Halife olan ALi'nin başına o işler gelmez bölünmeler olmazdı...

Sayın commodore1tr;

itiraf etmeliyim ki; doğruları örtmek için hiç üşenmeden bu kadar uzun yazılar yazmanıza ve neticede kocaman bir sıfırı anlatmanıza hayran kaldım.

Yine nereye saldıracağınızı şaşırmışsınız. Size akp li olmadığımı veya -ocu-bucu olmadığımı defaatle söyledim. Amacınız; konuyu saptırmak ve başkalarının yanlışlarını göstererek sizde onlardansınız diyerek işin içerisinden sıyrılmak. Bu kadar çaresiz kaldıysanız bari bir kez olsun düşünün. Bir acaba deyin.....

Şimdi de başka bir tartışma konusu açmaya çalışıyorsunuz. Herhalde diliniz sürçtü. Kuran'da namazla ilgili kesin belirleyici yani kesin bir hüküm olmaması mı?.. İnşallah yanlış yazmışsınızdır. Namazın şekliyle ve zamanıyla alakalı çok kısa bir sürede tartışma çıkmışmış... Yapmayınız sayın commodore1tr, bu gidişle memlekette karga kalmayacak. Gülmekten ölecek zavallılar. Yazıktır onlarında doğada bir görevi var, onlarda ekolojik dengenin bir parçası...

Kuran'da namazın farz olunması, dosdoğru kılınması, huşu ile kılınması, vakitleri, nasıl abdest alınacağı ve diğer hususlarla alakalı onlarca ayet vardır. Namazla alakalı Diyanet mealinde 86 adet, Elmalılı Hamdi Yazır mealinde 78 adet ... ayet vardır.

Ha direkt şu saate şu namazı kılın diye arıyorsanız bulamazsınız tabii ki. Şekli konusunda da tam anlamıyla açıklama bulamayabilirsiniz. Ancak Peygamberimiz (s.a.s.) yaşadığı sürece cemaatine imamlık etmiş ve namaz kıldırmıştır. İnsanlar namazın nasıl kılınacağını, şeklini ve Kuran'da ki aytelerden vakitlerini direkt Peygamberimizden öğrenmişlerdir. Zamanla ufak tefek ayrılıklar olmakla beraber farz olan kısımda değişiklik olduğuna kolay kolay rastlayamazsınız. Tutupta namazın beş vakit olması kul kelamındandır sonucuna nasıl ulaşabilirsiniz.

Size çok basit bir soru: Siz tek kaynak Kuran'ı kabül ediyorsunuz. Peki siz Kuran'ı orjinal arapça metninden okuyarak anlayabiliyormusunuz? Kuran'ı anlayabilmek için arapça bilmenin yanında bazı bilgi ve ilimleri de bilmeniz gerektiği aşikardır. Kaldı ki araplar bile anlayamamaktadırlar. Burada araya kul zaten giriyor. Peki siz kul olduklarından Halife ve Sahabe'nin kelamlarını, açıklamalarını, bilgilerini kabül etmiyorsunuz... Ne yani size vahiy mi geliyor (haşa). Kuran'ı neye göre kaynak kabül ediyorsunuz, arada hiç kul açıklaması karışmadan anlayabiliyormusunuz. Halife ve Sahabeler'den üstün bir ilmi derinliğiniz mi var?... Eyvah.. eyvah...

Nasıl bu gün Kuran'ı tefsir eden alimler vasıtasıyla Kuran'ı anlamaya çalışıyorsak, geçmişten günümüze, ta Peygamberimizden bu yana Sahabeler ve İslam alimlerinin sayesinde aydınlanmaktayız. Neticede Kuran'ı Türkçe'ye Peygamberimiz (s.a.s.) çevirmemiştir. Peygamberimiz' de bir kul Peygamberdir. Kul kelamı diye hadisleri de mi kabul etmiyorsunuz. Eğer Kuran'ın arapça orjinalini okuyupta ne denildiğini anlayabiliyorsanız bir zahmet Türkçe'ye çevirin de bir de sizin yazdığınızı okuyalım. Siz hiç baştan sona Kuran'ı (Türkçe)okudunuz mu? Okumuş olsaydınız Namazla alakalı ayetleri okumuş olmanız gerekirdi.

Hadisler ve Peygamberimizin sünnetleri de Sahabeler ve İslam alimleri kanalıyla yazılı olarak günümüze ulaştırılmıştır. Bazı art niyetli kişilerin hadis uydurmaya çalıştıklarını söylerseniz size katılırım.Ama tutupta hadisleri sünnetleri gözardı etmenin de yanlış olacağı kanaatindeyim. Kaldı ki Hadisleri ve Peygamberimizin sünnetlerini ise Sahabeler ve İslam alimleri yazarak günümüze ulaştırmışlardır.

İnançlara saygılı olunması sözünden neden bu kadar rahatsız oluyorsunuz? Saygısız olmak mı lazım? Kişiler dinlerini bilmiyor mu ki siz öğretmeye kalkıyorsunuz? Şimdi namaz mı yok diyeceksiniz. Aslında 5 vakit değilmiymiş?

Diğer yazdıklarınıza şimdilik cevap yazmıyorum. Okuyanlar anlamakta zaten.

commodore1tr
27-12-2008, 19:35:39
Erdem53 ;

Sizden gerçekten özür diliyorum. Hani bir çok konuda bilgisiz olduğunuz yarım yamalak kulaktan dolma bilgilerle konuştuğunuzu biliyordum hatta birileri gibi internetten bakıp çoğu yanlış bilgileri paldır küldür yazdığınızında farkındaydım ama içimden bir ses en azından temel din konularını bildiğinizi söylüyordu. bende ondan size birşeyler anlatmaya çalılıyordum. Ama gördüm ki sizin dini bilginizde sıfıra sıfır elde var sıfır. Kur'an dahil olmak üzere hep kulaktan dolma bilgilerle dolusunuz... O yüzden sizi zaman zaman ciddiye aldığım için özür dilerim.

Zaten Türkiye de siz gibiler çok fazla körler sağırlar birbirini ağırlar diye devam edin.

Tüm iletinizi bir bütün olarak değerlendirdiğimde siz bir çok sizin gibi olan kişi gibi ''ALLAH'' kavramının bile ne olduğunu anlayamamış yanına parantez içinde (CC) yazıp geçenlerden ve Kullarda takılıp kalanlardansınız. Zaten DİN den önce ALLAH ı anlayabilseniz normalleşirsiniz de ... Nerde..

Çok ciddi din adamlarının görüşü..

'' Kur’an’da kılmakla yükümlü tutulduğumuz namaz üç vakit olarak gösterilmiş ve adları verilmiştir:

1- Fecir namazı (sabah namazı) (şafak sökmesinden güneşin doğuşuna kadar),

2- Vüsta (orta namaz) (günün ortasında öğle yada ikindi adıyla kılınan namaz),

3- İşa (günün batışından sonra akşam yada yatsı adıyla kılınan namaz) (Güneşin batışından şafağın söküşüne kadar)

Ancak Peygamberimiz, bu üç vakte müekked (pekiştirilmiş) sünnet olarak iki namaz daha ekleyerek kılmıştır.Yani bir miktar sevap namaz eklemiştir. Ama çoğunlukla namazlarını üç vakitte toplamıştır. Günün ortasında ve gün batışından sonra kılınan namaza değişik adlar verilmiş olması bu gerçeği değiştirmez. '' olarak açıklanmakta...

Aynı şekilde gene ciddi bilim adamlarınca

''"Gündüzün iki ucunda ve gecenin bir kısmında namaz kıl. Doğrusu iyilikler kötülükleri giderir." (Sad suresi : 114)

Gündüzün iki ucu akşam ve sabah namazı, bir kısmında da yatsı namazı vardır. Üç vakit bu ayette.

"Güneşin batıya yönelmesinden gece karanlığına kadar namazı kıl. Tanyeri ağarırken de sabah namazını kıl. Zira bu namaz görülmeye değerdir." (İsra Suresi :78)

Güneşin batıya yönelmesinden gece olana kadar kılınan namaz ikindi namazıdır. Sabah namazı tekrar edilmiştir.

"Ey Muhammed! Onların dediklerine sabret. Güneşin doğmasından önce ve batmasından sonra Rabbini tesbih et (namaz kıl) geceleyin ve gündüzün yanlarında da tesbih et (namaz kıl)." (Taha suresi : 130)

Güneşin doğmasından önce sabah namazı, batmasından önce ikindi namazı, geceleyin yatsı namazı, gündüzün yanlarında akşam ve öğle namazı kılınacak. Bu ayetle beş vakit namaz sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazları sabit oluyor.''

Şeklinde yorumlanmaktadır. Bu İslamda mezhep ayrılıklarına bile yol açmış bir gerçekken sizin bi haber olmanız helal olsun valla...

Kaldı ki Allahümme salli ve barik duaları, sübhaneke ve ettahiyyat gibi dualar da sonradan eklenmiştir. Bazıları Kur'an da bile yoktur. Siz HANGİ KÖYÜN DAVULUNU ÇALIYORSUNUZ?

sdt23
27-12-2008, 20:26:58
Çok ciddi din adamlarının görüşü..

'' Kur’an’da kılmakla yükümlü tutulduğumuz namaz üç vakit olarak gösterilmiş ve adları verilmiştir:


Bu "çok ciddi" din adamlarının adlarını verelim de eksik bir konu kalmasın:

Yaşar Nuri Öztürk

Phantom of law
27-12-2008, 21:50:08
Beklenen oldu.

Yine acele yine zamansız çok ciddi ve bilgi içeren yanıta alakasız yanıt geldi ve Yaşar Nuri Öztürk ten alıntı olduğu desteksiz sallaması yapıldı.

23 Kasım 2006 İnternet Haber Perşembe 12:49
Diyanet İşleri Eski Başkanı Süleyman Ateş'ten çok tartışılacak sözler. Ateş, namaz vakti üçtür görüşünü savunmadığını, aksine Kur'an'da namaz vaktinin üç olduğunun altını çizdi. Kuran'da namaz vakitlerinin 5 olduğuna karşı çıkan Vatan gazetesi yazarı Ateş, Kur'an'da anılan namaz vakitleri 3'tür dedi..

Aksini iddia edenleri Kur'an'da namaz vaktinin 5 olduğuna dair net ayet getirmesini istedi. Bu ilahiyatçıların kendisini ikna etmesi halinde elllerini öpeceğini de sözlerine ekledi. Bir okurun bu yöndeki sorusunu yanıtlayan Ateş, ayrıca bu görüşünü eleştiren Mustafa Karaosmanoğlu’da şu açıklamayı yaptı:

"Kur'an’da namaz için 3 vakit belirtilmiştir. Sabah, akşam ve gece yarılarında kılınan namaz. Peygamberimiz kendi ictihadıyla öğle ve ikindi namazlarını da kıldırmıştır. O sürekli kıldırdığı için bunlar da terim olarak farz kategorisindedir."

Phantom of law
27-12-2008, 22:20:08
YAŞAR NURİ ÖZTÜRK le HİÇBİR ALAKSI OLMAYAN BAŞKA NAMAZ VAKİTLERİNE DAİR ALINTI.
(Vallahi Yaşar Hoca ve Süleyman Ateş den değil)

Hud; 114: Ve gündüzün iki tarafında ve gecenin yakın saatlerinde namaz kıl; çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, ibret alanlara bir öğüttür.

Bu ayette peygamberimize gündüzün iki tarafında (yani sabah ile akşam) ve gecenin yakın zamanlarında (yani “yatsı”) olmak üzere toplam üç vakitte namaz kılması emredilmiştir.

İsra; 78, 79: Güneşin dülûkundan (batmasından, kaybolmasından) gecenin kararmasına kadar namaz kıl ve sabah Kur’an’ını da. Çünkü sabah Kur’an’ı görülecek şeydir.
Ve geceden de. Ayrıca, sana özgü bir nafile olarak sen, onu (gece namazını) teheccüd et (uyanıp kıl)! Rabbinin, seni güzel bir makama ulaştıracağı umulur.

Bu ayetlerde de aynı şekilde peygamberimize, güneşin batmasından gecenin karanlığına değin (akşam), tan yeri ağarırken (sabah) ve geceden bir bölümde (yatsı) namaz kılması emredilmiştir. Yani, emredilen vakitler; sabah, akşam ve gece (“yatsı”)dir. Ayrıca peygamberimize özgü bir ayrıcalık olarak nafile olmak üzere (asıla ziyade olarak, yani ek görev olarak) onu (gece namazını) teheccüd etmesi (gece uyuyup uyanarak kılması) emredilmiştir.

Dikkat edilirse, Hud suresinin 114. ayeti ile İsra suresinin 78. ve 79. ayetlerinin ifadeleri aynı olup, bu ayetler namazın vakitlerini belirtmektedir. Ancak bu vakitler, Kur’an’ın genel üslûbuna uygun olarak; aynı anlamın, değişik üslûp ve özdeş kelimelerle ifade edilmesi suretiyle belirtilmiştir.

Bu ayetlerde, akşam, sabah ve gece namazı olmak üzere üç vakit namaz emredilmekte olup, bu ayetlere göre öğle ve ikindi namazlarının farz olduğunu söylemek mümkün değildir. Peygamberimizin bazı uygulamalarından, özellikle de öğle ve ikindi namazını bazen beraber kılmasından da, öğle ve ikindi namazlarının farz olmadığı, yani namazın aslının beş vakit olmadığı kesin olarak anlaşılmaktadır. Ama işin aslı, bu konuda ortalıkta dolaşan rivayet dalgaları arasında kaybolmuştur. Oysa, namazı beş vakit olarak ifade eden rivayetlerin bazıları uydurma, bazıları da namaz vakitlerini düzenleyen ayetlerin inişinden evvelki uygulamaları içeren rivayetlerdir.

Meselenin aslını öğrenebilmek için bu ayetleri iyi anlamak, ayetleri iyi anlamak için de, ayetlerde geçen “dülûkuşşems”, “kur’an-el fecr”, “taraf”, “teheccüd” ve “nafile” sözcüklerinin ne demek olduklarını iyi bilmek gerekmektedir.

“Dülûkuşşems”; “Güneş’in batması, gözden kaybolması” anlamındadır. Ama bazı yorumcular buna “eğilmesi” anlamını vermişlerdir. Tac-ül Arus ve Lisan-ül Arab’ın verdikleri bilgiye göre “dülûk sözcüğüne “eğilme” anlamının verilmesi, namazı beş vakit olarak anlayabilme amacı gütmekteymiş. (!) (Tac-ül Arus, c: 13, s: 560, 561 ve Lisan-ül Arab, c: 3, s: 398, 399)
“Dülûk” sözcüğünün gerçek anlamına göre “dülûkuşşems” tamlaması; akşam vaktini ifade eder. Nitekim, dördüncü halife Ali, Abdullah ibn Mesûd, Said ibn Cübeyr, Nehâî, Mükatil, Dahhâk, Süddî, İbn Abbas ve Mücahid bu anlamı tercih etmişlerdir.
Buna karşılık “dülûk” sözcüğüne “eğilme” anlamı vererek sözcükten öğle vaktini anlayanlar da olmuştur. Klâsik kaynaklarda, İbn Ömer, Cabir, Atâ, Katâde ve Hasan’ın bu görüşü benimsedikleri bildirilir.
İsra suresinin 78. ayetinde yer alan bu sözcükten, her iki anlamın birden anlaşılabileceği ileri sürülse de, namazın vakitlerini belirleyen diğer ayet olan Hud suresinin 114. ayetindeki ifadeler, “dülûküşşems” tamlamasından, “Güneş’in eğilmesi” anlamının çıkarılmasına ve bu anlamdan da ayette öğle namazının kastedildiğinin sanılmasına engel olur. Çünkü, Hud suresinin 114. ayetinde peygamberimize “Gündüzün iki tarafında ve geceye yakın bir zamanda namaz kılması” emredilmiş ve anlam netleşmiştir. Çünkü, Hud suresinin 114. ayetinde geçen “zülefen” sözcüğü, İsra suresinin 78. ayetinde geçen “ğasak” sözcüğü ile aynı anlamda olup; “ortalığın karardığı zaman, gecenin ilk saatleri” demektir. Yani, her iki sözcük de “yatsı” vaktine karşılıktır. Bu durumdan kesin olarak anlaşılmaktadır ki, İsra suresinin 78 ve 79. ayetlerinin emri ile Hud suresinin 114. ayetinin emri aynıdır ve bu ayetlerde, namaz kılınacak vakitler, özdeş kelimeler kullanılmak suretiyle değişik üslûplarla ifade edilmiştir.
Diğer taraftan, bir çok yorumcu da “dülûkuşşems” ile “ğasakılleyl” tamlamalarının ayrı zamanları ifade ettiğini ileri sürmüştür. Oysa bunlar, ayrı zamanları değil, bir vaktin başını ve sonunu ifade etmektedirler. İsra suresinin 78. ayetinde “güneşin batmasından itibaren karanlığa kadar” namaz kılınması emredilmiştir. Bu ifade, iki namazın değil, bir tek namazın, yani akşam namazının vaktini belirlemektedir.
Ayette geçen “kur’an-el fecr”; sabah okuması, yani sabah namazıdır.

“Taraf”; “nahiye, yan bölge” demektir. Bir şeyin “taraf”ından söz edildiği zaman, o şeyin içi değil, dışı anlaşılır. Nitekim Fıkıh’ta “İnsanın iki tarafı” ifadesinden; bir taraf olarak insanın anası, babası, dedesi, yani atası, diğer taraf olarak da çocukları ve torunları anlaşılır. Benzer şekilde “masanın iki tarafı” denildiğinde de; masanın ikiye ayrılmış hâldeki iki parçası anlaşılmaz, masanın sağında ve solundaki şeyler anlaşılır.
“Taraf” sözcüğünün çoğulu “etraf” sözcüğü olup, bu sözcük Türkçeye, aynen Arapçadaki anlamı ile geçmiştir. “Etraf” sözcüğü de yöneltildiği şeyin dışı ile ilgilidir. Meselâ, bir kimseye “Etrafına bak” dendiği zaman, o kişi eline, yüzüne, vücuduna değil, sağına, soluna, önüne ve arkasına bakar. Bu örneği “ülkenin etrafı” dendiğinde ülkenin dışının kastedildiği ve anlaşıldığı, “Dünya’nın etrafı” dendiğinde Dünya’nın dışının kastedildiği ve anlaşıldığı şeklinde çoğaltmak mümkündür.
Ayetteki “Gündüzün iki tarafı” ifadesinden de, “gündüz”ün dışında kalan “sabah” ve “akşam” vakitleri anlaşılır. Yoksa bu ifade, “gündüz”ün kısımları, birer parçası olan “kuşluk” ve “ikindi” vakitleri demek değildir.

“Teheccüd” sözcüğünün kökü olan “hecd” sözcüğü, “ezdat”tan olup, iki zıt anlamı da ifade eder. Yani hem “uyumak” hem de “uyanmak” demektir. “Hecd” sözcüğünün bazı türevleri şöyle meşhurlaşmıştır: “Hâcid”; “uyuyan”, “tehcid”; “uykuyu gidermek, uyandırmak”, “teheccüd”; “uykudan uyanıp namaz kılmak”, “müteheccid”; “geceleyin uyanıp namaz kılan kimse”.

“Nafile” sözcüğü; “asıl üzerine yapılan ziyade (ek)” demektir. Buradan da anlıyoruz ki peygamberimiz, gece namazını herkes gibi karanlık bastıktan başlayıp tan ağarıncaya kadar olan zaman içinde kılmayacak, uyup uyanarak kılacaktır.

Sözcük anlamlarının tahlili neticesi de bize göstermektedir ki, bu ayetlere göre öğle ve ikindi vakitlerinde namaz kılınması söz konusu değildir. Ayetlerden anlaşılan, sabah, akşam ve gecenin bir kısmında namaz kılınması ve peygamberin ise bu gece namazını teheccüd etmesidir.
Kur’an’a göre üç vakit olarak vakitlenmiş olan namazların ikisi, bir başka ayette isimleriyle de anılmıştır:

Nur; 58: Ey iman edenler! Elleriniz altında bulunanlarla, sizden erginlik yaşına gelmemiş olanlarınız üç durumda; sabah namazından önce, öğle vaktinde elbisenizi çıkardığınızda, ışa (akşam) namazından sonra izin istesinler. Bunlar sizin için üç avrettir (açık ve korumasız, üç zamandır).Bunlar dışında ne size ne de onlara bir günah yoktur. Aranızda dolaşırlar, birbirinize bakabilirsiniz. Allah, ayetleri size işte böyle açıklıyor. Allah Alim’dir, Hakim’dir.


Sonuç olarak, İsra suresinin 78, 79. ayetlerinde üç vakitte; sabah, akşam ve gece vaktinde üç namaz emredildiği gibi, Hud suresinin 114. ayetinde de aynı şeyler emredilmiş; üç vakit (sabah, akşam ve yatsı) namaz kılınması bildirilmiştir.
Vakitleri bildiren ayetlerde ilk muhatap peygamberimiz olmasına rağmen, emir tüm ümmeti kapsamaktadır. Çünkü ümmete verilen emirler, ümmetin örneği, rehberi, imamı olmak sıfatıyla önce onun şahsında yer tutmakta, ümmeti de onun her yaptığını yapmakla yükümlü bulunmaktadır:

A’râf: 158: De ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ben, göklerin ve yerin mülkü kendisinin olan, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan, hem dirilten hem öldüren Allah’ın size, hepinize gönderdiği elçiyim. O hâlde Allah’a ve O’nun sözlerine iman eden, ümmî peygamber olan elçisine iman edin ve ona uyun ki, doğru yolu bulmuş olasınız.”

Bu noktada hemen belirtmek gerekir ki, peygamberimize uymayı emreden bu ayet, peygamberimizin öğle ve ikindi vakitlerinde namaz kıldığı hakkındaki rivayetlere dayandırmak suretiyle, öğle ve ikindi vakitlerinin de namaz kılınması emredilmiş vakitlerden olduğu yolunda ileri sürülen iddiaları destekler mahiyette bir ayet değildir.
Bir çok yazımızda açıklamıştık ki, dinimizdeki namaz, oruç, hacc ve zekât görevleri, İbrahim peygamberden sonra gelmiş peygamberlerin şeriatlarında da mevcuttur. Mâûn suresinden ve Enfal suresinin 35. ayetinden, Mekkelilerin de namaz kıldıkları anlaşılmaktadır. Hatta Alak suresinin 9, 10. ayetlerine göre peygamberimiz de peygamber olmazdan evvel eski dinî inancı gereği namaz kılmaktadır. Fakat bu namazlar, Kur’an’dan öğrendiğimiz kadarıyla, özelliğini yitirmiş namazlardır. Dinimiz, sehivle, el çırparak kılınan bu namazları düzeltmiş, namazı huşu ekseni üzerinde yeniden şekillendirmiştir. Peygamberimizin de, Kur’an tarafından belirlenen bu şekle ne bir ilâve ve ne de bir eksiltme yapması mümkün değildir. Bu durumda A’râf suresinin 158. ayetinin, Hud suresinin 114. ve İsra suresinin 78, 79.ayetleri ile açık bir çelişki arz ederek rivayetleri desteklediğini değil, rivayetlerin Kur’an ayetlerine uymadığını düşünmek, daha mantıklı ve dinimize uyan bir davranıştır. Zaten yukarıda da belirttiğimiz gibi, namazı beş vakit olarak ifade eden rivayetlerin bazıları uydurma, bazıları da namaz vakitlerini düzenleyen ayetlerin inişinden evvelki uygulamaları içeren rivayetlerdir.
Özetlemek gerekirse; sabah, akşam ve gece (yatsı) namazı vakti (üç vakit), Kur’an ile sabittir. Öğle ile ikindi, -eğer rivayetler doğru ise- peygamberimizin kendi uygulamalarıdır, Allah tarafından emredilmemiştir.

Vakitleri Hud suresinin 114. ve İsra suresinin 78, 79.ayetleri ile belirlenmiş olan namazın rekât sayısı ise Nisa suresinin 101-103. ayetlerinde belirlenmiştir. Nisa suresinin 101. ayetinde korku hâlinde namazın kısaltılabileceği bildirilmiş, 102. ayette de kısaltılmış namaz tarif edilmiştir. Buna göre, namaza duranlar secdeden sonra arkada bekleyenlerle yer değiştireceklerdir. Yani kısaltılmış olarak kılınacak namaz, kıyam, rükû ve secdeden ibarettir; bir rekâttır. 103. ayette ise, korku hâlinin geçmesinden sonra namazın tam bir biçimde yerine getirilmesi istenmektedir. Nisa suresinde verilen bu bilgilerden, namazın iki rekât olduğu anlaşılmaktadır.
Namaz vakitleri, Hud suresinin 114. ve İsra suresinin 78, 79. ayetleri ile, namazın rekât sayısı ise Nisa suresinin 101-103. ayetleri ile, MEDİNE DÖNEMİNDE son şeklini almış, ve bu konuya ilgili ayetlerle son nokta konmuştur. Biz, peygamberimizin ve sahabenin bu konularda farklı uygulamalarda bulunduklarını söyleyen rivayetlerin, onların bu ayetler inmezden evvelki uygulamalarını aktardığını düşünüyoruz.
Hud ve İsra surelerinin başlarında MEKKÎ oldukları yazsa da, Hud suresinin 12, 17 ve 114. ayetleri ile İsra suresinin 72-80. ayetleri MEDENÎdir. Hatta her iki surenin tamamının MEDENÎ olduğunu ileri sürenler de vardır.
Bir çok yorumcu, bu ayetlerdeki kesin ifadelere karşı çıkamamışlar, ama namazın “beş vakit” olduğuna dair rivayetlerde yer alan iddiaları meşrulaştırabilmek için pek çok yol denemişlerdir.
Namazın beş vakit olduğunu ispat için sarf edilen gayretlerden bir tanesi; bu ayetlerin Mekkî oluşundan yola çıkarak, rivayetlerin Medenî olduğu (Miraç rivayetlerindeki gibi), dolayısıyla bu ayetlerin mensuh olduğu iddiası, diğer bir tanesi de; aşağıdaki ayetlerin anlamlarının bozulmak suretiyle mesnet olarak kullanılmak istenmesidir:

Kaf; 39, 40: O nedenle, sen onların söylediklerine karşı sabret. Ve güneşin doğmasından önce ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et
ve geceden bir bölümde. Ve secdelerin artlarında da O’nu tesbih et.

Ta Ha; 130: Artık onların söylediklerine sabret, güneşin doğuşundan önce de batışından önce de Rabbini tesbih et. Gecenin bazı saatleriyle gündüzün iki ucunda da tesbih et ki, hoşnutluğa erebilesin.

Rum; 17, 18: O hâlde tesbih Allah için. Akşama erdiğinizde de sabaha erdiğinizde de...
Göklerde ve yerde hamd de O’na, gece sırasında da öğleye erdiğinizde de...

Leyl; 1, 2: Ant olsun bürüyüp örttüğü zaman geceye
Ve parıldadığı zaman gündüze,

Şems; 1-4: Güneş’e ve onun parıltısına ant olsun ki,
onu izlediği zaman Ay’a,
ona parlaklık verdiği zaman gündüze,
onu sarıp örterken geceye,

Dikkat edilirse, bu ayetlerde namaz vakitlerini ve namaz sayısını belirleyen bir ifade yoktur. Bu ayetlerde; gündüz ve gecenin belli başlı zamanlarında (ki ifadelerden “her an” anlamı çıkar) Allah’ı anmak, O’nu unutmamak, O’nu tesbih etmek emredilmekte ve Allah’ı anmanın, gönlü huzura kavuşturacağı vurgulanmaktadır. Bu ayetlerden namaz kılınacağını anlamak ve iddia etmek, tamamen hatalı bir davranıştır.

commodore1tr
27-12-2008, 22:40:46
Bu "çok ciddi" din adamlarının adlarını verelim de eksik bir konu kalmasın:

Yaşar Nuri Öztürk

Hah bir sen eksiktin sdt23 gözüm yollarda kalmıştı.. Sırf sen gelebilesin diye sadece yaşar hocanın internete düşen yazısını aldım... ende <internete baktın koştun geldin.. ne iyi ettin... İhya ettin sağol varol...

Her şeyin kabulde Yaşar Hoca'nın din bilgisini küçümser gibi ''çok ciddi'' yi tırnak içine alman hiç hoş olmadı. Bence Türkiye'nin en ciddiye alınacak din adamlarından birisidir....

İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muhammet Nur Doğan, Prof Dr. Ali Köse,Prof. Emrulllah Yüksel,Prof. Abdullaziz Bayındır, Prof.Dr. Süleyman Ateş, Prof.Dr. İsmet Şirin..... Daha yazmaya gerek yok... Tüm İran din adamları ve İran.... Aslında karşısında ciddi görüş yok. sunni geleneği ama onu yazmadım o da var dedim...

Ah ah ah...

sdt23
27-12-2008, 22:52:51
Bu alıntının Yaşar Nuri Öztürk'ün web sitesinin soru cevap arşivinden alınmadığını mı söylüyorsunuz?
Yoksa Yaşar Nuri Öztürk'ün ciddi din adamı olmadığını mı?

http://www.yeniboyut.com/uye.asp
veya
http://www.yasarnuriozturk.com/
adresine gidin.
Üye olun ve soru cevap arşivine tıklayın.

Üyelik gerektirdiği için doğrudan linki vermemin anlamı yok.
Üye olmadan göremezsiniz.



çok ciddi din adamlarınca
'' Kur’an’da kılmakla yükümlü tutulduğumuz namaz üç vakit olarak gösterilmiş ve adları verilmiştir:

1- Fecir namazı (sabah namazı) (şafak sökmesinden güneşin doğuşuna kadar),
2- Vüsta (orta namaz) (günün ortasında öğle yada ikindi adıyla kılınan namaz),
3- İşa (günün batışından sonra akşam yada yatsı adıyla kılınan namaz) (Güneşin batışından şafağın söküşüne kadar)

Ancak Peygamberimiz, bu üç vakte müekked (pekiştirilmiş) sünnet olarak iki namaz daha ekleyerek kılmıştır.Yani bir miktar sevap namaz eklemiştir. Ama çoğunlukla namazlarını üç vakitte toplamıştır. Günün ortasında ve gün batışından sonra kılınan namaza değişik adlar verilmiş olması bu gerçeği değiştirmez. '' olarak açıklanmakta...

commodore1tr
27-12-2008, 23:27:53
Bu alıntının Yaşar Nuri Öztürk'ün web sitesinin soru cevap arşivinden alınmadığını mı söylüyorsunuz?
Yoksa Yaşar Nuri Öztürk'ün ciddi din adamı olmadığını mı?

http://www.yeniboyut.com/uye.asp
veya
http://www.yasarnuriozturk.com/
adresine gidin.
Üye olun ve soru cevap arşivine tıklayın.

Üyelik gerektirdiği için doğrudan linki vermemin anlamı yok.
Üye olmadan göremezsiniz.

Size sadece ''hönk'' diye bir ses çıkartıyorum. Nerede yazmışım ondan almadığımı? Tam tersine onun yazısından esinlenme diyorum.

Phantom of law
27-12-2008, 23:44:02
Sayın Comodore 1 TR nin yazısı Yaşar Nuri Öztürk ten aynen alıntı olamaz. Çünkü Sayın Commodore 1 Tr dayanak olarak sad suresi 114 (Bu surede yanlış olmuştur. Doğrusu Hud 114 olmalıdır. Hud 114 Gündüzün iki tarafında ve geceye yakın saatlerde namazı/duayı yerine getir. Güzellikler kötülükleri silip süpürür. İşte bu, Allah'ı ananlara bir öğüttür.) Isra suresi 78 ve Taha suresi 130 a atıfta bulunmakta ve dayanmaktadır.

Oysa Yaşar Nuri Öztürk ise bu yoruma katılmaz ve ret eder. (Sitesinden alıntı:Tâhâ 130’da sözü edilen namaz yani salât değil tespihtir. Namazla ilgisi yoktur. Üç vakti belirleyen ayetler, Bakara 238 ve Nur 58’dir.) Ona göre namaz vakitlerini belirten sureler Bakara 238 ve Nur 58 ayetleridir.

Bakara 238 "Namazları/duaları ve orta namazı/orta duayı koruyun. Tam bir saygıyla Allah'ın huzurunda kıyam edin."

Nur 58 "Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunanlarla, ergenlik yaşına gelmemiş olanlarınız sizden üç vakitte izin istesin: Sabah namazından/duasından önce, öğlen vaktinde elbiselerinizi çıkardığınızda, gün battıktan sonra yerine getirilen namazdan/duadan sonra... Kaygılanacağınız üç vakittir bunlar. Bunlar dışında size de onlara da bir günah yoktur. Aranızda dolaşırlar, birbirinize bakabilirsiniz. Allah, ayetleri size işte böyle açıklıyor. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir."

cognis
28-12-2008, 00:05:30
Bu "çok ciddi" din adamlarının adlarını verelim de eksik bir konu kalmasın:

Yaşar Nuri Öztürk

"çok ciddi" din adamının Yaşar Nuri Öztürk olması/olmaması neyi değiştirir???
Sn Sdt23 mevzuuları 'kimliklendir'me gibi bir handikapınız var farkında mısınız???
Bu handikapınız yüzünden bir türlü bakış açınızı dapdaracıklıktan kurtaramıyorsunuz...

Oysa; konudan misal vereyim,,, ya namaz 3 vakit ise?? ya ezberiniz uyduruk bir kul safsatası ise?? ya bu ve bunun gibi bin türlü safsata allah ile aranızda aşılmaz duvarlar ördü ise?? ya ilim Çin'de ise?? ya Çin'e gidecek bir yol da var ise??
imdi sen niye oturduğun yerde kaldın diye sormazlar mı adama??
siz ne diyeceksiniz tam da o zaman???
"kılavuzum hakkında dapdaracık zihnimi doldurmuş bidolu önyargım vardı" mı???

erdem53
29-12-2008, 23:11:28
Erdem53 ;
............................
Çok ciddi din adamlarının görüşü..

'' Kur’an’da kılmakla yükümlü tutulduğumuz namaz üç vakit olarak gösterilmiş ve adları verilmiştir:

1- Fecir namazı (sabah namazı) (şafak sökmesinden güneşin doğuşuna kadar),

2- Vüsta (orta namaz) (günün ortasında öğle yada ikindi adıyla kılınan namaz),

3- İşa (günün batışından sonra akşam yada yatsı adıyla kılınan namaz) (Güneşin batışından şafağın söküşüne kadar)

Ancak Peygamberimiz, bu üç vakte müekked (pekiştirilmiş) sünnet olarak iki namaz daha ekleyerek kılmıştır.Yani bir miktar sevap namaz eklemiştir. Ama çoğunlukla namazlarını üç vakitte toplamıştır. Günün ortasında ve gün batışından sonra kılınan namaza değişik adlar verilmiş olması bu gerçeği değiştirmez. '' olarak açıklanmakta...


Hah bir sen eksiktin sdt23 gözüm yollarda kalmıştı.. Sırf sen gelebilesin diye sadece yaşar hocanın internete düşen yazısını aldım... ende <internete baktın koştun geldin.. ne iyi ettin... İhya ettin sağol varol...

Her şeyin kabulde Yaşar Hoca'nın din bilgisini küçümser gibi ''çok ciddi'' yi tırnak içine alman hiç hoş olmadı. Bence Türkiye'nin en ciddiye alınacak din adamlarından birisidir....

İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muhammet Nur Doğan, Prof Dr. Ali Köse,Prof. Emrulllah Yüksel,Prof. Abdullaziz Bayındır, Prof.Dr. Süleyman Ateş, Prof.Dr. İsmet Şirin..... Daha yazmaya gerek yok... Tüm İran din adamları ve İran.... Aslında karşısında ciddi görüş yok. sunni geleneği ama onu yazmadım o da var dedim...

Ah ah ah...
Sayın commodore1tr;

Türkiyenin en ciddiye alınacak din adamlarından birisi mi? Nasıl bir insanın AYDIN diye adlandırılması kalbini karanlıktan çıkaramadığı gibi; din adamı veya Prof. olarak adlandırılması da ciddiye alınacak adamlardan birisi olduğu sonucuna ulaştırmaz.

Nasıl sözde AYDINLAR diyorsak sözde din adamları da vardır. Gelelim sizin Kuran konusunda en güvendiğiniz isme... Kaldı kı bende güvenirim.

Alıntı:
commodore1tr rumuzlu üyeden alıntı
''Buda en güvenilir tercüme Elmalılının''

perki neden en güvendiğiniz kaynaktan alıntı yapmıyorsunuz.İşinize gelmediği için mi? Çok tehlikeli bir oyun sizinkisi...

Peki ben birkaçını yazayım (Elmalılı):
Hud. 114. Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın saatlerinde namaz kıl! Çünkü iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, algılaması olanlara bir öğüttür.
Bakara.238. Namazlara, özellikle orta namaza devam edin ve kalın Allah için divan kurun!
Nur. 58. Ey iman edenler, sahibi olduğunuz köleleriniz ve henüz erginlik çağına girmemiş olan çocuklarınız,(odanıza girmek için) sizden üç vakitte izin istesinler; sabah namazından önce, öğle sıcağında elbisenizi çıkardığınız sırada ve yatsı namazından sonra. Bunlar, sizin için üç eksikli (açık bulunabileceğiniz) vakittir. Bunların dışında ne size, ne de onlara bir günah yoktur; çevrenizde dolaşırlar, birbirinizle iç içesinizdir. İşte böyle, Allah size ayetlerini açıklıyor. Allah , herşeyi bilendir, hikmet sahibidir.
Rum. 17.O halde akşama girdiğiniz zaman da sabaha girdiğiniz zaman da Allah'ı tesbih edin.
Rum. 18. Göklerde ve yerde, ikindileyin ve öğleye erdiğiniz zaman da hamd O'na mahsustur.
İsra. 78. Güneşin kaymasından, gecenin kararmasına kadar namazı güzel kıl; bir de kıraatıyle seçkin olan sabah namazını; çünkü sabah Kur'an'ı gerçekten şahitlidir.
İsra. 79. Gecenin bir bölümünde de sana mahsus fazla bir namaz olarak uykudan kalk. Kur'an ile teheccüd kıl; yakındır ki Rabbin seni övgüye değer bir makama ulaştıra.

Yukarıdaki Ayetlerle 5 vakit namaza ulaşmak mümkündür herhalde. Ha yine de anlaşmazlık olduğunu iddia ediyorsanız, bir kaç ayet daha yazayım. Anlaşmazlık durumunda Peygamberimizin yol gösterici olduğunu belirten(Elmalılı):

Nisa……….59. Ey iman edenler, Allah'a itaat edin, peygambere de itaat edin, sizden olan yetkililere de. Sonra bir şeyde anlaşmazlığa düştünüz mü, hemen Allah'a ve Peygamberine arz edin onu, eğer Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanan müminler iseniz. Bu hem hayırlı hem de netice itibariyle daha güzeldir.
İbrahim….. 4.Ve biz her gönderdiğimiz peygamberi, ancak bulunduğu kavminin diliyle gönderdik ki, onlara iyice açıklasın; sonra da Allah dilediğini sapıklık içinde bırakır, dilediğini de hidayete erdirir. Ve O, öyle herşeye galip, tam hüküm sahibidir.
Mücadele..20.Allah'a ve peygamberine hudud yarışına (onların koyduğu sınırlardan başka sınırlar koymağa) kalkanlar, en alçaklar arasındadırlar.

Ama siz ne yapıyorsunuz Peygamberimiz üç vakte iki tane daha sünnet eklemiştir. Pekiştirilmiş sünnet.. Sevap namaz... Hemde çoğunlukla namazlarını üç vakitte toplamıştır...

Peygamberimiz döneminden bu yana Namazlar 5 vakit farz olarak kılınmıştır. Bahsettiğiniz prof. lar din adamları falan; Kuran'ı Peygamberimizden daha iyi mi tercüme ve tefsir ettiler de namazın 3 vakit olduğunu söylüyorlar.

Karıştırmışsınız ki hemde ne karıştırmak. O sizin dediğiniz 3 vakit olayı Hac da yapılan Cem' olayıdır. Hanefi Mezhebine göre Arafat'ta Cem-i takdim (Öğle ve İkindi namazlarını Öğle vaktinde), Müzdelife de ise Cem-i Tehir (Akşam ve Yatsı namazlarını Yatsı vaktinde) şeklinde uygulanmaktadır. Peygamberimizin ise bazı hallerde (çoklukla değil, çok az) cem' ederek kıldığı namazları ise, Suri Cem' olarak adlandırılmıştır. İhtilaf konusuna gelince Cem'in hangi hallerde yapılacağı konusunda Mezhepler arasında bazı değişik uygulamalar olabilir. Yolculuk (sefer), yağmur, çamur, kar, dolu ve hastalık durumlarında Mezhepler arasında cem yapılması hususunda mazeret kabül edilmesi açısından değişik kabüllenmeler olabilmektedir. Arzu ederseniz detaylı da bilgi yazabilirim. Ancak namazın cem olarak kılınması yukarıda belirttiğim gibi mazeret olduğunda söz konusu olabilmektedir.

Son olarak birkaç ayeti daha yazıyorum (Elmalılı):
Tevbe…….65. Şayet kendilerine sorsan "Biz, sadece lafa dalmış, şakalaşıyorduk." derler. De ki: "Siz Allah ile, ayetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?"
Tevbe...... 66. Sakın boşuna özür dilemeyin, siz iman ettiğinizi söyledikten sonra küfrünüzü açığa vurdunuz. İçinizden bir kısmınızı bağışlasak da, bir kısmına suçlarında ısrar etmelerinden dolayı azap edeceğiz.

Kısacası bu konular hassas konular. Her işi uzmanına bırakmak lazımdır. İnsanlar dinlerini öğretmek bizim işimiz değildir. Şu alim diye adres göstermek de bize düşmez. Hani arada kul beyanlarını kabül etmiyorsunuz ya; zaten alim olarak bir kul giriyor bir de siz girmeyiniz.

Başörtüsü dedik Namazı da işin içine karıştırdınız. Yoksa 5 vakit olması Laikliğe aykırı mı? İnsanlar yüzyıllardır yanlış biliyor da siz mi doğruyu bildiniz?

Yukarıda ki ayetlerle açıkça görüldüğü üzere Kuran'ı bize anlatacak açıklayacak anlaşmazlık durumunda müracaat edeceğimiz tek merci Peygamberimizdir. Namaz, abdest, Örtünme.... v.b. Peygamberimiz aracılığı ile bizlere açıkça anlatılmıştır.

Siz en doğrusunu ben bilirim insanlar dinini yanlış biliyor diyorsanız... o da sizin görüşünüz.. ona da saygı duyalım.

Saygılar.

erdem53
30-12-2008, 00:13:53
..............
Son iletinde işlemiş olduğun ve malum kişiler ve onların taaaa buralara kadar sızmış "işçi"leri tarafından sık sık dile getirilen "İNANÇLARA SAYGI" hususunda OJT :) yapmak istiyorum izninle... ....

Bakınız horasan;

kendisine saygısı olmayan kişiden başkalarına veya başkalarının inançlarına saygılı olmayı beklemek abesle iştigal etmek olur. Sizin kendinize saygınız olsaydı, yukarıdaki tabiri kullanmazdınız.

Forumda bir konuyla veya insanların sıkıntıları ile alakalı yazı yazılmaktadır. Sizin de fikriniz varsa karşıtta olsa yazıp tartışabilirsiniz. Tabii ki belli bir kurallar çerçevesinde. (Türkçe imla, genel ahlak, kanun,.....)

Sizi birkez ciddiye alıp yazdığım da da yine aynı üslüpla yanıt yazmıştınız. İletilerinizde sözde Tarih içerikli birşeyler yazıp sonunda ESSELAM, VESSELAM yazıp kendi kendinize kasılıyorsunuz. Sanki tarihle alaklı herşeyi siz ortaya çıkarmışsınız edasıyla, sizin haricinizdekiler tarihten bihabermiş gibi yazmanız da saygısılık zaten. Bilginiz varsa yazınız, bilmeyen varsa faydalanır.Ancak yukarıda alıntı yaptığım iletinizdeki üslüpla, başka bir yerinizle değil de; ağızınızdan ses veya klavyenizden yazı çıkararak.

Yazılarınızı okuyunca, Mehmet Akif Ersoy'un kendisine hakaret eden bir gence vermiş olduğu cevap geldi aklıma. Bir kısmını yazayım:

Ne gördün, söyle evladım, ne duydun, lütfen izah et?
Hayır, hacet de yok izaha, pek meydanda mahiyyet!
O mahiyyet fakat iğrenç, o mahiyyet fakat çirkin!
''Niçin'' dersen, sıkılmak hissi insanisi yok ilkin!
Evet, beynim sağırdır... Kainatım, çünkü, hep feryad...
İşitmem başka bir ses milletim eylerken istimdad.
Gözüm görmez, evet, zira mühitim kapkaranlıktır;
Fakat sinemde imanım müebbed fecr-i sadıktır.
Kör olmaz ağlayan gözler, sağırlaşmaz tutuşmuş beyin;
Yaşarmaz gözle yanmaz beyni hilkat addeder bir şeyn!
Geçilmez kahkahadan her taraf yangın içindeyken...
Yanan bir sineden, lakin, ne istersin? Nedir öfken?
Beraber ağlamazsın, sonra, kör dersin, sağır dersin.
Bu hissizlikten insanlık hem iğrensin, hem ürpersin!
Ne ibret, yok mu, bir bilsen kızarmak bilmeyen çehren?
Bırak tahsili, evladım, sen ilkin bir haya öğren!

Mehmet Akif Ersoy.

horasan
30-12-2008, 13:04:06
Bay erdem53,

Bu sanal alemde horasan'ın "ciddiye alınma" gibi bir derdi olmamıştır...

Horasan'ın derdi karşısındakilere hakettikleri yanıtı üslup dahil verip verememektir...

Anlaşılan sen ve senin gibiler yanıtlardan bir hayli nasibinizi almışsınız...

Sen ve senin gibilerin tipik tepkisidir bu hallar...

İçerik olarak gıkınızı çıkaramayacağınız bilgileri hele bir de kıvıramıyorsanız hemmeenn üslup diye birşeyler uydurup tartışma ortamından kaçmaya araç olarak kullanırsınız... Bu durum, peşine takıldığınız siyasi anlayışın ele başları tarafından, satın alınmış medya desteği ile sık sık başvurulan bir durumdur...

Üslup eleştirinizin konusu olan İNANÇLARA SAYGIya gelecek olursak algılatma yönündeki sinsi çabalar ortaya balkabağı gibi çıkmaktadır...

Mustafa Kemal'den alıntıladığım İNANÇLARA SAYGI konulu sözler ile sen ve senin gibilerin kastettiği "İNANÇLARA SAYGI" örtüşüyorsa ve sizler bundan gocunup üslubumu bir saygısızlık olarak algılıyor ve algılatmaya çabalıyorsanız ÜSLÜPTAN ÖTE şeyleri hakettiğinizi bilesiniz...

Horasan, sen ve senin gibilerin İNANÇLARA SAYGI anlayışına, tarihine ve atasına sahip çıkan bir anlayışla şiddetle karşıdır...

Bununla birlikte tarihim ve atalarım, sen ve senin gibilerinin peşine takıldıkları tarih ve atalarına İNANÇLARA SAYGIyı elinden geldiğince öğreten, bunu o atalarının çarpık inançlarına yerleştirmeye çalışan insanlardır...

Devşirilmiş, geçmişini bilmeyenlerle bu ve benzer konuları tartışmaktan inanın ben de zul duyuyorum...

Ama en azından meraklılar ise geçmişlerine, konu başlığını, o başlığa hizmet etmekten uzak tefsirlerle boğmak yerine, sormuş olduğum soruyu tartışarak ve günümüze taşıyamayı nacizane öneriyorum...

Ama üslup konusunda kimseye de güvence vermem... Hele bel altından ve sinsice vurmaya kalkışanlara... :)

AMMMAN DİKKAT!

(Konu dışı bir soru bay erdem53: Mehmet Akif, "MİLLET" sözünden neyi anlar?)

sdt23
30-12-2008, 14:02:11
Oysa; konudan misal vereyim,,, ya namaz 3 vakit ise?? ya ezberiniz uyduruk bir kul safsatası ise?? ya bu ve bunun gibi bin türlü safsata allah ile aranızda aşılmaz duvarlar ördü ise?? ya ilim Çin'de ise?? ya Çin'e gidecek bir yol da var ise??
imdi sen niye oturduğun yerde kaldın diye sormazlar mı adama??
siz ne diyeceksiniz tam da o zaman???
"kılavuzum hakkında dapdaracık zihnimi doldurmuş bidolu önyargım vardı" mı???

Sayın cognis,
Bir kişi "namazın 3 vakit olduğuna inanıyorum, o yüzden öyle kılıyorum." derse buna saygı duyarım. Ama bir kişi "namazın 3 vakit olduğuna inanıyorum, siz niye 5 vakit kılıyorsunuz?" derse buna katılmam.

Din bir imtihandır. Namazın 3 veya 5 vakit olması konusunda herkesin aklı fikri var. Herkes aklına yatana inanır.

Yaşar Nuri gündeme geldiğinde aklıma Al Pacino'nun Devil's Advocate filmindeki muhteşem repliği gelir: "Vanity, definitely my favorite sin."

Bir önceki (sayın commodore1tr'ın alıntısının Yaşar Nuri'den olmadığını mı iddia ediyorsunuz konulu) mesajım sayın commodore1tr'a değil, bu alıntının Yaşar Nuri'den olmadığını iddia eden sayın phantom of law'aydı. Sayın Commodore1tr da zaten Yaşar Nuri'den alıntıladığını zaten onaylamış. Ben mesaj yazarken commodore1tr'ın mesajı yoktu.

commodore1tr
30-12-2008, 17:51:22
Sayın erdem53 ;

Bana yönelik yazmış olduğunuz son yazı bir bütün olarak sizin ''inançlara saygılı olalım'' diyip dururken ne demek istediğinizi anlatan bir yazı olduğu için öncelikle teşekkür ederim. Zaten ben baştan beri sizin böyle olduğunuzu söyleyip duruyordum. Yüzlerce örneğiniz vardı bunuda yeni eklediniz..

Benden ileti olarak aldığınız yazının bir bölümünü alarak aslında büyük saygısızlık ve terbiyesizlik yapıyorsunuz. Hafif kibar uslubunuz da bunu gölgelemeye yetmiyor. Sadece belki birilerini kandırabilirsiniz ama sanırım oda bu siteden değil..

Konuyu açmadan önce yazmış olduğunuz

Türkiyenin en ciddiye alınacak din adamlarından birisi mi? Nasıl bir insanın AYDIN diye adlandırılması kalbini karanlıktan çıkaramadığı gibi; din adamı veya Prof. olarak adlandırılması da ciddiye alınacak adamlardan birisi olduğu sonucuna ulaştırmaz.

Nasıl sözde AYDINLAR diyorsak sözde din adamları da vardır.

sözüne Yaşar hoca çok üzülmüş vah vah vah diyor... Yaşar Nuri Öztürk gibi birisi hakkında pervasızca böyle konuşacak kadar terbiye özürlü olduğunuzu umarım sizi kibar sananlar anlar... Gerçek yüzünüzün ne olduğunu aslında görürler.

Çok ciddi din adamları olarak Sadece yaşar Nuri Hocayı saymadım eğer okuma yeteneğiniz kısmi değilse okumuş olmanız gerekirdi. En azından


İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muhammet Nur Doğan, Prof Dr. Ali Köse,Prof. Emrulllah Yüksel,Prof. Abdullaziz Bayındır, Prof.Dr. Süleyman Ateş, Prof.Dr. İsmet Şirin... bölümünü okuyabilirdiniz...

Sizin yanıt diye yazdığınız o kadar yazı aslında benden ileti olarak aldığınız kısmın hemen altında


Aynı şekilde gene ciddi bilim adamlarınca

''"Gündüzün iki ucunda ve gecenin bir kısmında namaz kıl. Doğrusu iyilikler kötülükleri giderir." (HUD suresi : 114)

Gündüzün iki ucu akşam ve sabah namazı, bir kısmında da yatsı namazı vardır. Üç vakit bu ayette.

"Güneşin batıya yönelmesinden gece karanlığına kadar namazı kıl. Tanyeri ağarırken de sabah namazını kıl. Zira bu namaz görülmeye değerdir." (İsra Suresi :78)

Güneşin batıya yönelmesinden gece olana kadar kılınan namaz ikindi namazıdır. Sabah namazı tekrar edilmiştir.

"Ey Muhammed! Onların dediklerine sabret. Güneşin doğmasından önce ve batmasından sonra Rabbini tesbih et (namaz kıl) geceleyin ve gündüzün yanlarında da tesbih et (namaz kıl)." (Taha suresi : 130)

Güneşin doğmasından önce sabah namazı, batmasından önce ikindi namazı, geceleyin yatsı namazı, gündüzün yanlarında akşam ve öğle namazı kılınacak. Bu ayetle beş vakit namaz sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazları sabit oluyor.''

olarak durmaktadır.

Yani ben ikisinide almış iki dini görüşüde yazmışım. Siz ne yapmışsınız ??? Kaldı ki Phantom of law isimli üyemiz ise uzun uzun tüm bunların ne anlama geldiğini anlatan bir bilim adamının yazısını da eklemiş ''görmek istemeyen göz görmez'' örneği görmemişsiniz...

Özetle size baştan beri söyleyip durduğum söz olan inançlara saygılı olalım dan sizin anladığınız sadece sizin inandığınız ve dediğinize saygılı olmak başka fikir varsa susturmak olarak algılanmaktan öteye gitmez. Yani özetle siz inançlara saygı konusunda saygısızlık abidesisiniz. Bense her iki görüşüde alarak yazmış ikisinin de kendi inanç dünyası içinde doğru olabileceğini belirtmişim... Hangimizin ki inanca saygı erdem efendi ?

Kapalı gözlük baktığınız dünyanızda aslında dediğiniz dışında bir sistem kabul de etmiyorsunuz saygıda duymuyordunuz. Sadece ''sıkıştığınız için '' ona da saygı duyarım diye geçiştiriyorsunuz. Kabulünüz sadece son iletideki düşünce gerisi değil ... Bu görüş sunni ağırlıklı görüştür ki ilginç bir şekilde onca saçmalamalarınıza rağmen cidden saygı duyabileceğim tek görüşünüzdür. İnşallah bu görüş sizin iç görüşünüzdür... Ama şunuda söyleyeyim ki bu görüşünüzü diretirken İslam aleminin yaklaşık yüzde 21 ini oluşturan şiileri yada alevileri ve gene büyük bir grup olan haricileri bir anda din dışına itiyorsunuz. Onlarda müslüman ve inançlarına göre namaz 3 vakittir ama isteyen beş kılabilir... O yüzden siz siz olun İnançlara saygılı olalım demeyin.. Çünkü bu sitede inançlara hiç saygısı olmayan hali hazırda atılmamış olarak bildiğim dört kişiden birisiniz... Sizin inanca saygınız yok... Kendi dediğinize var... O kadar.

Hiç söylemediğim sözcükleri kullanarak laf salatası içersinde beyhude çabanız beni aslında hiç ilgilendirmiyor. Çünkü ben sizin içinizi görebiliyorum.

''Başörtüsü dedik Namazı da işin içine karıştırdınız. Yoksa 5 vakit olması Laikliğe aykırı mı? İnsanlar yüzyıllardır yanlış biliyor da siz mi doğruyu bildiniz?''
Benim hangi yazımda beş vakit namaz laikliğe aykırıdır sözü var ??? Bulup gösteremezsiniz islamda sizin için güzel bir sözcük var kendi kendinize o yaftayı boynunuza yapıştırınız. Benide bilgisizliğinize karanlık irticanıza daha fazla bulaştırmayınız. Acaba İran da doğan bir şafi olsaydınız ne derdiniz merak ediyorum. Yüzyıllardır temel öğretileri islam ve namazın üç vakit olduğuna inanan biri olsaydınız ve birisi size sizin ki gibi bir hitapla konuşsaydı ne yapardınız !!! Çünkü onlarda 600 lü yılların ortalarından beri doğrusu bu diye devam ediyorlar !!! Amma inanca saygılı kişiymişsin ha tebrik ederim...

Her görüşü eşit olarak değerlendiren ve buna göre davranıp yazan mı inançlara saygılıdır ? Yoksa sizin gibi dediğim dedik çaldığım düdük diyenin mi? Tek taraflı ve bencil bakış açınızla siz inanca saygılı olamazsınız. Zaten de değilsiniz.

Ben yazdığım her forumda olayların tarihi gelişimini neyin ne olduğunu nasıl olduğunu anlatmaya çalışırım. Bunu yaparkende kendi görüşümüde yazdığım gibi gerçek anlamda inananları asla rencide etmemeye çalışırım. Kör bir bağnazlık aşırı yobazlık içerisinde debelenen sizin gibiler ise bu yazıları zaten kaldıramaz.

Bir çok yerde '' inancı olan örtünür'' söyleminiz var !! Sonra sıkışınca başka türlü konuşuyorsunuz. Bu inanca saygılı birisinin yazabileceği bir yazı mı? Tepki görünce hemen DİNE sığınma aczinizde var türevlerinizde olduğu gibi... İnancı olan örtünür lafının içersinde örtünmeyen inançsızdır sözü gizlidir. Hem bunu hiç utanmadan diyeceksiniz hem tepki görünce ''inançlara saygılı olalım'' hele sen bir ol dürüst ol bir şey ol da sonra ahkam kes..

Her türlü dayatmayı yapıp en sonunda


Siz en doğrusunu ben bilirim insanlar dinini yanlış biliyor diyorsanız... o da sizin görüşünüz.. ona da saygı duyalım.

demeniz ise ayrı bir saygısızlıktır... Çünkü yukarıdan okuyarak geldiğinizde ne dediğiniz anlaşıldığından en doğrusu sizin yukarıda dediğiniz olduğu anlaşılıyor yemezler...

Ha gerçektennnn... İnançlara gerçekten saygılı olalım... Bize ters gelsede olalım.. Yoksa zaten saygı denmez sizinkine körler sağırlar birbirini ağırlar derler...

horasan
30-12-2008, 20:13:03
Sayın editörler tarafından önceki iletim neden yayınlanmadı bilmiyorum...

Ama herşeyden önce alınganlığın itiraf noktasında buluşanlar için ibret verici yanıtlara tanık olduğumuz bu konu başlığı yeniden yanıt vermeyi gerektirmektedir...

Bu tip insanlar alınganlık özelliklerinden gayri ve çok daha önemli olan bir başka özelliğe de sahiptirler...

SIKIŞINCA ONURLUCA KENDİNİ SAVUNMAK VEYA ONURLUCA KAÇMAK YERİNE 'BAK KUŞ UÇUYOR' BENZERİ HİLELERLE RİNGDE KALMAYA ÇALIŞMAK...

Onlar ve öğretmenleri için en kolay "BAK KUŞ UÇUYOR" hilesi, ÜSLUPu ön plana çıkararak mağdur edebiyatına göndermeler yapıp halkın ezilenlere karşı beslediği o kadirşinas hislerine hitap etmektir...

Bizler havadaki kuşları vurup sadede gelmeye çalıştıkça hep bir başka kuş uçuruluyor taaa UTAHdan, BROOKİNGSden... Yine aynı edebiyat...

Nacizane önerim dünyada hırçınlığın giderek artacağı bir yüzyılın başında atış sporlarının halk tarafından yakından ve takdirle izleneceği bir döneme giriyoruz... Lütfen ring de kalmak için okuyun... AMA ANLAYARAK OKUYUN...

Bizler, havada kuş göstererek ringde kalmaya çalışanlara değil mertçe ve açık açık ringde kalanlara saygı göstererek saygınlığımızın artacağının bilincinde insanlarız...

Bizler, ağzımızdan çıkanların kimlere, çok afedersiniz ama, bir tarafımızdan çıkanların da kimlere melhem olduğunu çok iyi bilen insanlarız...

Bizler, millet kavramını bildiği yalnız ümmet kavramı ile eşleştirmeye çalışanların değil, tarih, dil, kültür, vatan gibi nesnel ve daha kutsal olduğuna inandığımız kavramlarla bir araya getirmeye çalışan aydınlarımızın peşinden gidenlerdeniz...

Bizler, özgürlüğü, ümmetin özgürce ibadetinde arayanların değil milli egemenlikte, siyasal ve ekonomik tam bağımsızlıkta arayanların peşinden gidenlerdeniz...

Bizler, kimin şeyh kimlerin de mürit olduğunu çok iyi tahlil edebilen MUSTAFA KEMALLERİZ!

İnadına VESSELAM!

***

Yönetim Notu: 54 nolu ileti-niz (http://www.hukuki.net/forum/showpost.php?p=243385&postcount=54) yayında, sizden biraz sabırlı olmanızı diliyoruz. Saygılarımızla,

cognis
31-12-2008, 02:29:07
Namaz mevzuunu tartışırken gerçekçi olmayı da hele bir denesek! Bugünkü yaşam şartlarında 5 vakitten vazgeçtim, 3 vakit bile mümkün değil. Bunun için ya maddi ve manevi refahlık içinde ya da 70 inde olmanızdan başka bir yol yok.
Şimdi kalkar hayatın doğal akışını organize ederken islami değerlerden nasiplenilmezse vaziyet tabii böyle olur denilebilir??? En azından çalışan kadın için islami değerlerden nasiplenilse de hiçbir fayda sağlamayacağı açık oysa. İşten eve gelmiş bir kadının ailesi ve kendine yemek hazırlamayı bir yana bırakıp şahsi ibadetine ve şahsi ahiret hayatına yatırım yapması ile çocuklarını açbilaç bekletmesi arasında tuhaf bir paradosk mevcut. Yahut ailesi ile geçireceği son derece kısıtlı saatleri akşam ve yatsı namazlarına, bunların abdestlerine vs. ortalama en az bir saat de aynı paradoksun bir başka sarkacı... O halde gelsin aperatif, bol karbonhidrat, yarı hazır mamül gıdalar..., gitsin birbirine ev içinde koşuşturma esnasında rastlaşma ihtimaline dayalı sıcak islami yuva motifleri???
Şimdi kadın çalışmak zorunda mı diye tuhaf bir çıkış olmaz umarım. Çalışmayacak kadına neden örtülü bir üniversite diploması için bunca kıyamet kopartılır? bu da bambaşka bir paradoks. Çalışan bir müslüman kadından islamın talep ettiği yüksek annelik v.s. vazifelerden müslüman koca neden feragat eder? bu da bilmem kaçıncı paradoks... Galiba bunca feragat ve imkansızlık arasında en kolayı bir bez parçasını şöyle en cafcaflısından seçip altını da tepesi yüksek bir tasla gösterişleyip kadının kafatasını sardırıp sarmalamak en kısasından bu itikat işini kotarmak...
Neyse namaz demişken; müslüman namaz kılacak diye global çalışma saatleri vs. pek ehemmiyet vermez. Müslüman da açıkçası misal avukat diyelim ezan okundu diye duruşmasını kaçırmaya pek tevessüt etmez. E bu müslüman ne yapsın?? kaza mı etsin?? her gece en azından 3 vakti (öğle/ikindi/akşam diyelim) kaza etmeye kalksa geriye insani yaşamla ilgili birşey yapmaya zaman kalmaz, yatsı vakti de gelir zahir:mahcup:
Yani bu işin 3 ü 5 i karavana tartışma sanırım. Günlük yaşam ortada. Eee kitap da ortada???? O halde biri birine uymuyor.., eğer ki 5 vakit ise bu kitapın sonsuza dek islam ümmetine kafi gelecek bir sistematiğe oturmadığını bugünden gösterir.
Kabahat islam ümmetinde ise; burda biraz radikal ve anarşist olmak da müslümana düşer. O halde mesleki ve maddi kaygıları bir kenera bırakacak, hatta dünyevi zevklerini ya vaktinde ya da geceleri saatlerce natamamlarını tamam edecek, her güne 5 vakti çentikleyecek.., herşeye ragmen. En azından namaz vakti pc başında oturup oraya buraya laf yetiştirmeyecek,,, namaz 5 vakit farz diye bas bas bağırırken kulağı seste, kendisi abdestte olacak...

sdt23
31-12-2008, 08:18:06
Namaz mevzuunu tartışırken gerçekçi olmayı da hele bir denesek! Bugünkü yaşam şartlarında 5 vakitten vazgeçtim, 3 vakit bile mümkün değil. Bunun için ya maddi ve manevi refahlık içinde ya da 70 inde olmanızdan başka bir yol yok.


Başka sorum yok ... :)

Phantom of law
31-12-2008, 12:06:21
Sayın Comodore 1 TR nin yazısı Yaşar Nuri Öztürk ten aynen alıntı olamaz. Çünkü Sayın Commodore 1 Tr dayanak olarak sad suresi 114 (Bu surede yanlış olmuştur. Doğrusu Hud 114 olmalıdır. Hud 114 Gündüzün iki tarafında ve geceye yakın saatlerde namazı/duayı yerine getir. Güzellikler kötülükleri silip süpürür. İşte bu, Allah'ı ananlara bir öğüttür.) Isra suresi 78 ve Taha suresi 130 a atıfta bulunmakta ve dayanmaktadır.

Oysa Yaşar Nuri Öztürk ise bu yoruma katılmaz ve ret eder. (Sitesinden alıntı:Tâhâ 130’da sözü edilen namaz yani salât değil tespihtir. Namazla ilgisi yoktur. Üç vakti belirleyen ayetler, Bakara 238 ve Nur 58’dir.) Ona göre namaz vakitlerini belirten sureler Bakara 238 ve Nur 58 ayetleridir.

Bakara 238 "Namazları/duaları ve orta namazı/orta duayı koruyun. Tam bir saygıyla Allah'ın huzurunda kıyam edin."

Nur 58 "Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunanlarla, ergenlik yaşına gelmemiş olanlarınız sizden üç vakitte izin istesin: Sabah namazından/duasından önce, öğlen vaktinde elbiselerinizi çıkardığınızda, gün battıktan sonra yerine getirilen namazdan/duadan sonra... Kaygılanacağınız üç vakittir bunlar. Bunlar dışında size de onlara da bir günah yoktur. Aranızda dolaşırlar, birbirinize bakabilirsiniz. Allah, ayetleri size işte böyle açıklıyor. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir."

Ben kendi düşüncemi yazdım ve gerekçesi de yukarıda somut olarak delilleri ile anlatılıyor. Madem Yaşar Nuri Öztürk ten birebir alıntıdır. Neden fikirler çok farklıdır?
Sayın Commodore 1 Tr kendisi gerek görürse detayını yazar sanıyorum.

erdem53
31-12-2008, 18:52:07
Sayın commodore1tr;

Komodor olduğunuza inandım.Çünkü dümeni o kadar ustaca çeviriyorsunuz ki normal bir kaptan yapamaz bunu anca sizin gibi usta bir dümenci olması lazım. Saygısızlık ve terbiyesizlik yapıyorsunuz diye yazmışsınız. Size cevap olarak kötü söz sahibine iade edilir diyeceğim.

..........
Çok ciddi din adamları olarak Sadece yaşar Nuri Hocayı saymadım eğer okuma yeteneğiniz kısmi değilse okumuş olmanız gerekirdi. En azından ........

Okuma yeteneğim yerinde çok şükür, fakat siz bir görme yeteneğiniz konusunda doktora müracaat ediniz. Çok ciddi görme probleminiz var. Alıntı yaptığınız iletimde bakarsanız bahsettiğiniz prof.larında isimleri orada alıntı yapılmış vaziyette duruyor. Gözleriniz mühürlenmişse ben ne yapayım…

Sizin çok ciddi dediğiniz din adamlarının tercümelerine bir bakınız. Namaz/dua diye geçer. Amaç ne ola ki. Hani en güvendiğiniz Elmalılı’dan o yüzden alıntı yaparak özellikle yazdım. Amacım da kimseye 5 vakit olduğunu ispatlamak değil, sadece sizin gerektiğinde kimi güvenilir bulduğunuzu açığa çıkartmaktı.

..........
Kapalı gözlük baktığınız dünyanızda aslında dediğiniz dışında bir sistem kabul de etmiyorsunuz saygıda duymuyordunuz. Sadece ''sıkıştığınız için '' ona da saygı duyarım diye geçiştiriyorsunuz. Kabulünüz sadece son iletideki düşünce gerisi değil ... Bu görüş sunni ağırlıklı görüştür ki ilginç bir şekilde onca saçmalamalarınıza rağmen cidden saygı duyabileceğim tek görüşünüzdür. İnşallah bu görüş sizin iç görüşünüzdür... Ama şunuda söyleyeyim ki bu görüşünüzü diretirken İslam aleminin yaklaşık yüzde 21 ini oluşturan şiileri yada alevileri ve gene büyük bir grup olan haricileri bir anda din dışına itiyorsunuz. Onlarda müslüman ve inançlarına göre namaz 3 vakittir ama isteyen beş kılabilir... O yüzden siz siz olun İnançlara saygılı olalım demeyin.. Çünkü bu sitede inançlara hiç saygısı olmayan hali hazırda atılmamış olarak bildiğim dört kişiden birisiniz... Sizin inanca saygınız yok... Kendi dediğinize var... O kadar....
Size tek cevap yazacağım. Bu ülkenin büyük çoğunluğunun kabül ettiği ve sizin tabirinizle İslam dünyasında yüzde 79 kabül gören 5 vakit namazın 3 vakit olarak kılınmasına saygılısınız da neden aynı saygıyı başörtüsü konusunda göstermiyorsunuz. Onlar da Müslüman ve inançlarına göre başörtüsü takıyorlar ama isteyen takmayabilir.. diyemiyorsunuz. Neden başörtüsü söz konusu olunca çifte standart, sabit fikirle önyargılı yaklaşım.???

........
Özetle size baştan beri söyleyip durduğum söz olan inançlara saygılı olalım dan sizin anladığınız sadece sizin inandığınız ve dediğinize saygılı olmak başka fikir varsa susturmak olarak algılanmaktan öteye gitmez. Yani özetle siz inançlara saygı konusunda saygısızlık abidesisiniz. Bense her iki görüşüde alarak yazmış ikisinin de kendi inanç dünyası içinde doğru olabileceğini belirtmişim... Hangimizin ki inanca saygı erdem efendi ?...
Sırf siz bu cümleleri kurabilesiniz diye 5 vakitle alakalı yazıp 3 vakit iddialarına yer vermedim. Ben hiç şüphesiz sizin de dediğiniz gibi İslamın büyük çoğunluğu gibi; namazın beş vakit olduğuna inanıyorum, ama tutupta 3 vakit kılana da neden üç vakit kılıyorsun diye birşey demedim, dememde. İşte insanların inançlarına saygı bu. Ama siz ne yapıyorsunuz 3 vakit kılanın inancına saygı, ateizme saygı ama başörtüsüne yok, öyle mi ? Başörtüsü söz konusu olunca dinde böyle bir şey yok diyorsunuz. Madem din konusunda bu kadar hassasınız; diğer konularda ve namazın 5 vakitmi 3 vakitmi olduğu konusunda da fikrinizi yazıp insanları eleştirin. Dinde yok deyin. Maske düşüyor commodore bey. (Ateist olan kişinin de inancına saygılı olmalı müdahale etmemelisiniz, Müslümanın da)

.........
Ha gerçektennnn... İnançlara gerçekten saygılı olalım... Bize ters gelsede olalım.. Yoksa zaten saygı denmez sizinkine körler sağırlar birbirini ağırlar derler...
Bu saygınızı başörtüsü takanlara da göstermeniz dileğiyle, mutlu yıllar dilerim.
(birkez saygı duyuyorum diye yazmak üzereyken eliniz varmamış ''aygı'' yazmışsınız. Acaba kaygı mı duymaktasınız saygı mı?)

erdem53
31-12-2008, 19:11:18
.... En azından namaz vakti pc başında oturup oraya buraya laf yetiştirmeyecek,,, namaz 5 vakit farz diye bas bas bağırırken kulağı seste, kendisi abdestte olacak...

Hayretle okuduğum bu iletiye hiç mi hiç cevap yazmayacaktım ama ''namaz 5 vakit farz diye bas bas bağırırken kulağı seste, kendisi abdestte olacak'' kısmının bana hitaben yazıldığını düşünerek kısaca cevap yazmak istedim.

İleti yazdığım saatlerle nazmaz saatlerini bir karşılaştırınız. Namaz saatlerinden bihaber olacaksınız ki bu şekilde yazmışsınız.

''En azından namaz vakti pc başında oturup oraya buraya laf yetiştirmeyecek'' burada da kendi durumunu anlatmış herhalde. Hem nazmaz kılamamak tan yakınacak vaktim, imkanım yok diyeceksiniz hemde ''pc başında oraya buraya laf yetiştireceksiniz''. İnsan kendisini anca bu kadar özetleyebilir.


Başka sorum yok ... :)

Çok haklısınız sayın sdt23... Karar: Cezayi ehliyeti olmadığına...:)

erdem53
31-12-2008, 23:20:24
.... Çünkü bu sitede inançlara hiç saygısı olmayan hali hazırda atılmamış olarak bildiğim dört kişiden birisiniz... Sizin inanca saygınız yok... Kendi dediğinize var... O kadar.
..............................
Bir çok yerde '' inancı olan örtünür'' söyleminiz var !! .....İnancı olan örtünür lafının içersinde örtünmeyen inançsızdır sözü gizlidir....

Sayın commodore1tr;

bu siteden atılmasını istediğiniz 4 kişiden birisiyim demek. İnançlara saygınız zaten buradan belli oluyor. Evet kendime saygı duyarım, kendisine saygısı olmayanın başkalarına saygısı olmaz diye düşünüyorum. Kendime saygı duyduğumdan da tartıştığım insanlara; saygısızlık yapıyorsun, terbiyesizlik yapıyorsun, ukalalık yapıyorsun ... diye hitab etmem. Fikirlerim ve bildiklerimle cevap vermeye çalışırım.

Bir çok yerde ''inancı olan örtünür'' demişim. Bunu birçok değil de bir yerde dediğimi ispatlarmısınız?

İnsanlar inancından dolayı örtünüyorsa saygı duymak gerekir diyorum. İnancı gereği örtünmeyene de saygı duymak gerekir diyorum. Bir çok yerde de kapalı olanın açıktan, açık olanın kapalıdan üstün olacağını söyleme hakkının kimsede olmadığını dile getirdim. Kısaca insanların inançlarına saygı duyalım diyorum. Bu kelimenin artından olur olmadık anlamlar çıkarmak resmen ikilik yaratma çabasıdır. Art niyetttir. Nasıl oluyor da ''örtünmeyen inançsızdır'' hükmünü veriyorsunuz. Benim ailemde hem başı açık hem de kapalı olanlar vardır. Böyle bir şey söylemem ve düşünmem asla söz konusu değildir. Amacınız ne? Kusura bakmayınız ama bu yaptığınız iftiradan ve bölücülükten başka birşey değil.

Lütfen; olmayan kelimelere, olmayan anlamlar yükleyerek gereksiz tartışmalara ve insanların yanlış anlaşılmasına yol açmayınız. Bu sitede iletileri okuyan herkesin, ne denilmek istediğini rahatlıkla anlayabileceği aşikardır. Siz neden tercümanlık yapmaya çalışıyorsunuz, hem de kasıtlı olarak yanlış tercüme ederek.

erdem53
01-01-2009, 02:11:04
(Konu dışı bir soru bay erdem53: Mehmet Akif, "MİLLET" sözünden neyi anlar?)

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal;
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal!
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal.
Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hak'ka tapan milletimin istiklal!

MEHMET AKİF ERSOY

banu79
02-01-2009, 17:16:55
ÇÖL YANIYORDU,
GÖK YANIYORDU,GÖNÜLLER YANIYORDU,DİLLER HAYKIRIYORDU;SU....SU.....SU......
İMAM HÜSEYİN BAŞINI KALDIRDI "BU NE TUFANDIR YARAB" DEDİ.
GÖNÜLLER SUSMUŞ, YÜREKLER SUSMUŞ, VİCDANLAR SUSMUŞTU.
BİR AVUÇ İNSAN, İNSANLIK DEĞERLERİNİN YAŞATILMASI İÇİN KANLA MESAJ YAZIYORDU...EHL-İ BEYT KADINLARININ FERYADI ARŞ-I ALAYI İNLETİYORDU.KEFENSİZ ŞEHİTLER KANLAR İÇİNDE YATIYORLARDI.
İŞTE MİNİ MİNİ ALİ ASKER...SANKİ HALEN PARMAĞINI EMİYORDU.İŞTE KARDEŞİ YİĞİT ABBAS.KANLAR İÇİNDEYDİ YÜZÜ SEÇİLMİYORDU.KOLLARI YOKTU.İSYANI BİTMEMİŞTİ.İŞTE 18 YAŞINDAKİ FİDAN BOYLU ALİ EKBER'İ...
YUMRUKLARI SIKILIYDI,GÖZLERİ AÇIKDI.SANKİ KENDİSİNE BAKIP GÜLÜMSÜYORDU...
İMAM HÜSEYİN İNİLERCESİNE "YARAB! BANA SABIR VER, SABIR VER. "DEDİ...
FIRAT MASUM MASUM AKIYORDU....ÇÖL YANIYORDU...İNSANLIK FERYAT EDİYORDU: SU... SU... SU...
VE YÜRÜDÜ İMAM HÜSEYİN...GÜNEŞ YAKIYORDU...İMAM HÜSEYİN TEK TEK YÜZLERİNE BAKTI. AAAAAHHHHHH YİĞİT KARDEŞİM ZEYNEP! NE OLMUŞ SANA...NE HALDESİN BÖYLE...SANA EMANETTİR EHL-İ BEYT KADINLARI YILMA YIKILMA SEN.SANA MUHTAÇTIR ZEYNEL ABİDİNİM...
ZEYNEBİN SABRI KALMAMIŞTI...KARDEŞİ HÜSEYİN İN YÜZÜNE BAKTIĞINI GÖRÜNCE
FERYADINI YER GÖK İNLEMEYE BAŞLADI:
ARTIK KAYBEDECEĞİ BİR ŞEY KALMAMIŞTI.YAKINLARININ VE EVLATLARININ ACISI İLE ÖLÜMÜ MİLYON KEZ TATMIŞTI... ÖLÜM NEDİR Kİ?... KAVUŞMAKTIR...
DEDESİYLE, BABASIYLA KARDEŞLERİYLE VE SEVDİKLERİ İLE BİRLEŞMEKTİ...DEDESİNİN KILICINI ALDI, BABASININ SARIĞINI TAKTI VE DEDESİNİN HEDİYE ETTİĞİ ZÜLCENAH İSİMLİ ATINA BİNDİ.VE ÖLÜM MEYDANINA GELDİ.AT ÜZERİNDE SANKİ BABASI ALİYE BENZİYORDU...
TÜM METANETİ İLE SESLENDİ...
"GELDİM İŞTE... BİR BEN KALDIM...BEN VE SİZLER...

10 EKİM 680 GÜNLERDEN CUMA
BİR OK ATARLAR DEDESİNİN ÖPÜP KOKLADIĞI AĞZINA GELİR VE ARDINDAN KILIÇ DARBELERİ İLE KOLLARI KESİLİR...BİR ÇOK ÖLÜMCÜL YARADAN SONRA İMAM DÜŞER ATINDAN...............................

10 MUHARREM GÜNLERDEN CUMA....SONSUZLUĞU AYDINLATMAK İÇİN GÜNEŞ BATMIŞTI O GÜN KERBELADA...
YASSI MATEMİMİZ........

Lanetler olsun Şimr ile Yezid'e,
Nasıl kıydılar Resul'ün gülüne.
İsmini anar yer gök hasret ile,
Seni çok özledim Şah Hüseyin'im.

Yezide hazret diyen süni zihniyeti anlamış değilim....

commodore1tr
02-01-2009, 18:24:11
Sayın erdem53 ;

Ciddi idrak sorununuz olduğu kesin. Hatta idrak olmadığı yönünde bende ciddi bir düşünce var. Yeni yıla başladığımız bu günlerde sizin için Allahtan şifa ve akıl fikir dilemekten başka yapacak hiç bir şey yok anlaşılan.

Taraftarı olmadığınız AKP nin başkanı RTE de hemen hemen aynı tip laflar ediyor sonra da ''bizi kimse tartışmanın taraftarı yapamaz'' diyor... Yani ortalığı saçma sapan laflarla karıştırıp sanki kendisi yapmamış gibi davranıyor ondan mı örnek alıyorsunuz ne ? Bu foruma getirip ezanı soktunuz forumu kirlettiniz sonra durduk yere dönüp suçladınız aklınız fikriniz türbanda diye ses etmedik geçiştirdik kendi halinize bıraktık belki yararı olur diye ama heyhat... İlgisiz bir şekilde gelip gene türbana daldınız. Ben size anlatmaktan bıktım siz kapalı gözlük koşucusu olduğunuzdan anlamadınız...

Aslında beş yaşında ki çocuklara benziyorsunuz. Hani onlar gelir sizi yakalar

'' Bak şimdi ben ne dersem sen ''gene diyeceksin'' derler ya onlar gibisiniz...

Ben bunu çocuklara hep yaparım ne derlerse ''gene'' derim...

Göl gene

çöl gene.... böyle böyle gider sonra bir yerde

Çin der ''gene'' dersin sevinir bir anda

AAAA Çingene dedirttim diye...

Bende yemiş gibi yapıp aaa nasıl dedim aaa ooo vah ohh gibi garip nidalarla şebeklik yapar o bebeklerin yüzündeki gülücüğe sevinmeye tav olurum... Ve bu tuzağa hep düşerim...

Aslında hiç bir zaman ben ''çingene'' dememişimdir. Sadece Gene demişimdir ama o çocukla bunun kavgasına girmem !! Ne de bizi seyredenler benim için '' Ulan bu ne şapşal adam her çocukta bu numarayı yiyiyor '' demezler... Çünkü onlarda yemektedir bu numarayı bu numarayı yapanda bütütünce bol bol yiyecektir bu numarayı....

Ama siz en azından fiziki yapı olarak çocuk değilsiniz. O yüzden size gene diyip durmama gerek yok.... Siz de garip garip sözcükler söyleyip durmaktan kendinizi tekrardan vaz geçin!!!

Hiç bir şeye saygı duymadığınız için kendi görüşünüz dışında saygıyı anlayamazsınız siz. Hatta bu iletinizden okuduğumda bir anladığımda sizin ne dediğinizden de haberiniz pek yok...

Elmalılı Hamdi'ye sarılma nedeninizide anlayabilmiş değilim. Elmalalı aleyhine bir laf ettim mi? Dini en iyi anlayan anlatan Kur'an ı Kerim i en iyi tercüme eden çok kıymetli bir bilim adamımızdır kendileri... Bunun aksine bir şey demedim ki ben... Ben zaten namazın beş vakit olduğunu söyleyenlerin olduğunu büyük bilim adamları olduğunu söyledim. Ve anlayamadığınız beş vaktin nasıl olduğunu özetleyen cümlelerim Elmalı'nındır!! Onu inkar etmiş değilim ki.. Hangi köyün davulunu neden çaldığınızı anlayamadım ben ...

Anlayamadığınız ve asla anlayamayacağınız nokta zaten burası ki anlama şansınız zaten yok. Siz ki tüm dini bilim adamlarının red ettiği cevşen i zikirdir duadır kabul edilmeli diyip bunu bile ''inançlara saygılı olalım'' kisvesi altında yutturmaya kalkıyorsunuz... Hala söyleyemediniz burada bu hangi İnanç? İslam olmadığı kesin!!! E sizde gerçek anlamda islamı savunmadığınıza göre... Şu savunduğunuz inancın adını koyun helede öyle konuşalım.... İslamı işinize geldiği gibi döndürüp yutturmaya çalışmaya saygı duymam ben ....

Burada forum kirliliği yarattığınızdan beri namaz la ilgili dediğim tek şey var. Siz inatla başka şey söyleyip en sona ''saygı duyarım'' ekliyiveriyorsunuz... Ben açık ve net diyorum ki ... Namaz İslamda net uzlaşması olmayan bir konudur. Üç ve beş olmak üzere iki ayrı görüş vardır ve iki görüşte yorumunu Kur'an dan alır. Teki Kur'anı yorumlarken hadislerde yer alan bazı unsurları iki namaz daha kabul ederek beşe ulaşır, diğer görüş Kur'an da sıkça rastlanan anlamı ve kavramı pekiştirmek için gelen hadislerdir bunlar namaz üçtür der. Buradan kesin anlaşılacak tek şey şudur. En az üç namaz vakti olduğundan herkes hemfikir. Bundan dolayı üç kılana da beş kılana da sen doğru yapıyorsun sen yanlış yapıyorsun demek hakkımız ve haddimiz değildir. Israrla tekinin doğru olduğunu söylemek SAYGISIZLIKTIR . Bu kadar...

Sizin yazınızdan baktığımızda ise ezanın beş olduğunun kesin olduğu ama üç kılanada ''saygı'' duymak gerektiğidir.... Böyle bir hakkın yok kardeş... Kimse senin saygına muhtaç değil. Bu konuda yazdığın tüm yazılar istisnasız namazın beş vakit olduğu kesin şartına ve gerçekliğine dayanırken bir kıvırmayla '' üçe saygı duyma'' hakkın yok. O da bir inanç sisteminin tam temelinde oturuyor ... Bunu bile anlayamıyorsun değil mi?....

commodore1tr
02-01-2009, 18:57:35
Erdem53 ;

Türban konusuna girip durmayın. Dinen türban takmanın gerekliliğine inandığınız saygı kadarını dinen türban takmanın zorunlu olmadığına inananlarada göstermek zorundasınız eğer azıcık bahsettiğiniz saygı ya haizseniz... BEN İNANÇ OLARAK TÜRBAN TAKMAYA KARŞIYIM. DİNİMİZDE TÜRBAN ÇARŞAF GİBİ KAVRAMLARIN OLMADIĞINI SAVUNUYORUM. AÇTIĞIM FORUMLARDA DA TARİHSEL GELİŞİMİNDEN BU YANA BUNUN NEREDEN GELİP NEREYE GİTTİĞİNİ ELİMDEN GELDİĞİNCE ANLATIYORUM. TERSİNİ YAPAN D BİNLERCE SİTE VAR HİÇ BİRİNE GİDİP İNANÇLARA SAYGILI OLALIM SAÇMALIĞINI ETMEDİM . İNANÇLARA SAYGILI OLALIM YOBAZLIĞINIZ VE BAĞNAZLIĞINIZ ALTINDA BENİM FİKİR VE DÜŞÜNCELERİME MÜDAHALE EDİP DURMAKTAN SİZİ MEN EDERİM. YA ADAM GİBİ YAZIN YADA EN İYİSİ YAZMAYIN.


Alıntı:
commodore1tr rumuzlu üyeden alıntı
........
Özetle size baştan beri söyleyip durduğum söz olan inançlara saygılı olalım dan sizin anladığınız sadece sizin inandığınız ve dediğinize saygılı olmak başka fikir varsa susturmak olarak algılanmaktan öteye gitmez. Yani özetle siz inançlara saygı konusunda saygısızlık abidesisiniz. Bense her iki görüşüde alarak yazmış ikisinin de kendi inanç dünyası içinde doğru olabileceğini belirtmişim... Hangimizin ki inanca saygı erdem efendi ?...

Sırf siz bu cümleleri kurabilesiniz diye 5 vakitle alakalı yazıp 3 vakit iddialarına yer vermedim. Ben hiç şüphesiz sizin de dediğiniz gibi İslamın büyük çoğunluğu gibi; namazın beş vakit olduğuna inanıyorum, ama tutupta 3 vakit kılana da neden üç vakit kılıyorsun diye birşey demedim, dememde. İşte insanların inançlarına saygı bu. Ama siz ne yapıyorsunuz 3 vakit kılanın inancına saygı, ateizme saygı ama başörtüsüne yok, öyle mi ? Başörtüsü söz konusu olunca dinde böyle bir şey yok diyorsunuz. Madem din konusunda bu kadar hassasınız; diğer konularda ve namazın 5 vakitmi 3 vakitmi olduğu konusunda da fikrinizi yazıp insanları eleştirin. Dinde yok deyin. Maske düşüyor

Bu ne biçim bir cümle bu ne biçim bir mantık ? Sırf ben cümle kurabileyim diye yazmadınız ha... İNANMADIĞIN ŞEYLERİ YAZMA BARİDE SAYGINLIĞINA GÖLGE DÜŞÜRME.. Namazı üç vakit kılana bir şey demem demişsiniz ya deme hakkın zaten yok ki... Ah arada ki farkı anlayabilsen YOBAZLIKTAN KURTULMA YOLUNDA Kİ BİR UFAK ADIMI ATMIŞ OLACAKSIN...


3 vakit kılanın inancına saygı, ateizme saygı ama başörtüsüne yok, Bu ne ? Hoppala Hasan dayı mı? Namaz üç vakit beş vakit derken türban nereden giriverdi araya ? Hani hep biz konuyu türbana getirirdik? SANCILARINIZI ZIRT PIRT İLGİLİ İLGİSİZ ORTAYA DÖKMEYİNİZ... bırak içinde kalsın ...


diğer konularda ve namazın 5 vakitmi 3 vakitmi olduğu konusunda da fikrinizi yazıp insanları eleştirin. Dinde yok deyin. Maske düşüyor

Gibi akla zarar bir cümleniz var... Ne dediğim her yerde yazılı ama siz anlamıyorsunuz. Namazın üç mü beş mi olduğu konusunda görüşümü yazdım. İkiside beni rahatsız etmiyor. İstedikleri gibi kılabilir insanlar. Sadece buralarda ki bir Camiinin müezzinini sesini sevmiyorum. Sabahleyin onun sesi hiç çekilmiyor.. Ama sanırım yeni caminin müezzini çok güzel tam makamında okuyor ezanı... Bu kadar da detay vereyim. Bence o müezzine ezan okumak yasaklanmalı...Ben bile ondan güzel okurum kesinlikle... Dinimizde NAMAZ VARDIR. Kesinlikle vardır hemde Kur'an ı Kerim de bu açıkça görülüyor.

Sizin karın ağrınız Türban ise YOKTUR. kara çarşaf hiç yoktur. Ezan ve namaz ile TÜRBANI AYNI KEFEYE KOYMAK DİN SÖMÜRÜSÜNDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. İKİ YÜZLÜ BİR TAKİYECİ KANDIRMACASIDIR. KENDİNİ BİLMEZ BİR TAKIM ERKEKLERİN KENDİ BACAK ARALARINA HAKİM OLAMAMALARININ HESABINI KADINLARA KESMESİDİR TÜRBAN, ÇARŞAF.

Üç dört yaşında ki kızını çarşafa sokan daha yedi yaşında türban ve çarşafla ilahiler okutan ama çağdaş eğitim almasını engelleyen, sizaltı etek giyen kızlara kezzap atan , her türlü taciz yapmakta sakınca görmeyenlerin zihniyetini bana din diye yutturmayın...

Kadının saçının teli erkeği ''tahrik'' eder diye kapanmalıymış kadın...Bakın hele bu çağda kadının saç telinden tahrik olana sapık derler sapık... Ne zamandan beri sapıklar rahat etsin diye diğerleri içeri alınıyor ? Kaldı ki kültür geçmişine baktığında çok ciddi bir bulduğu her dört ayaklı hayvana azan (özellikle eşek) bir erkek toplumun var ! O zaman bu hayvanların oralarınıda örtmemiz gerekmez mi? Erkek milleti azmasın diye ? Benze azan erkeklerin gözlerine mil çektirmek en doğrusudur!!!!!!

İnsanlara çağdaş eğitimini verirsin laik demokratik sosyal hukuk devletinin kurallarını öğretirsin. Çağdaş birer birey olurlar ve 18 yaşına kadar devlet korumasında herkes açık olur... O zaman dersin ki Kur'an ı böyle yorumladı örtündü saygı duyarım... Baba mahalle tarikat ve mevcut hükümetin baskısıyla örtünme nin dinin gereği olduğu nereden çıkıyor ?

Hele gel nsanlara dinlerini inançlarını baskısız zulmsüz doğru ve çağdaş öğretelim sonra gerisine bakarız bana üç yaşında çarşafa sokulanların dini inanç gereği örtündüğü ile gelme ayıp oluyor...

commodore1tr
02-01-2009, 19:19:12
Kendime saygı duyduğumdan da tartıştığım insanlara; saygısızlık yapıyorsun, terbiyesizlik yapıyorsun, ukalalık yapıyorsun ... diye hitab etmem. Fikirlerim ve bildiklerimle cevap vermeye çalışırım.

Demiş sayın saygılı feylesof erdem53 ; Amma hemen altında da


Alıntı:
sdt23 rumuzlu üyeden alıntı
Başka sorum yok ...

Çok haklısınız sayın sdt23... Karar: Cezayi ehliyeti olmadığına...

Vecizesini söyliyivermiş... Birisine saygısızlık yapıyorsun ukalalık yapıyorsun terbiyesizlik yapıyorsun demek hakaret değildir biraz sert te olsa uyarıdır. Erdem53 bunları yapmaz... Direk hakaret eder ''inançlara saygılı olalım'' terennümü eşliğinde... Ceza ehliyeti yokmuş bir üyemizin... Akli melekeleri yerinde değil.. Psikolog erdem53 karar verdi... Hakim erdem53 hükümü koydu... Aynı RTE o da ne olduğuna karar veremedi buda !!! Gerçi RTE önce savcı sonra doktor sonra psikolog oldu amma bu arkadaş hülüm sevdiğinden hakimliğe karar verdi...

Sayın erdem53 ;

Bari dediğinizi bir kaç yazı uygulayın.. Sakın gülücük attım o şaka demeyin çünkü sizin sayın cognis e şaka yapabilecek ilişkide olmadığınız çok açık..

Sayın sdt23 ün bir çok fikrine katılmam ben ama onun bile sizin anladığınız bu manada '' Başka sorum yok..'' demediğine eminim. Siz haddinizi çok ama çok aşıyorsunuz hemde bu kara cehaletinizle. Ama neye seviniyorum biliyor musunuz ? Bana cevap yetiştirme derdindeyken doğru yanlış okuyorsunuz ya ona . umarım bir gün olur okuduklarınızı anlama yetinizde gelişir . Allah bu yetiyi size de ihsan eder...

Benim size sorduğum bir soruyu ters çevirip bana sormanız ve hiç yanıt vermemeniz ne kadar manidar değil mi? Eğer inanç örtünmeyi gerektiriyorsa örtünmeyen ne oluyor ? Szi yazarsanız eğer oraya kendi isteği ile örtünüyor ha o tartışılır. İnanç gereği ki burada inanç İslam ! Bunun gereği örtünülüyor ise örtünmeyenler islamın gereğini yapmamış olmaz mı? Laf oyunlarına girmeyin... Nazlı ılıcakta garip garip sırıtarak aynını der ... Sahtekar oğluda... Bu sayede parayı vurup dincilik oynuyorlar onlar peki siz ?

banu79
02-01-2009, 19:51:10
Alevilik Din Değil... Gerisi Ne?
Başlığı ben yanlış mı görüyorum?Baş örtüsünün bu konuda ne işi var?
Sayın Erdem;saygıdan bahsetmişsinizde aleviliğe ne kadar saygınız var?
Bu konudaki bilginiz nedir?Sizde sapmış bir topluluk gözüyle mi görüyorsunuz?
Semahı çalgı,çengi,eğlence olarak mı algılayanlardansınız?
Peki siz hiç "krık sabun eskitilmeli bunların başında ancak temizlenirler" diyenleri bilirmisiniz?
Daha çoğu varda soracaklarımın.. şimdilik en azından konu başlığına yönelmeniz adına bunları hatırlattım..BU KONUDA NAMAZ BAŞÖRTÜSÜ TÜRBAN ÇARŞAF BUNLARIN NE ALAKASI VAR?KONUYU AÇAN ARKADAŞA SAYGISIZLIK ETMİŞSİNİZ GİBİ GELDİ BANA.TABİİ SAYGIYI BAŞKASINA GÖSTERMEYİ BİLİYORSANIZ.SANIRIM SADECE SİZ,SİZE SAYGI BEKLİYORSUNUZ...PEKİ YA BİZ?

Phantom of law
02-01-2009, 20:21:32
Küçük bir kasabada, Egenin şarkı denilen bir şehirde doğdum.
Baba dedem Darülfunun mezunudur. ninem ise Rüştiye mezunu.
Kuranı bu kadar iyi bilen, Kuran ı kendine rehber edinen dedem gibi biri ile yüz yüze hiç konuşma şansım olmadı. Dedemin kendi el yazısı ile yazdığı din üzerine notları bendedir.
Ben dinimi ilk onlardan öğrendim. Ben dinimi onlarla sevdim.
Bana kuran okur, sonra okuduğunun ne anlama geldiğini ne anlatıldığını kendi yorumlardı. İnanırmısınız hiçbir gün sıkılmadım. Çünkü o saatler keyif saati idi. Zorunlu mecbur saatler değildi.
Duaları öğrenmemiz için gönderildiğimiz cami imamını gizlice dinlemiş sonrasında iyice kalaylayarak asla bir daha o imama göndermemişti. İmamın Papağan gibi ezberletmeye çalışmasına, sonrasında cezalandırmasına çok bozulmuştu.
"Senin gibiler adamı dinden soğutur" demişti. O zamanlar pek anlayamamıştım ne demek olduğunu. Dinden Allah tan soğumak çok garip gelmişti bana.
Sabah ezanı rahmetli dedemin biillur gibi bir sesle şehirin sessizliğinde yankılanırken içimi kaplayan o duygu ile dinimi çok sevdim.
Dedemin ezan okuyacağı günler erkenden uyanabilmek için uyumak istemezdim.
O ezan sesi ile şah damarından daha yakın olan Allah ın varlığını sanki tüm bedenimde hissediyordum. Tüylerim diken diken olur, içim ürperir ama inanılmaz bir mutluluk duyardım. Dedem ezan okurdu. İmam olduğu için değil. Kendi istediği için okurdu. Yıllar önce makaralı bir teybe babam tarafından kaydedilen o kendi sesinden doyumsuz ezanı bugünün tekniği ile cd ye aktardım.

Çok içim daraldığında yapayalnız olduğumu hissettiğimde dinlerim. Aynı hisleri duyarım. İçimde çok yakınımda olduğunu hissettiğim Allahıma şükürler ederim. Dualar ederim. Sahip olduğum herşey için şükrederim. Hatta anlatamadıklarımı kendi dilim ile Yaradanıma anlatırım.. Çünkü dedem yapabilirsin dedi bana.

Ben dedemin hiç yalanını duymadım. Dedem Atam dedi ise Anayasa kadar geçerlidir benim için. Dedemin dinden bir menfaati de olmadı. Din Allahı ile onun arasındaki yol idi sadece. Bana mevlit okutmayın derdi. Ben kendi duamı yaptım siz sadece toparlayın diye vasiyet etti. 7, 40, 52 gibi anmalara dualara inanmadı. Bana aklına geldiğimde kuran oku derdi.
Son nefesine kadar kendi Kuran'ını yanından hiç ayrılmadı. Kuranın arasından çıkan El yazısı ile yazdığı Vasiyeti ile o el yazması kuran bana kaldı. Hayatta sahip olabileceğim en büyük hazinemdir. Benden sonra ölmeden oğluma büyük bir özenle teslim edeceğim.
Ben ondan öğrendiklerimle MÜslüman ım. Kimsenin nasıl olmamı istediği gibi değil, kendi gördüğüm doğrular ile Müslüman ım.
Beni yargılayacak ise o gün geldiğinde sadece Yaradanım yargılayacaktır.

Hiç kimsenin Allah adına konuşma yorum yapma hakkı yoktur.
Şİmdi gördüklerime bakıyorum. Anlatılanlara, yaşananlara çok içim acıyor.
Minicik çocuk iken ne kadar çağdaş ve ileri gördüğüm dinime giydirilen kisveye kızıyorum ve diyorum ki; Ben kendi inandıklarım ile kendi öğrendiklerim gibi Müslüman kalacağım. Dileyen dilediğini yaşasın, İsteyen 3 vakit namaz kılsın isteyen 5.Kİme ne?
Hesap sahibi kim? İsteyen adına türban dediklerini giysin. Ben minicik kasabamda türbanla büyümedim. Anneannem hafız idi. Sokağa çıkarken kara çarşaf giyerdi. Evin içinde ise eşarbı olurdu. Tek telini geçtim, eşarptan taşan ve görünen koyu kestane saçları için hesabına günah yazıldımı bilemem ama bana göre Müslüman ın hası idi. Ama annemin başı açık idi.Hafızın kızının başı 55 sene önceki bu minik şehirde çekilen genç kız resminde bile açık idi.
Birşeyler bana göre yanlış ama bana ne. Ben yanlış isem sana ne?
Benim yanlışım bana senin yanlışın sana değil mi?
Ben ne sana benzeyeceğim ne de sen bana.
Hoşgörü dediğimiz aslında bu değil mi?
İster Sünni olsun İsterse Alevi, dilerse Şafi.
Asıl olan içindeki doğru yürek değil mi?

horasan
02-01-2009, 20:39:54
...

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal;
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal!
Ebediyen sana yok, IRKıma yok izmihlal.
Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hak'ka tapan milletimin istiklal!

MAE

/////////

İyi de ırkı ne imişşşş bu şairin?

Bir ulusal marş güftesi olan şiirin koskoca 10 kıt'asında

nasıl olmuş da yer bulamamış ırkını yazmaya bu şair?

Birazcık tarih bilgisi olsa idi insanoğlunun

bu ittihatçıların panislamist parçalarının ve osmanlı "aydınlanma" döneminin bir çok "aydın"ının

IRK ve MİLLETten ne anladığını anlamış olurlardı...

Av.Abbas Bilgili
02-01-2009, 23:03:11
Sayın banu79;


Yezide hazret diyen süni zihniyeti anlamış değilim....

demişsiniz.

Kerbela ile ilgili duyarlılığınızı aynen paylaşıyorum. Alevi değilim ama bu olayla ilgili bir alevi kadar duyarlıyım. Aslında bu konu hakkında duyarlı olmak için alevi ya da sünni olmaktan çok insan olmak gerekir.

Alevilerin tarih boyunca mağdur edildiklerini düşünüyorum.

Alevilik hakkında okuduğum çok sayıda kitaptan ve yakın çevremdeki alevi dostlarımdan dolayı aleviliği biraz tanıdığımı zannediyorum.

Çok özür dileyerek, yukarıda alıntıladığım "Yezide hazret diyen sünni zihniyeti anlamış değilim" cümlenize itiraz etmek istiyorum. Yezit'e "hazret" diyen sünni olup olmadığını bilmiyorum, ama benim sünni çevremde bırakın "hazret" demeyi, "Yezit" kavramı oldukça olumsuz ve kötü anlamda kullanılır. Hatta rahmetli dedem sevmediği, kötülük yapan kişiler için "bre hay yezit" diye küfür ve kötüleme anlamında kullanırdı.

Bu eleştirimden dolayı umarım beni anlayışla karşılarsınız.

Selamlar, saygılar.

erdem53
03-01-2009, 00:52:54
Sizin çok ciddi dediğiniz din adamlarının tercümelerine bir bakınız. Namaz/dua diye geçer. Amaç ne ola ki. Hani en güvendiğiniz Elmalılı’dan o yüzden alıntı yaparak özellikle yazdım. Amacım da kimseye 5 vakit olduğunu ispatlamak değil, sadece sizin gerektiğinde kimi güvenilir bulduğunuzu açığa çıkartmaktı.

Size tek cevap yazacağım. Bu ülkenin büyük çoğunluğunun kabül ettiği ve sizin tabirinizle İslam dünyasında yüzde 79 kabül gören 5 vakit namazın 3 vakit olarak kılınmasına saygılısınız da neden aynı saygıyı başörtüsü konusunda göstermiyorsunuz. Onlar da Müslüman ve inançlarına göre başörtüsü takıyorlar ama isteyen takmayabilir.. diyemiyorsunuz. Neden başörtüsü söz konusu olunca çifte standart, sabit fikirle önyargılı yaklaşım.???

Sırf siz bu cümleleri kurabilesiniz diye 5 vakitle alakalı yazıp 3 vakit iddialarına yer vermedim. Ben hiç şüphesiz sizin de dediğiniz gibi İslamın büyük çoğunluğu gibi; namazın beş vakit olduğuna inanıyorum, ama tutupta 3 vakit kılana da neden üç vakit kılıyorsun diye birşey demedim, dememde. İşte insanların inançlarına saygı bu. Ama siz ne yapıyorsunuz 3 vakit kılanın inancına saygı, ateizme saygı ama başörtüsüne yok, öyle mi ? Başörtüsü söz konusu olunca dinde böyle bir şey yok diyorsunuz. Madem din konusunda bu kadar hassasınız; diğer konularda ve namazın 5 vakitmi 3 vakitmi olduğu konusunda da fikrinizi yazıp insanları eleştirin. Dinde yok deyin. Maske düşüyor commodore bey. (Ateist olan kişinin de inancına saygılı olmalı müdahale etmemelisiniz, Müslümanın da)

Sayın commodore1tr;

yazdıklarınızın hepsinin cevabı önceki iletimde zaten mevcüt. Biraz okuma zahmetine katlanırsanız ben de aynı şeyleri tekrar tekrar yazmam, emin olunuz. alıntı yaptığım kısımları okumamışsınız anlaşılan. Pardon, işinize mi gelmiyor du?..

Saygılar.

erdem53
03-01-2009, 01:27:19
............
Kabahat islam ümmetinde ise; burda biraz radikal ve anarşist olmak da müslümana düşer. O halde mesleki ve maddi kaygıları bir kenera bırakacak, hatta dünyevi zevklerini ya vaktinde ya da geceleri saatlerce natamamlarını tamam edecek, her güne 5 vakti çentikleyecek.., herşeye ragmen. En azından namaz vakti pc başında oturup oraya buraya laf yetiştirmeyecek,,, namaz 5 vakit farz diye bas bas bağırırken kulağı seste, kendisi abdestte olacak...


Birisine saygısızlık yapıyorsun ukalalık yapıyorsun terbiyesizlik yapıyorsun demek hakaret değildir biraz sert te olsa uyarıdır. Erdem53 bunları yapmaz... Direk hakaret eder ''inançlara saygılı olalım'' terennümü eşliğinde... Ceza ehliyeti yokmuş bir üyemizin... Akli melekeleri yerinde değil.. Psikolog erdem53 karar verdi... Hakim erdem53 hükümü koydu... Aynı RTE o da ne olduğuna karar veremedi buda !!! Gerçi RTE önce savcı sonra doktor sonra psikolog oldu amma bu arkadaş hülüm sevdiğinden hakimliğe karar verdi...

Sayın erdem53 ;

Bari dediğinizi bir kaç yazı uygulayın.. Sakın gülücük attım o şaka demeyin çünkü sizin sayın cognis e şaka yapabilecek ilişkide olmadığınız çok açık..
.........

Sayın commodore1tr;

yazma hızınıza kimsenin yetişemeyeceği aşikar. Ee kolay değil neredeyse 8.500 ileti yazmak. Belli ki sadece yazmakla meşgülsünüz. Çünkü hiç okumadığınız aşikar, bir de iletilerin tamamını neyin neye cevap yazıldığını ıdark edebilecek kadar okusaydınız.

Ben cognis rumuzlu üyeye şaka yaptım, gülücük attım demedim. İletisinden alıntı yaptığım yukardaki kısmının beni ilgilendirdiğini düşündüm. İletisini bütünüyle okuyup değerlendirdiğinizde ise; kendi içerisinde tamamen tezat oluşturduğunu görürsünüz. Kendisi namaz kılmak için vakit bulammaktan şikayet etmiş ve sonra da ''En azından namaz vakti pc başında oturup oraya buraya laf yetiştirmeyecek'' diye bağlamış. Kendisine cevap yazmış aslında. Sayın sdt23 de bu çelişkiyi görmüş olacak ki ''başka sorum yok diye'' ileti yazmış. Benim iletimde ise sizin deyiminizle gülücük veya şaka kısmı sayın sdt23 e yönelik olup kastedilen diğer üyenin iletisindeki tezattır.

O zaman sayın commodore1tr; ben sizi, bana yapmış olduğunuz uyarıların şiddetlisi ile uyarıyorum. Sizin yazdıklarınıza tamamen cevap vermeme rağmen siz hiç bir soruma cevap vermeden dolambaçlı bir şekilde çevirip, aynı şeyleri tekrar etmeme sebebiyet veriyorsunuz. İletilerimi okumanızı rica ediyorum. İllede iletilerimi okumak zorunda değilsiniz ancak cevap yazacaksanız lütfen okuyunuz.

Saygılar.

erdem53
03-01-2009, 01:45:47
Sayın banu79;

''Yezide hazret diyen sünni zihniyet'' ten bahsetmektesiniz. Av. Abbas Bilgili size gayet güzel cevap yazmış aslında. Eğer yine de bu konuda bir şüpheniz varsa bir sünniye yezid diye hitab etmeyi deneyiniz. Bakalım tepkisi nasıl olacak; hazret mi algılayacak hakaret mi görürsünüz. (tavsiye etmem)

Haklı olduğunuz nokta ise; konunun dağılması. Benim konuya dahil olma nedenim; ''Neticede din özellikle İSLAM dini direk bireyle ALLAH arasında ki bir inanç bütünüdür. Buna BİREYSEL OLARAK KARIŞMAK ASLINDA ALLAHA KARŞI ÇIKMAKTIR.'' diyen birisinin ne kadar samimi olduğunu kanıtlamaktı.

Alevilik konusunda ise; yeterli bilgim olmadığını düşünerek, saygı duyduğumu belirtmek istiyorum. İnançları konusunda kendilerinin düşünceleri daha önemli olduğu gibi; dindir değildir tartışmasına girmeden kendilerini nasıl görüyorlarsa saygı duymak gerekir diye düşünüyorum.

İstemeyerek konuyu farklı yönlere taşımış olduysam özür dilerim.

Saygılar.

banu79
03-01-2009, 01:55:10
Abbas bey; teşekkür ederim ki bir yanlışımı bana fark ettirdiniz ben oraya suni zihniyet yazacakken,süni yazmışım.Ama gerçekten çok enteresandır ki siz muaviye'ye hazret diyenlerle nasıl karşılaşmadınız hayret ettim doğrusu.Bu kişiyi ehli beytten sayanlar var:deli:
Saygı benden.

banu79
03-01-2009, 02:43:24
6 yaşındaydım;
Büyük gündü; annem aşure pişirecekti sık sık tekrarladığım söz anne Sedalarada vereceğiz değilmi?
Büyük bir heyecanla annemi izliyordum geceden beri aşure günü yarın, annem aşura yapacak ve ben Sedalarada götüreceğim diye içim içimi yiyip bitiriyordu...ve nihayet aşura kazanda pişiyordu..Bolluktu aşura bereketti,paylaşılmalıydı bereketi artmalıydı..
Ben dikkatlice izlerken bir yandanda;
-üzerine narda dök,potakalda rendele,tarçında dök......Ben Sedaya söyledim annem çok güzel yapar...
Heyecanlıydım..
Seda komşumuzun kızı ve benim en samimi arkadaşımdı.Bize verilen harçlıklarla bakkaldan bir şey alsak ortak yerdik..Aşurada öyle olacaktı..
Annem dikkatlice hazırladığı kaseyi elime verdi "al bakalım küçük hanım götür,annesinede selamımı söyle"dedi..
Ben büyük bir itina ile taşıdığım kaseyi elim titremesin yana bir tarafa dökülmesin diye heyecanla Sedaların kapısını çaldım...
Seda ve annesi kapıyı açtı;
-Teyze annem gönderdi selamda söyledi..deyip
kaseyi büyük bir hazine teslim edercesine Sedanın annesinin eline bıraktım.O aradada Sedaya aşura deyip gülücük fırlattım..
İçeri giden Seda ve annesinin sadece sesleri geliyordu
-Seda aaa anne neden döktün?Diye bir çığlık attı.
-Annesi kızım onların yaptıkları yenmez ben sana sonra pişiririm..
Yıkılmış ben çocuk aklımla anlamaya çalışıyordum ki,Sedada aynı yıkılmışlıkla neden amaaa diye sorguluyordu..
Birazdan bizim kase yıkanmış bir kağıt havlu ile kurulanmakta olarak geldi..Kapıda bekleyen bana;
-Çok teşekkür ederim annene selam söyle...

Ben bunu anneme söyleyemedim.. Çünki içimdeki sızı kalbimdeki kırılmışlık o çok özen gösterip,emek veren anneme geçerse....Sonunu getiremiyorum umarım anlarsınız..
onların pişirdiği yenmez????

banu79
03-01-2009, 05:15:40
Namaz

İbadetlerle ilgili kimi çelişkiler;

Sünni inanca mensup dört büyük ameli / fıkhi mezhep vardır; Hanefilik, Şafiilik, Malikilik ve Hanbelilik.

Bu dört mezhep ibadetler konusunda derin ihtilaflara gömülmüş durumdadır. Oysa dört mezhep de Hazreti Muhammed’in sünnetine uyduklarını yani Sünni olduklarını iddia ediyorlar. Ancak ne hikmetse peygamberin sünnetinin ne olduğu konusunda kendi aralarında bir türlü görüş birliğine varamıyorlar. Birinin sünnet dediğine diğeri mekruh
( dinen çirkin ) diyebiliyor.

Sözgelimi, namaz kılarken fatiha suresini okumadan önce “ besmele “ çekmenin hükmü konusunda Hanefiler sünnet, Malikiler mekruh, Şafiiler farz demektedirler.

Bir başka örnek;

Sünni inanca göre Namaz için abdest almak şarttır. Peki tüysüz bir delikanlıya değen bir erkeğin abdesti bozulur mu ? Sünni bilginler bu konuda da kafa yormuşlar ve sözüm ona sünnete uygun bir yanıt aramışlar. Şaşırtıcı ama bu konuda Sünni mezheplerden Malikilik, tüysüz bir delikanlıya değen bir erkeğin abdestinin bozulacağı hükmüne varmış. Diğer üç Sünni mezhep ise bu durumda abdestin bozulmayacağı yönünde bir hükme sahip.

Bir başka örnek daha;

Her ikisi de Sünni ekol olan Hanefilik ve Şafiilik arasında namazlar konusunda aslında pek görülmese de çok derin başkaca ayrılıklar da vardır. Sözgelimi farz namazları cemaat halinde kılarken “fatiha suresi”ni namazı kıldıran imamın okuması yeterli midir, yoksa imamla birlikte cemaattekiler de içlerinden bu sureyi okumak zorunda mıdırlar, şeklinde bir tartışma mevcuttur. Bu basit bir tartışma değildir. Çünkü Şafiiler, Hazreti Muhammed’den rivayet edildiğine inanılan bir söze / hadise dayanarak “fatihasız namaz, namaz değildir.” anlayışıyla cemaatteki herkesin içinden bu sureyi okuması gerektiği, sadece namazı kıldıran imamın okumasının yeterli olamayacağı düşüncesindedirler. Oysa Hanefiler sadece imamın okumasını yeterli görmektedirler. Hatta cemaattekilerin okumasının mekruh / dinen çirkin olduğunu savunmaktadırlar. Buna göre Şafiiler, Hanefilerin cemaat halinde kıldıkları namazları, cemaattekilerin söz konusu sureyi okumamalarından ötürü geçersiz görmektedirler. Yine bir diğer fark da bayram namazları konusundadır. Bayram namazları Hanefilerde “ vacip “ iken Şafiilerde ve Malikilerde “ sünnet “ tir.

İbadetlerle ilgili çarpıcı ve yürek yakıcı bir örnek daha;

Sünni mezheplerin en yaygını olan Hanefi mezhebine göre kişi namaz kılmıyorsa zorla kıldırılır ve zorla oruç tutturulur. Namaz kılmayan kişi dövülür ve kılmaya başlayana kadar hapsedilir. Ama Hanefi mezhebi yine de insaflı çünkü diğer üç Sünni mezhebe göre bu ibadetleri yapmayanlar öldürülür.

Sünni mezheplerin namazın dili konusundaki çelişkileri de son derece ilgi çekicidir.

Sünni mezheplerden taraftar sayısı en fazla olan Hanefiliğin kurucusu Numan Bin Sabit yada künyesiyle söyleyecek olursak Ebu Hanife, Arapça dışındaki dillerle de namaz kılınabileceği yönünde bir fetva vermiş ve bu fetvasını da bir takım akli ve nakli delillere dayandırmış, dahası bu yönde Hazreti Muhammed’in sükut ederek verdiği bir onayı da temel almıştır.

Hanefi mezhebinin imamlarından es- Serahsi, “ el- Mebsut “ adlı yapıtında Ebu Hanife’nin söze konu fetvasına genişçe yer vermiştir.

Fatiha suresinin Farsça çevirisiyle namaz kılmak isteyenlere peygamberce onay verildiğini nakleden Ebu Hanife, Kur’an’da asıl olanın anlam olduğunu, lafzın yani sözün önemli olmadığını, dolayısıyla anlamca karşılandığı sürece Kur’an ayetlerinin başka dillerdeki çevirileriyle namaz kılınabileceğini belirtmiştir.

Ebu Hanife’ye göre kişi, ister Arapça bilsin, isterse bilmesin kendi anadiliyle namaz kılabilir. Ancak Ebu Hanife’den sonra gelen ve onun öğrencileri olan İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed, bu fetvayı ters yüz ederek; kişi Arapça okumayı yahut Arapça telaffuzu öğreninceye kadar ana diliyle namaz kılabilir fakat en kısa sürede Arapça telaffuzu / okumayı öğrenmelidir, şekline sokmuştur.

Öbür Sünni mezhepler ( Şafiiler, Malikiler, Hanbeliler ) Arapça dışında bir dil ile asla namaz kılınamayacağını, Arapça telaffuzu bilmeyenlerin sadece Allah diyerek namaz kılmalarını fakat asla Arapça dışında bir dil ile ayet okumamalarını, aksi takdirde bu namazın caiz / geçerli olmayacağını ileri sürmüşlerdir.

Adı geçen dört mezhebin dördü de Sünni olmakla birlikte Ebu Hanife’ye göre caiz olan namaz, diğerlerine göre caiz değildir. Bu derin çelişki Sünniliğin en sıkıntılı noktalarından birini oluşturmaktadır.


Sünni inanca göre kadın ve erkek bir arada ibadet edemez. Hatta bir kadınla bir erkek normal zamanda da bir arada bulunamazlar. Sünni bilginler bunu şer’an caiz görmemişlerdir. Özellikle ibadet sırasında kadın ve erkeğin birlikte bulunmaları kesinlikle caiz görülmemektedir. Kadınlar namaz sırasında erkeklerin arkasında ve farklı bir safta bulunabilirler. Yan yana ve aynı safta bulunamazlar. Zira Sünni bilginler düşünür ki ibadet sırasında kadın ve erkeğin bir arada bulunması fitneye ve namazın fesada uğramasına neden olur. Bu tutum gösteriyor ki, ibadet için bir araya gelen kadın ve erkeğe karşı bir güvensizlik söz konusudur. Sünnilikte İbadet etmek, kişilerin gönüllü tercihine bırakılmış değildir. İslam’ı kabul edip etmemek hususunda özgür olan insanlar, dini kabul ettikte sonra Sünni inanca göre ibadet etmeye mecburdurlar.

Tekraren belirtelim ki, Hanefi mezhebine göre namaz kılmayan kişiye zorla namaz kıldırtılmalıdır. Namaz kılmayan kişi dövülür ve kılmaya başlayana kadar hapsedilir. Ama Hanefi mezhebi yine de insaflı çünkü diğer üç Sünni mezhebe göre bu ibadetleri yapmayanlar öldürülür.

Zorla ibadete gelen kişilerin yada zorla ibadet ettirilenlerin ibadet sırasında fitne ve fesada neden olacak tutum ve davranışlar sergilemeleri yahut içlerinden bu anlama gelecek duygulara kapılmaları beklenebilir. Bu nedenle Sünni inancın kadın erkek bir arada ibadeti caiz görmemesi tutarlı gibi görünmektedir. Ancak Sünni bilginler bu konuda da ilginç bir çelişki içerisindedirler. Camilerde kadın erkek bir arada ibadete cevaz vermeyen Sünnilik, Kabe’de özellikle hac sırasında kadınların ve erkeklerin bir arada hatta iç içe, aynı safta, önlü arkalı ibadet etmelerine itiraz etmemekte ve bu şekilde kılınan namazın sıhhati konusunda şüphe etmemektedir.

Sünni inanca göre İslam’ın en kutsal ibadet yeri olan Kabe’de / Mescid – i Haram’da kadın erkek bir arada bulunulmasının mahsuru yokken değer bakımından daha alt düzeyde olan diğer ibadethanelerde ise bu durum son derece mahsurlu görülmektedir.

Tanrı katında kadın erkek ayrımı olmadan bütün insanların eşitliği dinsel bir ilke iken Sünnilikte bu eşitlik yadsınarak kadınların ibadet yöneticisi olmaları da caiz görülmemektedir. Kaldı ki Sünnilikte kadın toplum yöneticisi, devlet başkanı bile olamaz. Bu da önemli bir çelişki olarak durmaktadır. Alevi inancında ise kadın ve erkek hayatın her alanında eşittir. İbadet ederken de, idarecilikte de kadın ve erkeğin eşitliği Alevilikte temel bir ilkedir. Bu konuda Hazreti Hünkar Hacı Bektaş – ı Veli şöyle buyurmaktadır:


“Erkek, dişi sorulmaz muhabbetin dilinde
Hakkın yarattığı her şey yerli yerinde
Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok,
Eksiklik, noksanlık senin görüşlerinde…”


Sünni inancın ibadetle ilgili bir diğer çelişkili tutumu da ibadet sırasında örtülmesi gerekli yerlerin neler olduğu konusundadır. Çelişki, erkeklerin nasıl örtünecekleri konusundadır. Kadınların ibadet sırasında nasıl örtünecekleri konusunda ise görüş ayrılığı yoktur. Buna göre kadınlar; el, yüz ve ayak hariç tüm bedenlerini bol / geniş giysilerle örtmelidirler. Buna karşın Ebu Hanife’ye göre kadınların saçlarının bir kısmının namazda görünmesi namazı bozmamaktadır. Öbür Sünni mezhepler ise bir tel saçının bile görünmemesi gerektiği fikrindedirler.

Namazda örtülmesi gereken yerlere avret yeri denilmektedir. Erkeklerin avret yerinin neresi olduğu konusunda Sünni mezhepler farklı görüşlere sahiptir. Hanefi, Şafii, Hanbeli mezhepleri erkeğin göbek ile diz kapağı arasının avret yeri olduğunu belirtirken Maliki mezhebi sadece cinsel uzuvlarının ve kaba etinin avret yeri olduğunu ileri sürmektedir. Yani Malikilere göre kişi ön ve arka organlarını örten bir çamaşırla namaz kılabilmektedir. Diğer Sünni ekoller ise diz kapağı ile göbek arasını örtmeyi şart görmektedir.


Günlük namazların kaç vakit olduğu konusunda da Sünnilikte ilginç bir görüş mevcuttur. Bu görüş Miraç olayı ile ilintilendirilmektedir.

Buna göre peygamber Hazreti Muhammed, Miraç'ta Tanrı'dan inananlar için günde elli vakit namaz buyruğu almış fakat dönüşte yolda Hazreti Musa'ya rastlamış, Hazreti Musa, Hazreti Muhammed'e günde elli vakit namazın inananlara ağır geleceğini söyleyerek Tanrı'dan bunu indirmesini istemiştir. Hazreti Muhammed, Hazreti Musa'nın öğüdüyle yeniden Tanrı katına gidip günlük namaz vakti sayısının indirilmesini talep etmiştir. Her gidişinde beş vakit indirilmiştir. Her seferinde Hazreti Musa, Hazreti Muhammed'e daha da indirmesi için Tanrı katına tekrar gitmesini istemiştir. En son beş vakte indiğinde bile Hazreti Musa aynı isteği yinelemiştir. Fakat Hazreti Muhammed, bundan daha az sayıda vakit için Tanrı'dan ricada bulunamayacağını belirtmiştir. Böylece Sünni teolojiye göre günlük beş vakit namaz kesinleşmiştir. Bu anlatı Sünni teolojinin en güvenilir kaynakları arasında kabul edilen Buhari'nin hadis derlemesinde ve diğer kimi derlemelerde de mevcuttur.

Bu noktada Sünni bilginlere şu soruları yöneltmek gerekmektedir;
1. Tanrı peygamber bile olsa birilerinin isteğiyle sürekli görüş değiştiren ve karar veremeyen bir varlık mıdır ki elli vakti kademe kademe beşe kadar indirmiştir ?
2. Hazreti Muhammed, günlük elli vakit namazın kendi inananları için katlanılamayacak / yerine getirilemeyecek derecede zor olduğunu akıl edemeyen biri midir ki Hazreti Musa'nın akıl vermesiyle hareket etmektedir ?
3. Tanrı ve Hazreti Muhammed namaz vakitleri konusunda pazarlık mı yapmışlardır ?
4. Hazreti Musa, Tanrı ile Hazreti Muhammed arasındaki pazarlıkta aracılık mı yapmıştır ?
5. Hazreti Musa, namaz vakitleri konusunda hem Hazreti Muhammed'e hem de Tanrı'ya etkide bulunan gerçek bir belirleyici midir ?
6. Yoksa Sünni İslam'daki günlük beş vakit namaz uygulamasının kaynağı Hazreti Musa mıdır ?
7. Sünniler günde elli vakit namaz yerine beş vakit namaz kıldıkları için Hazreti Musa'ya şükran ve minnet borcu içerisinde midirler ?
8. Tanrı, günlük elli vakit namazın insanlar için güç olduğunu Hazreti Musa olmasa anlamayacak mıydı ?

4 hak mezhep içinde alevilik asla mezhep olamamıştır..Hak mezhep onayı kime ait????

sdt23
03-01-2009, 11:43:32
Yezide hazret diyen süni zihniyeti anlamış değilim....

Biraz klasik bir cevap olacak ama; pek çok sünni ailenin çocuklarına Ali, Hasan, Hüseyin isimlerini verdikleri ve kimsenin Yezid ismini vermediği düşünülürse Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ile Yezid'e sünni müslümanların nasıl baktığı anlaşılabilir.

http://www.milliyet.com.tr/1997/08/30/yazar/livaneli.html
(...)Oğlunuza Yezit adını koyar mıydınız?
Ya da şöyle bir soru: Bir kişi diğerine seni yezit seni dese, bu söz hakaret kapsamına girer mi girmez mi?
* * *
EVET; Muaviye'nin oğlu Yezit, altıncı İslam halifesidir.
Ne var ki bu kişinin adı halife olarak değil, hakaret anlamında kullanılır.
Sünniler de böyle kullanır, Aleviler de!
Çünkü Yezit, Kerbela'da Peygamberin torunu Hazreti Hüseyin'i ve soyundan gelenleri büyük bir zulümle öldürmüştür.
Bu yüzden de bir İslam halifesi olmasına rağmen, katil olarak anılır.
Alın size Alevilerle Sünniler arasında bir ortak payda daha!
(...)

cognis
03-01-2009, 13:48:10
Sayın commodore1tr;

Ben cognis rumuzlu üyeye şaka yaptım, gülücük attım demedim. İletisinden alıntı yaptığım yukardaki kısmının beni ilgilendirdiğini düşündüm. İletisini bütünüyle okuyup değerlendirdiğinizde ise; kendi içerisinde tamamen tezat oluşturduğunu görürsünüz. Kendisi namaz kılmak için vakit bulammaktan şikayet etmiş ve sonra da ''En azından namaz vakti pc başında oturup oraya buraya laf yetiştirmeyecek'' diye bağlamış. Kendisine cevap yazmış aslında. Sayın sdt23 de bu çelişkiyi görmüş olacak ki ''başka sorum yok diye'' ileti yazmış. Benim iletimde ise sizin deyiminizle gülücük veya şaka kısmı sayın sdt23 e yönelik olup kastedilen diğer üyenin iletisindeki tezattır.

O zaman sayın commodore1tr; ben sizi, bana yapmış olduğunuz uyarıların şiddetlisi ile uyarıyorum. Sizin yazdıklarınıza tamamen cevap vermeme rağmen siz hiç bir soruma cevap vermeden dolambaçlı bir şekilde çevirip, aynı şeyleri tekrar etmeme sebebiyet veriyorsunuz. İletilerimi okumanızı rica ediyorum. İllede iletilerimi okumak zorunda değilsiniz ancak cevap yazacaksanız lütfen okuyunuz.



Çok haklısınız sayın sdt23... Karar: Cezayi ehliyeti olmadığına...
Erdem53 iletiniz de gülücük atmış mısınız?? atmışsınız. Atınız mesele yok, zaten müdahil de olmuş değilim, Sanırım sdt23 ile gülüşmüşsünüz,,, espri anlayışınız hakkında ne diyeyim YORUM YOK!!!

İletim iye ilgili açıklama yapmam da şart oldu, paradoks nedir önce onu araştırınız, iletimde zarif ve keskin bir algı içeren ironi mevcuttur. Anlayamadığınızdan izah edeyim...
*Hayatın bugünkü hatta bu yüzyıl ki doğal akışı içinde 5 vakit namaz kılmak/kıldığını iddia etmek hiç inandırıcı değil. Kaldı ki mümkün değil. Nasıl mümkün olabilir?? Bakınız; ilgili iletim...
*İlla nicelik, illa nicelik derseniz ne olur?? Nitelikten feragat edersiniz... Bu da mutluluk getirmez. Günlük namaz randımanını tutturmayı ilke edinen, küçük çocukları da olan, çalışan müslüman bir anneden örnekle daha anlayabileceğiniz biçinme bu soruya cevap arayalım.., evet ne olur??? Bu kere kendini, kendi kadınlığını, ailesini ve anneliğini ihmal eder. Etmek zorundadır. Zira gün kadın için de, erkek için de, çalışan için de, çalışmayan için de 24 saattir...
*O halde hangisini toplum olarak istiyoruz? Kendini kendi ahiret dünyasına hazırlamayı öncelikli ilke edinmiş bireyi mi? Yoksa insana ve kendine değer veren bireyi mi? Kendini ve çevresini mutlu etmeyi öncelik edinmiş, zamanını buna kanalize etmiş bireyi mi? Hatta İSLAM HANGİSİ İSTİYOR??
*Günün 24 saat, günlük çalışma saatlerinin asgari 8 saat, trafik vs ekstra zaman kayıpları, e bu zatın uykusu, aile saadeti, kişisel günlük bakımı, ihtiyaçları ha bir de namaz saatleri biraraya geldiğinde 5 vakit namaz kılınmasını şiddetle buyuran bilumum müslümanlar buna nasıl vakit bulurlar?? Bu iddia fizike, matematiğe, meterolojiye, vs. ilimlere külliyen aykırı.
*E kendi yapamadığını eyleme diğer insanları neden zorlarlar?? Bunu da psikoloji açıklasın.
*Aslında İSLAMİ doktrin özellikle 20 yüzyılda hayatın içinde varolma sıkıntısı yaşıyor; Müslümanlar da islami öğeleri hayatın içinde barındıramama sıkıntısı. O halde burda AKSAYAN BİR ŞEY VAR?? Bu aksaklığı Allah'ın gözardı etmesi, sonsuza kadar güncelliğini ve icra edilebilir varlığını koruyacağını iddia ederken bugünkü yaşam biçimini öngörmemesi, buna yönelik tedbir/alternatifler üretmemesi mi islamın yumuşak karnı mı?

Sn commodore1tr ile birbirinizi şiddetle uyarmanız üzerine kurulu ilişkiniz de egsantrik!!!
Sn commodore1tr günlük yaşamı içinde zaman ayıracak, okuyup, düşünecek, bilgi ve belge ile kendini donatacak,,, bu ve benzeri bilumum forum konularını açacak, fikirlerini hızına akıl sır erdiremeyeceğiniz bir ivedilikte; gerekçeli, izahatlı ortaya koyacak forum konuları oluşturacak..., kazı çevirip çevirip yakmama maharetiyle defaten tartışılmış konuları defaten yazacaksınız???? Hiç adil değil...

commodore1tr
03-01-2009, 15:37:57
Erdem53 size son yanıtım.

Allah şifa ve akıl fikir versin.

commodore1tr
03-01-2009, 15:59:13
Banu79 hanım Yezid konusunda biraz abartılı yazmışsa da yezid'i Hazret olarak gören bir grup olduğuda gerçektir. Ancak büyük çoğunluk ''Seni yezid seni..'' gibi sözcüklerle Yezid liği pek onamadıklarını açıkça izah etmiştir.

Aslında sorunun özüne gelmekteyiz. Gene sayın Banu79 ca belirtildiği üzere

''Sünni inanca mensup dört büyük ameli / fıkhi mezhep vardır; Hanefilik, Şafiilik, Malikilik ve Hanbelilik'' bulunmaktadır. İşte aslı sorun budur bence . İslamda gerçekten böyle bir durum var mıdır ?

İslam Peygamberi'nin bir mezhepi var mıydı? Bu sorunun yanıtı aslında tartışmalarında yanıtı olacaktır aslında. Gerçekten de gerek Kur'an da gerekse İslam Peygamberinin yaşadığı dönemde böyle bir mezhep olmadığını açıkça görüyoruz. Daha açık bir ifade ile Kur’an ve Hz. Peygamber mezhep diye bir şeyden söz etmemiştir. Demekki böyle bir şey islam da yoktur. Buradan bakıldığında dört hak mezhep deyiminin aslında İslam dışı olduğunu anlıyoruz.

Bence asıl önemli olan budur. İslamın ilk siyasi ve çıkar doğrultusunda bozulduğunu bunun da mezheplere ayrılarak giderildiğini görüyoruz. Çok büyük olasılıkla da yaşanan gerçek anlamda kargaşanın nedeninin bu olduğunu gözden kaçırdığımız gibi sanki yetmezmiş gibi bunlarıda aralarında bölüp duruyoruz. Enteresan cemaatlar ve tarikatler ortaya çıkıyor. Bu tarikatlerin kardeşliğide liyakatsizliğe prim tanıyor. Maalesefta bir kısmı yobazlaşarak Atatürk düşmanlığına kadar işi götürüp din dışı oluşumları dini kisve altında gerçek dindar ama pek bilmeyen yari cahil toplumumuza yutturuyor.

İşte bu gerçekçilik ile AKP nin bakanının yaklaşımıda aslında bu tarikat söylemi dışına çıkamıyor. Laiklik teminatı altında olan din Laik uygulama yapmak durumunda olan bakanca bizzat parçalanıp hırpalanıyor. Hatta bazı başka kendisini ''milletvekili'' adleden kişiler konuşmasında

'' Aleviliğe tölerans gösterilirse ateistlerde hak ister...'' gibisinden akla zarar ve aslında çok ayıp ve gereksiz lafları sıkılmadan edebiliyor. Neticede doğru yanlış bir inanç sistemi tek Allah ve İslam olduğunu söyleyen bir topluluktur Alevilik tıpkı aynı değerleri taşıyan sunnilik gibi... Ateizme Alevilik ne kadar yakınsa eş tutulabiliyorsa sunnilikte o kadar yakındır ve eş tutulabilir olduğu gerçeğini göremeyecek kadar bağnaz bir yönetimin olduğunu görüyoruz. Bu bağlamda burada yazan bazı kişilerinde aynı yöndeki söylemlerini kınarken aslında bu zihniyetin ürünü oldukları gerçeğini asla göz ardı etmememiz gerekmektedir. Alevilik le Ateizmi eş gören zihniyet Sunnilikle Ateizmi eş görüldüğü an ''olabilir!'' derse saygı duyulabilir . Her ne kadar ilgisiz olsada saygı duyulabilir... Amma aynı dinin dince kabul edilmeyen mezhep bölünmelerinden tekini Ateizmle eş tutarken kendi inancını göklere çıkarması hiç hoş olmamaktadır. Öenmli olan aynı kişiye tersi söylendiğinde göstereceği tepkidir. Yani Sunnilere hak tanımak atesitler de var onlara da tanıyalım..'' dendiğinde ne diyecektir ??? Olgunca karşılayacak mıdır ? Saldıracak mıdır ? Saldıracaktır. Öyleyse Alevilik derkende boş boğazlık etmeyecektir...

erdem53
03-01-2009, 18:19:58
......
İletim iye ilgili açıklama yapmam da şart oldu, paradoks nedir önce onu araştırınız, iletimde zarif ve keskin bir algı içeren ironi mevcuttur. Anlayamadığınızdan izah edeyim...
*Hayatın bugünkü hatta bu yüzyıl ki doğal akışı içinde 5 vakit namaz kılmak/kıldığını iddia etmek hiç inandırıcı değil. Kaldı ki mümkün değil. Nasıl mümkün olabilir?? Bakınız; ilgili iletim...
*İlla nicelik, illa nicelik derseniz ne olur?? Nitelikten feragat edersiniz... Bu da mutluluk getirmez. Günlük namaz randımanını tutturmayı ilke edinen, küçük çocukları da olan, çalışan müslüman bir anneden örnekle daha anlayabileceğiniz biçinme bu soruya cevap arayalım.., evet ne olur??? Bu kere kendini, kendi kadınlığını, ailesini ve anneliğini ihmal eder. Etmek zorundadır. Zira gün kadın için de, erkek için de, çalışan için de, çalışmayan için de 24 saattir...
*O halde hangisini toplum olarak istiyoruz? Kendini kendi ahiret dünyasına hazırlamayı öncelikli ilke edinmiş bireyi mi? Yoksa insana ve kendine değer veren bireyi mi? Kendini ve çevresini mutlu etmeyi öncelik edinmiş, zamanını buna kanalize etmiş bireyi mi? Hatta İSLAM HANGİSİ İSTİYOR??
*Günün 24 saat, günlük çalışma saatlerinin asgari 8 saat, trafik vs ekstra zaman kayıpları, e bu zatın uykusu, aile saadeti, kişisel günlük bakımı, ihtiyaçları ha bir de namaz saatleri biraraya geldiğinde 5 vakit namaz kılınmasını şiddetle buyuran bilumum müslümanlar buna nasıl vakit bulurlar?? Bu iddia fizike, matematiğe, meterolojiye, vs. ilimlere külliyen aykırı.
*E kendi yapamadığını eyleme diğer insanları neden zorlarlar?? Bunu da psikoloji açıklasın.
*Aslında İSLAMİ doktrin özellikle 20 yüzyılda hayatın içinde varolma sıkıntısı yaşıyor; Müslümanlar da islami öğeleri hayatın içinde barındıramama sıkıntısı. O halde burda AKSAYAN BİR ŞEY VAR?? Bu aksaklığı Allah'ın gözardı etmesi, sonsuza kadar güncelliğini ve icra edilebilir varlığını koruyacağını iddia ederken bugünkü yaşam biçimini öngörmemesi, buna yönelik tedbir/alternatifler üretmemesi mi islamın yumuşak karnı mı?....

Gerekçeli karar da açıklandı...

İroni diyorsunuz izah edeyim diyorsunuz yine aynı şeyleri yazıyorsunuz. Siz bu güne kadar Namaz kılıpta veya kılmak isteyipte zamanından dolayı kılamayan birisini gördünüz mü? Gün 24 saatte, 5 vakit namazın alacağı vakit ne kadar, bundan haberiniz var mı? Siz namaz kılmak istediniz de zaman mı bulamadınız? Sizin namaz kılıp kılmamanız bizi alakadar etmez diyeceksiniz. Doğrudur. Ancak kılanların da nasıl zaman bulduğu da sizi alakadar etmez. Sizi inandırmak zorunda mı insanlar? İnandırıcı değilmiş. Beş vakit namaza zaman bulunması matematiğe, fiziğe, meterolojiye v.s. ilimlere külliyen aykırıymış. Tek aykırı olan bilim var, psikoloji.. sadece sizin psikolojiniz...

Kadınların veya erkeklerin de günümüzde namaz kılmada zorluklar yaşadığı konusunda işyerlerindeki kısıtlamalar mevcut ise onlardan bahsedebilirsiniz. Bu gibi durumlarda sıkıntı olması olayına katılabilirim.Tutupta İslamiyet'in günümüze hitap etmediğini iddia etmeniz, haddi aşan kelimelerdir. Kimse sizi namaz kılmaya veya inanmaya zorlamıyor. İddia ettiğiniz gibi aksayan hiçbirşey yoktur. Allah'ın gözardı temesi, öngörmemesi, alternatif üretmemesi gibi tabirleri sıkılmadan kullanıyorsunuz bir de. Yoksa siz mi tahmin edip öngördünüz, yakında kitap çıkarmayasınız ya da başımıza yeni bir Mehdi' mi geliyor. Evet sorun tamamen psikolojik.

''E kendi yapamadığını eyleme diğer insanları neden zorlarlar?? Bunu da psikoloji açıklasın.'' bu da ne demek. Sizi namaz kılmaya zorlayan mı oldu? Gerçekten bir psikoloğa gidiniz. Belki psikoloji size açıklar. Aslında en mantıklı cümleniz bu.


........
Herhangi bir insanın ağzından/klavyesindeki tuşlardan **allah kelimesini oluşturan harflerin sıralanması şahsen benim için hiçbir anlam ifade etmiyor... Hatta az biraz canımı sıkıyor...

Kaldı ki; Allah kelimesinden rahatsız olan canı sıkılan bir insandan da anca bu şekilde bir yanıt beklenebilirdi.

banu79
03-01-2009, 18:40:36
.
EVET; Muaviye'nin oğlu Yezit, altıncı İslam halifesidir.
Ne var ki bu kişinin adı halife olarak değil, hakaret anlamında kullanılır.
Sünniler de böyle kullanır, Aleviler de![/I]

Adı kullanılır kendi değil kendi halifedir..İslam halifesidir...
Sayın commodore1tr; bakın hiç bir abartı yok abartıyı nerde gördünüz anlamadım?

Alıntı yaptığım arkadaş hala 6.islam halifesidir diyerek zaten haklılığımı gösteriyor.

Sayın sdt23; sünnilerde böyle kullanır alevilerde diyip ortak bir payda yaratmaya çalışmışsınız ki bu külliyen iftiradır...

İslam peygamberi kendine bildirilen dini tebliğ ettikten sonra hayata veda etmiştir.Bu zaman zarfında zaten KURAN tamamlanmıştır.İslam peygamberinin defin işlemlerinde sadece Hz Ali ilgilenirken diğer o büyük 3 halife hilafet sıralaması hakkında didişmeye başlamışlardır.Hz peygamberin naaşının işlemleri HZ ALİ tarafından yapılırken dışarda kılıç zoru biatlar yapılmaktadır.

Daha sonra ise ilginç ama birbirine tezat 4 tane mezhep peydah olmuştur yine ilginçtir ki bu mezhepler kardeş kardeş geçinirler ve bunlara sünni mezhepleri denilir HAK MEZHEP...AMA TEZATTIRLAR TEZATLARI YAZDIM OKUYUN ANLAYIN DİYE...

Şimdi;
Sayın commodore1tr; gelelim konu başlığına
Alevilik din diyelim;derlerki delirdinmi? zındık ne dini git o zaman kendine peygamber bul,kitap bul,inanacağın tanrı bul.Hem ALLAHA inanacaksın,peygambere inanacaksın,kitaba inanacaksın.. bunun adı islamdır ancak sünni islamıdır ya uyarsın yada sen ateistsin!!!derler.Alevi islam olamaz derler..

Alevilik mezheptir diyelim;bu otorite kalkar derki ne mezhebi?islamda 4 tane hak mezhep var.Size bikere haksız mezhep dedik tükürdük yalayamıyoruz.. Ne mezhebi? Sapıklık der birde hiç hayatta duymadığınız çirkin iftiralar ederler...Alevilik mezhepte olamaz derler 4 tane hak mezhep var!!!

Alevilik anadolu içinde güzel bir kültür çeşidi diyelim;Bu lafı tanırsınız genelde RTE kullanır gülümseyerek sanki çocuk severmiş gibi;ama gelin görünki böyle kültürde olmaz, bizim pişirdiğimiz yenmez,guslümüz sorgulanır,Alevilik bir kültürde olamaz böylelikle...Ve bu gibi insanlar genelde saygıdan bahsederler,hatta saygı duyuyorum derler!!!!

Yahu ALLAH aşkına sünni olupta alevi biri ile ilk tanıştığınızda sorduğunuz veya içinizden geçen ilk soru nedir???Bırakın şimdi burda sünniler oğlunun adını Ali koyarmış,Hüseyin koyarmış GİBİ SEVİMLİ CEVAPLAR VERMEYİ ALEVİLERİ BİZ ÇOK SEVERİZ DEMEYİ BIRAKIN.

Sivas da Maraş da Çorum da katliamlar yapanlar, çıkarları için zalimden taraf olup da mazlumu ezenler, kadınlara ve çocuklara kötü davranan, işkence ya da tecavüz edenlerde sizce günümüzün Yezidleri değil midir?
Bu sünni inançta kadın şeytandır beraber ibadet bile yapamazlar.Camilerde yerleri farklıdır kadınların.Sorarım namaz kılan sünni (erkek)arkadaşlar siz namaz kılarken neye yöneliyorsunuz?Dİyelim önde veya arkada kadın olsa ne olur? Namazınız neden bozulur?:)
Kadının başı ötülür ki erkeler bakıp tahrik olmasın günahtır :)

Ben bunu dışardan hiç inanmayan biri olarak okusam örneğin kendime din arıyorum; ilk aklıma gelen şey şu olurki, bu sünni erkekler uçkur peşinde ,gördüğü bir şeyden hemen tahrik olan hastalıklı tiplermiş.. kadınları kapatıp kendilerine engel olmaya çalışıyorlar..Kadın onlar için bir meta.Yolda yanında olamaz,ibadette olamaz,ama yatakta olur zaten onun için yaratılmıştır.Bu sayedede kapatılmalıdır ki kimseyi tahrik etmesin.Kadınlarda bu durumu kabul etmiş..Başıma türban takmazsam karşımdaki adam tahrik olur ve ben günah kazanırım.Camide arkamda erkek namaz kılarsa eğildikçe adam tahrik olur ben günah kazanırım.Diye sürekli ezilmiş günaha odaklanmış bir kadın topluluğu.:) diye düşünürüm siz ne düşünüyorsunuz?

erdem53
03-01-2009, 19:20:43
Alevilik Din Değil... Gerisi Ne?
Başlığı ben yanlış mı görüyorum?Baş örtüsünün bu konuda ne işi var?
Sayın Erdem;saygıdan bahsetmişsinizde aleviliğe ne kadar saygınız var?
Bu konudaki bilginiz nedir?Sizde sapmış bir topluluk gözüyle mi görüyorsunuz?
Semahı çalgı,çengi,eğlence olarak mı algılayanlardansınız?
Peki siz hiç "krık sabun eskitilmeli bunların başında ancak temizlenirler" diyenleri bilirmisiniz?
Daha çoğu varda soracaklarımın.. şimdilik en azından konu başlığına yönelmeniz adına bunları hatırlattım..BU KONUDA NAMAZ BAŞÖRTÜSÜ TÜRBAN ÇARŞAF BUNLARIN NE ALAKASI VAR?KONUYU AÇAN ARKADAŞA SAYGISIZLIK ETMİŞSİNİZ GİBİ GELDİ BANA.TABİİ SAYGIYI BAŞKASINA GÖSTERMEYİ BİLİYORSANIZ.SANIRIM SADECE SİZ,SİZE SAYGI BEKLİYORSUNUZ...PEKİ YA BİZ?

Sayın banu79;

yukarıdaki iletinizi ciddiye alıp konunun farklı yönlere yönelmesinden dolayı özür dilemiştim. Ancak; sizin tavrınızı da, çok tehlikeli bulduğumu belirtmek isterim. İletilerinizin hemen hepsinde sunniler alevilere düşmalık yapıyor mantığı ile yazmaktasınız. Dahası bizi konuyu dağıtmakla suçladığınızın daha fazlasını siz yapıp sunnilere göre namazı ve mezhepleri anlatmaya ve anlatma amacını da aşarak öğretmeye de kalkışmışsınız. Bu mu sizin saygı anlayışınız.


...
Yezide hazret diyen süni zihniyeti anlamış değilim....

Size bu konuda gerekli cevap verildiği halde yanlış düşüncelerinizde ısrar etmektesiniz. Geçmişte yaşadığınızı iddia ettiğiniz münferit olayları genele nasıl mal edebiliyorsunuz. Gerçek amacınız ne, direkt yazınız. yazılarınızda alevi sünni çekişmesini vurgulamanız tehlikeli bir davranış. Yanlış yoldasınız. Kendinize geliniz. Başlıktan da anlaşılacağı üzere bu konu alevilere, sünnilere düşmanlık yapılması için bu sitede yer almamaktadır.



Ben bunu dışardan hiç inanmayan biri olarak okusam örneğin kendime din arıyorum; ilk aklıma gelen şey şu olurki, bu sünni erkekler uçkur peşinde ,gördüğü bir şeyden hemen tahrik olan hastalıklı tiplermiş.. kadınları kapatıp kendilerine engel olmaya çalışıyorlar..Kadın onlar için bir meta.Yolda yanında olamaz,ibadette olamaz,ama yatakta olur zaten onun için yaratılmıştır.Bu sayedede kapatılmalıdır ki kimseyi tahrik etmesin.Kadınlarda bu durumu kabul etmiş..Başıma türban takmazsam karşımdaki adam tahrik olur ve ben günah kazanırım.Camide arkamda erkek namaz kılarsa eğildikçe adam tahrik olur ben günah kazanırım.Diye sürekli ezilmiş günaha odaklanmış bir kadın topluluğu.:) diye düşünürüm siz ne düşünüyorsunuz?

Yukarıdaki tespitleriniz de oldukça yanlış ve art niyetli. Peki birisi de çıkıp dese ki ''....... erkekler uçkur peşinde, sürekli görüp tahrik olmak istiyorlar.Bu yüzden de kadınları açıp emellerine ulaşmak istiyorlar.'' Kesinlikle kendi görüşüm değildir. Sadece sizin gibi düşünmekte olan birisine aynı düşünce seviyesinde karşıt görüşle verilebilecek bir cevap olabileceğini belirtmek istedim. Ne kadar yanlış bir yolda olduğunuzu gösterebilmek için...

Eğer adam uçkurunun peşinde olsa neden kendisine engel olmak için böyle bir kısıtlamaya girsin ki?. Uçkurunun peşinde olan insanın yolu da bellidir, bu yolda karşı cinsden bir insanı örtme taktiğini kullanmayacağı da bellidir. Lütfen bu tür tabirleri kullanırken dikkatli olunuz.

şimdilik en azından konu başlığına yönelmeniz adına bunları hatırlattım..BU KONUDA NAMAZ BAŞÖRTÜSÜ TÜRBAN ÇARŞAF BUNLARIN NE ALAKASI VAR?KONUYU AÇAN ARKADAŞA SAYGISIZLIK ETMİŞSİNİZ GİBİ GELDİ BANA.TABİİ SAYGIYI BAŞKASINA GÖSTERMEYİ BİLİYORSANIZ.SANIRIM SADECE SİZ,SİZE SAYGI BEKLİYORSUNUZ...PEKİ YA BİZ?

banu79
04-01-2009, 04:23:51
Sayın banu79;
Alevilik konusunda ise; yeterli bilgim olmadığını düşünerek, saygı duyduğumu belirtmek istiyorum. İnançları konusunda kendilerinin düşünceleri daha önemli olduğu gibi; dindir değildir tartışmasına girmeden kendilerini nasıl görüyorlarsa saygı duymak gerekir diye düşünüyorum.

İstemeyerek konuyu farklı yönlere taşımış olduysam özür dilerim.

Saygılar.
Sayın Erdem;bu iletinize istinaden, gerçekten saygı duyduğunuzu düşünmüştüm ama malesef ki diğer iletinizdeki

Sayın banu79;

''Yezide hazret diyen sünni zihniyet'' ten bahsetmektesiniz. Av. Abbas Bilgili size gayet güzel cevap yazmış aslında. Eğer yine de bu konuda bir şüpheniz varsa bir sünniye yezid diye hitab etmeyi deneyiniz. Bakalım tepkisi nasıl olacak; hazret mi algılayacak hakaret mi görürsünüz. (tavsiye etmem)
Demişsiniz;bende açıklama yapmışım okumamışsınız.. bir sünniye (TAVSİYE ETMEM DEDİĞİNİZ KISIM) derken siz muaviyeye ne diyorsunuz?Oğulları 6.islam halifesidir kendileri.. Halifelere hem kalkıp hazret dersiniz hemde (r.a) diyede bitirirsiniz.Bunuda ben öğretmeyeyim açın okuyun.

Sayın banu79;
Size bu konuda gerekli cevap verildiği halde yanlış düşüncelerinizde ısrar etmektesiniz. Geçmişte yaşadığınızı iddia ettiğiniz münferit olayları genele nasıl mal edebiliyorsunuz. Gerçek amacınız ne, direkt yazınız. yazılarınızda alevi sünni çekişmesini vurgulamanız tehlikeli bir davranış. Yanlış yoldasınız. Kendinize geliniz. Başlıktan da anlaşılacağı üzere bu konu alevilere, sünnilere düşmanlık yapılması için bu sitede yer almamaktadır

Demişsiniz güleyimmi? ağlayayımmı?Geçmişte yaşadığım münferit olayı genele yaymayayım öylemi?Erdem bey; siz nerede yaşıyorsunuz?Sizin yaşadığınız ülkede bu tür olaylar artık olmuyor ve sadece benim başıma gelmiş ve genele yaymayayım öylemi?Sizin bir tek lafınızı samimi buldum ki; buda sanırım siz gerçekten alevilik hakkında bir şey bilmiyorsunuz.Ama üzücü olan şey aleviliği bilmemeniz değil.. kendi mensubu olduğunuz mezhebinizide bilmiyorsunuz bundada size kızmıyorum.. haklısınız.Doğdunuz ve dediler ki dinin islam hanefisin sünnisin.Sizde kabul ettiniz.araştırmadınız tıpkı aleviliği bilmediğiniz gibi kendi mezhebinizide öğrenmediniz.Bu mezhepler nerden çıkmış? Nedir ne değildir? araştırmadınız.Şimdi ben bu 4 hak mezhebin KENDİ ARALARINDA Kİ tezatlarını yazıncada şaşırdınız ona açıklama yapmadınız beni KENDİNİZE GELİNİZ diyede ikaz ettiniz..
Sayın Erdem;kendisine gelmesi gereken biri varsa sanırım oda sizsiniz SAYGI beklemiyorum.Çünki siz kendiniz gibi düşünmeyen kimseye saygı göstermezsiniz..Diğer forumda (BEDELLİ ASKERLİK)sizi seviyeli olmaya davet etmişler.Bende rica ediyorum..

banu79
04-01-2009, 04:57:40
''Sünni inanca mensup dört büyük ameli / fıkhi mezhep vardır; Hanefilik, Şafiilik, Malikilik ve Hanbelilik''
Bu bize zorunlu verilen din derslerinde öğretilendir.Denildi ki laik devlet anlayışına uygun düşmüyor devlet okullarında zorunlu din dersi.Seçmeli olsun din dersleri öyle ya adam eğer ateist ise saygısızlık olmuyormu bu?Zorla ezberle FATİHA'yı.Dersi geçemen buna bağlı.haa bide alevi isen zaten ona saygı hiç yok. Başta saydığım 4 mezhep anlatılır.. Bir öğrenci kazara HOCAM ALEVİLİK NE PEKİ?dediğinde aldığı cevap o sapmışlıktır öyle bişey yoktur diye cevap alır saygılılardan.Geçen sene seçmeli ders kabul görmedi dediler ki müfredata aleviliğide koyalım.EE görüş sünni zihniyet olunca kitaplara komik bir alevilik ilişti.
-Alevilik Hz ALİ'Yİ sevenlerdir demekmiş :) vah vah
-Hz Alinin; (peygamberin) hediyesi atıda "düldül" katır olmuş müfredatta..
-Hacıbektaşi velide namaza, hacca davet eden biri olmuş.
Bu saygılılar topluluğu gerçek bir şey yazmamış yazamamışlar..
Bu yüzden sayın ERDEM size katılıyorum haklısınız bir şey bilemezsiniz çünki anlatan yok.Saklanan bir tarih var. Kılıçla biatlar var.Saltanat için öldürün katli vaciptir diyilen emirler var.Pişirdikleri yenmez,kızları alınır ama kız verilmez,hatta kız verirseniz dinden çıkarsınız gibi açıklamalar var.Genelde duyulan bir saygı vardır.örneğin sevgiliniz erkekse ve sünni ise ilk gün derseniz ben aleviyim saygı duyar.İkinci gün dayanamaz ve sorar gerçekten mum söndü varmı?Ne saygı duymuşşşş.
Öyle saygı duyarlarki banyonuza kadar girerler ve derler ki gusül almıyormuşsunuz?O kadar alıyorum deki kurana yemin et saygılı yaa; ama ağzınıza burnunuza su alıyormusunuz?Niyet ediyormusunuz?Diyede üsteler..işte size saygı işte size alevilik..Sayın Erdem bunlar vallahi benim yaşadığım münferit olaylar değil ve bu olayları ben çıkarmadım..Bu sorular bu iğrenç ithamlar sünniler tarafından yapılan iftiralardır.Sİz sadece türbana takıldığınız ve türbanlılara saygı,özgürlük beklediğiniz için bunları anlamanız zor geliyor bana..

sdt23
04-01-2009, 15:48:40
Adı kullanılır kendi değil kendi halifedir..İslam halifesidir...
Sayın commodore1tr; bakın hiç bir abartı yok abartıyı nerde gördünüz anlamadım?
Alıntı yaptığım arkadaş hala 6.islam halifesidir diyerek zaten haklılığımı gösteriyor.


Sayın banu79,
Milliyet gazetesinde Zülfü Livaneli'nin bir yazısından alıntı yapmıştım.
Linkin altındaki italik kısım ona ait. Livaneli yazısına "Oğlunuza bir İslam halifesinin adının verilmesine karşı çıkar mısınız?" sorusuyla başlıyor ve devamında "EVET; Muaviye'nin oğlu Yezit, altıncı İslam halifesidir." deyip Yezit'in Şiiler ve Aleviler kadar sevilmediğini söylüyor.

Yezit'in öyle veya böyle 6. halife oluşu, ne kadar hoşumuza gitmese de, tarihi bir vakıadır. Hak etmeyen, halk tarafından sevilmeyen, halkın nefretini toplamış şahıslar da halife, devlet başkanı, başbakan olabilir.


Biraz klasik bir cevap olacak ama; pek çok sünni ailenin çocuklarına Ali, Hasan, Hüseyin isimlerini verdikleri ve kimsenin Yezid ismini vermediği düşünülürse Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ile Yezid'e sünni müslümanların nasıl baktığı anlaşılabilir.

http://www.milliyet.com.tr/1997/08/30/yazar/livaneli.html
(...)Oğlunuza Yezit adını koyar mıydınız?
Ya da şöyle bir soru: Bir kişi diğerine seni yezit seni dese, bu söz hakaret kapsamına girer mi girmez mi?
* * *
EVET; Muaviye'nin oğlu Yezit, altıncı İslam halifesidir.
Ne var ki bu kişinin adı halife olarak değil, hakaret anlamında kullanılır.
Sünniler de böyle kullanır, Aleviler de!
Çünkü Yezit, Kerbela'da Peygamberin torunu Hazreti Hüseyin'i ve soyundan gelenleri büyük bir zulümle öldürmüştür.
Bu yüzden de bir İslam halifesi olmasına rağmen, katil olarak anılır.
Alın size Alevilerle Sünniler arasında bir ortak payda daha!
(...)



Sayın sdt23; sünnilerde böyle kullanır alevilerde diyip ortak bir payda yaratmaya çalışmışsınız ki bu külliyen iftiradır...


İftira kelimesi sözlükte "Bir kimseye kasıtlı ve asılsız suç yükleme, kara çalma" olarak geçiyor. "Sünniler de Hz. Ali'yi, Hz. Fatma'yı, Hz. Hasan'ı, Hz. Hüseyin'i severler, çocuklarına bu isimleri koyarlar. Sünniler de Yezit'i sevmezler." demenin neresi kasıtlı ve asılsız suç yükleme?

Türkiye'de adı Ali, Hasan, Hüseyin, Fatma olan kaç kişi var? Bunlardan kaçı Alevi? Türkiye'de adı Yezit olan (Sünni) var mı?

Hz. Ali'yi, Hz. Fatma'yı, Hz. Hasan'ı, Hz. Hüseyin'i sevme noktasında hiç bir Sünni'nin Alevi'den eksik kalır yanı yoktur.




Sivas da Maraş da Çorum da katliamlar yapanlar, çıkarları için zalimden taraf olup da mazlumu ezenler, kadınlara ve çocuklara kötü davranan, işkence ya da tecavüz edenlerde sizce günümüzün Yezidleri değil midir?


Evet günümüzün Yezidleridir. Bunları yapanlar da sadece Alevilerin değil toplumun neredeyse tamamının nefretini kazanmış kişilerdir. Bir kısım Yezidlerin yaptıklarını bütün Sünnilere mal edip nefreti körüklememek gerekir.

Av.Abbas Bilgili
04-01-2009, 20:48:13
04.01.2009 tarihli Hüriyet'ten Özdemir İnce'nin alevilikle ilgili yazısını aşağıdaki linkten okumak mümkün.

Konuya katkı olması dileği ile;

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/10695352.asp?yazarid=72&gid=61

erdem53
04-01-2009, 23:38:47
Namaz

İbadetlerle ilgili kimi çelişkiler;

Sünni inanca mensup dört büyük ameli / fıkhi mezhep vardır; Hanefilik, Şafiilik, Malikilik ve Hanbelilik.
......
Sünni inanca göre Namaz için abdest almak şarttır.
............
Her ikisi de Sünni ekol olan Hanefilik ve Şafiilik arasında namazlar konusunda aslında pek görülmese de çok derin başkaca ayrılıklar da vardır.
............
İbadetlerle ilgili çarpıcı ve yürek yakıcı bir örnek daha;
.............
Sünni mezheplerin namazın dili konusundaki çelişkileri de son derece ilgi çekicidir.
..........
Sünni inanca göre kadın ve erkek bir arada ibadet edemez.
..........
Tekraren belirtelim ki, Hanefi mezhebine göre namaz kılmayan kişiye zorla namaz kıldırtılmalıdır. Namaz kılmayan kişi dövülür ve kılmaya başlayana kadar hapsedilir. Ama Hanefi mezhebi yine de insaflı çünkü diğer üç Sünni mezhebe göre bu ibadetleri yapmayanlar öldürülür.
...........
Sünni inanca göre İslam’ın en kutsal ibadet yeri olan Kabe’de / Mescid – i Haram’da kadın erkek bir arada bulunulmasının mahsuru yokken değer bakımından daha alt düzeyde olan diğer ibadethanelerde ise bu durum son derece mahsurlu görülmektedir.
..........
Sünni inancın ibadetle ilgili bir diğer çelişkili tutumu da ibadet sırasında örtülmesi gerekli yerlerin neler olduğu konusundadır.
......
Günlük namazların kaç vakit olduğu konusunda da Sünnilikte ilginç bir görüş mevcuttur. Bu görüş Miraç olayı ile ilintilendirilmektedir.
........
Bu noktada Sünni bilginlere şu soruları yöneltmek gerekmektedir;




Bu sünni inançta kadın şeytandır beraber ibadet bile yapamazlar..
...............
Kadının başı ötülür ki erkeler bakıp tahrik olmasın günahtır :)

...; ilk aklıma gelen şey şu olurki, bu sünni erkekler uçkur peşinde ,gördüğü bir şeyden hemen tahrik olan hastalıklı tiplermiş..


..... Halifelere hem kalkıp hazret dersiniz hemde (r.a) diyede bitirirsiniz.Bunuda ben öğretmeyeyim açın okuyun.
.............
Sayın Erdem;kendisine gelmesi gereken biri varsa sanırım oda sizsiniz SAYGI beklemiyorum.Çünki siz kendiniz gibi düşünmeyen kimseye saygı göstermezsiniz..Diğer forumda (BEDELLİ ASKERLİK)sizi seviyeli olmaya davet etmişler.Bende rica ediyorum..


''Sünni inanca mensup dört büyük ameli / fıkhi mezhep vardır; Hanefilik, Şafiilik, Malikilik ve Hanbelilik'' ......
Bu bize zorunlu verilen din derslerinde öğretilendir..

Herşeyin de bir sınırı var artık. Siz utanmadan; insanlara din dersi vereceksiniz, ait olmadığınızı söylediğiniz bir mezhep hakkında siz bilmiyorsunuz diyeceksiniz, ondan sonra da seviyeli olmaya davet edeceksiniz. Üstelik Yezid konusunda size; sayın sdt23, sayın Av.Abbas Bilgili ve saygı duymalısınız dediğiniz sayın commodore1tr cevap veriyor. İnsan bir okur en azından, herşeyin doğrusunu bir siz mi biliyorsunuz? Doğru siz biliyorsunuz ki; bu kadar sunni inançlarını bilmiyor.

Sunniler hakkında ileri geri konuşma cüretini gösterip seviyesizliğinizi gösteriyorsunuz aslında. Ne hakla insanların inançlarına müdahale etmeye kalkışıyorsunuz. Amacınız tartışma çıkarmak, provoke etmek, bölücülük... Hedefiniz Alevi-sünni çatışması ise, avucunuzu yalarsınız.. Bir de kendinizi Aleviymiş gibi tanıtıyorsunuz. Alevilik hakkında yeterli bilgim yok derken inançlara olan saygımdan dolayıdır ve insanlara inançları konusunda ahkam kesmeyi saygısızlık olarak gördüğümdendir. En az sizin kadar bilgim vardır merak etmeyiniz. İnternetten ne olduğu belli olmayan şeyleri kopyalayarak forumu kirletmeyiniz.

Alevilik aleyhinde yazılan tek bir yazı varmı bu forumda? Ama sünniler İslam dışı, sapkın ve sapık insanlar olup çıktılar sayenizde... Size zorunlu din dersinde ne çok şey öğretmişler.

Çıkıpta; Aleviliğin yaşanması konusundaki zorlukları, günlük hayat içerisindeki sıkıntılarını, öğretim kurumlarında zorunlu olarak din dersi okumalarını, ibadet yapmaktaki zorluklarını neden yazmıyorsunuz. Sizin Alevi olduğunuza inanmıyorum. Eğer gerçekten alevi olsaydınız başkalarının inançlarına saldıracağınıza Alevilikle ilgili sorunları dile getirirdiniz. Ülkemizdeki tartışma ortamından kimlerin pirim yaptığı ortadadır. Umarım anlamayarak onlara hizmet etmektesiniz.

Başka forumlara gidipte laf taşımışsınız ancak yine balıklama atlamışsınız. Bu günlerde biraz moda olan bir sözü yazmak zorunda kalacağım; bir lafa bakmak lazım, bir de söyleyene... Seviye konusunda ise hiç hoşuma gitmese de sizin seviyenize inip sizinle alakalı başka bir forumdaki sözleri alıntı yapacağım;

Ayrıca sende de sabah kadın programlarına katılan lafa atlayan meraklı sürekli sosyal tespit yapan izleyici formatı var gibime geldi
Göbek adın Esra Ceyhan mı yoksa senin
bir üye size hitaben yukarıdaki benzetmeyi yapmış. Ben bir şey demiyorum. Farkındaysanız kimse alevilik aleyhinde yazmamakta. Siz de kimsenin aleyhinde kasıtlı olarak yazmayınız. Kendiniz konu dışına çıkmaktan yakındınız ama inatla konuyu değişik yönlere çekmeye çabalıyorsunuz. Kendinizle dahi çekişme halindesiniz.

Sizden ricam; kişisel tartışmalara girmeden ve de sunni, alevi veya başka insanları incitmeden, Alevilik hakkında (eğer aleviyseniz en doğal hakkınızdır) yazmanız, gerçekleri yazmanız.

banu79
05-01-2009, 02:36:20
Sayın Erdem53;benden alıntı yapmış bana sadece laf saynışsınız.. Bense gerçekten;alıntılarıma cevap bekledim..O çok bildiğiniz mezheplerinizin çeliştiği noktaları bana açıklamanızı bekledim..Bu mezhepler nerden çıkmıştır?Varmıdır yokmudur? Bana sataşmak sizin, Türkiyedeki yıllar boyu süren alevi ve sünni ayrımını çözecek ise sözüm yok susarım..Madem ben sorun yaratıyorum siz çözüm sunun..O yazdıklarım şaka değil hayatın gerçekleri.Sayın Abbas beyden, bahsetmişsinizki ben bir tekzip mesajı yazdım okumadığınız belli suni iseniz ve atladınız ise sorun yok..
suni:yapay, yapmacik, egreti..
Ayrıca Sevgili sdt23; haklısınız Ali,Hasan,Hüseyin,Fatma bu isimler gerçektende sünni ve alevi çocuklarına verilen isimlerdir...Konu zaten isim olarak değil daha detaylı anlatayım sanırım anlaşılır demek istediğim..
Bir arkadaşım var kendi adı ALİ ve bu arkadaşım sünni ve Erzincan doğumlu,bir gün geldi dedi ki adımı değiştireceğim.. hayırdır dedim..ya kime adım Ali desem ve Erzincanlı olduğumu söylesem..ilk söz alevimisin? deniyor..sünni olduğumu söylediğimde ise haa bizdensin yani deniyor...yani anlayacağınız bir sünni Ali var,Bir alevi Ali var..Eğer ki alevi isen onlardan olmayan Alisin....
Gelelim yezid kavramına;isim olarak değilde kullanıldığı manaya bakalım pek tabiki bu kavram; ne sünni kesimde ne alevi kesimde isim olarak kullanılmaz..Ama 6. islam halifesidir.
Yezid;sizinde dediğiniz gibi aşşağılama kelimesi olarak kullanılır..
Alevi dünyasında; babası olan Muaviyede bu aşşağılamadan nasibini almıştır ki sebebi;

Çeşitli İslam Tarihi uzmanlarınca dile getirilen ve Muaviye’nin suçlanmasına yol açan davranışlarını şu şekilde sıralamak mümkündür:

1. Muaviye, Şam dışındaki bütün İslam eyaletlerinin meşru halifesi olan Hz. Ali’ye savaş açmış ve esasta iktidarı elde etme amacını Osman’ın kanını talep iddiasıyla hasıraltı etmeyi amaçlamış, dolayısıyla o zamana kadarki İslami teamüllere karşı çıkarak hilafeti gaspetmiştir.

2. Muaviye, siyasi amaçları uğruna, vali ve hakimlere ferman göndermek suretiyle Hz. Ali’ye, Ebu Turap lakabıyla birlikte küfür ettirir, lanet okutturur, sövdürürdü. Ebu Turap, toprağın babası anlamında olup, Hz. Muhammed tarafından Hz. Ali’ye verilmiş bir ad idi ve Hz. Ali de bu lakabı çok severdi. Muaviye ile başlayan bu adet diğer Emevi hükümdarları zamanında da sürdü. Mescidi Nebevi’de, Peygamberin manevi huzurunda, onun minberinde en çok sevdiği zata karşı yakışık almayan küfürleri savurmak adet bile oldu. Hatta Muaviye, Medine’de Hz. Peygamber’in mescidinde de ashabın itirazlarına, Hz. Peygamber’in eşlerinden Ümmü Seleme’nin bizzat mescide gelip Resulullah’ın “Ali’ye söven bana, bana söven Allah’a sövmüş olur.” hadisiyle kendisine ihtarda bulunmasına rağmen bundan vazgeçmemişti.

3. Muaviye, diyet uygulamasında sünnete aykırı davrandığı gibi, ganimet mallarının dağıtılmasında da Allah’ın Kitabı ve Resulü’nün sünnetinin açık hükümlerine aykırı davranmıştır. Emevi soyunun idarecileri, Ömer b. Abdülaziz istisna edilecek olursa, Kur’an ve Sünnet’i dünyevi hırs ve menfaatler uğruna feda edebilmiş ve tarihte “İslam” değil “Arap” devleti adıyla şöhret kazanmışlardır.

4. Muaviye, valilerini o zamanki yasalardan üstün sayıyordu. Valilerinden Ziyad b. Ebih ve Büsr İbni Ertat’ın yaptıkları katliamlar ve zulümler tarihçilerce oldukça yer verilen konulardandır. Muaviye ise bu zulümlere sessiz kalıyordu. Muaviye’nin Basra valiliğine getirdiği Ziyad b. Ebih, Irak’ta haksız yere binlerce insanı öldürttü. Muaviye’nin komutanlarından Büsr İbni Ertat, Mekke, Medine ve Yemen’de zalimce icraatleriyle ortalığa dehşet saçtı.

5. Muaviye, amaçlarına engel olarak gördüğü kişilerden kurtulmak için hiçbir hareketten çekinmezdi ve kanlı emelleri uğruna pek çok değerli şahsın ölmesi onun idaresi dönemine rastlar. Mesela Ammar b. Yasir, Eşter b. Malik, Muhammed İbn-i Ebu Bekir ve Hucr b. Adî bunlardandır. Bu şahıslarının tümünün de ortak yanı, Hz. Ali’nin tarafında yer almış oluşlarıydı.

6. Muaviye, Hz. Hasan’la yaptığı anlaşmayı hiçe sayarak, ölmeden önce oğlu Yezid’e biat edilmesini istedi. Böyle bir durum, o zamana kadar Arapların ve Müslümanların anlayışına uymadığı gibi, Yezid de serbest hareketlerinden dolayı fasık sayılıyordu ve böyle bir kimsenin halifeliğe adaylığını kabul etmek mümkün değildi. Böylece, Muaviye, Yezid El-Humur diye adlandırılmış, kaynaklarda içki içen ilk halife olarak geçen oğlu Yezid’i, kendisine halef tayin etmiş oluyorduki bu durum hilafetin saltanata dönüştüğünün açık bir göstergesiydi.

Sonuç olarak Muaviye o zamana kadar ki İslami teamüllere aykırı birçok kötü hareketi meşrulaştırmış, kendinden sonrakilere kötü örnek olmuştur. G. Levi Della Vida’nın da dile getirdiği gibi, Muaviye’nin halifeliği, İslam’ın devlet teşkilatı tarihinde yepyeni bir dönem açıyordu. Artık halife, sünnetin vücut bulunduğu anlarda buna bizzat şahit olup da sünneti uygulayan veya devam ettiren kimse olmaktan çıkıyor, Arap aleminin belli başlı siması, askeri kuvveti, aile ilişki ve etkileri, kendi şahsi itibarı sayesinde, kabile reisleri arasında en başta geleni oluyordu. Artık halife, resmi ünvanı bakımından olmasa bile, fiilen bir “melik”, daha doğrusu Yunanlıların “tiran” dediği türden bir hükümdardı.

İşte anlaşılamayan konu bu ki benim bahsettiğim çelişki burada zaten;sünni kesim ise Muaviyeye hz der ve (r.a) ile bitirir..
Abbas bey in mesajını yeniden okumanızı tavsiye ederim..Hiç bir sorun yok aleviler çok rahat onlara hiç haksızlık edilmemiştir gibi bir cümlesi varmıdır???Bende edilen haksızlıkları dile getirerek mi haksız oldum...Neden rahatsız oldunuz??

banu79
05-01-2009, 03:02:46
Çıkıpta; Aleviliğin yaşanması konusundaki zorlukları, günlük hayat içerisindeki sıkıntılarını, öğretim kurumlarında zorunlu olarak din dersi okumalarını, ibadet yapmaktaki zorluklarını neden yazmıyorsunuz. Sizin Alevi olduğunuza inanmıyorum. Eğer gerçekten alevi olsaydınız başkalarının inançlarına saldıracağınıza Alevilikle ilgili sorunları dile getirirdiniz.


Sayın Erdem53; ben kimin hayat içerisindeki sıkıntılarından bahsetmişim??kimle ilgili sıkıntıları dile getirmişim??Benim yazdıklarımı okudunuzmu??O yazdıklarım işte alevilerin günlük hayattaki sıkıntıları..Ve aleviliğin sorunları zaten..



bir üye size hitaben yukarıdaki benzetmeyi yapmış. Ben bir şey demiyorum.
dediğiniz konun linkini vereyimde (bana benzetme yapan üyeyi) forumu takip edenler okusun :) konu kilitlenmiş...Benzetme yapan arkadaş konuyu açan arkadaştır..Kendisi vahhh vahh yazıkkk demediğim, ve gerçekleri yüzüne vurduğum için kendince espri yaptı sanırım:)
http://www.hukuki.net/forum/showthread.php?t=49608

cognis
05-01-2009, 03:12:13
Hayretle okuduğum bu iletiye hiç mi hiç cevap yazmayacaktım ama ''namaz 5 vakit farz diye bas bas bağırırken kulağı seste, kendisi abdestte olacak'' kısmının bana hitaben yazıldığını düşünerek kısaca cevap yazmak istedim.

İleti yazdığım saatlerle nazmaz saatlerini bir karşılaştırınız. Namaz saatlerinden bihaber olacaksınız ki bu şekilde yazmışsınız.

''En azından namaz vakti pc başında oturup oraya buraya laf yetiştirmeyecek'' burada da kendi durumunu anlatmış herhalde. Hem nazmaz kılamamak tan yakınacak vaktim, imkanım yok diyeceksiniz hemde ''pc başında oraya buraya laf yetiştireceksiniz''. İnsan kendisini anca bu kadar özetleyebilir.



Çok haklısınız sayın sdt23... Karar: Cezayi ehliyeti olmadığına...:)


Sayın commodore1tr;

yazma hızınıza kimsenin yetişemeyeceği aşikar. Ee kolay değil neredeyse 8.500 ileti yazmak. Belli ki sadece yazmakla meşgülsünüz. Çünkü hiç okumadığınız aşikar, bir de iletilerin tamamını neyin neye cevap yazıldığını ıdark edebilecek kadar okusaydınız.

Ben cognis rumuzlu üyeye şaka yaptım, gülücük attım demedim. İletisinden alıntı yaptığım yukardaki kısmının beni ilgilendirdiğini düşündüm. İletisini bütünüyle okuyup değerlendirdiğinizde ise; kendi içerisinde tamamen tezat oluşturduğunu görürsünüz. Kendisi namaz kılmak için vakit bulammaktan şikayet etmiş ve sonra da ''En azından namaz vakti pc başında oturup oraya buraya laf yetiştirmeyecek'' diye bağlamış. Kendisine cevap yazmış aslında. Sayın sdt23 de bu çelişkiyi görmüş olacak ki ''başka sorum yok diye'' ileti yazmış. Benim iletimde ise sizin deyiminizle gülücük veya şaka kısmı sayın sdt23 e yönelik olup kastedilen diğer üyenin iletisindeki tezattır.

O zaman sayın commodore1tr; ben sizi, bana yapmış olduğunuz uyarıların şiddetlisi ile uyarıyorum. Sizin yazdıklarınıza tamamen cevap vermeme rağmen siz hiç bir soruma cevap vermeden dolambaçlı bir şekilde çevirip, aynı şeyleri tekrar etmeme sebebiyet veriyorsunuz. İletilerimi okumanızı rica ediyorum. İllede iletilerimi okumak zorunda değilsiniz ancak cevap yazacaksanız lütfen okuyunuz.

Saygılar.



Çok haklısınız sayın sdt23... Karar: Cezayi ehliyeti olmadığına...
Erdem53 iletiniz de gülücük atmış mısınız?? atmışsınız. Atınız mesele yok, zaten müdahil de olmuş değilim, Sanırım sdt23 ile gülüşmüşsünüz,,, espri anlayışınız hakkında ne diyeyim YORUM YOK!!!

İletim iye ilgili açıklama yapmam da şart oldu, paradoks nedir önce onu araştırınız, iletimde zarif ve keskin bir algı içeren ironi mevcuttur. Anlayamadığınızdan izah edeyim...
*Hayatın bugünkü hatta bu yüzyıl ki doğal akışı içinde 5 vakit namaz kılmak/kıldığını iddia etmek hiç inandırıcı değil. Kaldı ki mümkün değil. Nasıl mümkün olabilir?? Bakınız; ilgili iletim...
*İlla nicelik, illa nicelik derseniz ne olur?? Nitelikten feragat edersiniz... Bu da mutluluk getirmez. Günlük namaz randımanını tutturmayı ilke edinen, küçük çocukları da olan, çalışan müslüman bir anneden örnekle daha anlayabileceğiniz biçinme bu soruya cevap arayalım.., evet ne olur??? Bu kere kendini, kendi kadınlığını, ailesini ve anneliğini ihmal eder. Etmek zorundadır. Zira gün kadın için de, erkek için de, çalışan için de, çalışmayan için de 24 saattir...
*O halde hangisini toplum olarak istiyoruz? Kendini kendi ahiret dünyasına hazırlamayı öncelikli ilke edinmiş bireyi mi? Yoksa insana ve kendine değer veren bireyi mi? Kendini ve çevresini mutlu etmeyi öncelik edinmiş, zamanını buna kanalize etmiş bireyi mi? Hatta İSLAM HANGİSİ İSTİYOR??
*Günün 24 saat, günlük çalışma saatlerinin asgari 8 saat, trafik vs ekstra zaman kayıpları, e bu zatın uykusu, aile saadeti, kişisel günlük bakımı, ihtiyaçları ha bir de namaz saatleri biraraya geldiğinde 5 vakit namaz kılınmasını şiddetle buyuran bilumum müslümanlar buna nasıl vakit bulurlar?? Bu iddia fizike, matematiğe, meterolojiye, vs. ilimlere külliyen aykırı.
*E kendi yapamadığını eyleme diğer insanları neden zorlarlar?? Bunu da psikoloji açıklasın.
*Aslında İSLAMİ doktrin özellikle 20 yüzyılda hayatın içinde varolma sıkıntısı yaşıyor; Müslümanlar da islami öğeleri hayatın içinde barındıramama sıkıntısı. O halde burda AKSAYAN BİR ŞEY VAR?? Bu aksaklığı Allah'ın gözardı etmesi, sonsuza kadar güncelliğini ve icra edilebilir varlığını koruyacağını iddia ederken bugünkü yaşam biçimini öngörmemesi, buna yönelik tedbir/alternatifler üretmemesi mi islamın yumuşak karnı mı?

Sn commodore1tr ile birbirinizi şiddetle uyarmanız üzerine kurulu ilişkiniz de egsantrik!!!
Sn commodore1tr günlük yaşamı içinde zaman ayıracak, okuyup, düşünecek, bilgi ve belge ile kendini donatacak,,, bu ve benzeri bilumum forum konularını açacak, fikirlerini hızına akıl sır erdiremeyeceğiniz bir ivedilikte; gerekçeli, izahatlı ortaya koyacak forum konuları oluşturacak..., kazı çevirip çevirip yakmama maharetiyle defaten tartışılmış konuları defaten yazacaksınız???? Hiç adil değil...


Gerekçeli karar da açıklandı...

İroni diyorsunuz izah edeyim diyorsunuz yine aynı şeyleri yazıyorsunuz. Siz bu güne kadar Namaz kılıpta veya kılmak isteyipte zamanından dolayı kılamayan birisini gördünüz mü? Gün 24 saatte, 5 vakit namazın alacağı vakit ne kadar, bundan haberiniz var mı? Siz namaz kılmak istediniz de zaman mı bulamadınız? Sizin namaz kılıp kılmamanız bizi alakadar etmez diyeceksiniz. Doğrudur. Ancak kılanların da nasıl zaman bulduğu da sizi alakadar etmez. Sizi inandırmak zorunda mı insanlar? İnandırıcı değilmiş. Beş vakit namaza zaman bulunması matematiğe, fiziğe, meterolojiye v.s. ilimlere külliyen aykırıymış. Tek aykırı olan bilim var, psikoloji.. sadece sizin psikolojiniz...

Kadınların veya erkeklerin de günümüzde namaz kılmada zorluklar yaşadığı konusunda işyerlerindeki kısıtlamalar mevcut ise onlardan bahsedebilirsiniz. Bu gibi durumlarda sıkıntı olması olayına katılabilirim.Tutupta İslamiyet'in günümüze hitap etmediğini iddia etmeniz, haddi aşan kelimelerdir. Kimse sizi namaz kılmaya veya inanmaya zorlamıyor. İddia ettiğiniz gibi aksayan hiçbirşey yoktur. Allah'ın gözardı temesi, öngörmemesi, alternatif üretmemesi gibi tabirleri sıkılmadan kullanıyorsunuz bir de. Yoksa siz mi tahmin edip öngördünüz, yakında kitap çıkarmayasınız ya da başımıza yeni bir Mehdi' mi geliyor. Evet sorun tamamen psikolojik.

''E kendi yapamadığını eyleme diğer insanları neden zorlarlar?? Bunu da psikoloji açıklasın.'' bu da ne demek. Sizi namaz kılmaya zorlayan mı oldu? Gerçekten bir psikoloğa gidiniz. Belki psikoloji size açıklar. Aslında en mantıklı cümleniz bu.

Kaldı ki; Allah kelimesinden rahatsız olan canı sıkılan bir insandan da anca bu şekilde bir yanıt beklenebilirdi.


KARŞILAŞMA AHLAKI
Karşılaşmayı bilmediğimiz bir dünyada yaşıyoruz. Karşılaşamayan insanların birarada olduğu bir dünyada.

Ne olur karşılaşamayan insanların birarada yaşadığı bir dünyada?
Karşılaşamama, “sosyolojik”, “psiko-sosyolojik”, “antropolojik” bir olgu değil! Bir onto-etik özellik. İnsanın varlık yapısından kaynaklanan, bir ahlaksal yaşam özelliği.

*Karşılaşamama ne gibi bir yaşama biçimine (Lebensform) yol açar?
*Karşılaşamayan insanların birarada yaşadığı dünya, nasıl bir dünyadır?
Yüzyıllardır yaşadığımız, binyıllardır ömür sürdüğümüz bu dünyadır. Bu dünyada karşılaşabilen insanlar oldu mu? Yeniden, yeniden soralım: Ne olur karşılaşmanın olmadığı bir dünyada? Kokuşma başlar sürer.

İnsanların birbirlerini insan yerine koymadığı bir dünyada, birbirlerini, damgalayarak, kalıplar içinde, önyargılarla gördüğü bir dünyada, yaşam kokuşur!

Birbirlerini darlaştırarak, kafalarındaki çerçeveler içine sıkıştırıp gören; güveni,sevgiyi, saygıyı, yaratmayı, canlılığı, sevinci, keşfi, özgün arama, araştırma, beklentilerini, yaşayamayan insanların oluşturduğu dünya kokuşur!

Birbirini kullanmaya, denetlemeye, sömürmeye çalışan, içten anlama isteği yerine, düzeni sürdürmek içingerekli davranışlarda bulunmayı, dıştan uygun, uyumlu görüntüler vermeyi seçen, kendi yarattıkları daracık dünyalarında, konforun, ekonomik, teknolojik olanakların rahatlığıyla sığlığı seçen insanların ilişkileri kokuşur!

Ne birbirlerini ne de kendi içlerini göremeyen insanların,doğaya, evrene, bilgilerine,duygularına, sezgilerine, düşüncelerine,bedenlerine, içinde yaşadıkları, kültürel, ahlaksal, toplumsal, siyasal, ekonomik düzenebakışları kokuşur.

Karşılaşamayan insanların yaşadığı dünyada, estetik, etik değerler kokuşur.

Kendi olmaya, kendine özgü yaşama erişmeye çabalayan insanların umutları kalmaz.

Elbette, adâletin olmadığı, insanların açlıktan, anlamsız savaşlardan öldüğü, sömürüldüğü bir dünyada insanların karşılaşabilme yaşantısı (Erfahrung) yaşayabilmeleri çok zordur.

[
B]Karşılaşabilme, bir anlamıyla alt yapı yeterliliği gerektiriyor. [/B]
Unutmayalım ki, sosyo-ekonomik düzen karşılaşabilme yaşantılarını belirliyorsa, karşılaşma yaşantıları da sosyo-ekonomik düzeni etkiler. İnsan onto-etik yapısı gereği, karşılaşabilme olanaklarıyla doğmuştur. İçinde bulunduğu koşullar olanağın gerçekleşmesini engelleyebilir. Bu olanağın keşfi ve geçekleştirilmesi ahlakın çok önemli bir sorunu olarak görünüyor. Elbette, keşif ve gerçekleştirme bir dereceye kadar öğretilebilir. Güzel bir dünya için, haksızlığın giderek kaldırıldığı, insanların kendilerine yakışan yaşamaları oluşturabildiği bir dünya için, insanların karşılaşma yaşantılarını tanımaları, yaşayabilmeleri, hiç değilse yaşanmasındaki sorunları anlayıp tartışabilmeleri gerekiyor.


Öyleyse, tartışmaya başlayalım: Nedir; karşılaşma?

*Karşılaşma karşısı olanın başarabileceği bir eylem. Karşısı olan, karşılaşmaya açık, bunun için donanımlı olandır.
*Hazır olan, bilinçli, bilgilidir. Karşısını maskelerle, perdelerle, korkularla, ürküntülerle doldurmayan, tıkamayandır.

Karşısı olan, dünyayı karşılamaya gönüllü, karşısına çıkabileceklerle savaşmaya, uğraşmaya, başına gelebileceklerin bedelini ödemeye hazır biridir. Karşısı olan, karşı karşıya geldiklerini karşılamayı göze almış olandır. Karşımızda olanı karşılayabilme duyarlılığı taşır.

Duyarlılık bizi onto-etik açıdan iki temel varolma biçimi ile karşı karşıya bırakır: Önümde açılan bir ufkum, yürüyeceğim yol, sınayacağım düşünceler var. Karşım, açıklığım; dünyaya kendimi sunuşuma, dünyayı kendime kabul edişimi belirler. Karşım varsa gidebilirim; bana gelebilirler. Dünya bana gelir, kendini bana sunar, verir: Borçlu kalırım ona. Karşım varsa, açılıyor, bana doğru açılanları kabul ediyorum, buyur ediyorumdemektir. Dünyayı “karşıma” aldığım, “karşım”dan ona doğru yürüyebildiğim için şükranduyarım. Borç ve şükran “karşı”mın oluşmasında, gelişmesinde iki önemli “yaşanan”.Borçluluğum, karşılama gücünü oluşturur; ödemem için kendimi aşamaya, kendimi karşılamaya hazır, açık tutmaya çabalarım. Yaşamak borçlu olmaktır: Cân verilmiştir.Borç olarak, emânet olarak verilmiştir. Verilmeyebilirdi. Yaşıyorsak, karşımız varsa,karşılaşama duyarlılığı içinde, kendimizi karşılaşmaya hazırlıyorsak, karşılaşma gücünü taşıyorsak, şükür etmeliyiz. Borç ve şükran, karşılaşma duyarlılığını arttırır.

Karşılaşma, diğer insanlarla olabildiği gibi, insanın kendisiyle de olabilir. Kimle neyle karşılaşacağız? Yanıtı baştan alırız: Kendimizle, “O”nunla, (“o”, “öteki”dir, karşımızdadurandır!) Doğayla, evrenle, bilgiyle, duyguyla, sezgiyle, düşüncelerle, bedenle, politik güçle: Toplumsal, siyasal, ekonomik, kültürel, ahlaksal düzenle....


Kendimizle karşılaşmanın zorluğu şimdi çıkıyor ortaya: Kendimizi görmemizi engelleyen, toplumsal, kültürel biçimlendirmeler, psikolojik savunma mekanizmaları, sürekli olarak kendimizin yerine kendimizin kopyalarını koyar. Kendimizin kendimizi görme çağrısına kulak vermek, bu çağrıyı duyabilecek donanıma sahip olmakla olanaklı. Kendimizi yepyeni ve sonsuzluğu içinde görmek yine iki temel onto-etik özelliğe ulaşma ile sağlanabilir: Göze alma (Wagnis) ve Sınama (Versuch)! Göze alma, kopyadan, kalıptan, alışılmıştan,dolayısıyla kolaycılıktan, rahatlıktan kurtulabilmek, karşımızı açmak, karşımızda olanın çağrısını duyabilme cesaretidir. Karşılaşma, “risk” içerir, tehlikeler taşır. Tehlike korkakları, alışkanlık düşkünleri karşılaşamazlar.
Tehlikeyi, sorunları, yeniliği göze alanlar, karşı karşıya geldikleri sonsuzluğu araştırmaya, sınamaya, denemeye üşenmezler.


“O”, karşımda ise, görebiliyorsam, karşım açıksa, ötemde öteki var demektir. Karşım kapalıysa, “o”, orada, “herhangi biri” olarak kalacaktır.
Herhangi birine:
a) Kayıtsız kalabilir
b) Düşman olabilir
c) İnsan olduğu için saygı duyabilirim.

Saygı ve ölçülülük, karşımın açılması anlamına gelmez. Kurallara uygun davranıyor olmam, insanlara saygılı davranmam, onlarla karşılaşmam demek değildir. Öteki, boş bir “x” olamaz. Öteki, ötemde olan, karşımın sınırlarında bulunandır: Ucumdadır. (Transcendental)

Karşıma aldığım, ötemde duranla karşılaşabilmem, ona güvenmemi gerektir. Güvenir, kendimi emânet ederim ona. O da güvenir kendini emânet eder bana, onun sorumluluğunu taşırım.

Güven ve Sorumluk: Karşılaşmanın iki temel özelliği.
Karşılaşanların birbirlerindeki yeniliği, sonsuzluğu görebilmeleri için Güven ve Sorumluluğun Saygı ile bütünleşmesi gerekir. Elbette, karşılaşanlar, varolabildikleri, cân taşıyabildikleri, hele hele karşılaşabildikleri için, yaşamın kendisine, içlerindeki sonsuzluğa şükran duyarlar; şükran insan olarak var olmanın borçlu olmak olduğunu bilmekten kaynaklanır.
Borçlu olmak, şükran ve sorumluluğa yol açar.
Öteki, ötekidir, karşılaştığımdır. Karşımdadır.
Karşılaşmada, karşılaşanlardan biri olarak, bendeki onu, bendeki beni, bendeki onları, bendeki bizi yaşarım.
Bende o, öteki, ötedeki olarak vardır. Olanca sonsuzluğuyla. Karşılaşan beni, bendeki beni de yaşarım, karşılaşırken; ben ve ötekinin dışındaki insanları, onları; kendimle birlikte ötekini duyar, anlar, yaşarım. Benzer biçimde, öteki, ondaki o’yu, ondaki beni, ondaki onları, ondaki bizi yaşar.

Karşılaşma, içinde yoğun yaşantılar taşıyan bir insan hâli.
“Bilgi çağı”nda yaşadığını söylüyor insan. Peki, bilgisiyle karşılaşabiliyor mu?
Yoksa, bilgiyi kullanma, ürüne dönüştürme,bilgi teknolojisi oluşturmadan mı oluşuyor bilgi çağı? Bilgisiyle karşılaşamadan mı bilgi çağını yaşıyor? Bilgi “ezberleniyor”, “kullanılıp atılıyor; karşılaşmadaki güven öğesi, körü körüne itaat etmeye dönüşmüş.

Kimse bilgiyi bir emâneti alır gibi almak istemiyor; bu, sorumluluk getirecektir çünkü ona.

Emâneti korumak, geliştirmek, ona “iyi bakmak” gerekir. Bilginin kendisi değil de, kullanımı, etkisi, işe yaralılığı onu bir araç olarak görmemize yol açıyor.

“Araçtaki” yeniliği, sonsuzluğu araştırmak, bilgiçağı insanının pek gündeminde değil.

Bilgiye borçlu duymuyor kendini. Onu hizmetinde olan, kölesi gibi görüyor!

Bilgiyle karşılaşabilenler, bilgisini içselleştirip onu yaşamıyla bütünleştirebiliyorlar. Bilgisini irdeleyebiliyorlar, onun “gücü” altında ezilmiyor, bilgisinin sınırlarını, dayanaklarını görebiliyor, onun yanında özgür olabiliyorlar.

O zaman sormalı; burada çok kısa iki örneğini verdiğimiz, bilgi ve doğanın dışında, kendimizin dışında kalan karşılaşmalar nasıl gerçekleşir?
Duygularımızla karşılaşabilirmiyiz?
Tek tek nesnelerle, örneğin?
Elbette karşılaşma, bir doruk yaşantı.(Peak Experience)
Karşılaşma, bir benzetme ile dokunmadır.
Türkçede “dokunma” “dokumakla” ilgili.
Karşılaşma, zor bir kumaşı dokumak gibidir. Dokunma,, değme anlamı da taşıyor. Karşılaşanlar birbirlerini dokur, birbirlerine değerler.
Karşılaşma dokunaklıdır, bir “içlenme”dir.
Karşılaşanların dönüştüğü bir eylemdir.
Karşımızı açmak, kendimizi geliştirmek, donatmakla başlar; karşımızı görmeye başlarız, ötekini örneğin; öteki de bizi görür, görüşürüz, görüşme karşılaşmaya döner, karşılaşma birlikte kotarılan bir eylemleşmedir.
Görüşenler dönüşür, görüşme dönüşür, karşılaşanlar dönüşür, karşılaşma dönüşür.
Karşılaşma, bir keşif olabilir. İnsanlar, birbirlerinin karşılarından geçerek, insanı, yaşamı, dünyayı keşfedebilirler. Buna buluşma diyorum. Karşılıklı bulma anlamında.
Karşılaşma cânı olan insanların bir başarısıdır.

Kısacası;
İnsanların birbirlerini insan yerine koymadığı bir dünyada,birbirlerini, damgalayarak, kalıplar içinde, önyargılarla gördüğü bir dünyada, yaşamkokuşur! Birbirlerini darlaştırarak, kafalarındaki çerçeveler içine sıkıştırıp gören; güveni,sevgiyi, saygıyı, yaratmayı, canlılığı, sevinci, keşfi, özgün arama, araştırma, beklentilerini, yaşayamayan insanların oluşturduğu dünya kokuşur!


Prof.Dr. Ahmet İNAM

erdem53
05-01-2009, 17:48:12
Göze alma, kopyadan, kalıptan, alışılmıştan,dolayısıyla kolaycılıktan, rahatlıktan kurtulabilmek, karşımızı açmak, karşımızda olanın çağrısını duyabilme cesaretidir.

Bırakınız bu kopyacılığı, kolaycılığı... Bu kadar alıntı yapacağınıza; hiç olmazsa alıntı yaptığınız yazıyı bir okusaydınız. Artık yazmayınız... Gülünç duruma düşüyorsunuz...

sdt23
05-01-2009, 18:33:51
Muaviye konusunda söylediklerinizde haklısınız.
Muaviye sünnilerin özellikle sevgi gösterdikleri bir tarihi kişilik değildir.
Madde madde saydığınız şeyler de (muhtemelen?) sünni İslam alimlerinin Muaviye hakkındaki değerlendirmeleridir. Ben bu değerlendirmelerin tamamına katılıyorum, itiraz edecek birisinin de çıkacağını zannetmiyorum.



Bir arkadaşım var kendi adı ALİ ve bu arkadaşım sünni ve Erzincan doğumlu,bir gün geldi dedi ki adımı değiştireceğim.. hayırdır dedim..ya kime adım Ali desem ve Erzincanlı olduğumu söylesem..ilk söz alevimisin? deniyor..sünni olduğumu söylediğimde ise haa bizdensin yani deniyor...yani anlayacağınız bir sünni Ali var,Bir alevi Ali var..Eğer ki alevi isen onlardan olmayan Alisin....


Bu verdiğiniz örnek toplumun iki kesiminde de birbirine karşı ön yargıdan kaynaklanıyor. Toplumun bir kısmı Alevilere karşı ön yargılara sahip, ama diğer kısmı da sünnilere karşı. Bunun neticesinde Sünniler ve Aleviler arasında bir yabancılaşma ve kutuplaşma meydana geliyor.

Oysa ki, Hz.Ali, Hz.Fatma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin'e saygı ve sevgi açısından sünnilerin Alevilerden geri kalır yanı yok.

Farklılıkları ön plana çıkarıp düşmanlıkları körüklemektense, birbirimizi tanımaya çalışmak ve ön yargılarımızdan kurtulmak daha güzel olmaz mı?

horasan
05-01-2009, 19:11:51
"Ey Muhammed! Kılıcımızdan hala Kureyşlilerin kanları damlar iken senin bu yaptığın hak mı, adalet mi?"

Bazı gerçekleri atlayarak, görmemezlikten gelerek veya işine geldiği gibi yorumlayarak nereye kadar gidebilirsiniz?

"Bina"nın "temel"ini incelemeden "daire"lerin kartonpiyerinin, laminant parkesinin, çelik kapısının, jakuzisinin ... ne faydası olabilir?

En iyisi "temel"ini kendinizin atacağı "müstakil" bir villa... amaaaa orada da "hırsız"ına, "ırsız"ına karşı "güvenlik" sorunu var...

O "MALİYET"İ GÖZE ALAN VE KARŞILAYAN "GERÇEK AYDIN"LARA SELAM OLSUN!

VESSELAM!

cognis
06-01-2009, 02:57:58
Bırakınız bu kopyacılığı, kolaycılığı... Bu kadar alıntı yapacağınıza; hiç olmazsa alıntı yaptığınız yazıyı bir okusaydınız. Artık yazmayınız... Gülünç duruma düşüyorsunuz...

Erdem53 korkak olmayın; kendi lügatınızı konuşturun... Prof. Dr. Ahmet İnam'ın bila tarihte yazdığı bu yazındaki geçen cümleleri basamak yapmayın... canınız hakaret etmek istedi ise karakterli olun,,, çalıntı cümlelerle karakter yapılmaz.


Kimsenin sizi düşünerek birşey yazdığı vs. yok!!! Namaz ve yazınlara dökülen sabit fikrin/vicdani yetersizliğin/içinde ayrımcı kin ve önyargı barındıran yüreklerin kalemlerinden dökülen Allah nidasının hiç hoşuma gitmediğine dair fikirlerimi kendinizle alakalandırmanız zaten ilkin yaptığınız densizlik. İkinci densizliğiniz de çok çok daha büyük... Kimsiniz siz? nebi mi? mücahit mi? Size mi kalmış imanı tedarik etmek, Allah'çılık yaygarası. Siz ve klonlarınız 24 saat, haftalarca, aylarca allah, allah dese bana ne? Allah hangi kitapta adımla uluyun demiş. Adımla uluyan her kim ise de onu ben belleyin demiş??? Hah işte bu da asli ve şahsi büyük günahınız... Siz kimsiniz??? kimsiniz ki; Allahın sıfatına kuşandınız,,, kimsiniz ki; kendi içimde tezat mı oluşturmuşum vs. yaftalamasını yapıyorsunuz... Foruma dahil ettiğim fikrim tartışmaya AÇIKTIR...
ŞAHSIM ve düşünebilme kabiliyetimden hareketle İTİKATİM ise ;
ASLA VE KAT'İ tartışmaya ve siz benzer zihinlerin tahayyülüne, takdirine AÇIK DEĞİLDİR!!!

Site yönetimi de uyuyor mu ne??? Bir dolu kural ihlali almış başını gidiyor..., tüm kurallar densizlere istisna herhalde.

Ben burda kime itafen yazacak isem onun sıfatını da açıkça yazarım. Yok kendime zannettim vs bi garip! çocuksu! ne bileyim ucuz altyapılar döşeyerek dikkat çekme gayretlerinize rağmen; sırf insan sıfatınıza binaen açıklama yaptım. Anlarsınız, anlamazsınız,,, kapasite, zihninizin açılımının yaptığı açı değerini takdir ve revize edecek değilim. Kaldı ki bana ne?? O sizin kendi vazife ve mesainiz....

Üstelik "'namaz 5 vakit farz diye bas bas bağırırken kulağı seste, kendisi abdestte olacak'' cümlesini sanki tam da öyle yakalanmışçasına telaş ve maharetsiz yavuz hırsız marifetiyle 'ben miyim o, ha ben miyim o, yok yok benim' diye atlayan sizsiniz.
Ne bileyim siz misiniz O? Hanginiz? Bana ne? Bana taahhüdde mi bulundunuz ki yok ben değilim diye hemen savunma ve saldırı geliştiriyorsunuz?

Bir de kalkmış;

'namaz 5 vakit farz diye bas bas bağırırken kulağı seste, kendisi abdestte olacak'' kendisini anca bu kadar özetleyebilir. demişsiniz. Açıkçası bu densizlikte değil edepsizlik artık...

Ne diye kendimi özetliyeyim? Bu site yle ve topunuzla; kulağım seste, şadırvan başında abdestteyim diye bir akit mi düzenledim? Böyle bir intiba mı verdim?? de özetle suç mahallinde enselendim...

İtikat ve inancım Allah nezdinde aleni ve bakidir... Ki kıymetlidir,,, ne şov, ne tahakküm, ne densizlik, ne yoksun kişilik ikamesi için KULLANMADI, KULLANILAMAZ...

Tarafıma işbu mevzuu da cevap adı altında abesle iştigal lüzumsuzluklar yazmayınız. Taa en baştan mevzuunun sizinle en ufak bir alakası yoktu. Forum konusunu da şahsileştirmeyiniz. Burda ben ve benim gibi üyeler sizi düşünüp de birşeyler yazıyor, sizden illa feyz almak derdinde gibi bir şey yok.
BİLAKİS..., SİZE RAĞMEN YAZIYORUZ.
Epey sinir bozucu bir zihniyete ve onun fikirsellikten bi haber şahsi atışma zeminine ise çakılı tarzınıza rağmen forum konusunu, fikir ve bilgileri tartışmak üstelik sizin tahmin edemeyeceğiniz kadar zorlayıcı...

Tabii sizin için hava hoş..., zira söylemleri bu yana çektikten sonra diliniz bir çözülüyor, pir çözülüyor,,, malum herkez anadilini tercih eder.

32844
06-01-2009, 11:58:34
Bu sitede birçok kişinin yazısını okuyorum. Üslubunu beğenmediğim bir çok kişi var. Commodore1tr ise bana ters gelen o kadar çok şey yazmaktadır ki (zaten kendini yazmakla görevli kılınmış hissetmekte:) ) ancak hiçbir zaman kendisine bir antipatim olmadı. Ancak aşağıda yazılarını alıntıladığım sayın Banu79 isimli üye ise adeta proveke etmek amacı ile yazı yazmaktadır. Kendisi bana antipatik geldi. Daha çok cahil cühela halkın Aleviliğe bakışını Sünni anlayışın egemen kuralı gibi lanse ederek demogoji yaptığını düşünmekteyim. Daha önce konuya uygun olarak Alevilik din mi? Bağlamında görüşlerimi beyan ettim. Ancak daha sonra o kadar tahrikkar yazılar yazılmış ki bu satırları yazma ihtiyacı hissettim.

Her şeyden önce yazılanlarda bir üslup olmalı ve elden geldiğince imla kurallarına uyulmalıdır. Bu nedenle imla kurallarına dikkat ederek yazmak gerektiğini belirtirim. Bu yazının muhatap olduğu kişilere de saygının bir gereğidir.

-A-
Yezide hazret diyen süni zihniyeti anlamış değilim....

Daha önceden bu konuda yeterli cevap verilmiş olduğunu düşünüyorum. Hatta ben Yezid kelimesinin bu şekil (hay seni Yezid, it Yezid gibi) kullanılmasına da karşıyım. Birisini sevmek ya da sevmemek başka şeydir, o kişinin ismini hakaret olarak kullanmak başka şeydir. Güncel örnek verecek olursam; Recep Tayyip ERDOĞAN’ı hiç sevmem. Bu durum ülkenin Başbakanlığını yapmış olan kişiye hakaret etmeme sebep olamaz. Yezid de nihayetinde Devlet Başkanlığı yapmış, yanlış işleri de olan bir sahabedir.
Günümüz Türkiye’sinde pek kullanılmaz. Pek diyorum zira bilmeden de olsa kullanılmaktadır. Beyazıt isminin köken olarak Ebu Yezid’den geldiğini belirten görüşler vardır. Ancak Beyazıt isimli hiç kimse kendini Yezid’le özdeşleştirmez. En ünlü Beyazıt’ımız ise malumunuz olduğu üzere Beyaz’dır.

-B-
Alevilik Din Değil... Gerisi Ne?
Başlığı ben yanlış mı görüyorum?Baş örtüsünün bu konuda ne işi var?
Sayın Erdem;saygıdan bahsetmişsinizde Aleviliğe ne kadar saygınız var?
Bu konudaki bilginiz nedir? Sizde sapmış bir topluluk gözüyle mi görüyorsunuz?
Semahı çalgı, çengi, eğlence olarak mı algılayanlardansınız?
Peki siz hiç "krık sabun eskitilmeli bunların başında ancak temizlenirler" diyenleri bilir misiniz?
Daha çoğu varda soracaklarımın.. şimdilik en azından konu başlığına yönelmeniz adına bunları hatırlattım..BU KONUDA NAMAZ BAŞÖRTÜSÜ TÜRBAN ÇARŞAF BUNLARIN NE ALAKASI VAR?KONUYU AÇAN ARKADAŞA SAYGISIZLIK ETMİŞSİNİZ GİBİ GELDİ BANA.TABİİ SAYGIYI BAŞKASINA GÖSTERMEYİ BİLİYORSANIZ.SANIRIM SADECE SİZ,SİZE SAYGI BEKLİYORSUNUZ...PEKİ YA BİZ?

Çok haklı olarak konu başlığına çıkılmasını eleştirmişsiniz. Ancak daha sonra istemeden de olsa konuyu çok daha farklı boyutlara getirenin de siz olduğunuzun farkında bile değilsiniz.
Cümle kuruluşlarına dikkat ederseniz, bazı önyargılarınız olduğunu göreceksiniz. “Aleviliğe ne kadar saygın var?” derken aslında karşındaki kişinin Aleviliğe hiçbir saygısının olmadığını ima etmektesiniz. “Bu konuda bilginiz nedir?” derken, karşınızdaki kişinin bir bilgisi olmadığını, zaten söyleyeceklerini pek de ciddiye almayacağınızı ifade ediyorsunuz. “Semahı, çalgı, çengi, eğlence olarak mı algılayanlardansınız?” derken, karşıdakinin böyle olduğunu doğrudan ima etmiş oluyorsunuz.
Avamın, cahil cühelanın, Alevilik bilgisinden, Aleviliğe bakışını kendinize referans almışsınız. Ki referans aldığınız bu kişilerin kendi mezheplerinden bile haberi yoktur. O yüzden halk içindeki kırk sabun eskitmeli, bunların kestiği, pişirdiği yenmez gibi akıldışı, bilimdışı safsataların tartışma yeri belli bir seviyesi olan (bana göre fevkaladenin fevkinde) bir sitede tartışmak abesle iştigaldir. Ancak yazmış olduğunuz için mecburen yanıtladım. Cahil cühelanın bilgisizlikten kaynaklanan safsatalarını bir mezhebin ya da inancın tamamına teşmil edemezsiniz.

-C-
Abbas bey; teşekkür ederim ki bir yanlışımı bana fark ettirdiniz ben oraya suni zihniyet yazacakken, süni yazmışım. Ama gerçekten çok enteresandır ki siz muaviye'ye hazret diyenlerle nasıl karşılaşmadınız hayret ettim doğrusu. Bu kişiyi ehli beytten sayanlar var
Saygı benden.

Yukarıda Yezid bahsinde söyledim. Muaviye’ye Hazret diyen elbette vardır. Muaviye’ye Hazret diyenler, Ali için de Hz.Ali (R.A.) yazarlar. Hasan ve Hüseyin’e de Hz.Hasan, Hz.Hüseyin derler.
Muaviye (başına Hz. Eklemediğim dikkatini çekmiştir) ile Hz.Ali arasındaki iktidar mücadelesidir. Bu aşamada gerisi bana göre teferruattır.

-D-
6 yaşındaydım;
-Seda aaa anne neden döktün?Diye bir çığlık attı.
-Annesi kızım onların yaptıkları yenmez ben sana sonra pişiririm..

Ben şahsen inanç konusunda tanıyabileceğin en fanatik insanlardanım. Bundan hiç şüphen olmasın.
Bugüne kadar birçok Alevi aile ile tanıştım. İlk başlarda ben de önyargılı (cahil cühela) idim. Aynı önyargı o insanlarda da vardı. Ancak durumun öyle olmadığını kısa zamanda fark ettim. Ne yalan söyleyeyim, yaptıkları yemek oldukça lezzetli idi. Hatta yaprak sarmasını sevmemi de Alevi bir aileye borçluyum.

-E-
Bu noktada Sünni bilginlere şu soruları yöneltmek gerekmektedir;
1. Tanrı peygamber bile olsa birilerinin isteğiyle sürekli görüş değiştiren ve karar veremeyen bir varlık mıdır ki elli vakti kademe kademe beşe kadar indirmiştir ?
2. Hazreti Muhammed, günlük elli vakit namazın kendi inananları için katlanılamayacak / yerine getirilemeyecek derecede zor olduğunu akıl edemeyen biri midir ki Hazreti Musa'nın akıl vermesiyle hareket etmektedir ?
3. Tanrı ve Hazreti Muhammed namaz vakitleri konusunda pazarlık mı yapmışlardır ?
4. Hazreti Musa, Tanrı ile Hazreti Muhammed arasındaki pazarlıkta aracılık mı yapmıştır ?
5. Hazreti Musa, namaz vakitleri konusunda hem Hazreti Muhammed'e hem de Tanrı'ya etkide bulunan gerçek bir belirleyici midir ?
6. Yoksa Sünni İslam'daki günlük beş vakit namaz uygulamasının kaynağı Hazreti Musa mıdır ?
7. Sünniler günde elli vakit namaz yerine beş vakit namaz kıldıkları için Hazreti Musa'ya şükran ve minnet borcu içerisinde midirler ?
8. Tanrı, günlük elli vakit namazın insanlar için güç olduğunu Hazreti Musa olmasa anlamayacak mıydı ?
4 hak mezhep içinde alevilik asla mezhep olamamıştır..Hak mezhep onayı kime ait????

Bu alıntıya dayanak Hadis’i başka yerde de duydum. Ancak daha önceden okuduklarımdan bu hadisin uydurma olduğunu da biliyorum. Zira İslam dinine zarar vermek isteyen Yahudiler kendi Peygamberlerinin (Hz.Musa), Hz.Muhammet’ten daha üstün olduğunu kendilerine has kurnazlıkla bu şekil dile getirmişlerdir. Hadisi bana söyleyen kişiyi ise maalesef ikna edememiştim. Cehalet en zor yıkılan kaledir.
Hadisin uydurma olduğunu söylüyorum ve 8 soru birden yanıtını bulmuş oluyor. Bu hadisin uydurma olması konusunda şu an için kaynak gösteremiyorum (Ali Şeraiti ya da Yaşar Nuri Öztürk’ün bir kitabında okumuşumdur).

-F-
Hz peygamberin naaşının işlemleri HZ ALİ tarafından yapılırken dışarda kılıç zoru biatlar yapılmaktadır.
Daha sonra ise ilginç ama birbirine tezat 4 tane mezhep peydah olmuştur yine ilginçtir ki bu mezhepler kardeş kardeş geçinirler ve bunlara sünni mezhepleri denilir HAK MEZHEP...AMA TEZATTIRLAR TEZATLARI YAZDIM OKUYUN ANLAYIN DİYE...
Alevilik din diyelim; derler ki delirdin mi? …
Alevilik mezheptir diyelim; bu otorite kalkar derki ne mezhebi?...
Alevilik Anadolu içinde güzel bir kültür çeşidi diyelim; …
…bizim pişirdiğimiz yenmez,guslümüz sorgulanır,Alevilik bir kültürde olamaz böylelikle... Ve bu gibi insanlar genelde saygıdan bahsederler,hatta saygı duyuyorum derler!!!!
Yahu ALLAH aşkına sünni olupta alevi biri ile ilk tanıştığınızda sorduğunuz veya içinizden geçen ilk soru nedir??? Bırakın şimdi burda sünniler oğlunun adını Ali koyarmış,Hüseyin koyarmış GİBİ SEVİMLİ CEVAPLAR VERMEYİ ALEVİLERİ BİZ ÇOK SEVERİZ DEMEYİ BIRAKIN.
Sivas da Maraş da Çorum da katliamlar yapanlar, çıkarları için zalimden taraf olup da mazlumu ezenler, kadınlara ve çocuklara kötü davranan, işkence ya da tecavüz edenlerde sizce günümüzün Yezidleri değil midir?
Bu sünni inançta kadın şeytandır beraber ibadet bile yapamazlar. Camilerde yerleri farklıdır kadınların. Sorarım namaz kılan sünni (erkek) arkadaşlar siz namaz kılarken neye yöneliyorsunuz? Diyelim önde veya arkada kadın olsa ne olur? Namazınız neden bozulur?
Kadının başı ötülür ki erkeler bakıp tahrik olmasın günahtır
Ben bunu dışardan hiç inanmayan biri olarak okusam örneğin kendime din arıyorum; ilk aklıma gelen şey şu olur ki, bu sünni erkekler uçkur peşinde ,gördüğü bir şeyden hemen tahrik olan hastalıklı tiplermiş.. kadınları kapatıp kendilerine engel olmaya çalışıyorlar..Kadın onlar için bir meta.Yolda yanında olamaz, ibadette olamaz, ama yatakta olur zaten onun için yaratılmıştır. Bu sayede de kapatılmalıdır ki kimseyi tahrik etmesin.Kadınlarda bu durumu kabul etmiş..Başıma türban takmazsam karşımdaki adam tahrik olur ve ben günah kazanırım.Camide arkamda erkek namaz kılarsa eğildikçe adam tahrik olur ben günah kazanırım.Diye sürekli ezilmiş günaha odaklanmış bir kadın topluluğu. diye düşünürüm siz ne düşünüyorsunuz?

Aleviliğin din mi, mezhep mi, kültür mü olduğuna ilişkin kafanızdaki Sünni inancı dışa vurmuşsunuz. Daha önce de yazdım. Daha Aleviler kendilerinin hangi kategoriye dahil olduğunda uzlaşamamış.
Mezhepler arasında çelişkiler varmış. Olmazsa zaten mezhepler olmaz. Basit bir şekilde anlatayım;
Çağdaş Demokratik Sistemler dörde ayrılır.
- Parlamenter Sistem (Türkiye),
- Meclis Sistemi (Ombudsman) (İsviçre)
- Yarı Başkanlık Sistemi (Fransa),
- Başkanlık Sistemi (ABD)
Bunların arasında çelişkiler vardır. Hatta başında temsili olsa bile Kraliçe bulunan İngiltere bile demokratik bir sistemdir.
Şimdi soralım bunların hangisi demokrasi diye. Cevap hepsi.
Şimdi aynı şekilde soralım bu dört mezhebin hangisi İslam’dır. Cevap hepsi.
Bu mezheplerin hiçbirisi namaz kılmayın, oruç tutmayın vs demez. Sadece şekilde bir takım farklılıklar vardır. Bu farklar ise onları İslam dışına çıkarmaz.
İbadet, kulun kul olduğu bilinci ile Allah’a yönelmesi amacı ile yaptığı her türlü meşru iştir. İbadetin en güzel olanı en temiz duygularla yapılanıdır. Allah ile arasına girecek düşünde bazındaki etkilerden dahi uzak olarak yapılabildiği ölçüde zevk verir. Kadın ile erkeğin beraber namaz kılmaması da bundandır. Şimdi bankalara bakın, hepsinde güvenlik var, kapıları kilitli, alarmlar var vs. Şimdi bütün vatandaşlar hırsız mı ki bu kadar tedbir alınıyor. Şimdi sizin mantığınızla ben olaya yaklaşsam bu ülkede herkes hırsız ki bu kadar tedbir alınmış mı demeliyim.
Her dinin kendine has kuralları, tartışılamaz postülaları vardır. Hintliye ya arkadaş hiç ineğe tapılır mı, sen de hiç akıl yok mu denir mi? Alevi birisine kardeşim tavşan etini niye yemiyorsunuz, böyle saçmalık mı olur, denir mi? Denmez. Diyen ayıp etmiş olur.
Evet, Aleviler tavşan eti yemez. İster adet gördüğü için olsun, ister Hz.Ali’nin atını ürküttüğü için olsun isterse Şamanlıktan kalma bir totem olsun, bunu sorgulamak, bundan dolayı insanları kınamak olmaz Eleştirme ya da kınama amaçlı olmadan konuştuğum bir Alevi dostum tavşanın totem olduğunu söylemişti). Aynı şekilde kadınla erkeğin bir arada namaz kılmamasına ilişkin dini hükümden dolayı da kınama ya da eleştirme olmaz. Olursa saçma olur.
İslam’da kadın hor görülmez. İkinci sınıf değildir. Geldiği dönemi inceleyin. Hz.Peygamberin sünnetine bakın. Eve geldiğinde kızının elini öpen ve ona anne diyen devrimci bir Peygamber görürsünüz.
Maraş, Çorum, Sivas olayları: Her biri ayrı bir facia. Bu olaylara iyi olmuş, oh olsun diyebilmek için insanın insanlığını kaybetmiş olması lazım. Olaylara ne kadar objektif bakabiliyorsunuz.
Maraş olaylarının bir numaralı sanığı Ökkeş Şendiler (Kenger) beraat etmiştir. Olayın provokasyon olduğu açıktır. Nedense proveke olana bakıyoruz. Proveke eden bakan yok. Proveke ettireni ise rüyada bile tahayyül etmenin imkanı yok.
Sivas olayları: Neden 35 ceset çıkan otelde 33 ölüden bahsediliyor. Başbağlar’da neyin intikamı alındı. Olaylar olurken Devlet neredeydi. BBP binasına geçerek kurtulanlardan haberiniz var mı? Varsa yoksa otel yakan yobazlar. Evet bu yobazlar var. Bu talihsiz olayları çıkaranlar var. Onların da onlara bu zemini hazırlayanların da Allah belasını versin.

-G-
… aleviliği bilmediğiniz gibi kendi mezhebinizide öğrenmediniz.Bu mezhepler nerden çıkmış? Nedir ne değildir? araştırmadınız.Şimdi ben bu 4 hak mezhebin KENDİ ARALARINDA Kİ tezatlarını yazınca da şaşırdınız ona açıklama yapmadınız beni KENDİNİZE GELİNİZ diye de ikaz ettiniz..

Erdem’e demişsiniz ama kusura bakmayın ben üzerime alındım. Dört mezhepteki tezatları siz anlatınca şaşıran falan yok. Mezhepler arasında fark olduğunu çocuklar bile bilir. Fark olmasaydı zaten mezhep olmazdı.
Mezhepler genel olarak Hadislere (Sünnetlere) dayanan görüş farklılığından kaynaklanmıştır. Tabiat boşluk kabul etmez. Doldurulur. İslam dünyası da Hz.Muhammet’in vefatı ile boşluğa düştü. Kimi dini kaygıdan, kimi iktidar mücadelesinden, kimi Müslüman olmayanların çabaları ile ayrılıklara gark oldu. Ayrılıklar daha çok kaza ve kader konusundan kaynaklandı. Ancak öyle oldu ki Allah aslında Hz.Ali’yi Peygamber yapmak istiyordu, yanlışlıkla Hz.Muhammete Peygamberlik geldi, aslında Hz.Ali Allah’tır (tövbe haşa) gibi bir çok görüş taraftar buldu.
Bu duruma son vermek için yapılan çalışmalar ile 4 hezhep kabul edildi. Ancak bu hiçbir zaman sadece 4 mezhep vardır şeklinde algılanmadı. Şiilik, Caferilik, İsmaililik gibi birçok mezhep bir şekilde kendini korudu ve bugün de taraftarları vardır.

-H-
Bu bize zorunlu verilen din derslerinde öğretilendir….müfredata aleviliğide koyalım.EE görüş sünni zihniyet olunca kitaplara komik bir alevilik ilişti.
-Alevilik Hz ALİ'Yİ sevenlerdir demekmiş vah vah
-Hz Alinin; (peygamberin) hediyesi atıda "düldül" katır olmuş müfredatta..
-Hacıbektaşi velide namaza, hacca davet eden biri olmuş.
Kılıçla biatlar var.Saltanat için öldürün katli vaciptir diyilen emirler var.Pişirdikleri yenmez,kızları alınır ama kız verilmez,hatta kız verirseniz dinden çıkarsınız gibi açıklamalar var.
…Bu sorular bu iğrenç ithamlar sünniler tarafından yapılan iftiralardır. Sİz sadece türbana takıldığınız ve türbanlılara saygı,özgürlük beklediğiniz için bunları anlamanız zor geliyor bana.

Bu ülkenin din müfredatına karşı olan o kadar çok grup var ki. Aleviler karşı, İslamcılar karşı. Abdurrahman Dilipak’ın “Bu Din Benim Dinim Değil” kitabı tamamen Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersine karşı yazılmış bir eleştiridir. Siz bize İslam ya da Alevilik yerine Sünnilik anlatılıyor derken onlar da İslam yerine Kemalizm anlatılıyor diyor. O nedenle sizi ve bunları aynı yerde kabul ediyorum.
Kılıçla biatlar var. Evet her zaman, her yerde var.
Saltanat için kardeş katli var (baba ve oğul katli de olmuştur).
Pişirdikleri yenmez var. Evet var. Ama pişirdiklerini afiyetle yiyen de var.
Kızları alınır ama kız verilmez var. Evet var. Ama Sünni kızı kabul etmeyen Alevi aileler de var.
Mum söndü iftiraları var. Evet var. Adı üstünde iftira. Akıl sahibi her insan bunu iftira kabul ediyor. Yakında Yalçın Küçük’ün bir kitabı çıkacak. Mum Söndü’nün kaynağını bir de onun kitaplarından analiz etmeye çalışın. Bu iftiranın Alevilerle bir ilgisi olmadığını kabul ediyorum. Arada sırada bazı konuşmalarda duyuyorum da. Ama çok sert bir şekille bunun iftira olduğunu, görmedikleri bir şey hakkında böyle konuştukları için büyük günaha girdiklerini de anlatıyorum. Bana düşen görev budur.

-I-
Bir arkadaşım var kendi adı ALİ ve bu arkadaşım sünni ve Erzincan doğumlu,bir gün geldi dedi ki adımı değiştireceğim.. hayırdır dedim..ya kime adım Ali desem ve Erzincanlı olduğumu söylesem..ilk söz alevimisin? deniyor..sünni olduğumu söylediğimde ise haa bizdensin yani deniyor...yani anlayacağınız bir sünni Ali var,Bir alevi Ali var..Eğer ki alevi isen onlardan olmayan Alisin....
Gelelim yezid kavramına;isim olarak değilde kullanıldığı manaya bakalım pek tabiki bu kavram; ne sünni kesimde ne alevi kesimde isim olarak kullanılmaz..Ama 6. islam halifesidir.
Yezid;sizinde dediğiniz gibi aşşağılama kelimesi olarak kullanılır..
Alevi dünyasında; babası olan Muaviyede bu aşşağılamadan nasibini almıştır ki sebebi;
Çeşitli İslam Tarihi uzmanlarınca dile getirilen ve Muaviye’nin suçlanmasına yol açan davranışlarını şu şekilde sıralamak mümkündür:


Adı Ali, Erzincan’lı. Demek ki potansiyel Alevi olduğu düşünülerek sorulmuş sen Alevi misin? Bunda ne var. Ben de aslen Artvinliyim dediğim de Gürcü müsün diyorlar. Niye rahatsız olayım ki bundan. İnsan isminden rahatsız olur mu? Anlayabilmiş değilim.
Bu arada yaptığınız alıntı Yrd.Dç.Dr.Ali Yaman’a aittir (En azından bu alıntının kaynağını belirtmiş olsaydınız o kişinin emeğine de saygı göstermiş olurdunuz). Muaviye’ye neden sempati ile bakılmadığını açıklamış. Bu konu muhtemelen akademisyenler arasında da tartışılmıştır. Bazı hususları kabul etmesem de bu şekil ilmi bir yazıya (ki muhtemelen cevap hakkı kullanamayacaktır) buradan cevap vermek doğru olmayacaktır.

Sayın Banu79, Sünniler, Alevileri böyle görüyor ya da onlar böyle bakıyor. Mezhepler çelişkilerle dolu vs yazacağınıza, size göre Alevilik nedir, ne değildir? yazarsanız daha şık olur diye düşünüyorum.

İstemeden de olsa sizin ya da bir başkasının kalbini kırdıysam şimdiden özür dilerim.

Kolay gelsin.

erdem53
07-01-2009, 04:17:48
Erdem53 korkak olmayın; kendi lügatınızı konuşturun... Prof. Dr. Ahmet İnam'ın bila tarihte yazdığı bu yazındaki geçen cümleleri basamak yapmayın... canınız hakaret etmek istedi ise karakterli olun,,, çalıntı cümlelerle karakter yapılmaz.
..............
Üstelik "'namaz 5 vakit farz diye bas bas bağırırken kulağı seste, kendisi abdestte olacak'' cümlesini sanki tam da öyle yakalanmışçasına telaş ve maharetsiz yavuz hırsız marifetiyle 'ben miyim o, ha ben miyim o, yok yok benim' diye atlayan sizsiniz.
Ne bileyim siz misiniz O? Hanginiz? Bana ne? Bana taahhüdde mi bulundunuz ki yok ben değilim diye hemen savunma ve saldırı geliştiriyorsunuz?

Bir de kalkmış;

'namaz 5 vakit farz diye bas bas bağırırken kulağı seste, kendisi abdestte olacak'' kendisini anca bu kadar özetleyebilir. demişsiniz. Açıkçası bu densizlikte değil edepsizlik artık...

Siz adamın yazısını kitap gibi alıntılamışsınız basamak olmamışta, ben okumadığınızı ispatlayan bir cümle alıntılamışım, basamak olmuş...

Siz insanların ibadetleriyle alakalı birşeyler saçmalayıp sonra da '' aa o sizmiydiniz, niye alındınız'' diyeceksiniz. Kendi ibadetleriniz size kalmış başkalarının ibadetlerine karışmayınız. Ha ben yazıyorum diyorsanız cevaplarına da katlanacaksınız. Ben istediğim saygısızlığı yaparım ama bana cevap veremezsiniz diyorsanız yanılıyorsunuz.

İletiniz; belki biraz kaba olacak ama, laf salatasından başka birşey değil. Çoğunun ne anlama geldiğini de bilmediğiniz sözcükleri sıralayıp birşeyler anlatmaya çalışmışsınız ama nafile.. Siz en iyisi alıntı yapmaya, kopyalamaya devam edin. Kimsede size karışmasın. Peki sizi kendi halinize bırakalım. buyurunuz.. Meydan sizin..

Densizlik ve edepsizlik yakıştırmalarınıza gelince; bu iki sözcüğü başkalarına yapıştıramayacak kadar kendinizde barındırmaktasınız. Lütfen edep sınırları içerisinde yazınız.

Tangör Evren
08-01-2009, 23:04:07
Kendilerini defaaten ikaz etmeme rağmen kişisel sataşmalarını hakaret ve sindirmeye kadar çıkaran bununlada yetinmeyip dinsel baskı uygulamaya çalışan erdem53 ve abdülmecid rumuzlu üyeler siteden uzaklaştırılmıştır.